54179/00;54176/00

WyrokETPCz2007-11-20ECLI:CE:ECHR:2007:1120JUD005417900

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy brak skutecznego śledztwa w sprawie śmierci bliskich w wyniku eksplozji miny oraz odmowa dostępu do sądu z powodu nadmiernych kosztów sądowych i odrzucenia wniosku o pomoc prawną naruszyły odpowiednio art. 2 i art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że nie ma dowodów na to, iż władze podłożyły minę, a pozytywne obowiązki państwa w zakresie ochrony życia zostały spełnione poprzez ostrzeganie ludności i obecność strażników wiejskich. Śledztwo w sprawie śmierci, choć nie zidentyfikowało sprawców, zostało uznane za wystarczająco skuteczne w danych okolicznościach. Natomiast odmowa pomocy prawnej przez sąd administracyjny, oparta wyłącznie na fakcie posiadania przez skarżących adwokata i bez oceny ich rzeczywistej sytuacji finansowej, w połączeniu z wysokimi kosztami sądowymi, stanowiła naruszenie prawa do dostępu do sądu.
Stan faktyczny
15 lipca 1997 roku Raif Amaç i Nurullah Okkan zginęli w wyniku eksplozji miny w pobliżu wioski Aygün w Turcji. Ich rodziny złożyły skargi, twierdząc, że mina mogła zostać podłożona przez siły bezpieczeństwa lub że państwo nie zapewniło odpowiedniej ochrony. Władze wszczęły śledztwo, które jednak nie doprowadziło do zidentyfikowania sprawców. Rodziny próbowały dochodzić odszkodowania na drodze cywilnej, ale ich wnioski o pomoc prawną zostały odrzucone, a od nich zażądano uiszczenia znacznych opłat sądowych. W rezultacie ich pozwy zostały oddalone, a odwołania odrzucone, co uniemożliwiło im dostęp do sądu.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie orzekł: 1. Połączenie skarg. 2. Dopuszczalność skarg. 3. Brak naruszenia art. 2 Konwencji. 4. Naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   AMAÇ VE OKKAN - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 54179/00 ve 54176/00)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Kasım 2007   Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek   olup ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine 22 Temmuz 1999 tarihinde Temel Đnsan Hakları ve   Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi   uyarınca iki baꢀvuru yapılmıꢀtır.   On iki T.C. vatandaꢀı Kamile, Ümmettin, Đnan, Asiye, Mültezim, Cindi, Sakin, Besra, Veli,   Zülfi, Murat, Sadi Amaç ve tüm Amaç ailesi adına 54179/00 baꢀvuru numarası ile baꢀvuru   yapılmıꢀtır. Baꢀvuranlar sırasıyla 1949, 1970, 1972, 1976, 1976, 1978, 1980, 1982, 1984,   1987, 1989 ve 1991 doğumludur.   Altı T.C. vatandaꢀı Kıfaye, Cahit, Bilen, Đkram, Müyesser ve Haꢀim ve tüm Okkan ailesi   adına 54176/00 baꢀvuru numarası ile baꢀvuru yapılmıꢀtır. Baꢀvuranlar sırasıyla 1974, 1990,   1992, 1994, 1995 ve 1997 doğumludur.   Baꢀvuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi önünde (AĐHM) Diyarbakır barosu   avukatlarından S. Tanrıkulu tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢀULLARI   Baꢀvuranların hepsi Diyarbakır’da ikamet etmektedir. 54179/00 numaralı baꢀvuru Diyarbakır   ili Kulp ilçesine bağlı Aygün köyü yakınlarına döꢀenen mayının patlaması sonucu 15   Temmuz 1997 tarihinde ölen Raif Amaç’ın eꢀi ve çocukları tarafından yapılmıꢀtır.   54176/00 numaralı baꢀvuru ise aynı kazada ölen köy korucusu Nurullah Okkan’ın eꢀi ve   çocukları tarafından yapılmıꢀtır.   Temmuz 1997 tarihinde Raif Amaç, Nurullah Okkan ve diğer köylüler evlerine traktör ile   gidip gelmekteydiler; meydana gelen patlamanın hemen ardından jandarma ekipleri olay   yerine gelmiꢀ, yaralı yedi kiꢀi helikopterle Diyarbakır askeri hastanesine götürülerek tedavi   altına alınmıꢀtır. Jandarmalar olay yerinin krokisini çizerek olay yeri tutanağı hazırlamıꢀlar,   bomba parçalarını incelemeye almıꢀlar ve görgü tanıklarının ifadelerine baꢀvurmuꢀlardır.   Jandarma tarafından hazırlanan tutanağa göre mayın düzeneği mutfak tipi gaz kullanılarak   hazırlanmıꢀtır.   Kulp Cumhuriyet Savcısı resmi bir soruꢀturma baꢀlatmıꢀtır. Aynı gün Raif Amaç için otopsi   düzenlenmiꢀ, hazırlanan otopsi raporunda adı geçenin ölüm nedeninin dıꢀ etkenlere bağlı   yaralanmalardan ve kanamadan ileri geldiği belirtilmiꢀtir.   Dosya Nurullah Okkan adına düzenlenmiꢀ bir otopsi raporunu içermemektedir.   Savcı, 1997 Ağustos ayında birçok görgü tanığını dinlemiꢀtir.   Eylül 1997 tarihinde Kulp Cumhuriyet Savcısı Raif Amaç’ın ölümüyle ilgili olarak   meydana gelen olaylarda terör bağlantısı olduğuna itibar ederek ratione materia bakımından   yetkisizlik kararı vermiꢀ ve dosyayı Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM)   Cumhuriyet Savcısı’na göndermiꢀtir.   Ekim 1997 tarihinde DGM Savcısı da benzer kararı Nurullah Okkan’ın ölümü hakkında   vermiꢀtir.   Diyarbakır DGM Savcısı bu davaların birleꢀtirilmesine karar vermiꢀtir.   Amaç ailesi 7 Haziran 1998 tarihinde Đçiꢀleri Bakanlığı’na yazmıꢀ oldukları mektupla yirmi   dört milyar TL maddi, yirmi dört milyar TL manevi tazminat talebinde bulunmuꢀtur (kırk   sekiz milyar TL o dönemde yaklaꢀık 192.000 USD’ye karꢀılık gelmektedir; asgari ücret ise   35.437.500 TL ve yaklaꢀık 140 USD’dir).   Đdare tarafından hiçbir yanıt alamayan Amaç ailesi aynı miktarlar için Diyarbakır Đdare   Mahkemesi’nde (Mahkeme) tam yargı davası açmıꢀlardır. Adli yardım talebi de buna dahildir.   Okkan ailesi de sözü edilen miktarların yarısı tutarındaki tazminat talebiyle aynı davayı   açmıꢀtır.   Mahkeme 22 Ekim 1998 tarihinde adli yardım talebini reddetmiꢀ, gerekçe olarak ise Danıꢀtay   yerleꢀik içtihadına göre bir avukat aracılığıyla temsil edilen bir baꢀvuranın ödeme   kabiliyetinin olmadığını ileri süremeyeceğini ifade etmiꢀtir.   Mahkeme 9 Kasım 1998 tarihinde Amaç ailesine otuz gün içinde 432 milyon TL tutarındaki   yargı giderini ödemesi çağrısında bulunmuꢀtur (bu miktar yaklaꢀık 880 USD’dir ve o   dönemde asgari ücret 190 USD’dir).   Mahkeme 4 ꢁubat 1999 tarihinde çağrısını yinelemiꢀ, baꢀvuranlar 8 Mart 1999 tarihinde   yazmıꢀ oldukları bir yazıyla bu miktarları ödeyecek maddi durumlarının olmadığını   belirtmiꢀler ve AĐHS’nin 6. maddesine atıfta bulunarak Mahkemenin reddettiği adli yardım   talebini yeniden incelemesini istemiꢀlerdir.   Mahkeme 16 Nisan 1999 tarihinde davanın açılmamıꢀ sayılması kararını vermiꢀtir.   Baꢀvuranlar 24 Mayıs 1999 tarihinde temyize gitmiꢀlerdir. Danıꢀtay 19 Haziran 2001’de   temyiz, 12 Haziran 2002’de ise tashih baꢀvurusunu reddetmiꢀtir.   Bu arada, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı çeꢀitli tarihlerde güvenlik güçlerinden ölüm olayı   zaman aꢀımına uğrayana dek çalıꢀmalarını sürdürmelerini ve üç aylık raporlarını   hazırlamalarını talep etmiꢀtir. Düzenlenen kimi belgeler eylemin yasadıꢀı terör örgütü PKK   tarafından yapıldığı sonucuna götürmektedir. Bazı raporlarda ise PKK üyelerinin   sorgulamalarında bu davayı açığa kavuꢀturacak bilgiler vermediği bilgisi Cumhuriyet   Savcısı’na sunulmaktadır.   Baꢀvuranların talepleri üzerine Cumhuriyet Savcısı 14 Ocak ve 20 Temmuz 1999 tarihlerinde   mayının infilak etmesine iliꢀkin hiçbir failin bulunamadığı ve ceza soruꢀturmasının halen   devam ettiği bilgisini vermiꢀtir. Nisan 2006’da soruꢀturma dosyası halen Savcı önünde   bulunmaktaydı.   Belirtilmeyen bir tarihte yetkililer Kifaye Okkan adına Sosyal Yardımlaꢀma ve Dayanıꢀma   Fonu’ndan aylık bağlanması önerisini getirmiꢀler fakat adı geçen bu öneriyi reddetmiꢀtir.   Baꢀvuranlar belirtilmeyen bir tarihte iç hukuktaki mahkemeler nezdinde 27 Temmuz 2004   tarihinde yürürlüğe giren 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların   Karꢀılanması Hakkındaki Kanun’a istinaden tazminat talebinde bulunmuꢀlardır.   ꢀĐKAYETLER   AĐHS’nin 2. maddesini ileri süren baꢀvuranlar yakınlarının ölümüne yol açan mayının   güvenlik güçleri tarafından döꢀenmiꢀ olabileceğini iddia etmekte, bu ꢀekilde gerçekleꢀmese   bile yakınlarının hayatını kaybettiği yol üzerinde gerekli güvenlik önlemlerinin alınmasını   sağlamayan Devletin üzerine düꢀen sorumluluğu yerine getirmediğini öne sürmektedirler.   Baꢀvuranlar son olarak yetkililerin mayını yola döꢀeyen ve ꢀu ana dek cezasız kalan kiꢀilerin   kimliklerinin tespitini sağlayacak etkili bir soruꢀturma yürütmediklerinden ꢀikayetçi   olmaktadır.   AĐHS’nin 6/1. maddesine atıfta bulunan baꢀvuranlar yetkili bir mahkeme karꢀısına çıkma   hakkından yoksun bırakıldıklarını, adli yardım taleplerinin Diyarbakır idare mahkemesi   tarafından reddedilmesi doğrultusunda aꢀırı miktardaki yargı giderleri nedeniyle tazminat   davası açamadıklarını ve baꢀvurularının takipten kalktığını iddia etmektedirler.   HUKUK   I. DAVALARIN BĐRLEꢀTĐRĐLMESĐ   Davaların olaylar ve esas bakımından benzer sorunları ortaya koyduğu dikkate alındığında   AĐHM bunların birleꢀtirilerek tek bir baꢀvuru altında incelenmesine karar vermiꢀtir.   II. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐĞE DAĐR   Hükümet, Đdare mahkemesinin davanın esası hakkındaki mütalaasını tamamlamadığı halde   AĐHM’ye baꢀvuran baꢀvuranlar nedeniyle iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında   bulunmaktadır. Baꢀvuranlar 16 Nisan 1999 tarihli kararın ardından yeni bir dava açma   olanağına sahipti.   Hükümet 54176/00 numaralı baꢀvuru ile ilgili olarak AĐHM’nin Đçyer-Türkiye kararındaki   içtihadından hareketle 5223 sayılı Kanun’a istinaden tazminat talebinde bulunulması ıꢀığında   baꢀvurunun reddedilmesi gerektiğini savunmaktadır.   Baꢀvuranlar bu konuda görüꢀ bildirmemiꢀlerdir.   AĐHM Hükümetin argümanının 6. maddeye dair ꢀikayetin davanın esasına olmayıp özü   itibariyle bir mahkemeye eriꢀim sözkonusu olduğunda kabul göreceğini ifade etmektedir. 6/1.   madde herkesin medeni haklar ve yükümlülüklerinden ileri gelen her türlü itirazının yetkili bir   mahkeme karꢀısında tanınması hakkını güvence altına almaktadır. Bu «mahkemeye baꢀvuru   hakkı» medeni hak açısından bir mahkemeye eriꢀim hakkının sadece bir yanını oluꢀturur.   Bunun yanı sıra, 6. maddenin 1. paragrafında yer alan diğer güvencelerden de yararlanma   olanağını tanıyan bir yanı da mevcuttur. Hakkaniyete uygun, açık ve ivedi olma koꢀulu   yargılamanın yokluğunda bir yarar sağlamamaktadır. Zira medeni hak açısından hukukun   üstünlüğü ilkesi mahkemelere eriꢀim hakkı olmadan tahayyül edilemez (Bkz. Kreuz-Polonya   kararı, no: 28249/95).   2. madde sözkonusu olduğunda yapılan itirazın daha olumlu değerlendirilmesi mümkün   olamamaktadır; AĐHM’nin birçok defa dile getirdiği üzere, ölümle sonuçlanan hallerde failin   tespitini ve sorumluların cezalandırılması sağlayacak bir soruꢀturmanın yürütülmesi   yükümlülüğü basit bir tazminata hükmedilmesi ile giderilemez (Bkz. Kamer Demir vd.-   Türkiye kararı, no: 41335/98, 19 Ekim 2006). Mademki bahse konu Đçyer kararındaki – ki bu   kararda terörist eylemlerin meydana geldiği bölgede kalan mülkiyet hakkından yararlanmanın   yasak olduğu temel itirazı yer almaktadır – koꢀullarla benzerlikler taꢀımıyor, 54176/00   numaralı baꢀvuruda yapılan itirazın bu bağlamda değerlendirilmesi gerekmektedir.   Bu nedenle Hükümetin itirazı reddedilmektedir.   Tarafların sunmuꢀ oldukları görüꢀler ıꢀığında AĐHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca baꢀvurunun   dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca kabuledilemezliğe dair hiçbir gerekçe   tespit etmemiꢀtir. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.   III. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuranlar yakınlarının ölümüne yol açan mayının yetkililer tarafından yerleꢀtirilmiꢀ   olabileceğini iddia etmekte, ayrıca güvenliklerinin sağlanmadığını öne sürmektedirler.   Baꢀvuranlar son olarak ceza soruꢀturmasının tamamlanmadığından yakınmakta ve bu   bağlamda AĐHS’nin 2. maddesine göndermede bulunmaktadır.   Hükümet bu iddiaya karꢀı çıkmakta, yola yerleꢀtirilen mayının mutfaklarda kullanılan gazın   bir ꢀiꢀeye yerleꢀtirilerek imal edilen ve PKK’nın baꢀvurduğu bir yöntem olduğunu   savunmaktadır. Kaza yetkililerin savunma amaçlı mayınla koruma sağlayabilecekleri güvenlik   bölgesinde değil, karayolu üzerinde meydana gelmiꢀtir. Hükümet son olarak, yetkili   makamların benzer bir tehlike karꢀısında bölge sakinlerini uyardıklarını belirtmektedir. Bu   nedenledir ki otuz kadar kiꢀinin önündeki bir grup aynı yolu yaya olarak geçmiꢀtir. Bu   insanlar yolun güvenli olduğunu haber etmiꢀlerdir. Ayrıca yolu kontrol etmek için traktör   önünde giden yedi sekiz kiꢀilik bir köy korucusu da vardı. Yetkili merciler bu tür bir kazanın   önüne geçmek için gerekli bütün tedbirleri almıꢀlardır.   A. Maddi bakımdan   AĐHM dava dosyasında yer alan belgeler ve özellikle Hükümetin etkili adli soruꢀturmalara   iliꢀkin sunmuꢀ olduğu unsurlar ve taraflarca sunulan görüꢀler ıꢀığında ortaya çıkan sorunları   ele alacaktır.   2. madde AĐHS’nin öncelikli maddeleri arasında yer alır ve Avrupa Konseyi’ni ꢀekillendiren   demokratik toplumların temel değerlerinden birini teꢀkil eder. 2. maddenin güvencesi   altındaki bu korumanın önemine vakıf AĐHM yaꢀam hakkına yönelik ꢀikayetleri büyük bir   titizlikle ele alarak görüꢀünü bu çerçevede oluꢀturacaktır (Bkz. Fatma Kaçar-Türkiye kararı,   no: 35838/97, 15 Temmuz 2005).   Baꢀvuranların yakınları yola yerleꢀtirilen ve mutfak gazından yapıldığı sanılan bir mayının   patlaması sonucu yaꢀamlarını yitirmiꢀlerdir. Kaza terörist eylemlerin yaꢀandığı bir bölgede   meydana gelmiꢀtir.   AĐHM, davanın koꢀulları ve sunulan delilleri dikkate aldığında yetkililerin yola mayın   döꢀediği iddiasının güvenilir emarelerden çok varsayımların ve spekülasyonların ötesine   geçemediğini kaydetmektedir (Bkz. örneğin mutatis mutandis, Hamiyet Kaplan vd.-Türkiye   kararı, no: 36749/97, 13 Eylül 2005).   AĐHS’nin 2/1. maddesinin ilk cümlesi Devlet’i yalnızca istemli ve illegal ölüme sebebiyet   vermekten kaçınmayı değil aynı zamanda, iç hukuki düzende kendi yargısına tabi kiꢀilerin   yaꢀam haklarının korunması için gerekli önlemleri almayı da zorunlu kılmaktadır (Bkz.   Osman-Birleꢀik Krallık kararı, 28 Ekim 1998).   AĐHM, Hükümetin bölge halkının olası tehlikelere karꢀı uyarıldığı görüꢀünü teyit eder ꢀekilde   köylülerin sıklıkla ve temkinle bu yolu kullandıklarını gözlemlemektedir. Đlk grup yaya olarak   gitmiꢀ ve köylülere yolun güvenli olduğunu söylemiꢀtir. Köylüler bunun üzerine köy   korucularıyla -Devletin görevlendirdiği kiꢀilerdir- birlikte traktörle ve yaya olarak   geçmiꢀlerdir ki, bu nokta da bir kez daha yolun güvenli olduğunun kanıtıdır (köy   korucularının görevleri hakkında, bkz. Đhsan Bilgin-Türkiye kararı, no: 40073/98, 27 Temmuz   2006).   Bireyin korunması için önleyici nitelikte birtakım pratik önlemler alma pozitif yükümlülüğü   yetkili makamlara katlanılmaz veya aꢀırı bir yük getirmeyecek ꢀekilde yorumlanmalıdır. Zira   yaꢀama yönelik her türlü tehdit yetkili makamları bu tehdidin gerçekleꢀmesine engel olmak   için AĐHS açısından somut önlemler almak zorunda bırakmamaktadır (Bkz. mutatis mutandis,   Tanrıbilir-Türkiye kararı, no: 21422/93). Yetkili makamların bölge sakinlerini tehlikeden   haberdar etmeleri ve köy korucuları tarafından alınan tedbirler sözü edilen yükümlülük   bakımından dava koꢀullarında yeterli sayılmaktadır.   AĐHM mevcut baꢀvuruda yetkililerin mayınlardan arındıracağı ve bölgeye giriꢀin   engellenmesini gerektirecek özel bir alanın bulunmadığını gözlemlemektedir (Bkz. mutatis   mutandis Hatice Evcil-Türkiye kararı, no: 6260/99, 6 Nisan 2004).   AĐHM, baꢀvuranların yakınlarının yaꢀamlarını yitirdiği üzüntü verici bu kazanın meydana   gelmesinde Devlete yüklenebilecek hiçbir sorumluluğun olmadığını kaydetmektedir.   AĐHS’nin 2. maddesi bu bakımdan ihlal edilmemiꢀtir.   AĐHM bununla birlikte, ulusal hukukta genel anlamıyla objektif yükümlülüklere iliꢀkin   benimsenen hükümlerin benzer ꢀartlarda hayatlarını kaybeden mağdur yakınlarının dile   getirecekleri tazminat talepleri karꢀısında Devletin yükümlülüğünü ortadan kaldıran bir sonuç   ꢀeklinde yorumlanmaması gerektiğine itibar etmektedir.   B. Usul bakımından   Baꢀvuranlar yetkililerin mayını yerleꢀtiren kiꢀilerin kimliklerinin tespit edilmesini sağlayacak   etkili bir soruꢀturmayı sürdürmediklerinden ve bu kiꢀilerin ꢀimdiye kadar cezasız kalmasından   yakınmaktadırlar.   Hükümet usul bakımından yükümlülüklerin yerine getirilip getirilmediğinin belirlenmesi için   bir sonuç elde etmenin ꢀart olmadığını savunmaktadır. Hükümete göre zanlıların tespitine   götürecek her türlü yöntem kullanılmıꢀtır.   AĐHM, yaꢀam hakkının korunması yükümlülüğünün bir kiꢀi hayatını kaybettiğinde resmi bir   soruꢀturmanın baꢀlatılmasını zorunlu kıldığını hatırlatır. Böyle bir soruꢀturmanın asıl amacı   bu hakkın güvence altına aldığı yasaların etkili bir ꢀekilde uygulanmasını sağlamaktır. Bu   amaçların gerçekleꢀtirilmesine olanak tanıyan hangi tür soruꢀturma yöntemi olursa olsun,   mağdur yakınları olmasa da yetkililer dikkatlerine sunulan bir durumu resen incelemek   durumundadır (Bkz. Paul ve Audrey Edwards-Birleꢀik Krallık kararı, no: 46477/99).   Ölüm olayı ile ilgili yürütülen bir soruꢀturmanın etkili sayılabilmesi sorumluların   kimliklerinin tespit edilmesine ve cezalandırılmasına bağlıdır. Bu noktada izlenen   yöntemlerin sonucu değil, bunlara nasıl ulaꢀıldığı önemlidir; yetkililer olaya iliꢀkin elde   edilen delillere makul eriꢀimin sağlanması için gerekli önlemleri almak durumundadır (Bkz.   Yaꢀaroğlu-Türkiye kararı no: 45900/99, 20 Haziran 2006).   AĐHM yetkili mercilerin- önce jandarmaların sonra savcının- kazanın meydana geldiği gün   hemen olay yerine intikal ettiklerini not etmektedir. Olayın nasıl meydana geldiğinin   varsayımsal olarak değerlendirilmesi açısından olay yeri krokisi çizilmiꢀ ve olay yeri tutanağı   hazırlanmıꢀ, bomba parçaları toplanmıꢀ, görgü tanıkları dinlenilmiꢀ ve Raif Amaç’ın ölüm   kaynağının tespiti için otopsi gerçekleꢀtirilmiꢀtir.   Yetkililer davanın aydınlanması için gerekli tüm tedbirleri almıꢀ görünmektedir.   Soruꢀturma ön inceleme aꢀamasının ötesindedir. Yetkililer faili bilinmese de terörist bir   örgütle ilgili inceleme baꢀlatmıꢀlardır. Güvenlik güçleri cinayet davası zamanaꢀımına   uğrayıncaya dek üçlü raporlarını tamamlamayı sürdürmüꢀlerdir.   AĐHM ayrıca, soruꢀturmanın etkinliğine iliꢀkin asgari kriteri karꢀılayan incelemenin   niteliğinin ve derecesinin davanın koꢀullarına bağlı olduğu düꢀüncesindedir. Bu koꢀullar ilgili   olguların tümü temelinde ve soruꢀturma çalıꢀmalarının uygulamadaki gerçeklerine bakılarak   değerlendirilir. Ortaya çıkabilecek durumların çeꢀitliliğini, yalnızca soruꢀturmaya iliꢀkin   iꢀlemler listesine veya basitleꢀtirilmiꢀ diğer kıstaslara indirgemek mümkün değildir (Bkz.   diğerleri arasında, sözü edilen Fatma Kaçar kararı).   Baꢀvuranlar açısından bakıldığında ise, adı geçenler soruꢀturmanın failin kim olduğunun   bulunmasına yetmediği iddiasını öne sürmekle yetinmiꢀlerdir. AĐHM soruꢀturmanın   etkinliğinde ortaya çıkan ve yetkililere yüklenilebilecek bir boꢀluğun oluꢀtuğu yorumunu   getirememektedir.   Dava dosyası Kıfaye Okkan için düzenlenen otopsi raporunu içermemektedir. Taraflar adı   geçenin varlığını da yokluğunu da dile getirmemiꢀtir. Sonuç itibariyle AĐHM bu husus   üzerinde durmayacaktır.   AĐHM, soruꢀturma dosyasında yer alan unsurlar ve taraflarca soruꢀturma hakkında sunulan   bilgiler ıꢀığında, katil zanlısı ve/veya zanlılarının kimliklerinin tespit edilememesinde   baꢀvuranların yakınlarının öldürülmesi olayını çevreleyen koꢀullarda yetkililerin etkisiz ve   pasif kaldıkları sonucuna varılamayacağını kaydetmektedir (Bkz. mutatis mutandis   Sabuktekin-Türkiye kararı, no: 27243/95).   Bu nedenle AĐHS’nin 2. maddesi usul bakımından ihlal edilmemiꢀtir.   IV. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuranlar maddi durumlarının iyi olmaması sebebiyle yargı sürecine değin giderlerin   aꢀırılığından yakınmakta ve adli yardım taleplerinin Đdare mahkemesi tarafından reddedilmesi   ile bir mahkemeye eriꢀim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedirler. Baꢀvuranlar bu   çerçevede AĐHS’nin 6/1. maddesine atıfta bulunmaktadır.   Hükümet bu iddiaya karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM yargılama giderlerinin baꢀvuranın ödeme kabiliyeti ve sözkonusu kısıtlamanın   yapıldığı süreç aꢀaması da dahil davanın özel koꢀulları ıꢀığında değerlendirildiğini hatırlatarak   bu unsurların ilgilinin mahkemeye eriꢀim hakkından yararlanıp yararlanamadığının   saptanması açısından belirleyici faktörler olduğunu eklemektedir (Bkz. sözü edilen Bakan   kararı).   Mevcut baꢀvuruda, baꢀvuranlar yaklaꢀık 880 USD tutarında yargı masrafı yapmıꢀlardır.   Baꢀvuranlar tarafından yaklaꢀık 192.000 USD tazminat talep edildiği dikkate alındığında bu   miktarın aꢀırı olduğu söylenemez. Bununla birlikte, yakınlarının ölümüyle bir gelirden yoksun   kalan baꢀvuranlar için olayların meydana geldiği dönemdeki uygulamayla en az dört asgari   ücret tutarındaki bu miktar kayda değer bir rakamdır.   Đdari mahkeme adli yardım talebini reddetme gerekçesi olarak bir avukat aracılığıyla temsil   edilen baꢀvuranların yargı gider ve masraflarını ödemelerinin olanaksız oluꢀunu ileri   süremeyeceklerini kaydetmiꢀtir. Mahkeme bu argümana dayanarak Danıꢀtay’ın yerleꢀik   içtihadına atıfta bulunmuꢀtur.   AĐHM nezdinde Đdare mahkemesinin kararı bu noktada yerinde alınmıꢀ bir karar değildir. Bu   hüküm ile avukat bulundurma hakkından yararlanma gibi basit bir hususa dayanarak   baꢀvuranların yeterli kaynaklara sahip olduğu varsayılmıꢀ, ilgililerin gerçek mali durumu   dikkate alınmaksızın bir değerlendirme yapılmıꢀtır (Bkz. sözü edilen Bakan kararı).   Adli yardım talebinin reddedilmesi kararının baꢀvuranları davalarının bir mahkemede   görülmesi olanağından tümüyle yoksun bıraktığını belirtmek gerekir. Ayrıca bu tür bir   kısıtlama ilk derece mahkemesi önündeki sürecin öncesinde getirilmiꢀtir. Benzer bir karar   itiraza ve temyize elveriꢀli değildir (Bkz. sözü edilen Bakan kararı).   AĐHM bu baꢀvuruya benzer koꢀullardaki davaları incelediğini hatırlatır (Bkz. sözü edilen   Bakan kararı ve Mehmet ve Suna Yiğit-Türkiye kararı, no: 52658/99, 17 Temmuz 2007).   AĐHM daha önce almıꢀ olduğu bu sonuçlardan ayrı tutulmasını gerektirecek hiçbir unsurun ve   argümanın yer almadığını gözlemlemekte ve AĐHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiği   sonucuna varmaktadır.   V. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASINA ĐLĐꢀKĐN   AĐHS’nin 41. maddesine göre “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve Protokollerinin ihlal edildiğine   karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi   edebiliyorsa, AĐHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil   tatminine hükmeder.”   AĐHM sekreteryasından bildirildiği halde baꢀvuranlar adil tatmine değin hiçbir görüꢀ   bildirmemiꢀtir. Baꢀvuranlar tazminat ve yargı giderleri için bir tutar dile getirmemiꢀlerdir.   AĐHM sonuç itibariyle, 60/2. ve Đçtüzüğünün 3. maddesine uygun olarak adil tatmin baꢀlığı   altında bir ödeme yapılmasını gerekli görmemektedir (Bkz. Mehdi Zana-Türkiye kararı, no:   29851/96, 26 Mart 2001).   AĐHM, AĐHS’nin 6/1. maddesi ile güvence altına alınan bir mahkemeye eriꢀim hakkının ihlal   edilmesinde, prensip olarak en uygun tazminin baꢀvuranların talepleri doğrultusunda   davalarının zamanında yeniden görülmesini sağlamak olduğunu hatırlatır (Bkz. aynı anlamda   sözü edilen Mehmet ve Suna Yiğit kararı).   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvuruların birleꢀtirilmesine;   2. Baꢀvuruların kabuledilebilir olduğuna;   3. AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edilmediğine;   4. AĐHS’nin 6 / 1. maddesinin ihlal edildiğine;   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 / 2. ve 3. maddelerine   uygun olarak 20 Kasım 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   9

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 16.07.2026. · Źródło