56493/07
WyrokETPCz2010-01-26ECLI:CE:ECHR:2010:0126JUD005649307
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy zbyt długi okres tymczasowego aresztowania, brak skutecznego środka odwoławczego do kwestionowania jego legalności oraz brak możliwości uzyskania odszkodowania za bezprawne pozbawienie wolności naruszyły art. 5 ust. 3, 5 ust. 4 i 5 ust. 5 Konwencji? Czy przewlekłość postępowania karnego naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że ponad dwunastoletni okres tymczasowego aresztowania skarżącego, bez odpowiedniego uzasadnienia ze strony władz krajowych, przekroczył „rozsądny termin” wymagany przez art. 5 ust. 3 Konwencji. Stwierdził również, że brak skutecznego środka odwoławczego, który pozwalałby na rzeczywiste zakwestionowanie podstaw aresztowania, naruszył art. 5 ust. 4. Dodatkowo, Trybunał uznał, że brak możliwości uzyskania odszkodowania za bezprawne pozbawienie wolności w trakcie trwania postępowania, zgodnie z nowym kodeksem postępowania karnego, naruszył art. 5 ust. 5. Wreszcie, Trybunał stwierdził, że postępowanie karne trwające ponad dwanaście lat i dziewięć miesięcy, bez zakończenia na poziomie krajowym, było nadmiernie długie i naruszyło art. 6 ust. 1 Konwencji.Stan faktyczny
Skarżący, Kazım Kürüm, urodzony w 1964 roku, został aresztowany 27 marca 1997 roku w Stambule w ramach operacji przeciwko nielegalnej organizacji. 1 kwietnia 1997 roku został tymczasowo aresztowany pod zarzutem próby obalenia porządku konstytucyjnego Turcji. 19 grudnia 2002 roku został skazany na dożywotnie pozbawienie wolności, ale 16 września 2003 roku Sąd Kasacyjny uchylił wyrok. W chwili wydania wyroku ETPCz, postępowanie karne nadal toczyło się przed sądem pierwszej instancji, a skarżący pozostawał w areszcie tymczasowym od ponad 12 lat. Wnioski skarżącego o zwolnienie były regularnie odrzucane na podstawie ogólnikowych uzasadnień.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: stwierdza dopuszczalność skargi; stwierdza naruszenie art. 5 ust. 3, 5 ust. 4 i 5 ust. 5 Konwencji; stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu przewlekłości postępowania; zasądza na rzecz skarżącego 14 400 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 000 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków; oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL
AVRUPA
DE L’EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
KÜRÜM -TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no:56493/07)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Ocak 2010
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (56493/07) no’lu davanın nedeni, T.C. vatandaꢀı
Kazım Kürüm’ün (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 12 Aralık 2007 tarihinde
Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa Đnsan
Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran, Đstanbul Barosu avukatlarından M. Filorinalı, Y. Baꢀara ve F.A. Tamer tarafından
temsil edilmektedir.
OLAYLAR
DAVANIN KOꢁULLARI
Baꢀvuran, 1964 doğumludur ve halen Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunmaktadır. Mart 1997 tarihinde, Đstanbul’da yasadıꢀı bir örgüte yönelik operasyonlar çerçevesinde
baꢀvuran yakalanmıꢀ ve gözaltına alınmıꢀtır. 1 Nisan 1997 tarihinde, yetkili hakim tarafından
baꢀvuranın tutuklanmasına karar verilmiꢀtir. Baꢀvuran hakkında, özellikle Türkiye
Cumhuriyet’inin Anayasa düzenini cebren yıkmaya teꢀebbüsten kamu davası açılmıꢀtır. 19
Aralık 2002 tarihinde, davanın esasına bakan hakimler, baꢀvuranı ağırlaꢀtırılmıꢀ müebbet
hapis cezasına mahkum etmiꢀtir. 16 Eylül 2003 tarihinde, Yargıtay, alınan kararı bozmuꢀtur.
Dosya unsurlarına göre, ihtilaf konusu ceza davası ilk derece mahkemesinde halen derdesttir
ve iꢀbu kararın kabul edildiği tarihte baꢀvuran tutuklu bulunmaktadır.
Yakalanmasından itibaren, adli makamlar, baꢀvuranın yinelenen serbest bırakılma taleplerini
düzenli olarak reddetmiꢀ ve “atılı suçun niteliği ve değerlendirilmesi”, “kanıtların durumu” ve
“dosyanın içeriği” gibi her seferinde neredeyse aynı gerekçeleri temel alarak baꢀvuranın
tutukluluk halinin devamına karar vermiꢀtir.
Dosya unsurlarına göre, 18 Haziran 2007 tarihinde, baꢀvuran, tutukluluk halinin devamı
kararına itiraz etmiꢀtir. Buna karꢀın, 25 Temmuz 2007 tarihinde Đstanbul 14. Ağır Ceza
Mahkemesi, sözkonusu talebi reddetmiꢀtir.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 5/3, 5/4 ve 5/5 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
AĐHS’nin 5/3, 5/4 ve 5/5 maddelerine atıfta bulunarak, baꢀvuran, tutukluluk süresinden ve bir
yandan, tutukluluğunun meꢀruluğuna itiraz etmek için diğer yandan kanunlara aykırı olarak
tutuklandığı iddiası nedeniyle tazminat elde edebilmek için etkili baꢀvuru yoluna sahip
olamamaktan ꢀikayetçidir.
A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin
AĐHS’nin 5/4 maddesi kapsamında yapılan ꢀikayet ile ilgili olarak, Hükümet, tutukluluk
halinin devamı kararlarına karꢀı baꢀvuranın itirazda bulunmadığını belirterek iç hukuk
yollarının tüketilmediğini savunmaktadır. AĐHS’nin 5/5 maddesi kapsamında yapılan ꢀikayet
ile ilgili olarak, Hükümet, baꢀvuranın, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren Ceza
Muhakemesi Usulü Kanunu’nun 141. ve izleyen maddeleri uyarınca ulusal mahkemeler
önünde tazminat davası açması gerektiğini belirtmektedir.
Đlk itiraz ile ilgili olarak, dava koꢀulları göz önüne alındığında, AĐHM, mesnetten yoksun
olması nedeniyle Hükümet’in itirazını kabul edemeyecektir. Ceza Muhakemesi Usulü
Kanunu’nun 141. ve izleyen maddeleri uyarınca tazminat davası açmaması kapsamında
yapılan itiraz ile ilgili olarak, AĐHM, sözkonusu ꢀikayetin AĐHS’nin 5/5 maddesi kapsamında
baꢀvuran tarafından ifade edilen ꢀikayetin esası ile sıkı sıkıya bağlı olduğu kanaatindedir ve
incelemenin davanın esasına eklenmesine karar vermektedir.
Sözkonusu ꢀikayetlerin hiçbirin kabuledilemezlik unsuru içermediğini tespit eden AĐHM,
ꢀikayetleri kabuledilebilir ilan etmektedir.
B. Esas
1. AĐHS’nin 5/3 ve 5/4 maddesi
Hükümet, davanın karmaꢀıklığı, kanıtların durumu, baꢀvuranın terör örgütü ile olan iliꢀkisi ile
adalete engel olma, suçun tekrarı ve firar tehlikesinin baꢀvuranın tutukluluk halinin devamını
haklı kıldığını savunmaktadır.
Baꢀvuran, sözkonusu argümanlara itiraz etmektedir ve iddialarını yinelemektedir.
AĐHS’nin 5/3 maddesi kapsamında yapılan ꢀikayet ile ilgili olarak, AĐHM, çok sayıda ve
aralıksız tutukluluk süresinin belirlenmesi ile ilgili yerleꢀik içtihadı göz önüne alındığında,
iꢀbu kararın kabul edildiği tarihte baꢀvuranın on iki yıldan fazla bir süreyi tutuklu geçirdiğini
tespit etmektedir (bkz, Baltacı-Türkiye, baꢀvuru no: 495/02, 18 Temmuz 2006 ve Solmaz-
Türkiye, baꢀvuru no: 27561/02). AĐHM, benzer davaları incelediğini ve müteaddit defalar
AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaꢀtığını hatırlatmaktadır (bkz, diğerleri
arasından, Dereci-Türkiye, baꢀvuru no: 77845/01, 24 Mayıs 2005 ve Taciroğlu-Türkiye,
baꢀvuru no: 25324/02, 2 ꢁubat 2006). Sözkonusu davanın ulusal makamlara yüklediği
güçlükleri kabul eden AĐHM yine de yerleꢀik içtihadı ıꢀığında, mevcut davada aynı sonuca
ulaꢀmıꢀtır. Dolayısıyla AĐHS’nin 5/3 maddesi ihlal edilmiꢀtir.
AĐHS’nin 5/4 maddesi kapsamında yapılan ꢀikayet ile ilgili olarak, Hükümet, tutukluluk
halinin meꢀruluğunun denetimi için öngörülen itiraz yolunun etkililiğini yinelemektedir. Bu
bağlamda AĐHM, geçmiꢀte çok sayıdaki benzer davada, ceza mahkemelerinin tutukluluk
halinin devamına karar verme koꢀullarının –mevcut davada olduğu gibi- basmakalıp
gerekçelere dayandırılmasının, AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaꢀmak için
ve aynı zamanda böyle gerekçelerle mücadele etmek amacıyla kullanılacak itiraz yolunun
baꢀarılı olma ihtimallerinden ꢀüphe duymak için önemli unsurlardan biri olduğunu
hatırlatmaktadır (Koꢀti ve diğerleri-Türkiye, baꢀvuru no: 74321/01, 3 Mayıs 2007). Nitekim
müteaddit defalar AĐHM, sözkonusu yargılamanın adli bir nitelik taꢀımadığına, özgürlükten
yoksun bırakmada kabul edilen usul teminatlarını sunmadığına ve AĐHS’nin 5/4 maddesinin
gereklerini yerine getirmediğine hükmetmiꢀtir. AĐHM, özellikle, sözkonusu yargılamanın
çekiꢀmeli olmuꢀ olması ve her durumda, iddia makamı ile sanık arasında “silahların eꢀitliği”
ilkesinin temin edilmiꢀ olması gerektiğini belirtmektedir. Dolayısıyla, kamuya açık
görüꢀülmesi gereken sözkonusu yargılamaya baꢀvuranın veya avukatının etkili katılımlarının
sağlanmıꢀ olması gerekirdi (bkz, Bağrıyanık-Türkiye, baꢀvuru no: 43256/04, 5 Haziran 2007,
Cahit Demirel-Türkiye, baꢀvuru no: 18623/03, 7 Temmuz 2009). Đꢀbu davada farklı bir
sonuca ulaꢀmak için hiçbir neden göremeyen AĐHM, AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiği
sonucuna ulaꢀmıꢀtır.
2. AĐHS’nin 5/5 maddesi
AĐHM, AĐHS’nin 5. maddesinin 1. , 2. , 3. veya 4. paragraflarına aykırı olarak gerçekleꢀtirilen
özgürlükten yoksun bırakma nedeniyle tazminat talep edilebildiği durumda AĐHS’nin 5.
maddesinin 5. paragrafına riayet edilmiꢀ olacağını hatırlatmaktadır (Wassink-Hollanda, 27
Eylül 1990). Bu nedenle AĐHS’nin 5. maddesinin 5. paragrafında ifade edilen tazminat hakkı,
ulusal makam veya AĐHS kurumları tarafından ortaya konan sözkonusu paragraflardan birinin
ihlal edildiğini varsaymaktadır (N.C.-Đtalya, baꢀvuru no: 24952/94).
Mevcut davada, sözkonusu tutukluluğun “makul süre” sınırını aꢀması ve meꢀruluğuna itiraz
etmek için etkili iç hukuk yolunun bulunmaması nedeniyle AĐHS’nin 5. maddesinin 3. ve 4.
paragraflarının ihlal edildiği sonucuna ulaꢀılmıꢀtır. Baꢀvuranın maruz kaldığı zarar için
tazminat talep etme imkanının bulunup bulunmadığının incelenmesi gerekmektedir.
Hükümet tarafından atıfta bulunulan baꢀvuru yolu ile ilgili olarak, AĐHM, yeni Ceza
Muhakemesi Usulü Kanunu’nun 142. maddesinin tutuklanmasına hükmedilen ve makul bir
sürede hakkında karar verilmeyen bir yargılanabilire ancak hakkında alınan kararın nihai hale
gelmesinin ardından tazminat talebiyle yetkili mahkemeye baꢀvuruda bulunma imkanı
tanıdığını gözlemlemektedir. Dolayısıyla, tazminat davasının, iç hukukta nihai kararın
verilmesinin ardından ancak kabuledilebilir nitelikte olmasından dolayı sözkonusu hüküm,
kanuna aykırı olarak tutuklu bulunduğuna kanaat getiren bir yargılanabilire hakkında devam
eden yargılama süresince tazminat davası açma imkanı sağlamamaktadır (bkz, mutatis,
mutandis, Tunce ve diğerleri-Türkiye, baꢀvuru numaraları: 2422/06, 3712/08, 3714/08,
3715/08, 3717/08, 3718/08, 3719/08, 3724/08, 3725/08, 3728/08, 3730/08, 3731/08, 3733/08,
3734/08, 3735/08, 3737/08, 3739/08, 3740/08, 3745/08 ve 3746/08, 13 Ekim 2009). Đꢀbu
baꢀvuruda, davanın halen ulusal mahkemeler önünde derdest olması nedeniyle, AĐHM,
AĐHS’nin 5. maddesinin 3. ve 4. paragraflarına aykırı olarak tutuklu bulunmasına rağmen
halihazırda baꢀvuranın Ceza Muhakemesi Usulü Kanunu’nun 141 ve izleyen maddeleri
uyarınca dava açma imkanına sahip olmadığını belirtmektedir.
Sonuç olarak iꢀbu dava koꢀullarında, AĐHM, yeni Ceza Muhakemesi Usulü Kanunu ile
öngörülen baꢀvuru yolunun, kanunlara aykırı olarak tutuklu tutulma nedeniyle tazminat elde
etme hakkının gereklerini karꢀılamadığı kanaatindedir. AĐHM, Hükümet’in ön itirazını
reddetmektedir ve mevcut davada AĐHS’nin 5/5 maddesinin ihlal edildiği sonucuna
ulaꢀmaktadır.
II. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, yargılama süresinin, AĐHS’nin 6/1 maddesi ile öngörüldüğü ꢀekli ile “makul süre”
ilkesini ihlal ettiğini iddia etmektedir.
Hükümet, ihtilaflı yargılamanın ulusal mahkemeler önünde halen derdest olmasından dolayı
sözkonusu ꢀikayetin zamanında önce yapıldığı gerekçesi ile iç hukuk yollarının
tüketilmediğini savunmaktadır.
AĐHM süresinin çok uzun olmasından ꢀikayet edilen bir yargılamanın önce sona ermesi
gerektiğini söylemek yerinde olmayacağından sözkonusu itirazın ceza davasının sürensinin
uzunluğuna iliꢀkin ꢀikayetin niteliği ile bağdaꢀmadığı kanaatindedir (bkz, Erhun-Türkiye,
baꢀvuru numaraları: 4818/03 ve 53842/07, 16 Haziran 2009). Bu itibarla AĐHM, Hükümet’in
itirazlarını reddetmektedir. Ayrıca kabuledilemezliğe iliꢀkin hiçbir unsur tespit edemeyen
AĐHM, baꢀvuruları kabuledilebilir ilan etmektedir.
Esas ile ilgili olarak, Hükümet, davanın karmaꢀıklığına, ilgiliye karꢀı yapılan suçlamaların
niteliğine ve atılı olayların ciddiyetine oranla ve mevcut davada sözkonusu olan organize suça
özgü güçlükler göz önüne alındığında, ihtilaflı yargılama süresinin makul olmadığı
değerlendirilmesinde bulunulamayacağını savunmaktadır. Ayrıca, Hükümet’e göre,
sözkonusu yargılamanın seyrinde ulusal makamlar hiçbir ihmalle suçlanamaz.
Baꢀvuran, sözkonusu argümanlara itiraz etmektedir.
AĐHM, dikkate alınacak dönemin, 27 Mart 1997 tarihinde baꢀvuranın yakalanması ile
baꢀladığını ve henüz sona ermediğini gözlemlemektedir. Sözkonusu yargılama, iꢀbu kararın
kabul edildiği tarihte iki dereceli yargıda incelenen tek bir dava için on iki yıl dokuz aydan
fazla sürmüꢀtür.
AĐHM, dava süresinin makul olup olmadığının, davanın koꢀullarına göre ve baꢀta davanın
karmaꢀıklığı olmak üzere AĐHM içtihadı tarafından benimsenen kriterler ile baꢀvuran ve
yetkili mercilerin tutumları dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (Pélissier ve
Sassi-Fransa, baꢀvuru no: 25444/94).
AĐHM, müteaddit defalar, mevcut davadakine benzer sorunları ortaya koyan davaları
incelemiꢀ ve AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiꢀtir (sözü edilen Pélissier ve
Sassi)
Takdirine sunulan unsurların tamamını incelemesinin ardından, AĐHM, Hükümet’in mevcut
davada farklı bir sonuca ulaꢀmak için ikna edici hiçbir tespit ve argüman sunmadığına kanaat
getirmektedir. Konuya iliꢀkin içtihadını göz önüne alan AĐHM, mevcut davada, ihtilaflı
yargılama süresinin çok uzun olduğu ve “makul sürede yargılanma hakkının” gerekliliğini
karꢀılamadığı kanaatindedir.
Bu itibarla AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
Baꢀvuran, 37.500 Euro maddi tazminat ve 37.500 Euro manevi tazminat talep etmektedir.
Baꢀvuran, ayrıca AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu yargılama masraf ve giderleri için 5.500 Euro
talep etmektedir. Belge olarak baꢀvuranın avukatlarından biri, baꢀvurunun hazırlanması ve
yargılamanın devamı için geçen çalıꢀma saatleri ile posta ve çeviri masraflarını gösteren
ayrıntılı bir döküm sunmuꢀtur.
Hükümet, sözkonusu miktarlara itiraz etmektedir.
AĐHM, tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi tazminat arasında bir illiyet bağı görememekte
ve sözkonusu talebi reddetmektedir. Buna karꢀın, AĐHS’nin 5. maddesinin 3. , 4. ve 5.
paragrafları ile AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği tespitini göz önüne alan AĐHM,
baꢀvuranın belli bir manevi zarara uğradığı kanaatindedir. AĐHM, hakkaniyete uygun olarak,
baꢀvurana 14.400 Euro manevi tazminat ödenmesine hükmetmektedir. Yargılama masraf ve
giderleri ile ilgili olarak, AĐHM, sahip olduğu belgeleri göz önüne alarak baꢀvurana 1.000
Euro ödenmesine hükmetmektedir.
AĐHM, sözkonusu miktarlara, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına
uygulanan orana üç puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenen gecikme faizi uygulanmasına
hükmetmektedir.
Ayrıca, on iki yıl dokuz aydan fazla bir süredir ulusal mahkemeler önünde dava halen derdest
olduğundan ve baꢀvuranın tutuklu bulunmasından dolayı AĐHM, mevcut davada, tespit edilen
ihlali gidermek için en uygun yolun, adaletin tecelli etmesi gerekliliklerini gözeterek
sözkonusu yargılamanın ivedilikle sonuçlanması veya AĐHS’nin 5/3 maddesinin öngördüğü
ꢀekli ile yargılama sırasında baꢀvuranın serbest bırakılması olacağı kanaatindedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AĐHS’nin 5. maddesinin 3. , 4. ve 5. paragraflarının ihlal edildiğine;
3. Yargılama süresinin uzunluğu nedeniyle AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere Savunmacı Devlet
tarafından baꢀvurana aꢀağıdaki miktarların ödenmesine;
i) her türlü vergiden muaf tutularak, 14.400 Euro (on dört bin dört yüz Euro) manevi
tazminat
ii) her türlü vergiden muaf 1000 Euro (bin Euro) yargılama masraf ve gideri
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 26 Ocak 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
6
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło