56016/00

WyrokETPCz2007-05-03ECLI:CE:ECHR:2007:0503JUD005601600

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy obecność sędziego wojskowego w składzie orzekającym Sądu Bezpieczeństwa Państwa, orzekającego w sprawie cywilów, narusza prawo do rzetelnego procesu, w szczególności do niezawisłego i bezstronnego sądu, zagwarantowane w art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał potwierdził swoje ugruntowane orzecznictwo, zgodnie z którym obecność sędziego wojskowego w składzie orzekającym Sądu Bezpieczeństwa Państwa, rozpatrującego sprawy cywilów, budzi obiektywne i uzasadnione obawy co do niezawisłości i bezstronności sądu. Skarżący mieli prawo obawiać się, że sąd mógł być niesprawiedliwie pod wpływem czynników niezwiązanych z charakterem sprawy, co stanowi naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżący, Burak Seçkin, Hakan Kocaoğlu i Uğur Erdoğan, zostali aresztowani w 1996 roku w związku z działalnością nielegalnej organizacji DHKP/C. Zostali oskarżeni o pomoc i podżeganie lub członkostwo w tej organizacji. Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Ankarze, w którego skład wchodził sędzia wojskowy, skazał ich na kary pozbawienia wolności. Skarżący byli nieletni w momencie popełnienia zarzucanych czynów i twierdzili, że nie mieli dostępu do pomocy prawnej podczas zatrzymania oraz że ich zeznania zostały wymuszone torturami.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje pozostałą część skargi za dopuszczalną. 2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu obecności sędziego wojskowego w składzie orzekającym Sądu Bezpieczeństwa Państwa w Ankarze. 3. Uznaje, że nie ma potrzeby odrębnego badania pozostałych zarzutów na podstawie art. 6 Konwencji. 4. Stwierdza, że samo stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające słuszne zadośćuczynienie za doznaną szkodę niemajątkową.

Pełny tekst orzeczenia

C O U N C I L O F   E U R O P E   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ÜÇÜNCÜ DAĐRE   SEÇKĐN VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI   (Başvuru no: 56016/00)   KARAR   STRAZBURG   Mayıs 2007   Bu karar, AĐHS’nin 44 § 2 Maddesi’nde belirtilen şartlarla kesinlik kazanacaktır, ancak şekle   ilişkin değişiklik yapılabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USULĐ ĐŞLEMLER   Davanın nedeni, Türk vatandaşları olan Burak Seçkin, Hakan Kocaoğlu ve Uğur   Erdoğan’ın (“başvuranlar”), Đnsan Haklarını ve Temel Hakları Korumaya Dair Sözleşme’nin   (“Sözleşme”) 34. Maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Avrupa Đnsan Hakları   Mahkemesi’ne yaptığı başvurudur (başvuru no:56016/00).   OLAYLAR   DAVA OLAYLARI   Başvuranlar, sırasıyla 7 Aralık 1981, 26 Ekim 1979 ve 6 Mayıs 1979 doğumlu olup   Samsun’da ikamet etmektedir.   Dava olayları, taraflarca sunulduğu ve sundukları belgelerden anlaşıldığı şekliyle   şöyledir:   Başvuranlar, 15 Kasım 1996 tarihinde, yasadışı bir örgüt olan DHKP/C’nin   eylemlerine yönelik bir araştırma sırasında yakalanmış ve Samsun polis karakolunda   gözaltına alınmıştır. Birinci ve üçüncü başvuran, 16 Kasım 1996 tarihinde serbest   bırakılmıştır.   Đkinci başvuran Hakan Kocaoğlu, 18 Kasım 1996 tarihinde Samsun Cumhuriyet   Savcısı huzuruna çıkmış, yasadışı bir örgüt üyesi olduğunu ve böyle bir örgütün herhangi bir   eylemini gerçekleştirdiğini inkar etmiştir. Başvuran, birinci başvuran ile başka bir kişi   duvarlara sloganları yazarken sadece onlara baktığını ifade etmiştir. Cumhuriyet Savcısı,   ikinci başvuranın serbest bırakılması emrini vermiştir.   Başvuranlar, 18 Kasım 1996 tarihinde tıbbi muayeneden geçmiştir. Samsun Adli Tıp   Kurumu tarafından hazırlanan tıbbi raporlara göre, başvuranların vücutlarında herhangi bir   kötü muamele izine rastlanmamıştır.   Aralık 1996 tarihinde, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı,   aynı mahkemeye başvuranları yasadışı bir örgüt olan DHKP/C’ye yardım ve yataklık etmekle   suçlayan bir ithamname vermiştir.   Cumhuriyet Savcısı, birinci başvuranın, Mart 1996’da DHKP/C sloganları bir   ilkokulun ve evlerin duvarlarına yazılırken bu olayı izlediğini iddia etmiştir. Đkinci başvuran,   “insanların örgüte katılmaları amacıyla DHKP/C propagandası” yapmakla suçlanmıştır. Đkinci   başvuran, ayrıca, 1996 yılının Mart ve Mayıs aylarında bir ilkokulun, bir apartman binasının   ve bir doğumevinin duvarlarına sloganlar yazılırken bu olayı izlemekle suçlanmıştır. Üçüncü   başvuran ise, 9 Ekim 1995 tarihinde, bir lisede DHKP/C broşürlerini dağıtmakla ve 20 Aralık   tarihinde ise DHKP/C sloganlarını yazmakla suçlanmıştır.   Cumhuriyet Savcısı, Ceza Kanunu’nun 169. Maddesi ile 3713 sayılı Kanun’un 5.   Maddesi uyarınca başvuranların hüküm giyip ceza almalarını istemiştir. Cumhuriyet Savcısı,   ayrıca, mahkemeden birinci ve üçüncü başvuran hakkında hüküm verirken Türk Ceza   Kanunu’nun 55 § 3 Maddesi’ni gözönünde bulundurmasını talep etmiştir. Ceza Kanunu’nun   § 3 Maddesi, 15 ila 18 yaşları arasındaki kişiler için cezaların üçte birinin düşürülmesini   öngörmektedir.   Aralık 1996’de, biri askeri yargıç olmak üzere üç yargıçtan oluşan Ankara Devlet   Güvenlik Mahkemesi Birinci Dairesi (buradan itibaren “ilk derece mahkemesi”),   başvuranların ve diğer on iki suçlunun duruşmasını birlikte başlatmıştır.   Temmuz 1997’de, ilk derece mahkemesi, ikinci başvuranı Ceza Kanunu’nun 168 §   Maddesi uyarınca yasadışı bir örgüte üye olmakla suçlu bulmuş ve sekiz yıl dört ay hapis   cezasına çarptırmıştır. Kalan iki başvuran, Ceza Kanunu’nun 169. Maddesi’ne aykırı bir suç   olan yasadışı bir örgüte yardım ve yataklık etmekten suçlu bulunmuştur. Birinci başvuran, iki   yıl altı ay, üçüncü başvuran ise üç yıl dokuz ay hapis cezasına çarptırılmıştır. Đlk derece   mahkemesi, birinci ve ikinci başvuran hakkında hüküm verirken, Ceza Kanunu’nun 55 § 3   Maddesi’ni dikkate alarak hapis cezalarının süresini düşürmüştür.   Duruşmanın ayrıntılı kayıtlarından ve mahkemenin yukarıda bahsedilen kararından,   başvuranların cezai takibat sırasında bir avukat tarafından temsil edilmedikleri   anlaşılmaktadır.   Başvuranlar, bu kez bir avukatın yardımıyla, mahkumiyetlerine itiraz etmişlerdir.   Birinci başvuran, suçun işlendiği sırada 15 yaşından küçük olduğunu ve ilk derece   mahkemesinin 15 yaşın altındaki kişilerin “doğruyla yanlışı ayırt edememeleri” (doli capax)   durumunda bu kişilere ceza verilemeyeceğini öngören Ceza Kanunu’nun 54. Maddesi’ni   gözönünde bulundurmadığını ileri sürmüştür. Bu nedenle, ilk derece mahkemesinin   başvuranın “doğruyla yanlışı ayırt edip edemediğini” araştırmış olması gerekiyordu.   Đkinci başvuran, ilk derece mahkemesinin, kendisinin DHKP/C üyesi olduğu sonucuna   varırken suç ortaklarından biri olan Ulaş Şahintürk’ün ifadelerini esas aldığını ileri sürmüştür.   Ancak, Ulaş Şahintürk “muhbir olduğu varsayımıyla örgüt tarafından” cezaevinde   öldürüldüğü için, ifadelerinin doğruluğunun tespiti mümkün olamamıştır.   Üçüncü başvuran, suç işlendiği sırada 18 yaşının altında olmasına ve Ceza   Kanunu’nun 55 § 3 Maddesi uyarınca cezasının üçte birinin düşürülmesinden   yararlanabilecek olmasına rağmen, ilk derece mahkemesinin hapis cezasının süresini   düşürmediğini iddia etmiştir.   Yargıtay, 2 Temmuz 1998’de, ilk derece mahkemesinin başvuranlar ve diğer suç   ortakları hakkında vermiş olduğu kararı bozmuştur. Yargıtay, ilk derece mahkemesinin,   birinci ve üçüncü başvuranın suç işlendiği zamanki yaşlarını gözönünde bulundurmadığına   karar vermiştir. Yargıtay, ayrıca, ilk derece mahkemesinin ikinci başvuranla ilgili olarak suçu   yanlış yorumladığı görüşündedir.   Davanın Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne tekrar gönderilmesinin ardından,   başvuranlar aleyhindeki cezai takibat 31 Temmuz 1998 tarihinde yeniden başlatılmıştır. Bu   cezai takibat sırasında, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi, Samsun hastanesinden suç   işlendiği sırada birinci başvuranın “doğruyla yanlışı ayırt edebilme” yetisine sahip olup   olmadığını belirlemesini istemiştir.   Aralık 1998’de, Samsun psikiyatri hastanesi tarafından hazırlanan tıbbi rapor ilk   derece mahkemesine sunulmuştur. Bu rapora göre, suçun işlendiği sırada birinci başvuran   doğruyla yanlışı ayırt edebilecek yetiye sahipti. Başvuranın avukatı, tıp biliminin bir kişinin   dört yıl önceki ruh halini tespit etmesinin mümkün olmadığını ileri sürerek bu rapora itiraz   etmiştir.   Başvuranlar, ilk derece mahkemesine yazılı savunma dilekçelerini sunmuşlardır.   Birinci başvuran, iddia edilen suçun işlendiği sırada on iki yaşında olduğunu ve iddia edilen   suçun işlenmesinden dört yıl sonra kendisini muayene eden Samsun Ruh ve Sinir Hastalıkları   Hastanesinin tıbbi raporunun bilimsel olarak ikna edici olmadığını ileri sürmüştür. Polis   huzurunda vermiş olduğu ifadenin işkence altında alındığını iddia etmiştir.   Đkinci başvuran, gözaltındayken vermiş olduğu ifade dışında mahkum edilmesini   gerektirecek başka hiçbir kanıt bulunmadığını iddia etmiştir. Başvuranların örgütten   ayrıldıklarını dile getiren müteveffa Ulaş Şahintürk’ün ifadesine dayanmıştır. Polis huzurunda   vermiş olduğu ifadenin işkence altında alındığını iddia etmiştir.   Üçüncü başvuran, aleyhinde yapılan suçlamaları inkar etmiştir. Suç ortaklarının   kendisinden yasadışı örgütün üyesi olmasını istediklerini anlar anlamaz onlarla görüşmeyi   bıraktığını ifade etmiştir. Üçüncü başvuran, ayrıca, sorumlu tutulduğu suçları işlemediğini   iddia etmiş ve polis huzurunda vermiş olduğu ifadenin işkence altında alındığını ileri   sürmüştür.   Aralık 1998’de, ilk derece mahkemesi, Ceza Kanunu’nun 169. Maddesi uyarınca,   yasadışı bir örgüte üye olma suçundan başvuranlara hüküm giydirmiştir. Đlk derece   mahkemesi, başvuranların suçun işlendiği zamanki yaşlarını gözönünde bulundurarak, ikinci   ve üçüncü başvuranları iki yıl altı ay, birinci başvuranı ise bir yıl on ay on beş gün hapis   cezasına çarptırmıştır. Đlk derece mahkemesi yargıçlar kurulundaki üç yargıçtan biri askeri   yargıçtır.   Başvuranlar, karara itiraz etmiştir. Başvuranlar, itiraz dilekçelerinde, AĐHS’nin 6.   Maddesi’nde teminat altına alınan bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil bir   şekilde yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Gözaltındayken polis   tarafından alınan ifadelerinin baskı ve işkence altından alındığını iddia etmişlerdir.   Başvuranlar, ayrıca, iddia edilen suç işlendiği sırada, birinci başvuranın on iki, ikinci ve   üçüncü başvuranın ise on beş yaşında olduğunu belirtmişlerdir.   Yargıtay, 29 Haziran 1999 tarihinde yapılan duruşmanın ardından, başvuranların   itirazını reddetmiş ve ilk derece mahkemesinin kararını onaylamıştır. Yargıtay’ın, 7 Temmuz   1999’da, başvuranların yasal temsilcileri olmadan bildirdiği kararı, 23 Temmuz 1999’da   Devlet Güvenlik Mahkemesi kayıt bürosuna geri gönderilmiştir.   Başvuranlar, 19 Temmuz 1999’da, Yargıtay kararının düzeltilmesi talebinde   bulunmuşlardır. Başvuranlar, 4390 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinin ardından, yargıçlar   kurulunda askeri bir hakimin bulunmadığı bir Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından yeniden   yargılanmaları gerektiğini ileri sürmüşlerdir.   Eylül 1999’da, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, başvuranların düzeltme isteğini   reddetmiştir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN ALTINCI MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Başvuranlar, AĐHS’nin 6. Maddesi’ne göre, yargıçlar kurulunda askeri bir hakim   bulunması nedeniyle bağımsız ve tarafsız olmayan Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi   tarafından yargılanıp hüküm giymelerinden şikayetçi olmuşlardır. Başvuranlar, ayrıca,   gözaltındayken yasal yardım alma haklarından yoksun bırakıldıklarından şikayetçi   olmuşlardır. Başvuranlar, son olarak, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin yaşlarını   dikkate almadığını, bu nedenle de, çocuk mahkemelerinde izlenen usulleri uygulamadığını   iddia etmişlerdir. Bunun için, AĐHS’nin 6. Maddesi’ni ileri sürmüşlerdir.   A. Kabuledilebilirlik   AĐHM, AĐHS’nin 35 § 3 Maddesi uyarınca, bu şikayetlerin asılsız olmadığını   belirtmektedir. AĐHM, ayrıca, bu şikayetlerin kabuledilmez olması için hiçbir gerekçe   bulunmadığını ifade etmektedir. Bu nedenle, kabuledilebilir oldukları yönünde karar   verilmelidir.   B. Esaslar   1. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı   Hükümet, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin, Devlet’in ve demokratik düzenin   bütünlüğünü bozmak için işlenmiş suçlar ile doğrudan Devlet’in dahili ve harici güvenliğiyle   ilgili suçlarla ilgilenmek üzere kurulduklarını ifade etmiştir.   Hükümet, 4338 sayılı Kanun’un 18 Haziran 1999 tarihinde yürürlüğe girmesinin   ardından, askeri yargıçlar yerine sivil yargıçların getirildiğini belirtmiştir. Ayrıca, 5170 sayılı   Kanun’un 22 Mayıs 2004 tarihinde yürürlüğe girmesinin ardından, Devlet Güvenlik   Mahkemelerinin tamamı kaldırılmıştır.   AĐHM, daha önce benzer davalar incelemiş ve bir Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin   yargıçlar kurulunda askeri bir hakim bulunması sebebiyle, AĐHS’nin 6. Maddesi’nin ihlal   edildiği sonucuna varmıştır (bkz, özellikle, Incal / Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar,   Hüküm ve Karar Raporları 1998-IV, § 61-73; ayrıca bkz, Akgül / Türkiye, no. 65897/01, § 25,   Ocak 2007).   AĐHM, bu davada farklı bir sonuca varmak için hiçbir gerekçe görmemektedir. Bir   Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde, yasadışı bir örgüte yardım ve yataklık ettikleri için   kovuşturulan başvuranların, bir subay ve askeriyenin bir üyesinin de içinde bulunduğu bir   yargıçlar kurulu tarafından yargılanma konusunda tedirgin olmaları anlaşılır bir durumdur. Bu   nedenle, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin davanın niteliğiyle hiçbir alakası olmayan   düşüncelerden haksız yere etkilenebileceğinden korkmaları normaldir. Başka bir deyişle,   başvuranların Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin korkuları   objektif olarak savunulabilir.   AĐHM, yukarıdaki unsurları dikkate alarak, AĐHS’nin 6 § 1 Maddesi’nin ihlal edildiği   sonucuna varmıştır.   2. Başvuranların kovuşturmanın hakkaniyetine ilişkin diğer şikayetleri   AĐHM, başvuranların bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil bir şekilde   yargılanma haklarının ihlal edildiği yönündeki saptamasını gözönünde bulundurarak,   başvuranların AĐHS’nin 6. Maddesi uyarınca yapmış oldukları şikayetlerinin kalan kısmını   incelemenin gereksiz olduğu görüşündedir.   II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. Maddesi:   “Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun   bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   Başvuranlar, adil tazmin talebinde bulunmamışlardır. Buna göre, AĐHM, başvuranlara   bu bağlamda tazminat ödenmesi konusunda herhangi bir çağrı bulunmadığı görüşündedir.   AĐHM, her koşulda, AĐHS’nin 6. Maddesi’nin ihlalinin saptanmasının, başvuranların   bu bakımdan görmüş oldukları manevi zarar için tek başına yeterli tazminat oluşturduğu   görüşündedir (bkz, Incal, yukarıda kaydedilen, § 82).   AĐHM, ayrıca, sözkonusu davada olduğu gibi, bir kişinin, AĐHS’nin bağımsızlık ve   tarafsızlık şartlarını yerine getirmeyen bir mahkeme tarafından hüküm giydiği bir durumda,   istendiği takdirde yeniden yargılanmasının veya davanın yeniden açılmasının, esas itibariyle   ihlalin düzeltilmesi için uygun bir yol olduğu görüşündedir (bkz, Öcalan / Türkiye, no.   46221/99 [GC], § 210, son kısmında, ECHR 2005-IV).   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Başvurunun geri kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;   2. Başvuranları suçlu bulan Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi yargıçlar kurlunda askeri bir   hakimin bulunması nedeniyle, AĐHS’nin 6 § 1 Maddesi’nin ihlal edildiğine;   3. Geri kalan şikayetleri AĐHS’nin 6. Maddesi uyarınca ayrıca incelemeye gerek olmadığına;   4. Bir ihlalin saptanmasının, başvuranların görmüş olduğu manevi zarar için tek başına adil   tazmin oluşturduğuna karar vermiştir.   Đşbu karar Đngilizce olarak hazırlanmış olup 3 Mayıs 2007 tarihinde, Đçtüzüğün 77.   Maddesi’nin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.   Stanley NAISMITH   Sekreter Yardımcısı   Boštjan M. ZUPANČIČ   Başkan

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło