54275/00

WyrokETPCz2005-09-20ECLI:CE:ECHR:2005:0920JUD005427500

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy obecność sędziego wojskowego w składzie sądu bezpieczeństwa państwa narusza prawo do niezawisłego i bezstronnego sądu z art. 6 ust. 1 Konwencji, oraz czy przewlekłość postępowania karnego trwającego ponad jedenaście lat narusza prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał stwierdził, że obecność sędziego wojskowego w składzie Państwowego Sądu Bezpieczeństwa (DGM) budzi obiektywnie uzasadnione wątpliwości co do jego bezstronności i niezawisłości, naruszając tym samym art. 6 ust. 1 Konwencji. Trybunał podkreślił, że w sprawach dotyczących przestępstw przeciwko państwu, obawy skarżącego przed stronniczością sądu są zrozumiałe. Dodatkowo, Trybunał uznał, że postępowanie karne, które trwało jedenaście lat i pięć miesięcy przez pięć instancji, było nadmiernie długie i nie spełniało wymogu rozsądnego terminu z art. 6 ust. 1 Konwencji, biorąc pod uwagę złożoność sprawy, zachowanie skarżącego i władz.
Stan faktyczny
Skarżący, Hasan Aytan, został aresztowany 21 stycznia 1988 roku pod zarzutem przynależności do zbrojnej grupy i kradzieży broni. Został oskarżony przed Państwowym Sądem Bezpieczeństwa (DGM) w Stambule, w skład którego wchodził sędzia wojskowy. Postępowanie karne trwało ponad jedenaście lat, obejmując wielokrotne wyroki i apelacje, zanim wyrok skazujący na dziesięć lat więzienia został ostatecznie utrzymany 21 czerwca 1999 roku.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę za dopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   AYTAN - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no:54275/00)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   EYLÜL 2005   İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde   kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 54275/00 başvuru no’lu davanın nedeni,   Türk vatandaşı Hasan Aytan’ın (Başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) 14   Aralık 1999 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesi’nin (AİHS)   34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından   M.A. Kırdök tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   Başvuran 1963 doğumlu olup İstanbul’da ikamet etmektedir.   Ocak 1988 tarihinde orduya ait silah ve araçlarını çalan silahlı bir çete (TKPML-   TİKKO) üyesi olmasından şüphelenilen başvuran yakalanmıştır. Başvuran 12 Şubat’ta   tutuklanmıştır.   Başvuran 16 Mart 1988 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM)   önünde Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 168§2 maddesi gereğince silahlı çeteye yardım   yapmakla suçlanmıştır. Başvuranın dosyası, TKPML-TİKKO faaliyetleri çerçevesinde   sözkonusu hırsızlık suçunu ve başka suçları işleyen diğer sekiz sanık aleyhinde başlatılan usul   işlemleriyle birleştirilmiştir. Başvuranın geri kalan usul işlemlerinden dosyasının ayrılmasına   ilişkin talebi reddedilmiştir.   Başvuran 6 Kasım 1989 tarihinde serbest bırakılmıştır.   Başvuran ve avukatı, 9 Mayıs 1988 ve 2 Kasım 1992 tarihlerinde yapılan duruşmalar   sırasında iki kez savunmalarını yapmışlardır.   DGM, 20 Ocak 1994 tarihli kararla başvuranı on yıl hapis ve 3 yıl kamu hizmetinden   men edilme cezasına çarptırmıştır.   Başvuran ve diğer hükümlüler kararın temyizine gitmişlerdir.   Yargıtay 1 Aralık 1994 tarihinde, bazı sanıkların nüfus kayıtlarının eksik olduğu   gerekçesiyle DGM’nin kararını bozmuş ve davayı geri göndermiştir.   Mart 1996 tarihinde DGM, sözkonusu eksiklikleri tamamlayarak, kamu   hizmetinden men etme cezasıyla beraber başvuran hakkında verilen cezayı onamıştır.   Başvuran yeniden temyiz başvurusunda bulunmuştur.   Mart 1998 tarihinde Yargıtay, kamu hizmetinden men etme cezasının kanuna aykırı   olduğu gerekçesiyle ilk derece mahkemesinde verilen kararı bozmuştur.   DGM, 10 Aralık 1998 tarihinde, başvuranı on yıl hapis ve üç yıl kamu hizmetinden   men cezasına çarptırmıştır.   Başvuranın temyiz başvurusu üzerine Yargıtay, 21 Haziran 1999 tarihli kararla bu son   kararı onamıştır.   I. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuran, kendisini mahkum eden DGM’nin, bünyesinde bir askeri hakim   bulundurması nedeniyle, kendisine hakkaniyete uygun yargılamayı garanti eden “tarafsız ve   bağımsız bir mahkeme” olamayacağını iddia etmektedir.   Başvuran ayrıca yargılama süresinin “makul süre” ilkesini tanımadığını iddia ederek   AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.   A. Kabul edilebilirlik hakkında   AİHM, şikayetlerin AİHS’nin 35§3 maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun   olmadıklarını saptamakta ve ayrıca, şikayetlerin hiçbirinin kabul edilemezlik gerekçesiyle ters   düşmediğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla şikayetleri kabul edilebilir ilan etmek uygun   olacaktır.   B. Esas hakkında   1. DGM’nin tarafsız ve bağımsız olması hakkında   AİHM, bu durumda ortaya çıkan sorunlara benzer sorunları birçok kez irdelemiş   AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (Bkz. 7 Kasım 2002 tarihli Özel-   Türkiye kararı, no: 42739/98, §§33-34 ve 10 Temmuz 2001 tarihli Özdemir-Türkiye kararı,   no: 59659/00, §§35-36).   AİHM, mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in, sözkonusu durumu farklı bir sonuca   ulaştırabilecek ne bir olay ne de bir delil sunduğuna kanaat getirmektedir. AİHM, TCK’nın   öngördüğü ve cezalandırdığı suçlardan DGM önüne çıkarılan başvuranın, aralarında askeri   hakimin de bulunduğu mahkeme heyeti önüne çıkmaktan çekinmesinin anlayışla   karşılanacağını saptamaktadır. Bu nedenden dolayı, başvuran, DGM’nin bu türden davalara   ters düşen değerlendirmelerle haksız yere yönlendirilmelerine izin vermesinden haklı olarak   çekinmektedir. Böylece, bu mahkemenin tarafsızlığı ve bağımsızlığı hakkında başvuran   tarafından duyulan şüphelerin objektif olarak kanıtlandığı düşünülebilir (9 Haziran 1998   tarihli Incal- Türkiye kararı, 1998-IV, s. 1573, §72 in fine).   AİHM, başvuranı yargılayıp mahkum ettiği sırada, DGM’nin, 6§1 maddesi uyarınca   tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmadığı sonucuna varmaktadır.   2. Cezai usul işlemlerinin süresi hakkında   Değerlendirilmeye alınması gereken dönem, 21 Ocak 1988 tarihinde başlamış ve 21   Haziran 1999 tarihinde sona ermiştir. Dolayısıyla cezai yargılama beş mahkeme için on bir yıl   beş ay sürmüştür.   AİHM, yargılama süresinin makul yönünün, içtihadının yer verdiği kriterler, özellikle   davanın karmaşıklığı, başvuranın ve yetkili mercilerin tutumu gözönünde bulundurularak   değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasında, Pelissier ve Sassi-Fransa, no:   25444/94, § 67, 1999-II).   AİHM, bu durumda ortaya çıkan sorunlara benzer sorunları birçok kez irdelemiş   AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (Bkz. sözüedilen Pélissier ve Sassi).   AİHM, kendisine sunulan bütün unsurları inceledikten sonra Hükümet’in, sözkonusu   durumu farklı bir sonuca ulaştırabilecek ne bir olay ne de bir delil sunduğuna kanaat   getirmektedir. AİHM konuya ilişkin içtihadı gözönüne alarak, bu durumda ihtilaf konusu   teşkil eden yargılama süresinin ölçüsüz olduğuna ve “makul süre” zorunluluğuna cevap   vermediğine kanaat getirmektedir.   Dolayısıyla 6§1 maddesi ihlal edilmiştir.   II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Başvuran 15 Mart 2002 tarihinde, kendisine iletilen yazıda adil tazmin talebinde   bulunmaya davet edildiği halde bunu yapmamıştır. Buradan yola çıkarak, başvuran esas   hakkındaki görüşlerini sunması için kendisine tanınan süre içinde iddialarını ortaya   koymadığından dolayı, AİHM bu maksatla kendisine herhangi bir ödemenin yapılmasına   gerek olmadığına kanaat getirmektedir (Willekens-Belçika, no: 50859/99, § 27, 24 Nisan 2003   ve Roobaert-Belçika, no: 52231/99, § 24, 29 Temmuz 2004).   AİHM için bu durumda olduğu gibi bir kimse, AİHS’nin gerekli kıldığı tarafsız ve   bağımsız olma koşullarını yerine getirmeyen bir mahkeme tarafından cezaya mahkum   edildiğinde, ilgilinin talebi üzerine yeni bir dava veya yargılamanın yeniden başlatılması, ilke   olarak tespit edilen ihlalin telafi edilmesi için uygun bir yol özelliğini taşımaktadır (Bkz. 12   Mayıs 2005 tarihli Öcalan-Türkiye kararı, no: 46221/99, § 210 in fine 2005).   B. Masraf ve Harcamalar   Başvuran masraf ve harcama adı altında hiçbir ödeme talep etmemiştir. Dolayısıyla   AİHM, bu bakımdan başvurana ödeme yapılmasına gerek olmadığına kanaat getirmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,   1. Başvuranın kabul edilebilir olduğuna;   2. AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine;   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesine   uygun olarak 20 Eylül 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.   4

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło