54461/00;54579/00;55922/00
WyrokETPCz2007-02-15ECLI:CE:ECHR:2007:0215JUD005446100
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy brak skutecznego środka odwoławczego od decyzji o przeniesieniu urzędników państwowych w regionie stanu wyjątkowego, podjętych na podstawie dekretu-ustawy, narusza prawo do skutecznego środka odwoławczego z art. 13 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że art. 13 Konwencji gwarantuje prawo do skutecznego środka odwoławczego w prawie krajowym w przypadku „uzasadnionych” skarg konwencyjnych. W niniejszej sprawie, decyzje o przeniesieniu skarżących zostały podjęte przez gubernatora regionu stanu wyjątkowego na podstawie art. 4 lit. g) dekretu-ustawy nr 285, który przyznawał szerokie uprawnienia. Trybunał zauważył, że decyzje te były pozbawione kontroli sądowej, co uniemożliwiło skarżącym skorzystanie z krajowych środków odwoławczych. Brak takiej kontroli, w kontekście szerokich uprawnień gubernatora, nie zapewniał wystarczającej ochrony przed potencjalnymi nadużyciami praw gwarantowanych Konwencją, co doprowadziło do naruszenia art. 13.Stan faktyczny
Skarżący, Hasan Soysal, Abubekir Çelebi, Fidan Kılıç, Selma Kılıçman i Ali Sarıpınar, byli tureckimi urzędnikami państwowymi (strażnik kolejowy, nauczyciele, technik rolnictwa) i aktywnymi członkami związków zawodowych w Diyarbakır, regionie objętym stanem wyjątkowym. W 1999 roku zostali przeniesieni do innych miast (Izmir, Tekirdağ, Amasya, Rize, Uşak) na wniosek gubernatora regionu stanu wyjątkowego, na podstawie art. 4 lit. g) dekretu-ustawy nr 285. Decyzje te nie podlegały kontroli sądowej w Turcji.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: łączy skargi; odrzuca zarzuty Rządu; uznaje skargi dotyczące art. 13 Konwencji za dopuszczalne, a pozostałe za niedopuszczalne; stwierdza naruszenie art. 13 Konwencji; zasądza każdemu skarżącemu, z wyjątkiem Ali Sarıpınara, 500 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe; zasądza skarżącym, z wyjątkiem Ali Sarıpınara, łącznie 2000 euro tytułem kosztów i wydatków, po odliczeniu 850 euro pomocy prawnej; odrzuca pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L D E
L ' E U R O P E
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
SOYSAL VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI
(Başvuru no: 54461/00, 54579/00 ve 55922/00)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Şubat 2007
Đşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek
olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (54461/00, 54579/00 ve 55922/00) başvuru no’lu
davanın nedeni bu ülkenin beş vatandaşı Hasan Soysal, Abubekir Çelebi, Fidan Kılıç, Selma
Kılıçman ve Ali Sarıpınar’ın (başvuranlar) 27 Eylül, 10 Ekim ve 1 Kasım 1999 tarihlerinde
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne Avrupa Đnsan Hakları Sözleşmesi’nin 34. maddesi
uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM)
önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından C. Aydın tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
1. Hasan Soysal yılının başlarında başvuran Diyarbakır’da Devlet Demir Yolları’nda geçit bekçisi olarak
görev yaparken sendika faaliyetlerine başlamıştır.
Başvuran 1995 yılında Birleşik Taşımacılık Sendikası üyesi olmuş, 1997’de sendikanın
yönetim kurulu başkanlığına getirilmiştir. Nisan 1999 tarihinde tebliğ edilen bir kararla adı geçen Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’nin
talebi ve 285 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamesi’nin 4 g) bendi uyarınca Đzmir’e
atanmıştır.
Bu karar Đdari mahkemeler önünde yapılacak bir başvuruya elverişli değildir.
2. Abubekir Çelebi
Başvuran 1960 doğumludur.
Başvuran 1991 yılında Diyarbakır’da öğretmenlik yaptığı sırada sendika faaliyetlerine
başlamıştır.
1996-1998 yılları arasında Eğitim-Sen Sendikası’nın Diyarbakır Şubesi’nde Yönetim kurulu
üyesi olarak çalışmalarını sürdürmüş, 1998 tarihinde sözü edilen sendika’nın başkanı
olmuştur.
Başvurana 21 Nisan 1999 tarihinde tebliğ edilen bir kararla adı geçen Olağanüstü Hal Bölge
Valiliği’nin talebi ve 285 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamesi’nin 4 g) bendi uyarınca
Tekirdağ’a atanmıştır.
Bu karar Đdari mahkemeler önünde yapılacak bir başvuruya elverişli değildir.
3. Fidan Kılıç
Başvuran 1967 doğumludur.
Başvuran 1995 yılında Diyarbakır’da öğretmenlik yaptığı sırada Eğitim-Sen üyesi olmuş ve
sendika’nın farklı birimlerinde çalışmalarını sürdürmüştür.
Başvurana 18 Haziran 1999 tarihinde tebliğ edilen bir kararla adı geçen Amasya’ya
atanmıştır. Bu karar Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’nin isteği üzerine ve 285 sayılı Kanun
Hükmünde Kararname’nin 4 g) bendi uyarınca alınmıştır.
Alınan bu karar Đdari mahkemeler önünde yapılacak bir itiraza elverişli bulunmamaktadır.
4. Selma Kılıçman
Başvuran 1975 doğumludur. yılında Diyarbakır’da öğretmenlik yaptığı sırada Eğitim-Sen üyesi olmuş, 1998 yılında
bu sendikanın yönetim kurulu üyeliğine seçilmiştir.
Başvurana 9 Temmuz 1999 tarihinde tebliğ edilen bir kararla adı geçen Rize’ye atanmıştır. Bu
karar Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’nin isteği üzerine ve 285 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname’nin 4 g) bendi uyarınca alınmıştır.
Bu karar Đdari mahkemeler önünde yapılacak bir başvuruya açık değildir.
5. Ali Sarıpınar
Başvuran 1971 doğumludur.
Olayların meydana geldiği dönemde başvuran Diyarbakır’da tarım teknikeriydi.
Başvuran Diyarbakır «Tarım-Gıda Sen» Sendikasının yerel şubesinin kurulmasında görev
almış ve aynı sendikanın geçici yönetim kurulu üyeliğine seçilmiş, 1998 yılında yönetim
kurulu üyesi ve ardından sendikanın yerel şube başkanı olmuştur.
Belirtilmeyen bir tarihte Diyarbakır Demokrasi Platformu’nun düzenlediği basın
açıklamasında başvuran bir konuşma yapmıştır. 17 Şubat 1999 tarihinde, aynı beyana dayalı
olarak başvuran hakkında Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde ceza davası açılmıştır. Nisan 1999 tarihli bir karar ve Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’nin 18 Mart 1999 tarihli
yazılı talebiyle başvuran Uşak’a atanmıştır.
HUKUK AÇISINDAN
I. BAŞVURULARIN BĐRLEŞTĐRĐLMESĐ ÜZERĐNE
AĐHM, Đçtüzüğün 42 § 1. maddesi uyarınca başvuruların birleştirilmesine karar vermiştir.
II. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK HAKKINDA
A. AĐHS’nin 10. ve 11. maddelerinin ihlal edildiği iddiası hakkında
Başvuranlar atama kararlarının ifade, toplanma ve dernek kurma haklarına yönelik bir ihlali
oluşturduğunu iddia etmekte, AĐHS’nin 10. ve 11. maddelerine atıfta bulunmaktadır. AĐHM,
bu şikayetlerin yalnızca AĐHS’nin 11. maddesince incelenmesini uygun görmektedir.
1. Đç hukuk yollarının tüketilmediği itirazı
Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmakta, ilgililerin şu an AĐHM
önünde öne sürdükleri itirazlarını ulusal mahkemeler önünde hiçbir surette dile
getirmediklerini savunmaktadır.
Başvuranlar Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’nin fiillerinin hukuki denetime tabii olmadığını
ileri sürmektedir.
AĐHM, bu itirazın AĐHS’nin 11. maddesiyle birlikte 13. maddesi hakkındaki şikayetin
esasıyla ilintili olduğu tespitini yapmakta, itirazları esasa birleştirmektedir.
2. Altı ay kuralına riayet edilmemesi itirazı
Hükümet Abubekir Çelebi hakkında iç hukuktaki nihai kararın 21 Nisan 1999’da, Ali
Sarıpınar hakkındaki kararın ise 18 Mayıs 1999 tarihinde tebliğ edildiğini not etmektedir.
Hükümet başvuranların iç hukuk yollarının mevcut olmadığı itirazında bulunmaları
doğrultusunda bu tarihten itibaren altı ay içerisinde müracaat etmeleri gerektiğini savunmakta,
Abubekir Çelebi’nin 25 Kasım 1999 tarihinde, Ali Sarıpınar’ın ise 15 Şubat 2000’de
başvuruyu yaptıklarının altını çizmektedir.
AĐHM, Abubekir Çelebi başvurusunun 27 Eylül 1999 tarihinde ve Ali Sarıpınar başvurusunun Kasım 1999’da yapıldığını hatırlatmaktadır. Hükümetin itirazı tesis edilmeyen olaylara
dayanmaktadır ve reddedilmesi gerekir.
3. Diğer kabuledilebilirlik kıstasları
Hükümet, AĐHS’nin amme yararına sendika üyesi olan kamu görevlilerinin atanmalarına
yasak getirmediğini, başvuranların şikayetlerinin ratione materiae bakımından AĐHS
hükümleri ile bağdaşmadığını savunmaktadır.
Hükümet ayrıca başvuranların tayin edilmelerinin ne sendika üyesi olmaları ne de sendikal
faaliyetlerde bulunma önünde bir engel teşkil ettiğini ifade etmektedir.
AĐHM, başvuranların başvurularında ortaya çıkan benzer sorunlar hakkında daha önce de
görüş bildirme olanağını bulduğunu ve bu durumun AĐHS’nin 11. maddesi ile güvence altına
alınan sendika özgürlüğü hakkına bir ihlali oluşturmadığını hatırlatmaktadır (Bkz. Ertaş
Aydın vd.-Türkiye kararı, no: 43672/98, 20 Eylül 2005 ve Bulga vd. kararı).
AĐHM bu başvuruları da incelemiş ve farklı bir neticeye varmak için hiçbir argümanın yer
almadığını kaydetmiştir. Bu itibarla, sözkonusu atama kararları ilke olarak başvuranların bir
sendikaya üye olma veya sendika faaliyetlerini sürdürme haklarına bir kısıtlama veya
engelleme getirmemektedir. Başvuranlar suç unsurunu oluşturan tedbirlere karşın, hukukta
olduğu kadar uygulamada da sendika üyesi olarak kalmışlar ve yeni görevlerinde ve/veya
atandıkları yerlerde sendika çalışmaları karşısında engellemelerle karşılaşmamışlardır (Bkz.
sözü edilen Ertaş Aydın vd. ve Schmidt ve Dahlström-Đsveç kararları, 6 Şubat 1976).
Bu nedenle mevcut olayların koşulları ışığında AĐHM, başvuranlar hakkında verilen tayin
kararının özü itibariyle sendika faaliyetlerini sürdürme haklarına bir ihlali oluşturmadığı
kanısındadır.
AĐHM, başvuruların bu bölümünün AĐHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca dayanaktan yoksun
olduğu sonucuna varmaktadır.
B. AĐHS’nin 8. ve 14. maddelerinin ihlal edildiği iddiası hakkında Şubat 2006 tarihli yazılı görüşlerinde Abubekir Çelebi, Fidan Kılıç ve Selma Kılıçman
AĐHS’nin 8. maddesinin ihlal edildiği iddiasında bulunmuştur. AĐHM bu şikayetin gecikmeli
yapıldığı ve AĐHS’nin 35 § 4. maddesi gereğince reddedilmesi gerektiği saptamasını
yapmaktadır.
Başvuranlar Hasan Soysal ve Ali Sarıpınar ile ilgili AĐHM, adı geçenlerin 8. maddeye yönelik
şikayetlerinin altı ay kuralına aykırı olmadığını hatırlatmaktadır.
Hükümet başvuranların aile birleşimleri önünde hiçbir engelin bulunmadığını, atandıkları
şehre ailelerini de beraberlerinde götürme imkânlarının olduğunu belirtmektedir. Devlet
memuru olarak çalışmayı kabul eden başvuranlar tayin edilebileceklerini biliyorlardı. Kamu
görevinde atama işin niteliği ve eksik personelin yerinin doldurulması zorunluluğu ile
gereklilik arz etmektedir.
AĐHM başvuranların statüsünün 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile düzenlendiğini ve
buna göre, prensip olarak, başka bir birime veya şehre atanmanın mümkün olduğunu
hatırlatmaktadır. Bundan dolayı, başvuranların şikayetçi oldukları tedbirler üstlenmiş
oldukları sözleşme taahhüdünü ortaya koymaktadır ve atamaya değin şikayetler ikincil
derecede etkiye sahiptir. Bu koşullarda, AĐHM bu şikayetin ayrıca incelenmesini gerekli
görmemektedir (Bkz. mutatis mutandis, Öztürk vd.-Türkiye kararı, no: 22479/93 ve Sosyalist
Parti vd.-Türkiye kararı, 25 Mayıs 1998).
Başvuranlar siyasi görüşlerinden dolayı tayin edildiklerinden şikayetçi olmakta ve AĐHS’nin
14. maddesine atıfta bulunmaktadır.
Mahkemeye sunulan deliller ve öne sürülen iddiaları değerlendirmekle yetkili bulunması
doğrultusunda AĐHM, başvuranların bu şikayetine değin hiçbir ihlalin bulunmadığını
hatırlatmaktadır. Başvuruların bu bölümünün AĐHS’nin 35 § 3. ve 4. maddelerine uygun
olarak kabuledilemez bulunması gerekir.
C. AĐHS’nin 6. ve 13. maddelerinin ihlal edildiği iddiası hakkında
Başvuranlar haklarında alınan atama kararına karşı yetkili hukuki merciler nezdinde itirazda
bulunabilecekleri etkili hiçbir başvuru yolunun olmadığından yakınmakta, bu konuda
AĐHS’nin 6. ve 13. maddelerine birlikte veya ayrı olarak göndermede bulunmaktadır.
AĐHM bu şikayeti AĐHS’nin 13. maddesi başlığı altında inceleyecektir.
AĐHM, tarafların ileri sürdüğü argümanların tümünün ışığı altında, sözkonusu şikayetin
olaylar ve hukuk açısından, başvuru incelemesinin şu anki aşamasında çözüme
kavuşturulamayan fakat esastan incelemeyi zorunlu kılan ciddi sorular ortaya koyduğu
kanaatindedir. Sonuç olarak, başvurunun bu kısmı, AĐHS’nin 35 § 3 maddesine göre
dayanaktan yoksun olarak ilan edilemez. Başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi
bulunmamaktadır.
III. ESAS HAKKINDA
Mevcut başvuruda, AĐHM dava dosyasında yer alan delillerin başvuranların dernek kurma
özgürlüklerine karşı bir ihlali teşkil ettiğini ortaya koymaya yetmediğini kaydetmektedir. Bu
husus bununla birlikte 11. maddeye dönük şikayetin savunulabilir yapısından mahrum
bırakmamaktadır (Bkz. Boyle ve Rice-Birleşik Krallık, 27 Nisan 1988). AĐHM’nin esasa
ilişkin vardığı sonuç ulusal mahkeme önünde etkili bir başvuru zorunluluğunu ortadan
kaldırmamaktadır.
AĐHM, AĐHS’nin 13. maddesinin iç hukukta Sözleşmede yer aldığı şekliyle temel hak ve
özgürlükleri öngören bir başvuruyu güvence altına aldığını hatırlatmaktadır. Bu hüküm, iç
başvuruda Sözleşmeye dayalı «savunulabilir» içerikli bir şikayeti ve buna uygun başvuru
şeklini zorunlu kılmaktadır (Bkz. diğerleri arasında, Kudla-Polonya kararı, no: 30210/96).
AĐHM, bununla birlikte, 285 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 4 g) bendi uyarınca
geniş imtiyazlara sahip Olağanüstü Hal Bölge Valisinin kamuda görevli bir kişinin bu bölge
dışına tayin edilmesini talep edebileceğini tespit etmektedir. Bulğa vd. kararında AĐHM,
OHAL Bölge valisine tayin konusunda tanınan geniş imtiyazların adli bir denetimden yoksun
olduğunu ve 11. madde uyarınca bireyin sahip olduğu hakların muhtemel suiistimaller
karşısında koruma sağlamaya yetmediğini vurgulamıştır (Bkz. mutatis mutandis, Sorensen-
Danimarka ve Rasmussen-Danimarka kararları, no: 52562/99 ve 52620/99, 11 Ocak 2006).
Bu durumda, başvuranların iç hukuk yollarını tüketme olanağından yoksun bırakıldığını
kaydetmek gerekir. AĐHM, Hükümetin itirazını reddetmektedir.
Sonuç olarak AĐHM, OHAL Bölge Valisi tarafından başvuranların aleyhlerine alınan tayin
kararlarına karşı ulusal mahkemeler önünde itiraz olanağı sağlayan bir iç hukuk yolunun
bulunmayışından dolayı 13. maddenin ihlal edildiği kararına varmıştır.
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI
A. Tazminat
Ali Sarıpınar’ın dışında başvuranların her biri 4.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.
Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.
AĐHM hakkaniyete uygun olarak, Ali Sarıpınar dışında başvuranların her birine manevi
tazminat olarak 500 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.
AĐHM ayrıca Ali Sarıpınar’ın adil tazmin talebi konusunda hiçbir görüşte bulunmadığını, bu
nedenle kendisine bu yönde bir ödemenin yapılmasının uygu olmadığını not etmektedir.
B. Masraf ve harcamalar
Başvuranlar Abubekir Çelebi, Fidan Kılıç ve Selma Kılıçman iç hukukta ve AĐHM nezdinde
yapmış oldukları yargı giderleri için 2.105 Euro, Hasan Soysal 2.252 Euro talep etmektedir.
Ali Sarıpınar hiçbir rakam telaffuz etmemiştir.
Hükümet bu miktara itirazda bulunmaktadır.
Mahkemenin bu yöndeki yerleşik içtihadı göz önünde bulundurulduğunda AĐHM, tüm yargı
giderleri için Avrupa Konseyi tarafından adli yardım başlığı altında verilen 850 Euro
düşülmek kaydıyla, Ali Sarıpınar haricinde, başvuranlara birlikte 2.000 Euro ödenmesini
kararlaştırmıştır.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı
faiz oranına 3 puanlık bir artış eklenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Başvuruların birleştirilmesine;
2. Hükümetin itirazlarının reddine;
3. Başvuranların AĐHS’nin 13. maddesi hakkındaki şikayetlerin kabuledilebilir, bunun dışında
kalanların kabuledilemez olduğuna;
4. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
5. a) AĐHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin
başvuranlara;
i.
Ali Sarıpınar dışında (başvuru no: 55922/00) başvuranların her birine 500 (beş
yüz) Euro manevi tazminat ödemesine;
ii.
Ali Sarıpınar haricinde Avrupa Konseyi tarafından adli yardım başlığı altında
verilen 850 Euro düşülmek kaydıyla yargı giderleri için başvuranlara birlikte 2.000
(iki bin) Euro ödemesine;
iii.
belirtilen miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
6. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMĐŞTĐR.
Đşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3. maddesine
uygun olarak 15 Şubat 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.
8
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 16.07.2026. · Źródło