56362/00

WyrokETPCz2005-10-25ECLI:CE:ECHR:2005:1025JUD005636200

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
1. Czy skazanie skarżącej za przemówienie polityczne stanowiło naruszenie jej prawa do wolności wyrażania opinii zgodnie z art. 10 Konwencji? 2. Czy sąd, który skazał skarżącą, był niezawisłym i bezstronnym sądem w rozumieniu art. 6 ust. 1 Konwencji, biorąc pod uwagę obecność sędziego wojskowego?
Ratio decidendi
W odniesieniu do art. 10, Trybunał uznał, że ingerencja w wolność wyrażania opinii, choć przewidziana prawem i mająca na celu ochronę integralności terytorialnej, nie była „konieczna w demokratycznym społeczeństwie”. ETPCz podkreślił, że skarżąca, jako polityk, miała szerszy margines krytyki wobec rządu, a jej przemówienie nie nawoływało do przemocy ani zbrojnego oporu. Surowość kary (rok pozbawienia wolności) również przyczyniła się do uznania jej za nieproporcjonalną. W kwestii art. 6 ust. 1, Trybunał, odwołując się do swojego ugruntowanego orzecznictwa, stwierdził, że obecność sędziego wojskowego w składzie Państwowego Sądu Bezpieczeństwa (DGM) budziła uzasadnione wątpliwości co do niezawisłości i bezstronności tego sądu, co naruszyło prawo skarżącej do rzetelnego procesu.
Stan faktyczny
Skarżąca, Vasfiye Yüksel (Geyik), prawniczka i delegatka Partii Demokracji, wygłosiła przemówienie na kongresie partii w 1993 roku. W 1994 roku prokurator Państwowego Sądu Bezpieczeństwa w Ankarze oskarżył ją o propagandę separatystyczną. W 1998 roku Ankara DGM, w składzie z sędzią wojskowym, skazał ją na rok więzienia i grzywnę za podżeganie do nienawiści i wrogości. Wyrok został utrzymany w mocy przez Sąd Kasacyjny w 1999 roku, a skarżąca odbyła część kary pozbawienia wolności, po czym została warunkowo zwolniona.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza naruszenie art. 10 Konwencji. 2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 3. Zasądza na rzecz skarżącej 6.500 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową oraz 3.000 EUR tytułem kosztów i wydatków. 4. Oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   YÜKSEL (GEYİK) - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no: 56362 / 00)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Ekim 2005   İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek   olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (56362 / 00) başvuru no’lu davanın nedeni bu   ülke vatandaşı Vasfiye Yüksel’in (Geyik) 12 Kasım 1999 tarihinde Avrupa İnsan Hakları   Komisyonu’na Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu   başvurudur. Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul Barosu   avukatlarından K. Soypak tarafından temsil edilmektedir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   OLAYLAR   doğumlu başvuran avukat olup, İstanbul’da ikamet etmektedir.   Başvuran Demokrasi Partisi’nin İstanbul delegesi sıfatıyla Parti’nin 12 Aralık 1993 tarihli   Olağanüstü Kongresi’nde bir konuşma yapmıştır.   Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı 1 Ağustos 1994 tarihinde   başvuranı ve diğer dört kişiyi Devlet’in bölünmez bütünlüğüne karşı bölücülük propagandası   yapma suçu ile itham etmiş ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 8 § 1. maddesi   uyarınca mahkumiyetlerini talep etmiştir.   Cumhuriyet Savcısı, iddianamelerinde özellikle bu konuşmadan bazı bölümlere yer vermiştir.   DGM önünde, Cumhuriyet Savcısı TCK’nın 312 § 2. maddesine dayalı olarak başvuranın   mahkumiyetini talep etmiştir. Başvuran savunmasında Demokrasi Partisi’nin delegesi sıfatıyla   bir konuşma yaptığını belirterek bölücülük propagandası yaptığı suçlamasını reddetmiş ve   partisinin programını savunma amaçlı kısa bir demeç verdiğini iddia etmiştir.   Aralarında askeri bir hakimin de yer aldığı Ankara DGM heyeti 5 Ekim 1998 tarihinde   TCK’nın 312 § 2. maddesinin uygulanmasına istinaden başvuranı bir yıl hapis ve 160.000 TL.   para cezasına çarptırmıştır. Mahkeme sözkonusu konuşmanın bütününün özellikle ırk ve bölge   ayrımına dayalı olarak halkı kine ve düşmanlığa tahrik eden unsurları içerdiğine itibar etmiştir.   Başvuran kararın bozulması istemiyle 23 Kasım 1998 tarihinde Yargıtay’a başvurmuştur.   Yargıtay 10 Şubat 1999 tarihinde ilk derece mahkemesi’nin kararını onamıştır.   Yargıtay kararı, 22 Şubat 1999 tarihinde ilk derece mahkemesi’ne gönderilmiş, karar 5 Mart   1999’da kaydedilmiştir.   Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı, 7 Nisan 1999 tarihinde başvurana hakkında verilen para ceza-   sını ödemek ve yedi gün içinde hükmedildiği hapis cezasını çekmek üzere Savcılığa gelmesi   gerektiği bilgisini iletmiştir. Bu tebliğ başvurana 20 Mayıs 1999’da tebliğ edilmiştir.   Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı 24 Mayıs 1999 tarihinde aleyhinde verilen cezanın iki ay süreyle   ertelendiğini belirtir tecil kararını başvurana tebliğ etmiştir. Başvuran aynı gün Yargıtay’a   kararın tahsis edilmesi talebinde bulunmuştur.   Başvuran 26 Mayıs 1999 tarihinde hakkında verilen 160.000 TL. [yaklaşık 0,40 Euro] para   cezasını Hazine’ye ödemiştir.   Yargıtay, başvuranın yapmış olduğu başvuruyu 24 Haziran 1999 tarihinde reddetmiştir.   Ertesi gün, başvuran hakkında verilen cezanın ertelenme süresi dolmuştur.   Başvuran 26 Temmuz 1999 tarihinde Edirne Cezaevi’ne gönderilmiştir.   Edirne Ağır Ceza Mahkemesi’nin 16 Aralık 1999 tarihli kararıyla başvuran iyi halden şartlı   salıverilme imkânından yararlanmış ve 19 Aralık 1999 tarihinde tahliye edilmiştir.   HUKUK AÇISINDAN   I. AİHS’NİN 10. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin yapmış olduğu bir konuşma nedeniyle kendisini   mahkum etmesinin AİHS’nin 10. maddesi’nin ihlaline yol açtığından şikayetçi olmaktadır.   AİHM, sözkonusu mahkumiyet kararının başvuranın AİHS’nin 10 § 2. maddesi ile güvence   altına alınan ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahaleyi oluşturduğu hususunda taraflar arasında   bir ihtilafa yer verilmediğini not etmektedir. Yapılan müdahalenin AİHS’nin 10 § 2. maddesi   uyarınca kanun tarafından öngörüldüğüne, toprak bütünlüğünün korunması gibi meşru bir   amacı izlediğine itiraz edilmemektedir (Bkz. Yağmurdereli-Türkiye kararı, no: 29590/96, 40,   Haziran 2002). Bu husus dikkate alınmaktadır, bununla birlikte müdahalenin «demokratik   bir toplum için zorunluluk» oluşturup oluşturmadığının incelenmesi gerekmektedir.   AİHM, sözkonusu beyanda yer alan terimlere, verilişi bakımından dikkat çekmektedir. AİHM   bu bağlamda, davayı çevreleyen olayları, özellikle terörle mücadeleye bağlı güçlükleri dikkate   almaktadır.   Başvuran siyasi bir partinin delegesi olarak aynı parti tarafından hazırlanan kongre sırasında   bir konuşma yapması nedeniyle mahkum edilmiştir. Siyasi içerikli bu konuşmada başvuranın   Hükümet tarafından sürdürülen politikayı eleştirmesi sözkonusudur. Başvurana göre, Hükü-   met’in politikası Türk halkının taleplerini karşılayamamaktadır ve Kürt halkının yadsınmasına   dayalıdır.   AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin sözkonusu konuşmada yer alan ifadeleri halkı kine   ve düşmanlığa tahrik etmek olarak değerlendirdiğini hatırlatmaktadır.   AİHM, iç hukuk mercilerinin vermiş oldukları kararlarda başvuranın ifade özgürlüğüne yöne-   lik müdahalenin meşruiyeti bakımından yeterli sayılamayan gerekçeleri incelemiştir (Bkz.   mutatis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4) kararı, no: 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999). AİHM   ayrıca, siyasi alanda bir söylem veya genel menfaate ilişkin sorunlar sözkonusu olduğunda   AİHS’nin 10 § 2. maddesinin ifade özgürlüğüne getirilecek kısıtlamalara çok az yer verdiğini   hatırlatmaktadır (Bkz. Wingrove-İngiltere kararı, 25 Kasım 1996, 1996-V, s. 1957, § 58).   Üstelik, özel bir durumun ve hatta bir siyasetçinin Hükümet nezdinde kabul edilebilir eleştiri   sınırları daha geniştir (Bkz. Incal-Türkiye kararı, 9 Haziran 1998, 1998-IV, §   54). Bu nedenle, AİHM başvuranın ne şiddet kullanımını, ne silahlı direnişi teşvik eden bir   konuşma yaptığını, Türk siyasi hayatının bir aktörü olarak kendisine tanınan görev doğrultusunda   görüşlerini dile getirdiğini gözlemlemektedir. (Bkz. a contrario, Sürek-Türkiye kararı (no:1),   no: 26682/95, § 62, AİHM 1999-IV, ve Gerger-Türkiye kararı, no: 24919/94, § 50, 8 Temmuz   1999).   AİHM, yapılan müdahalenin ölçüsü sözkonusu olduğunda verilen cezanın niteliğinin ve   ağırlığının da dikkate alınması gerektiğini hatırlatmakta, bu yönde başvuranın bir yıl hapis   cezasına çarptırıldığını not etmektedir.   Sonuç itibariyle, başvuranın mahkumiyeti öngörülen amaç doğrultusunda orantısızdır ve   «demokratik bir toplum için gereklilik» arz etmemektedir. Bu durumda, AİHS’nin 10. mad-   desi ihlal edilmiştir.   II. AİHS’NİN 6 § 1. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuran, kendisini yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin «bağımsız ve   tarafsız» bir mahkeme olmadığını, bünyesinde bulunan askeri hakimin varlığı nedeniyle adil   bir yargılama güvencesini veremeyeceğini iddia etmektedir. Başvuran bu yönde AİHS’nin 6 §   1. maddesini ileri sürmektedir.   AİHM, daha önceki kararlarda da benzer pek çok şikayetlerin dile getirildiğini ve bunların   AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlali ile sonuçlandığını belirtmektedir. (Bkz. sözü edilen Özel   kararı, §§ 33-34, ve Özdemir kararı, no: 59659/00, §§ 35-36, 6 Şubat 2003).   AİHM, mevcut davada Hükümetin davanın seyrini farklı şekilde sonuçlandıracak hiçbir   tespiti ve delili sunmadığını incelemekte, bunun yanı sıra başvuranın aralarında askeri bir   hakimin de yer aldığı Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin «ulusal güvenliğe» dayalı olarak   yapmış olduğu yargılama konusunda endişe duymasının anlaşılabilir olduğu tespitinde   bulunmaktadır. Üstelik bu durum, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin davanın gerekçesine   yabancı gerekçeler ışığında başvuran hakkında sebepsiz bir yargı kararı aldığı şüphesine   varmasına neden olmaktadır. Bu nedenle başvuranın bu yargı makamının tarafsız ve bağımsız   olmadığı yönündeki şüphelerinin dikkate alınması gerekmektedir. (sözü edilen Incal kararı s.   1573, § 72 ).   AİHM, başvuranı yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin 6 § 1. maddesi   uyarınca bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığı sonucuna varmıştır.   III. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UGULANMASI   A. Tazminat   Başvuran, yargı süreci boyunca mesleki gelir kaybına uğradığını ve 40.000 Euro’ya ulaşan   maddi zararı olduğunu iddia etmektedir.   Hükümet bu miktara karşı çıkmıştır.   İddia edilen gelir kaybıyla ilgili olarak AİHM, sunulan delillerin AİHS’nin 10. maddesinin   ihlali ile başvuranın uğradığı gelir kaybını kesin olarak ispatlar nitelikte olmadığını   kaydetmektedir (Bkz. aynı anlamda, Karakoç ve diğerleri-Türkiye kararı, no: 27692/95,   28138/95 ve 28498/95, § 69, 15 Ocak 2002).   Bu nedenle, bu talebi reddetmektedir.   Manevi tazminatla ilgili olarak AİHM, ilgilinin 10. maddenin ihlali nedeniyle kimi sıkıntılar   çektiğini belirtmektedir. Mahkeme, AİHS’nin 41. maddesince hakkaniyete uygun olarak bu   doğrultuda başvurana 6.500 Euro ödenmesine karar vermiştir.   Sözleşme tarafından öngörülen bağımsızlık ve tarafsızlık koşullarını yerine getirmeyen bir   mahkeme tarafından mahkumiyet kararı alındığında, ilgilinin talebi doğrultusunda yeni bir   sürecin ya da yargılamanın başlatılması ilke olarak tespit edilen ihlalin giderilmesi   bakımından uygun bir yöntemi oluşturur (Bkz. Öcalan-Türkiye Büyük Daire kararı, no:   46221/99, AİHM 2005-...).   B. Masraf ve harcamalar   Başvuran, 6.000 Euro’luk kısmı iç hukuktaki ve AİHM önündeki temsil giderleri olmak   üzere, hükümlü bulunduğu süre zarfında uğradığı gelir kaybıyla birlikte toplam 33.050 Euro   talep etmektedir. Başvuran kanıtlayıcı belge niteliğinde avukatlık ücret tarifesi ve çeviri   masrafları makbuzlarını sunmaktadır.   Hükümet, bu miktarlara karşı çıkmaktadır.   Öne sürülen gelir kaybı için talep edilen miktarla ilgili olarak AİHM, yukarıda dile getirilen   paragrafa atıfta bulunmakta (Bkz. Karakoç ve diğerleri-Türkiye kararı, no: 27692/95,   28138/95 ve 28498/95, § 69, 15 Ocak 2002) ve bu talebi reddetmektedir.   AİHM, avukatlık ücret tarifesi, iç hukuktaki ve AİHM önündeki temsil giderleri için   mahkemenin bu yöndeki yerleşik içtihadı doğrultusunda, yapmış olduğu tüm masraf ve   harcamalar için başvurana 3.000 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.   C. Gecikme Faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3   puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,   1. AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;   2. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmaması   nedeniyle AİHS’nin 6 §1. maddesinin ihlal edildiğine;   3. a) AİHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek suretiyle Savunmacı Hükümetin   başvurana;   i.   manevi tazminat için 6.500 (altı bin beş yüz) Euro;   ii.   iii.   masraf ve harcamalar için 3.000 (üç bin ) Euro ödemesine ;   belirtilen miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;   b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez   Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faizin   uygulanmasına;   4. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMİŞTİR   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.   maddelerine uygun olarak 25 Ekim 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło