56154/00

WyrokETPCz2006-10-19ECLI:CE:ECHR:2006:1019JUD005615400

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy nieskuteczne i przewlekłe śledztwo w sprawie zabójstwa Adnana Yıldırıma, w tym brak rzetelnego zbadania możliwego udziału agentów państwowych, stanowiło naruszenie proceduralnego aspektu prawa do życia (art. 2 Konwencji) oraz prawa do skutecznego środka odwoławczego (art. 13 Konwencji)?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że nie ma wystarczających dowodów „ponad wszelką wątpliwość”, aby przypisać zabójstwo Adnana Yıldırıma bezpośrednio agentom państwowym, co wykluczyło naruszenie materialnego aspektu art. 2. Jednakże, Trybunał stwierdził naruszenie proceduralnego aspektu art. 2 z powodu znaczących uchybień w krajowym śledztwie, takich jak brak poważnego zbadania możliwego udziału agentów państwowych, brak koordynacji między prokuratorami, znaczne opóźnienia w przekazywaniu akt i pozyskiwaniu kluczowych dowodów (np. nagrań z kamer bezpieczeństwa). Te uchybienia, w tym przewlekłe spory jurysdykcyjne i ostateczne uniewinnienie jedynego podejrzanego z powodu braku dowodów, doprowadziły do wniosku, że śledztwo było nieskuteczne. W konsekwencji, Trybunał stwierdził również naruszenie art. 13, ponieważ nieskuteczne śledztwo pozbawiło skarżących dostępu do efektywnego środka prawnego w odniesieniu do ich zasadnego roszczenia z art. 2.
Stan faktyczny
Skarżący to rodzina Adnana Yıldırıma, który 3 czerwca 1994 roku został porwany z hotelu Çınar w Stambule wraz z dwoma przyjaciółmi przez 7-8 uzbrojonych osób podających się za policjantów. Tego samego dnia jego ciało, wraz z ciałami przyjaciół, znaleziono w Bolu. Sekcja zwłok wykazała liczne obrażenia, w tym ranę postrzałową głowy i ślady tortur. Krajowe śledztwo było naznaczone opóźnieniami, sporami jurysdykcyjnymi i brakiem skutecznego zbadania możliwego udziału agentów państwowych, pomimo informacji zawartych w Raporze Susurluk. Jedyny podejrzany, Yaşar Öz, został uniewinniony z powodu braku dowodów.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: połączył i oddalił wstępny zarzut Rządu dotyczący niewyczerpania krajowych środków odwoławczych; stwierdził brak naruszenia art. 2 Konwencji w odniesieniu do zarzutów dotyczących odpowiedzialności agentów państwowych za śmierć; stwierdził naruszenie art. 2 Konwencji w odniesieniu do nieskuteczności śledztwa; stwierdził brak naruszenia art. 3 Konwencji; uznał, że nie ma potrzeby rozpatrywania skargi z art. 6 § 1 Konwencji; stwierdził naruszenie art. 13 Konwencji; uznał, że nie ma potrzeby odrębnego rozpatrywania skargi z art. 14 Konwencji; zasądził skarżącym łącznie 20 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 6 000 EUR tytułem kosztów i wydatków; oddalił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ÜÇÜNCÜ DAĐRE   SELĐM YILDIRIM VE DĐĞERLERĐ/TÜRKĐYE   (B a ꢀvuru no. 56154/00)   KARAR   STRAZBURG   Ekim 2006   Sözkonusu karar AĐHS’nin 44§2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak ,ꢀekle iliꢀkin   değiꢀiklik yapılabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USULĐ ĐꢀLEMLER   Davanın nedeni, yedi Türk vatandaꢀı Selim Yıldırım, Hasibe Yıldırım, Leyla Yıldırım,   Rıdvan Yıldırım, Gülcan Yıldırım, Berivan Yıldırım ve ꢁermin Yıldırım’ın (“baꢀvuranlar”), 2   ꢁubat 2000 tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleꢀme’nin   (“Sözleꢀme”) 34. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne   yaptıkları baꢀvurudur (baꢀvuru no. 56154/00).   OLAYLAR   I. DAVA OLAYLARI   A. Taraflarca sunulduğu ꢁekliyle olaylar   Baꢀvuranlar sırasıyla 1928, 1955, 1980, 1982, 1984, 1987 ve 1994 doğumludur. Đlk   baꢀvuran, Diyarbakır’da ve diğer baꢀvuranlar Đstanbul’da yaꢀamaktadır. Đlk baꢀvuran 3   Haziran 1994 tarihinde öldürülen Adnan Yıldırım’ın babası, ikinci baꢀvuran annesi ve diğer   baꢀvuranlar çocuklarıdır.   Haziran 1994 günü sabha 4.30’da, Adnan Yıldırım iki arkadaꢀı Savaꢀ Buldan ve   Hacı Karay’la birlikte Đstanbul’un Yeꢀilyurt ilçesindeki Çınar Otel’deki kumarhaneden   ayrılırken, kurꢀun geçirmez yelek giyen ve silah taꢀıyan yedi veya sekiz kiꢀi yanlarına   yaklaꢀmıꢀtır. Kendilerini polis memurları olarak tanıtmıꢀlar ve üç adamı, üç arabaya binmeye   zorlamıꢀlardır.   Aynı gün, baꢀvuranlar olay hakkında haberdar edilmiꢀtir. Kaçırılmaya iliꢀkin daha   fazla bilgi edinmek için acilen Bakırköy Cumhuriyet Savcısı ve Yeꢀilköy Polis Karakolu ile   irtibata geçmiꢀlerdir. Sözkonusu üç kiꢀinin, gözaltına alınmamıꢀ olduğunu öğrenmiꢀlerdir.   Aynı gün Savaꢀ Buldan’ın erkek kardeꢀi, Bakırköy Cumhuriyet Savcısı’na ꢀikayette   bulunmuꢀ, erkek kardeꢀi ve iki arkadaꢀı Adnan Yıldırım ve Hacı Karay’ın, kendilerini polis   memurları olarak tanıtan kiꢀilerce kaçırıldıkları hususunda ꢀikayetlerini sunmuꢀlardır.   Haziran 1994 günü 21.00’da Đsmail Taꢀcan, Bolu’daki Yığılca Jandarma Karakolu   ile irtibata geçmiꢀtir. Jandarmalara, balık avlamak için gittiği göl yakınındaki alanda üç ceset   gördüğünü bildirmiꢀtir. 21.15’te jandarmalar, olay mahalline gelmiꢀtir. Cesetlerin   pozisyonları kaydedilmiꢀtir. Cesetlerin üzerinde kimliklerinin tespit edilmesini sağlayacak   belge veya eꢀyaya rastlanmamıꢀtır. Cesetler, incelenmek ü gördüğünü bildirmiꢀtir. 21.15’te   jandarmalar, olay mahalline gelmiꢀtir. Cesetlerin pozisyonları kaydedilmiꢀtir. Cesetlerin   üzerinde kimliklerinin tespit edilmesini sağlayacak belge veya eꢀyaya rastlanmamıꢀtır.   Cesetler, otopsileri yapılmak üzere Yığılca’daki Sağlık Merkezi’ne götürülmüꢀtür.   Haziran 1994 günü Yığılca Cumhuriyet Savcısı eꢀliğinde iki doktor tarafından   Adnan Yıldırım’ın cesedi üzerinde otopsi yapılmıꢀtır. Otopsi raporunda, 1x1 ölçüsünde bir   ekimoz ve daha sonra Adnan Yıldırım’a ait olduğu anlaꢀılan ikinci cesedin dizkapağında   aꢀınma görüldüğü kaydedilmiꢀtir. Ayrıca cesedin ön kısmında, sol bacağın üst kısmında, sol   dizde, genital bölgede ve baꢀta cyanosis kaydedilmiꢀtir. Ölüm ardından vücutta oluꢀan   katılaꢀmanın geçmeye baꢀladığı anlaꢀılmıꢀtır. Rapora göre, cesede dokunulduğunda, deri   soyulmaya baꢀlamıꢀtır ve bu, büyük ihtimalle ıslanmıꢀ olmasından kaynaklanmaktadır.   Occipital bölgede mermi giriꢀiyle olumuꢀ bir boꢀluk, yakın mesafeli ateꢀten kaynaklanan   yanmıꢀ saç ve sağ kulağın arkasında merminin çıktığı bir boꢀluk tespit edilmiꢀtir. Ayrıca,   kütleꢀmiꢀ bir nesnenin yol açtığı travma nedeniyle sol gözde kan pıhtılaꢀması, burun kırılması   ve burun kanaması kaydedilmiꢀtir. Teꢀhisi kanıtlayacak hiçbir belge, değerli eꢀya veya para   bulunmamıꢀtır. Sağ el ve sağ bilek yüzeyinde, ellerin iple bağlanmasından kaynaklanmıꢀ   olması muhtemel 1 cm. geniꢀliğinde ekimoz kaydedilmiꢀtir. Doktorlar ayrıca ölüm nedeninin   açıkça beyin kanaması olması nedeniyle klasik bir otopsi yapmanın gerekli olmadığı   sonucuna varmıꢀtır. Tahmini ölüm zamanı, otopsinin gerçekleꢀtirilmesinden 10 saat önce   olarak verilmiꢀtir.   Cesetlerden çıkarılan mermiler, balistik inceleme için, sırasıyla 6 ve 14 Haziran 1994   tarihli iki adli tıp raporu hazırlayan Emniyet Adli Tıp Laboratuarı’na gönderilmiꢀtir. 14   Haziran 1994 tarihli rapordan olay mahallinde ele geçirilen beꢀ mermi kovanının üç farklı   tabancadan çıktığını göstermiꢀtir. Raporda, sözkonusu beꢀ mermi kovanının, 1985’den bu   yana görülen diğer faili meçhul cinayet mahallerinden alınan mermi kovanları ile   karꢀılaꢀtırılmalarının hiçbir benzerliği ortaya koymadığı sonucuna varılmıꢀtır.   Mermiler daha sonra 17 Haziran 1994 tarihinde raporunu hazırlayan Jandarma Adli   Tıp Laboratuarı’na gönderilmiꢀtir. Raporda, sözkonusu beꢀ mermi kovanının, diğer faili   meçhul cinayet mahallerinden alınan mermi kovanları ile karꢀılaꢀtırılmalarının hiçbir   benzerliği ortaya koymadığı sonucuna varılmıꢀtır.   Haziran 1994 tarihinde Yığılca Cumhuriyet Savcısı, cesetleri bulan Đsmail Taꢀcan   eꢀliğinde olay mahallinde bir incelem yapmıꢀtır. Đnceleme esnasında, Ayꢀe Araç isimli bir kiꢀi   Cumhuriyet Savcısı’na 3 Haziran 1994 sabahı bir silah sesi duyduğunu belirtmiꢀtir.   Haziran 1994 tarihinde Bakırköy Cumhuriyet Savcısı, Çınar Hotel kapı görevlisi   Sebahattin Uz’un ifadesini almıꢀtır. Uz ifadesinde, otel kumarhanesinin devamlı müꢀterileri   olan Adnan Yıldırım, Savaꢀ Buldan ve Hacı Karay’ın 3 Haziran 1994 sabah 5.00’da oteli terk   ettiğini, arabalarıyla gelen altı veya yedi kiꢀinin yanlarına yaklaꢀtıkları bu üç kiꢀiyi duvara   yaslayarak üzerlerini aradığını belirtmiꢀtir. Daha sonra bu üç kiꢀi, 34 CK 420 plakalı koyu   renk bir Mercedes’e bindirilmiꢀtir. Adamlardan birinin polis olduklarını ve ifadelerini aldıktan   sonra kendilerini serbest bırakacağını söylediğini duymuꢀtur.   Yine 4 Haziran 1994 tarihinde Bakırköy Cumhuriyet Savcısı, Çınar Hotel güvenlik   görevlisi Hüseyin Kılıç’ın ifadesini almıꢀtır. Kılıç, kurꢀun geçirmez yelek giyen ve silah   taꢀıyan altı veya yedi kiꢀinin, otelden çıkan üç adama yaklaꢀtığını, onları beklemekte olan   arabalara binmeye zorladığını ve üzerlerini aradığını belirtmiꢀtir. Bu tanık, arabalardan birinin   spor araba olduğunu belirtmiꢀtir.   Haziran 1994 tarihinde Çınar Hotel önündeki taksi sırasında bekleyen taksi sürücüsü   Serdar Özdemir Bakırköy Cumhuriyet Savcısı’na ifade vermiꢀtir. Üç adam kumarhaneden   çıkar çıkmaz altı veya yedi kiꢀinin yanlarına yaklaꢀarak üzerilerini aradığını belirtmiꢀtir. Daha   sonra sözkonusu üç adamın beklemekte olan bir Mercedes, bir Hyundai ve bir spor arabaya   bindirilerek götürüldüğünü açıklamıꢀtır.   Yine 5 Haziran 1994 tarihinde Bakırköy Cumhuriyet Savcısı, baꢀka bir taksi sürücüsü   olan Hüsnü Durmaz’ın ifadesini almıꢀ ve Durmaz, Özdemir ile aynı noktalara değinmiꢀtir.   Haziran 1994 tarihinde Đstanbul Emniyet Müdürlüğü, 34 CK 420 plakalı bir   arabanın, bordo renkli 1987 model bir BMW olduğunu ve Đstanbul’da yaꢀayan C.P.’ye ait   olduğunu tespit etmiꢀtir.   Haziran 1994 tarihinde ilk baꢀvuran Selim Yıldırım polise, oğlu Adnan Yıldırım’ın   Çınar Hotel’den kaçırıldığını belirtmiꢀtir. Bolu Jandarması, Yığılca’da bulunan üç ceset   hakkında kendisine bilgi verdiğinde oğlunun cesedini Bolu Devlet Hastanesi’nde teꢀhis   etmiꢀtir.   Hazırlık soruꢀturmaları, Bakırköy Cumhuriyet Savcısı’nın 23 Haziran 1994 tarihinde   on yıl geçerli olan devamlı bir arama emri yayınlamasına neden olmuꢀtur. Soruꢀturma   dosyası, yetki alanı içerisinde bulunmuꢀ olduğu için 17 Mart 1995 tarihinde Yığılca   Cumhuriyet Savcısı’na gönderilmiꢀtir.   Faillerin kimlikleri tespit edilemediği için 31 Ağustos 1995 tarihinde Yığılca   Cumhuriyet Savcısı cinayetlerin failleri için Türk Ceza Kanunu’nun 102. maddesi bağlamında   yirmi yıl boyunca geçerli olacak sürekli bir arama emri yayınlamıꢀtır. Cumhuriyet Savcısı   raporunda ayrıca soruꢀturma sırasında hiçbir delil bulunmadığını belirtmiꢀtir.   Susurluk olayı ardından olay tarihinde Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Đstihbarat ꢁube   Müdürü olan Hanefi Avcı, Cumhuriyet Savcısı’na Susurluk olayına iliꢀkin ifade vermiꢀtir.   Đfadesinde Savaꢀ Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay’ın öldürülmelerine yasadıꢀı bir   grubun iꢀi olarak değinmiꢀtir. Ayrıca, sözkonusu bilginin gizli istihbarata dayanması   nedeniyle iddiaları kanıtlayacak belgelere sahip olmadığını ifade etmiꢀtir. Ancak belirli   kaynaklara iliꢀkin bir soruꢀturma yapılmıꢀ olsa idi sözkonusu iddiaların doğruluğunu tasdik   eden belgeleri bulunmuꢀ olacağı kanısına varmıꢀtır. Belgeleri bulmanın mümkün   olabileceğine iliꢀkin hususlara değinmek için hazırlıklı bulunmuꢀtur. 24 Mart 1997 tarihinde   Hanefi Avcı bir kez daha Yığılca Cumhuriyet Savcısı’nın talebi üzerine Ankara’da   sorgulanmıꢀtır. Đfadesinde cinayetlerin kimin tarafından ve nasıl iꢀlendiğini bilmediğini   belirtmiꢀtir.   Mart 1997 tarihinde Susurluk olayıyla ilgili bir soruꢀturma ile bağlantılı olarak   gözaltında tutulan polis memurları Ercan Ersoy, Oğuz Yorumaz ve Ayhan Çakır, kaçırılmaya   ꢀahit olmuꢀ görgü tanıkları Hüsnü Durmazel ve Sabahattin Uz’a gösterilmiꢀtir. Ancak görgü   tanıkları, sözkonusu kiꢀileri daha önce görmediklerini belirtmiꢀtir.   Ercan Ersoy, Oğuz Yorulmaz ve Ayhan Çarkın’ın foto robotları, Susurluk   soruꢀturmasıyla bağlantılı olarak gözaltına alınan ꢀüpheli Yaꢀar Öz’ün fotoğrafı   karꢀılaꢀtırılmıꢀ ve robot resimdeki adamın Yaꢀar Öz olabileceği sonucuna varılmıꢀtır. 7 Mayıs   tarihinde Yaꢀar Öz, Cumhuriyet Savcısı’na verdiği ifadede 1 Nisan 1994 ve Ekim 1994   tarihleri arasında Đstanbul’da olmadığını belirtmiꢀtir.   Temmuz 1998 tarihinde Yığılca Cumhuriyet Savcısı Yaꢀar Öz hakkında yetkisizlik   kararı almıꢀ ve soruꢀturma dosyasını, Ankara DGM’ye göndermiꢀtir. 7 Ekim 1998 tarihinde   Ankara DGM Yaꢀar Öz hakkında yetkisizlik kararı almıꢀ ve soruꢀturma dosyası, daha sonra   dosyayı, Yığılca Cumhuriyet Savcısı’na gönderen Düzce Cumhuriyet Savcısı’na havale   edilmiꢀtir.   Kasım 1998 tarihinde Yığılca Cumhuriyet Savcısı, suçun diğer faillerine iliꢀkin   soruꢀturmaya devam etmeye karar vermiꢀ ve Düzce Cumhuriyet Savcısı’ndan Öz’ü itham   etmesini istemiꢀtir.   Kasım 1998 tarihinde Düzce Cumhuriyet Savcısı, Düzce Ağır Ceza Mahkemesi’ne   bir iddianame sunmuꢀ ve delillerin, Öz’ün erkek kardeꢀi ve iki arkadaꢀının ölümü için   baꢀvuran aleyhinde cezai takibat açılmasını haklı çıkardığını ileri sürmüꢀtür. Düzce Ağır Ceza   Mahkemesi, yargı yetkisine iliꢀkin nedenlerden dolayı davayı inceleyemeyeceği sonucuna   varmıꢀ ve dava dosyası, organize suçlar hususundaki davalara bakma yetkisi bulunan Ankara   Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne havale edilmiꢀtir. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi,   davaya bakma yetkisinin bulunmadığı sonucuna varmıꢀ ve dava dosyası, yargı yetkisine   iliꢀkin ihtilafın sonuçlanması için Yargıtay’a gönderilmiꢀtir.   ꢁubat 1999 tarihinde Yargıtay Beꢀinci Ceza Dairesi, Ankara Devlet Güvenlik   Mahkemesi’nin kararını onayarak Düzce Ağır Ceza Mahkemesi’nin davaya bakma yetkisinin   bulunduğu sonucuna varmıꢀtır.   Düzce Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda Yaꢀar Öz aleyhindeki cezai takibata iliꢀkin   yedi duruꢀma gerçekleꢀtirilmiꢀtir. Yaꢀar Öz, kendisinin cinayetlere dahil olduğunu gösterecek   hiçbir delil bulunmadığını ve tek yargılanma sebebinin, Avrupa mahkemelerine cinayetlerin   soruꢀturulmakta olduğunu kanıtlamak olduğunu ifade etmiꢀtir. Dokuz görgü tanıdığı da   duruꢀmalar sırasında Yaꢀar Öz’ü daha önce görmemiꢀ olduklarını belirtmiꢀlerdir.   Kasım 1999 tarihinde Düzce Ağır Ceza Mahkemesi, delil yetersizliği nedeniyle   Yaꢀar Öz’ün beraatine karar vermiꢀtir. 25 Mayıs 2001 tarihinde Yargıtay, sözkonusu kararı   onamıꢀtır.   HUKUK   I. HÜKÜMET’ĐN ÖN ĐTĐRAZI   Hükümet, baꢀvuranların, AĐHS’nin 35 § 1. maddesi anlamı dahilinde, mevcut iç hukuk   yollarını tüketmediklerini iddia etmiꢀtir. Bu bağlamda, Adnan Yıldırım’ın ölümüne iliꢀkin   soruꢀturmanın halen devam etmekte olduğunu ileri sürmüꢀtür.   AĐHM, 1 Aralık 2005 tarihli kararında, sözkonusu cezai soruꢀturmanın AĐHS uyarınca   etkili olarak kabul edilip edilemeyeceğinin, baꢀvuranların, Hükümet’in ön itirazının esaslarla   birleꢀtirilmesi gerektiği ꢀeklindeki ꢀikayetleri ile yakından alakalı olduğunu değerlendirdiğini   yinelemiꢀtir. Taraflarca bu konu üzerine sunulan iddiaları kaydeden AĐHM, bu konuya,   baꢀvuranların AĐHS’nin 2. maddesi uyarınca olan ꢀikayetlerinin konusunun incelenmesi   sırasında değinmeyi uygun değerlendirmiꢀtir.   Dolayısıyla, AĐHM, cezai soruꢀturmanın etkili olup olmadığına iliꢀkin ön itirazı   baꢀvuranların AĐHS’nin 2. maddesi uyarınca olan ꢀikayetlerinin esasları ile birleꢀtirmiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuranlar, Adnan Yıldırım’ın, Devlet’in gizli ajanları veya Devlet’in buyruğu veya   gizli talimatları altında hareket eden kiꢀiler tarafından kaçırılmasının ardından iꢀkence   gördüğünü ve öldürüldüğünü iddia etmiꢀlerdir. Ayrıca, yetkililerin, onun öldürülmesine   yönelik etkili ve yeterli bir soruꢀturma yürütmedikleri konusunda ꢀikayetçi olmuꢀlardır.   Baꢀvuranlar, bu iddialarını AĐHS’nin 2. maddesine dayandırmıꢀlardır. Sözkonusu madde   ꢀöyledir:   “1. Herkesin yaꢀam hakkı yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı   bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dıꢀında hiç   kimse kasten öldürülemez.”   A. Tarafların görüꢁleri   1. Baꢀvuranlar   Baꢀvuranlar, Adnan Yıldırım’ın Devlet ajanları tarafından öldürüldüğü ve Devlet’in   onun yaꢀama hakkını koruyamadığı failleri bulmak için bir soruꢀturma yürütmediğini   kanıtlamak yönünde yeterli delilin mevcut olduğunu iddia etmiꢀlerdir. Baꢀvuranlar, Adnan   Yıldırım ve arkadaꢀı Savaꢀ Buldan’ın Devlet ajanları tarafından öldürüldüğü sonucuna varan   Susurluk Raporuna birçok atıfta bulunmuꢀlardır. Baꢀvuranlara göre, Susurluk Raporu ve   Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Đstihbarat Servisi’nin eski baꢀkanı Hanefi Avcı’nın ifadeleri,   öldürme eyleminin Türk yetkililerinin tam bilgisi dahilinde gerçekleꢀtiğini açıkça ortaya   koymuꢀtur.   Soruꢀturmanın yetersizliği hususunda, baꢀvuranlar, yetkililerin, cinayetlerin polis veya   Devlet adına veya Devlet’in izni ile hareket eden diğer kiꢀiler tarafından gerçekleꢀtirilmiꢀ   olma ihtimalini göz önüne almadıklarını belirtmiꢀlerdir. Baꢀvuranlara göre, yetkililer   tarafından yürütülen soruꢀturma, Strazburg kurumlarını etkilemek amacıyla gerçekleꢀtirilen   bir formaliteden ibarettir.   2. Hükümet   Hükümet, bu iddialara itiraz etmiꢀ ve Adnan Yıldırım’ın Devlet’in gizli ajanları   tarafından öldürüldüğünü reddetmiꢀtir.   Etkili bir soruꢀturma yürütme gereğine iliꢀkin olarak, Hükümet, yetkililer tarafından   yürütülen soruꢀturmanın AĐHS ꢀartlarını karꢀıladığını ileri sürmüꢀtür.   B. AĐHM’nin değerlendirmesi   1. Adnan Yıldırım’ın ölümü   Yaꢀam hakkını koruyan ve yaꢀam hakkından mahrum bırakmanın haklı olabileceği   ꢀartları ortaya koyan 2. madde, hakkında derogasyona izin verilmeyen, AĐHS’nin en temel   hükümlerinden birisi olarak yer alır. Ayrıca, 3. madde ile birlikte, Avrupa Konseyi’ni   oluꢀturan demokratik toplumların temel değerlerinden birini muhafaza eder. Yaꢀam   hakkından mahrum bırakmanın haklı olabileceği ꢀartlar, dolayısıyla dar bir ꢀekilde   yorumlanmalıdır. Đnsanların korunması için bir araç olarak AĐHS’nin hedef ve amacı, ayrıca,   2. maddenin, teminatlarını etkili ve uygulanabilir kılacak ꢀekilde, yorumlanmasını ve   uygulanmasını gerektirir (bkz. McCann ve Diğerleri – Đngiltere, 27 Eylül 1995 tarihli karar,   Seri A no. 324, ss. 45-46, §§ 146-147).   2. madde tarafından sağlanan korumanın önemi ıꢀığında, AĐHM, sadece Devlet   görevlilerinin hareketlerini değil aynı zamanda o sırada mevcut tüm ꢀartları göz önüne alarak,   yaꢀama hakkından mahrum bırakan durumları en dikkatli ꢀekilde incelemeye tabi tutmalıdır   (bkz., diğer içtihatların yanı sıra, Orhan – Türkiye, no. 25656/94, § 326, 18 Haziran 2002).   AĐHM, ortaya çıkan konuları, bu davada gösterilen yazılı deliller, özellikle de davada   yürütülen adli soruꢀturmalara iliꢀkin olarak Hükümet tarafından sunulan belgeler ve tarafların   yazılı görüꢀleri ıꢀığında inceleyecektir.   AĐHM, rolünün ikincil niteliğiyle ilgili olarak duyarlıdır ve bunun belirli bir davanın koꢀulları   tarafından kaçınılmaz kılınmadığı hallerde, bir birinci derece yargılama rolünü üstlenme   hususunda temkinli olması gereklidir (bkz örneğin, McKerr – Đngiltere, no. 28883/95, 4 Nisan   2000). Yerel iꢀlemlerin yapıldığı hallerde, olaylara iliꢀkin kendi değerlendirmelerini, yerel   mahkemelerin değerlendirmelerinin yerine koymak AĐHM’nin görevi değildir ve genel bir   kural olarak, ellerindeki kanıtları değerlendirmek, bu mahkemelerin görevidir (bkz. Klaas –   Almanya, 22 Eylül 1993). AĐHM’nin, yerel mahkemelerin kararları ile bağlı olmamasına   rağmen, normal ꢀartlarda, bu mahkemeler tarafından varılan olgusal tespitlerden sapması için   ikna edici unsurlara gerek duyar (bkz. yukarıda anılan Klaas). Bununla birlikte, AĐHS’nin 2.   ve 3. maddeleri kapsamında iddiaların olduğu hallerde, belli birtakım yerel iꢀlemler ve   soruꢀturma yapılmıꢀ olsa dahi, AĐHM’nin özellikle etraflı bir titizlik göstermesi gereklidir   (Ribitsch – Avusturya, 4 Aralık 1995 ve Avꢀar – Türkiye, no. 25657/94).   AĐHM öncelikle, bu davanın, Buldan – Türkiye (no. 28298/95, 20 Nisan 2004)   davasındaki aynı olgulardan kaynaklandığını gözlemler.   AĐHM, baꢀvuranların, Adnan Yıldırım’ın Devlet görevlileri tarafından kasten   öldürüldüğümü iddia ettiğini not eder. Bu bağlamda, Savaꢀ Buldan’ın öldürülmesine atıfta   bulunan Susurluk Raporu’na dayanmaktadırlar. Bu Rapor’da, iç hukukta yasaklanmıꢀ bir   örgüt olan PKK’yı destekleyen varlıklı Kürtleri öldürmenin bir Devlet stratejisi olduğu   belirtilmiꢀtir. Ayrıca, bu unsurların Adnan Yıldırım’ın öldürülmesiyle de alakalı olduğunu   ortaya koymuꢀtur. Öte yandan, AĐHM, Rapor’un yayınlanmasının ardından yapılan   soruꢀturmada, Đstanbul ve Diyarbakır Polis Teꢀkilatı eski baꢀkanı Hanefi Avcı’nın,   Cumhuriyet Savcısı’na, Devlet görevlilerinden ve sivillerden oluꢀan özel bir timin   kurulduğuna ve Savaꢀ Buldan ile arkadaꢀlarının kaçırılması ve öldürülmesinin, bu timin   faaliyetlerinden birisi olduğuna dair ifade verdiğini gözlemler.   Yukarıda anlatılanlar ıꢀığında, AĐHM, baꢀvuranların, Adnan Yıldırım’ın Devlet   görevlileri tarafından ya da en azından onların göz yummasıyla öldürüldüğüne dair iddiasının   bu nedenle ilk bakıꢀta tutarsız olarak görülüp göz ardı edilemeyeceği sonucuna varmıꢀtır.   Ancak, AĐHS’nin maksatları açısından gerekli olan kanıt standardının, “hiçbir ꢀüpheye yer   bırakmayacak ꢀekilde” standardı olduğunu ve bu tür bir standardın yeterince güçlü, açık ve   birbiriyle uyumlu çıkarımlar ya da benzeri çürütülmemiꢀ karinelerin bir arada bulunmasıyla   elde edilebileceğini hatırlatır (bkz. Đrlanda – Đngiltere, 18 Ocak 1978, yukarıda anılan Ülkü   Ekinci ve yukarıda anılan Buldan).   AĐHM, dava dosyasında, Adnan Yıldırım’ın birisi tarafından tehdit edildiği, ya da   ölümünden önce hayatının risk altında olduğuna inanması için nedeni olduğuna dair hiçbir   emare bulunmadığını gözlemler. Ayrıca, öldürmeye kimsenin tanık olmadığını da hatırlatır.   Üstelik baꢀvuranların Susurluk Raporu’na dayanmalarına iliꢀkin olarak, geçmiꢀ   kararlarında (Yaꢀa – Türkiye, 2 Eylül 1998, Özgür Gündem – Türkiye, no. 23144/93),   Susurluk Raporu’nun, belirli bir olaya Devlet görevlilerinin karıꢀtığının gerekli olan kanıt   standardında belirlenmesi için dayanak olarak alınamayacağına hükmetmiꢀtir. Baꢀbakan’ın   talimatıyla hazırlanan ve kendisinin kamuya bildirilmesine karar verdiği Rapor, ancak genel   bir perspektiften, terörle mücadeleyle bağlantılı sorunlara iliꢀkin bilgi sunmak ve bu sorunları   analiz etmek ile önleyici ve soruꢀturma bağlantılı tedbirler tavsiye etmek bağlamında ciddi bir   gayret olarak görülebilir.   Yukarıda anlatılanlar ıꢀığında, AĐHM, Savaꢀ Buldan isminin Rapor’da bahsi geçmesi   gerçeğine rağmen, merhumun vefat ettiği asıl koꢀulların spekülasyon ve faraziye konusu   olarak kaldığı sonucuna varmıꢀtır. Buna göre, Adnan Yıldırım’ın, hiçbir ꢀüpheye yer   bırakmayacak ꢀekilde, baꢀvuranlar tarafından iddia edilen koꢀullarda Devlet görevlileri   tarafından ya da onların göz yummasıyla öldürüldüğü sonucuna varılması için yetersiz bir   kanıt temeli bulunmaktadır.   Buna göre, bu bağlamda 2. madde ihlal edilmemiꢀtir.   2.Soruꢀturmanın yetersiz olduğu iddiası   AĐHM, içtihadına göre, 2. madde kapsamında yaꢀam hakkının korunmasına dair   yükümlülüğün, Devlet’in 1. madde kapsamındaki “yetkisi dahilindeki herkese AĐHS’de   tanımlanmıꢀ olan hak ve özgürlükleri temin etmek” ꢀeklindeki genel yükümlülüğü ile birlikte   ele alındığında, bireylerin kuvvet kullanımı sonucunda öldürüldükleri durumlarda etkili bir   resmi soruꢀturma ꢀeklinin bulunması gerektiğini hatırlatır. Bu yükümlülük, öldürmenin bir   Devlet görevlisi tarafından yapıldığının belirlendiği davalarla sınırlı değildir. Aynı ꢀekilde,   merhumun aile bireylerinin ya da baꢀkalarının öldürmeye iliꢀkin olarak yetkili soruꢀturma   makamına resmi ꢀikayette bulunup bulunmaması da kati değildir. Baꢀvuranın kardeꢀinin   öldürülmesinin yetkililere bildirilmesi, 2. madde kapsamında, ölümü çevreleyen koꢀullara   yönelik etkili bir soruꢀturma yapma yükümlülüğünü doğurmuꢀtur (Tanrıkulu – Türkiye [BD],   no. 23763/94). Bir soruꢀturmanın etkinliğine dair asgari sınırı karꢀılayan titizliğin niteliği ve   derecesi, her davanın kendi koꢀuluna bağlıdır. Tüm ilgili olgular temelinde ve soruꢀturma   iꢀlemlerinin uygulamasına iliꢀkin gerçekleri dikkate alarak değerlendirilmelidir (bkz. Velikova   – Bulgaristan, no. 41488/98 ve yukarıda anılan Ülkü Ekinci).   Aynı zamanda bu bağlamda ivedilik ve makul süre zorunluluğu bulunmaktadır (Yaꢀa,   yukarıda anılan, Çakıcı – Türkiye [BD], no 23657/94, Tanrıkulu, yukarıda anılan ve Mahmut   Kaya – Türkiye, no. 22535/93). Belirli bir durumda soruꢀturmanın ilerlemesini önleyen   engeller ve güçlükler olabileceği kabul edilmelidir. Ancak ölümcül güç kullanımı veya   kaybolma olaylarını soruꢀtururken yetkililerin ivedilikle harekete geçmesi, hukukun   üstünlüğünü korumalarında ve kanunsuz fiillerde bir karartma veya müsamahayı önlemede   halkın güveninin sağlanması için genellikle zaruri olarak değerlendirilmektedir (bkz. genel   olarak, McKerr – Đngiltere, no. 28883/95 ve Avꢀar, yukarıda anılan).   Sözkonusu davanın özel koꢀullarına gelinecek olursa, Mahkeme gerçekten de   baꢀvuranların yakınının kaçırılması ve ölümü hakkında bir soruꢀturma yürütüldüğünü   kaydeder. Ancak soruꢀturmanın yürütülmesinde çarpıcı eksiklikler bulunmaktadır.   Bu bağlamda Mahkeme, baꢀvuranların Adnan Yıldırım’ın öldürülmesinde devletin gizli   ajanlarının rol almıꢀ olabileceği hakkındaki kaygılarını 4 Haziran 1994 tarihinde yerel   mercilere ilettiklerini gözlemler. Mahkemeye göre baꢀvuranların kaygıları yetkililerin   soruꢀturma kapsamını geniꢀletmelerini sağlamalıydı. Ancak devlet görevlilerinin öldürme   olayıyla muhtemel ilgisini araꢀtırmak adına yetkililerin ciddi bir giriꢀimde bulunmadıkları   dava dosyasından anlaꢀılmaktadır. Mahkeme, esasen Adnan Yıldırım’ın öldürülmesi olayının   Susurluk Raporu’nda bahsedilen özel tim ile bağlantısının Düzce Ağır Ceza Mahkemesi’nin   Kasım 1998 tarihli kararı ile tespit edilmiꢀ olduğunu dikkate alır. Düzce Ağır Ceza   Mahkemesi, bu karara varırken Adnan Yıldırım ve arkadaꢀları cinayetinin kiꢀisel nedenlerle   iꢀlendiği yönünde delil bulunmadığını ifade etmiꢀtir. Ne var ki Düzce Ağır Ceza Mahkemesi   görevsizlik kararı almıꢀ ve davayı Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne sevketmiꢀtir. Dava   olaylarından da gözlenebileceği gibi bundan sonra Adnan Yıldırım’ın öldürülmesiyle ilgili   olarak Yaꢀar Öz’ü yargılamaya hangi mahkemenin yetkili olduğu üzerine uzun süren bir   tartıꢀma ortaya çıkmıꢀtır. Sonuç olarak Yargıtay 5. Dairesi Yaꢀar Öz hakkındaki iddiaların   organize suçla ilgisi olmadığına karar vermiꢀ ve davayı Düzce Ağır Ceza Mahkemesi’ne iade   etmiꢀtir. Düzce Ağır Ceza Mahkemesi Yaꢀar Öz’ü delil yetersizliğinden serbest bırakmıꢀtır.   Sözkonusu yargılama sürecinden ancak Adnan Yıldırım’ın öldürülmesiyle özel timin   faaliyetlerinin bağlantısının ne yazık ki göz ardı edildiği sonucu çıkarılabilir. Mahkeme ayrıca   Hanefi Avcı’nın 7 ꢁubat 1997 tarihli ifadesinde atıfta bulunduğu belgelerin gerçekte var olup   olmadığının tespit edilmesi için hiçbir araꢀtırma yapılmadığının görülmesi ile ꢀaꢀkınlığa   düꢀmüꢀtür. Bu bağlamda Mahkeme, Avcı’nın, belli kaynaklar hakkında soruꢀturma yapılmıꢀ   olsaydı Adnan Yıldırım ve arkadaꢀlarının yasadıꢀı bir örgüt tarafından öldürüldüğü iddiasının   doğruluğunu tespit etmek için belgeler bulmanın mümkün olabileceğini belirttiğini hatırlatır.   Ayrıca bir soruꢀturmanın etkili olabilmesi için ivedilik ve makul süre zorunluluğunun   bulunduğunu da belirtmek gerekmektedir. Mahkeme bu itibarla davayı inceleyen farklı   Savcılar arasında gerçekte bir koordinasyon bulunmadığını dikkate alır. Mahkeme bu   bağlamda Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı’nın olaydan ancak dokuz ay sonra, 17 Mart 1995   tarihinde dava dosyasını Yığılca Cumhuriyet Savcısı’na ilettiğini hatırlatır. Ne var ki dava   dosyası baꢀvuranın yakınının kaçırılmasıyla ilgili tanık ifadelerini de içeren önemli bilgileri   barındırmaktaydı. Sözkonusu bilgiler soruꢀturmasının ilk safhalarında Yığılca Cumhuriyet   Savcısı için çok faydalı olabilirdi. Ayrıca Çınar Otel’in dıꢀındaki güvenlik kameralarının   video kayıtları olaydan ancak dört yıl sonra, 29 Eylül 1998 tarihinde talep edilmiꢀtir. Bu   kayıtlar bir ay saklandıktan sonra silindiği için devam etmekte olan soruꢀturmaya büyük   yararı olabilecek önemli kanıtlar elde edilememiꢀtir.   Yukarıda bahsedilenler ıꢀığında Mahkeme ulusal yetkililerin Adnan Yıldırım’ın   ölümünü çevreleyen ꢀartlar hakkında yeterli ve etkili bir soruꢀturma yürütemedikleri   kanaatindedir. Bu nedenle Mahkeme, usuli organına göre AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal   edildiğine karar vermiꢀtir.   III. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuranlar ayrıca kardeꢀi ile ilgili olarak AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğini iddia   etmiꢀlerdir. 3. madde ꢀu ꢀekildedir:   “Hiç kimse iꢀkenceye, insanlık dıꢀı ya da onur kırıcı ceza veya iꢀlemlere tabi tutulamaz.”   Hükümet baꢀvuranın iddiasının yanlıꢀ ve asılsız olduğunu belirtmiꢀtir.   Mahkeme herhangi bir devlet görevlisinin doğrudan veya dolaylı olarak baꢀvuranın   yakınının öldürülmesi olayına karıꢀmıꢀ olduğunun saptanmamıꢀ olduğuna dair yukarıdaki   tespitini hatırlatır. Bu yüzden baꢀvuran tarafından savunulan sözkonusu hükmün ihlaline karar   verilebilmesi için somut dayanak bulunmamaktadır.   Bu itibarla Mahkeme, baꢀvuranın yakını Adnan Yıldırım’la ilgili olarak AĐHS’nin 3.   maddesini ihlal edilmediğini tespit etmiꢀtir.   IV. AĐHS’NĐN 6 § 1 VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuranlar, yetkililer tarafından yürütülen soruꢀturmanın AĐHS standartlarını   sağlamakta yetersiz kaldığını savunmuꢀtur.   Hükümet, Adnan Yıldırım’ın öldürülmesinin, yeterli düzeyde soruꢀturulmuꢀ olduğunu   ileri sürmüꢀtür.   A. AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi   AĐHM, baꢀvuranların AĐHS’nin 6 § 1. maddesi bağlamındaki sıkıntılarının,   soruꢀturmadan sorumlu makamların, Adnan Yıldırım’ın ölümüne iliꢀkin olarak kendilerine   karꢀı sergiledikleri tutumla ve bunun, kendilerinin iç hukuk yollarını kullanabilmelerine olan   etkisine iliꢀkin daha genel ꢀikayetlerle bağlantılı olduğunu gözlemlemektedir. Dolayısıyla   sözkonusu ꢀikayeti, 13. madde bağlamında Devletler’in AĐHS’ye iliꢀkin ihlaller hususunda   etkin bir iç hukuk yolu sağlama hususundaki daha genel yükümlülüklerle bağlantılı olarak   incelemenin uygun olduğu kanısındadır (bkz. Kaya/Türkiye, 19 ꢁubat 1998 tarihli karar,   Raporlar 1998-I, sayfa 329, § 105).   Bu nedenle AĐHM, AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edilip edilmediğine karar   vermenin gerekli olmadığı kanaatindedir.   B. AĐHS’nin 13. Maddesi   AĐHM, AĐHS’nin 13. maddesinin, bir iç hukuk yolunun AĐHS haklarının ve   özgürlüklerinin temelini, yerel yasal düzende ne ꢀekilde garanti altına alınabilirse icra   bakımından ulaꢀılabilir olmasını sağladığını yineler. 13. maddenin iꢀlevi, Taraf Devletler’e   sözkonusu madde uyarınca AĐHS yükümlülüklerine uyma tutumlarına iliꢀkin yapılan   değerlendirme bildirilmesine rağmen, bir iç hukuk yolu maddesinin, AĐHS bağlamında “itiraz   edilebilir bir ꢀikayet” esası ile ilgilenmesini ve çözüm bulmasını gerekli kılmaktır. 13. madde   bağlamındaki yükümlülüğün kapsamı, baꢀvuranların AĐHS’ye dayandırdıkları ꢀikayetlerinin   niteliğine bağlı olarak değiꢀiklik gösterir. Ancak, 13. maddenin gerekli kıldığı iç hukuk yolu,   pratikte ve kanunen “etkin” olmalıdır. Özellikle, uygulanması sorumlu Devlet’in yetkili   makamlarının fiilleri veya ihmalleri nedeniyle adil olmayan biçimde engellenmemelidir (bkz.   Tekdağ/Türkiye, no. 27699/95, § 95, 15 Ocak 2004).   Yaꢀam hakkının esas önemi gözönünde bulundurulduğunda 13. madde, uygun   olduğunda tazminatın ödenmesine ek olarak, ꢀikayetçinin soruꢀturma usulüne etkin eriꢀimi de   dahil olmak üzere, yaꢀamdan mahrum bırakmadan sorumlu kiꢀilerin tespiti ve   cezalandırılmasına olanak veren tam ve etkin bir soruꢀturmayı gerekli kılmaktadır (bkz.   Tekirdağ, § 96).   AĐHM henüz, makul ꢀüphenin ötesinde, Devlet’in temsilcilerinin Adnan Yıldırım’ın   öldürülmesi ile iliꢀkisi olduğunun kanıtlandığı sonucuna varmadığını yineler. Ancak, yerleꢀik   içtihatına göre, bu 2. maddeye iliꢀkin ꢀikayetin, 13. madde bağlamında “itiraz edilebilir”   olmasını engellemez (bkz. Orhan, § 386, ve Tekirdağ, § 97).   Yetkili makamlar, baꢀvuranların yakınının öldürülmesini çevreleyen koꢀullara iliꢀkin   etkin bir soruꢀturma yürütmekle yükümlü olmuꢀtur. Yukarıda kaydedilen nedenlerden dolayı   (paragraflar 70-72), gerekleri, 2. madde tarafından öngörülen soruꢀturma yükümlülüğünden   daha geniꢀ olan 13. madde ile uyumlu olarak etkin bir cezai soruꢀturmanın gerçekleꢀtirilmiꢀ   olduğu kabul edilebilir (bkz. Buldan, § 105, Tanrıkulu, § 119, ve Tekirdağ, § 98). Bu nedenle     AĐHM, baꢀvuranların, erkek kardeꢀinin ölümü hususunda etkin bir iç hukuk yolundan ve   dolayısıyla, tazminat talebi de dahil olmak üzere kullanabileceği mevcut iç hukuk yollarına   eriꢀmekten mahrum bırakıldıkları kanısındadır.   Sonuç olarak, AĐHS’nin 13. maddesi ihlal edilmiꢀtir.   V. AĐHS’NĐN 14. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuranlar, Adnan Yıldırım’ın, Kürt kökenli olması nedeniyle öldürüldüğü ve bunun,   AĐHS’nin aꢀağıda kaydedilen 14. maddesinin ihlaline neden olduğuna iliꢀkin ꢀikayette   bulunmuꢀtur:   “Bu Sözleꢀmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya   diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, servet, doğum veya herhangi   baꢀka bir durum bakımından hiçbir ayırımcılık yapılmadan sağlanır.”   Hükümet, bu konuya ꢀikayetin olaylara dayanan temelini reddetmek dıꢀında   değinmemiꢀtir.   AĐHM, yukarıda kaydedilen 2. ve 13. maddenin ihlallerinin tespitine değinmekte ve   baꢀvuranların ꢀikayetlerini AĐHS’nin 14. maddesi uyarınca ayrı ayrı incelemeyi gerekli   görmemektedir.   VI. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. Maddesi’ne göre:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete   uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Maddi tazminat   Maddi tazminat olarak, baꢀvuranlar, vefat etmiꢀ olan iꢀ adamı Adnan Yıldırım’ın kazanç   kayıplarının tazminini istemiꢀlerdir. Bununla ilgili olarak, baꢀvuranlar, Adnan Yıldırım’ın dul   eꢀi ve beꢀ çocuğu için 185.869 euro (EUR) karꢀılığı, 352.796.80 Yeni Türk Lirası (YTL) talep   etmiꢀlerdir.   Hükümet baꢀvuranların taleplerine itiraz etmiꢀtir.   AĐHM, AĐHS’nin ihlalini teꢀkil ettiği saptanan konu ile –etkili bir soruꢀturmanın   yapılmaması- baꢀvuranların talep ettiği maddi tazminat arasında hiçbir nedensel bağlantı   bulmamaktadır. Đçtihat ilkelerine uygun olarak, AĐHM, baꢀvuranın bu baꢀlık altındaki   taleplerinin tamamını reddeder (bkz. yukarıda sözü edilen Buldan, Çakıcı ve Önen – Türkiye,   22876/93).   B. Manevi tazminat   Baꢀvuranlar, Adnan Yıldırım’ın ölümünün sonucu olarak çektikleri sıkıntı için, herhangi   bir miktar belirtmeksizin manevi tazminat talep etmiꢀlerdir.     AĐHM, yetkili makamların Adnan Yıldırım’ın ölümünü etkili biçimde soruꢀturmamasının,   Adnan Yıldırım’ın babası, eꢀi ve çocukları için büyük ıstırap ve sıkıntıya neden olduğunu   gözlemlemektedir. Buna göre, AĐHM, tarafsızlık esasıyla, manevi tazminat olarak   baꢀvuranlara ortaklaꢀa 20.000 euro ödenmesine karar vermiꢀtir.   B. Mahkeme masrafları   Baꢀvuranlar, baꢀvuruyu yaparken meydana gelen masraflar için toplam 563.30 YTL   (yaklaꢀık 298 EUR) talep etmiꢀlerdir. Đlgili makbuzlarla kanıtlanmıꢀ bu meblağa, posta, çeviri   ve bilirkiꢀi raporu masrafları dahildir. Baꢀvuranlar ayrıca, Đstanbul Barosu’nun tavsiye ettiği   yılı asgari ücret tarifesine göndermede bulunarak, avukatlık ücreti için 46.9000 (yaklaꢀık   24.800 EUR) talep etmiꢀlerdir.   Hükümet, baꢀvuranların taleplerine itiraz etmiꢀtir.   AĐHM, tarafsızlık esasıyla ve sunulan taleplerin ayrıntılarını göz önünde bulundurarak,   baꢀvuranlara ortaklaꢀa, mahkeme masrafları için toplam 6.000 EUR ödenmesine karar   vermiꢀtir.   C. Gecikme faizi   AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı   marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar   vermiꢀtir.   BU NEDENLERLE, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Hükümet’in, iç hukuk yollarının tüketilmesi ile ilgili ön itirazını esaslarla birleꢀtirmeye ve   reddetmeye;   2. Baꢀvuranların, yakınlarının, Sorumlu Devlet’in ajanlarının sorumluluklarının sözkonusu   olduğu koꢀullarda öldürüldüğü iddialarıyla ilgili olarak AĐHS’nin 2. Maddesi’nin ihlal   edilmediğine;   3. Sorumlu Devlet’in yetkili makamlarının, baꢀvuranların yakınının ölümü çerçevesindeki   koꢀullarla ilgili olarak yeterli ve etkili bir soruꢀturma yürütememeleriyle ilgili olarak   AĐHS’nin 2. Maddesi’nin ihlal edildiğine;   4. AĐHS’nin 3. Maddesi’nin ihlal edilmediğine;   5. Baꢀvuranların AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi çerçevesindeki ꢀikayetlerinin incelenmesinin   gerekli olmadığına;   6. AĐHS’nin 13. Maddesi’nin ihlal edildiğine;   7. Baꢀvuranların AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi çerçevesindeki ꢀikayetlerinin ayrı incelenmesinin   gerekli olmadığına;   8. (a) Sorumlu Devlet’in, aꢀağıdaki meblağları, AĐHS’nin 44 § 2. Maddesi’ne göre nihai     kararın verildiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde uygulanan kur üzerinden   Yeni Türk Lirası’na çevirip, her türlü vergi ve rüsumdan muaf tutarak baꢀvuranlara   ortaklaꢀa ödemesine:   (i) 20.000 EUR (yirmi bin euro) manevi tazminat;   (ii) Mahkeme masrafları için 6.000 EUR (altı bin euro);   (b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona ermesinden, ödeme gününe kadar geçen süre   için, yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç   puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   9. Baꢀvuranların adil tazmin taleplerinin geri kalanının reddine   KARAR VERĐR.   Đꢀbu karar, Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77. Maddesi’nin 2. ve   3. fıkraları uyarınca 19 Ekim 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.   Vincent BERGER   Zabıt Katibi   Boštjan ZUPANČIČ   Baꢀkan   13

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło