56566/00
WyrokETPCz2006-01-24ECLI:CE:ECHR:2006:0124JUD005656600
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy postępowanie karne i skazanie dziennikarza za artykuły prasowe krytykujące armię turecką stanowiło naruszenie prawa do wolności wyrażania opinii, gwarantowanego przez art. 10 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że ingerencja w wolność słowa skarżącego, choć przewidziana prawem i dążąca do uzasadnionych celów (bezpieczeństwo narodowe, porządek publiczny), nie była "konieczna w społeczeństwie demokratycznym". ETPCz podkreślił, że choć dziennikarze mają obowiązek rzetelności, a państwo może ograniczać wypowiedzi zagrażające dyscyplinie wojskowej, to w tym przypadku krajowe sądy nie wykazały pilnej potrzeby społecznej. Trybunał uznał, że postępowanie karne i 42-dniowe aresztowanie były nieproporcjonalne, zwłaszcza wobec braku obraźliwego języka i faktu, że artykuły dotyczyły kwestii publicznego zainteresowania związanej z instytucją państwową.Stan faktyczny
Skarżący, Yaşar Kaplan, był dziennikarzem i felietonistą gazety Akit. W lutym 1998 roku opublikował serię artykułów zatytułowanych "Kraj w niebezpieczeństwie, zatrzymajcie ich! – Sekciarskie kadry w armii", opartych na anonimowym liście, które krytykowały rzekome "alewickie powstanie" w armii. W wyniku tych publikacji, został aresztowany i tymczasowo aresztowany na 42 dni, a następnie skazany przez sąd wojskowy na 14 miesięcy więzienia za podważanie relacji przełożony-podwładny i zaufania do dowódców. Wyrok ten został później uchylony przez sąd apelacyjny, a ostatecznie zawieszony na trzy lata i umorzony z powodu braku dalszych przestępstw.Rozstrzygnięcie
Uznaje pozostałą część skargi za dopuszczalną.
Stwierdza naruszenie art. 10 Konwencji.
Zasądza na rzecz skarżącego 3 000 EUR tytułem szkody niemajątkowej.
Zasądza na rzecz skarżącego 2 000 EUR tytułem kosztów i wydatków.
Oddala pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L D E
L ' E U R O P E
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
YAꢀAR KAPLAN - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢁvuru no:56566/00)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG OCAK 2006
Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde
kesinleꢀecek olup ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 56566/00 baꢀvuru no’lu davanın nedeni, Türk
vatandaꢀı Yaꢀar Kaplan’ın (Baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 29 ꢁubat tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34.
maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur. Adli yardımdan faydalanan baꢀvuran, Ankara
Barosu avukatlarından H.A. Özhan tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR doğumlu baꢀvuran Bergischgladbach’da (Almanya) ikamet etmektedir. Olayların
geçtiği dönemde baꢀvuran Akit gazetesinde köꢀe yazarı idi.
18, 19, 20 ꢁubat 1998 tarihlerinde Akit gazetesi baꢀvuranın yazdığı “Ülke tehlikede
bunları durdurunuz!- Ordu içinde mezhepçi kadrolaꢀma” baꢀlıklı yazı dizisini yayınlamıꢀtır.
Baꢀvuran 19 ve 20 ꢁubat 1998 tarihli yazılarında, yapılan gizli toplantılar sırasında
yapılan konuꢀma ve alınan karar örnekleriyle sözkonusu konuyu irdelemeye devam etmiꢀtir.
Genelkurmay Baꢀkanı 25 ꢁubat 1998 tarihinde, sözkonusu yazıların astlık-üstlük
münasebetlerini zedelediği, üst rütbeli komutanlara karꢀı askerlerin güvenini sarstığını,
askerleri kanunlara ve ettikleri yeminlere karꢀı gelmeye ittiğini değerlendirerek, Genelkurmay
Baꢀkanı, Genelkurmay Askeri Savcısı’ndan baꢀvuran hakkında kovuꢀturulma baꢀlatılmasını
istemiꢀtir.
Ankara Genelkurmay Baꢀkanlığı Askeri Mahkemesi 9 Mart 1998 tarihinde, astlık-
üstlük münasebetlerini ve amir veya komutanlara karꢀı güveni zedelemeye, askerleri
kanunlara karꢀı itaatsizliğe, yeminlerini bozmaya, askeri vazife ve disiplini ihlal etmeye teꢀvik
ettiği gerekçesiyle baꢀvuran aleyhinde tutuklama müzekkeresi çıkarmıꢀtır.
Aynı gün baꢀvuran tutuklu yargılanmak üzere yakalanmıꢀtır. Baꢀvuran buna itiraz
etmiꢀtir.
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesi 10 Mart 1998 tarihinde, baꢀvuranın
suçluluğu hakkında, haklı bir ꢀüphe oluꢀturan nitelikte yeterli delil bulunduğuna kanaat
getirerek baꢀvuranın itirazını reddetmiꢀtir.
Milli Savunma Bakanlığı 20 Mart 1998 tarihinde, Askeri Ceza Kanunu’nun 96§6
maddesine dayanarak Genelkurmay Baꢀkanlığı Askeri Savcılığı’na, baꢀvuran ve Gazete’nin
yazarı haklarında kovuꢀturma yapma izni vermiꢀtir.
Askeri Savcı 24 Mart 1998 tarihinde, baꢀvuranın haber kaynaklarının doğruluğunu
yeterince araꢀtırmadan dava konusu yazıları yayınladığını vurguladıktan sonra, baꢀvuranı ve
Akit Gazetesi’nin Baꢀyazarını astlık-üstlük münasebetlerini ve amir veya komutanlara karꢀı
güveni zedelemeye, askerleri kanunlara karꢀı itaatsizliğe, yeminlerini bozmaya, askeri vazife
ve disiplini ihlal etmeye teꢀvik etmekle suçlamıꢀtır. Askeri Savcı, baꢀvuranın Askeri Ceza
Kanunu’nun 58 ve 95§ 4 ve 5 ve Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 153§1 ve 4 maddeleri
gereğince baꢀvuranın mahkum edilmesini istemiꢀtir.
Askeri Mahkeme 21 Nisan 1998 tarihli duruꢀma sonucunda, baꢀvuranın tutuksuz
yargılanmak üzere serbest bırakılmasına karar vermiꢀtir.
Baꢀvuran 5 Mayıs 1998 tarihinde, sunulan yazılı savunmasında, hakkında yapılan
kovuꢀturmaların basın özgürlüğü prensibini ihlal ettiğini belirterek AĐHS’nin 10. maddesini
ileri sürmüꢀtür.
Askeri Mahkeme 14 Temmuz 1998 tarihinde, baꢀvuranı astlık-üstlük münasebetlerini
ve amir veya komutanlara karꢀı güveni zedelemeye yönelik tutumlarda bulunmaktan suçlu
bulmuꢀtur. Askeri Mahkeme baꢀvuranı Askeri Ceza Kanunu’nun 95§4 ve 5 ve TCK’nın 80.
maddeleri gereğince on dört ay hapis cezasına çarptırmıꢀtır. Ancak Askeri Mahkeme askerleri
kanunlara karꢀı itaatsizliğe, yeminlerini bozmaya, vazife ve askeri disiplini ihlal etmeye teꢀvik
etme suçunun bu davada oluꢀmadığına kanaat getirerek, baꢀvuranın bu suçtan beraatine karar
vermiꢀtir.
Baꢀvuran daha sonra Askeri Yargıtay’a temyiz baꢀvurusunda bulunmuꢀtur.
Askeri Yargıtay, 15 Haziran 1999 tarihinde, astlık-üstlük münasebetlerini ve amir
veya komutanlara karꢀı güveni zedelemeye bu durumda ortaya konulduğuna kanaat getirse de,
sözkonusu suç tekrarlanan bir suç olarak nitelendirilemeyeceği ve dolayısıyla TCK’nın 80.
maddesi alanına girmediği gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin kararını bozmuꢀtur.
Askeri Mahkeme, 12 Ekim 1999 tarihinde, 3 Eylül 1999 tarihinde yürürlüğe giren
yazılı ve sözlü basın aracılığıyla iꢀlenen suçlar hakkında verilen karar ve cezaların
ertelenmesini öngören 4454 sayılı Kanun hükümlerini gözönüne alarak, kararını üç yıl
ertelemiꢀtir.
Askeri Mahkeme 31 Aralık 2003 tarihinde, baꢀvuranın sözkonusu ertelemenin
ardından üç yıl boyunca kasıtlı suçtan hiçbir mahkumiyet kararı olmadığını tespit ederek, ceza
davasının kaldırılmasına karar vermiꢀtir.
HUKUK AÇISINDAN
I. AĐHS’NĐN 10. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran aleyhinde baꢀlatılan kovuꢀturmaların ifade özgürlüğü hakkını ihlal
ettiğinden ꢀikayetçi olmaktadır. Baꢀvuran bu bakımdan AĐHS’nin 10. maddesini ileri
sürmektedir.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
Hükümet, baꢀvuranın mağduriyet sıfatına itiraz etmektedir. Hükümet, 4454 sayılı
Kanun’un yürürlüğe girmesinin ardından baꢀvuran hakkındaki mahkumiyet kararı yok
sayıldığını ve bunun da 31 Aralık 2003 tarihli Askeri Mahkeme kararıyla kabul edildiğine
dikkati çekmektedir.
Baꢀvuran Hükümet’in savına itiraz etmektedir.
AĐHM, baꢀvuran lehindeki karar ya da tedbirin ilke olarak, sadece ulusal makamlar
açıkça ya da özü bakımından AĐHS’nin ihlalini kabul edip daha sonra telafi ettiği sürece
“mağdur” sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli olduğunu hatırlatmaktadır (Öztürk- Türkiye,
no: 22479/93, § 73, AĐHM 1999-VI). Oysa bu davada, 31 Aralık 2003 tarihinde verilen
kararın uygulanmaması, baꢀvuranın Askeri Mahkeme tarafından mahkum edilmesinin
ardından gelen ertelemenin sona ermesinin ve özellikle baꢀvuranın aynı türden suç
iꢀlememesinin bir sonucudur. AĐHS’nin 10. maddesi bakımından, benzeri durumlar, daha
önce AĐHM tarafından gazetecilerin faaliyetlerini kısmen sansürleme ve kamuoyunda
tartıꢀılan ve varlığı inkar edilemez bir eleꢀtiriyi kamuya açık bir ꢀekilde dile getirme yetilerini
büyük ölçüde sınırlandırma amaçlı olduğu yönünde değerlendirilmiꢀtir (Bkz. Hertel-Đsviçre, Ağustos 1998 tarihli karar, 1998-VI, s. 2331-2332, § 50 ve Erdoğdu-Türkiye, no:
25723/94, § 72, AĐHM 2000-VI).
Sonuç olarak, 31 Aralık 2003 tarihli karar, baꢀvuranın ifade özgürlüğünün
çiğnenmesinden dolayı doğrudan zarara uğradığı cezai yargılamanın sonuçlarını öngören ya
da telafi edici olarak ele alınamaz. Dolayısıyla baꢀvuranın mağdur sıfatının bulunmamasına
iliꢀkin Hükümet’in itirazını reddetmek uygun olacaktır.
AĐHM, tarafların argümanlarının tümü ıꢀığında, AĐHS’nin 10. maddesine göre yapılan
ꢀikayetin baꢀvurunun incelenmesindeki bu aꢀamada çözümlenemeyecek ciddi maddi ve
hukuki sorunlara neden olduğuna, ancak esastan incelenmesi gerektiğine kanaat
getirmektedir. Buradan sözkonusu ꢀikayetin, AĐHS’nin 35§3 maddesi anlamında, açıkça
dayanaktan yoksun olduğunun söylenemeyeceği ortaya çıkmaktadır. Baꢀka hiçbir kabul
edilemezlik gerekçesi ortaya çıkarılmamıꢀtır.
B. Esas Hakkında
Taraflar, nihai karar olmamasına karꢀın baꢀvuran aleyhinde baꢀlatılan kovuꢀturmaların
ifade özgürlüğü hakkına müdahale olarak ele alındığında mutabıktırlar. AĐHM baꢀvuranın –
gazeteci- durumu üzerindeki önemli etkileri ve aleyhinde verilen kararın ertelenmesi
gözönüne aldığında, baꢀka bir ꢀekilde sonuca varmak için bir neden görmemektedir (Bkz.
mutatis mutandis, Veysel Turhan-Türkiye, no: 53648/00, § 19, 20 Eylül 2005). Ayrıca,
baꢀvuranın sözkonusu kovuꢀturmalar nedeniyle bir ay boyunca tutuklu kaldığına dikkati
çekmek önem arz etmektedir.
Müdahalenin kanun –Askeri Ceza Kanunu’nun 95§ 4 ve 5 maddesi- tarafından
öngörüldüğüne ve 10§2 maddesi anlamında milli güvenlik ve düzenin korunması gibi meꢀru
amaçlar güttüğüne itiraz edilmemektedir. Ancak, uyuꢀmazlık müdahalenin “demokratik bir
toplumda gerekli olup olmadığı” sorusu üzerinedir.
AĐHM, Devletin askeri disiplin ve ordunun etkili ꢀekilde iꢀleyiꢀine karꢀı gerçek bir
tehdit bulunduğunda ifade özgürlüğüne kısıtlamalar getirmesi gerekse de, ulusal makamların
kurum olarak orduya karꢀı olsa bile, görüꢀ bildirmeye engel teꢀkil etmek amacıyla benzeri
kurallara dayanamayacağını hatırlatmaktadır (Bkz. Vereinigung demokratischer Soldaten
Österreichs ve Gubi-Avusturya, 19 Aralık 1994 tarihli karar, A serisi no: 302, ve Grigoriades-
Yunanistan, 25 Kasım 1997 tarihli karar, 1997-VII).
Bununla birlikte AĐHM, görev ve sorumluluklarına riayet edilerek genel menfaate
iliꢀkin tüm sorular hakkında görüꢀ ve bilgi vermek basının üzerine düꢀen bir görev olsa da,
10. madde ifade özgürlüğüne hiçbir kısıtlama olmamasını garanti etmemektedir ( De Haes ve
Gijsels-Belçika, 24 ꢁubat 1997 tarihli karar, 1997-I, s. 233-234, § 37). Basın özgürlüğü, bazen
abartıya kaçan ve hatta kıꢀkırtan nitelikte olmasına rağmen (Prager ve Oberschlick-
Avusturya, 26 Nisan 1995, A serisi no: 313, s. 19, § 38), ilgililerin gazetecilik mesleğine saygı
çerçevesinde doğru ve saygın bilgileri sunacak ꢀekilde iyi niyetle hareket etmeleri koꢀuluna
tabidir (Bladet Tromso ve Stensaas-Norveç, no: 21980/93, § 65, AĐHM 1999-III ve Fressoz ve
Roire-Fransa, no: 29183/95, § 54, AĐHM 1999-I).
Oysa, sözkonusu özgürlüğe getirilen kısıtlamayı haklı gösterecek zorunlu bir sosyal
ihtiyacın bulunup bulunmadığını değerlendirme görevi öncelikli olarak ulusal mahkemelerin
üzerine düꢀmektedir. AĐHM bu görev hakkında, bir takım takdir marjına sahiptir. Dolayısıyla
AĐHM denetimini yaparken, ulusal mahkemelerin yerini alma gibi bir yükümlülüğü
bulunmamaktadır. Ancak AĐHM, ulusal mahkemelerin kendi takdir yetkileri gereğince
verdikleri kararları, 10. madde açısından inceleyip doğruluğunu tespit etmektedir. Bunun için,
AĐHM, ilgilinin en azından sağlam olgusal dayanak sunması gereken somut olayların isnadı
ile doğruluğunun ortaya konulması gerekmeyen değer yargısı arasındaki farkı ortaya koyarak,
davanın bütünü ıꢀığında sözkonusu müdahaleyi değerlendirmelidir (Bkz. diğerleri arasında
Lingens-Avusturya, 8 Temmuz 1986, A serisi no: 103, s. 28, § 46 ve Rizos ve Daskas-
Yunanistan, no: 65545/01, § 44, 27 Mayıs 2004).
Bu durumda AĐHM, “Ülke tehlikede bunları durdurunuz!- Ordu içinde mezhepçi
kadrolaꢀma” baꢀlıklı yazı dizisini yazdığı gerekçesiyle baꢀvuranın ceza kovuꢀturmasına konu
teꢀkil ettiğini not etmektedir. Sözkonusu yazılarda, baꢀvuran tarafından doğruluğu ortaya
konulmayan ve araꢀtırılmayan isimsiz bir yazıya dayanarak, Türk ordusuna asker alımını
irdelemiꢀ ve kamuoyunun dikkatini belirli bir dini inanca mensup Türk ordu güçleri
tarafından hazırlanan yasadıꢀı olası bir kalkıꢀa çekmiꢀtir.
Dava konusu yazılar okunduğunda, yazar imzasız bir mektupta dile getirilen iddiaların
doğruluğu üzerinde durduğu anlaꢀılmaktadır. Ancak bazı bölümler, aꢀağıdaki sonuçları
çıkarmak için yeterince inandırıcı iddialar olduğu düꢀüncesini doğurmaktadır: “Ama yapılan
açıklamalardan anlaꢀılan bir gerçek var ki, Yüksek Askeri ꢁura, ordumuzu ele geçirmek
isteyen bazı art niyetli mihraklar tarafından yanlıꢀ yönlendirilmektedirler (...). Ancak yazar ꢀu
sonuca varmıꢀtır: Ordu içinde uzun zamandan beri illegal bir Alevi kalkıꢀmanın hazırlıkları
içinde olan ve aralarında üst düzeyde bazı subayların da bulunduğu bir grubun Mayıs
1997’den bu yana kendi aralarında gizli toplantılar yaptıkları ve kilit noktaları ele geçirmek
için yapılacak çalıꢀmalarla ilgili bazı kararlar aldıkları konusunu iki gündür (...) gündeme
getiriyoruz. Bugün ise bir Alevi ihtilali gerçekleꢀtirmek amacıyla yapılan bu gizli
toplantılardan bir baꢀkasına ve bu toplantıda alınan bazı kararlara temas etmek istiyorum
(...)”.
AĐHM, baꢀvuranın, yansıtılan olayların, sözkonusu olaylara dayanan inandırıcı delil
yoksunluğu ve basın ve ifade özgürlüğü teminatlarına bağlı görev ve sorumlulukların
gerçekliği hakkındaki yazı dizisi boyunca, kendisi tarafından dile getirilen ꢀüphe ve soru
iꢀaretlerini ulusal mahkeme kararlarının teraziye koyduğunu gözlemlemektedir. Böylece
mahkeme kararlarında, dava konusu yazılar incelendiğinde, baꢀvuranın Alevi bir subayın
iddialarını yansıttığını belirttikten sonra, git gide sözkonusu iddiaları, meydana gelmiꢀ olaylar
gibi sunduğunu, halbuki sahip olduğu bilgi kaynaklarının ciddi olmaktan uzak ve mesleğinin
gerekliliklerinden yoksun olduğu ortaya konulmuꢀtur.
AĐHM gözünde, sözkonusu gerekçeler, baꢀvuranın dava konusu mektubun inandırıcı
bilgi kaynağı olmadığını ve kendisinin irdelediği konu hakkında araꢀtırma ve soruꢀturma
yapma yükümlülüğü olmadığını makul olarak düꢀünmesi gerektiğinden dolayı, 10. maddenin
2. paragrafında ifade edilen gereklilik kriterinin amaçlarına uygun olarak değerlendirilebilir.
Oysa dosyanın incelenmesinden, baꢀvuranın sözkonusu imzasız mektubu, dayanağını
araꢀtırmadan, yayınlarının tek temel olgusu olarak ele aldığı ve ayrıca kendi beyanlarından
mektuptaki iddiaların doğru olmadığı inancında olduğu ortaya çıkmaktadır.
Diğer yandan, dava konusu yazıların, olaylara iliꢀkin açıklamalar olarak ciddi iddialar
sunmasının dıꢀında, Devlet’in bir kurumuyla ilgili kamuoyunun bilmesi gereken yazılar
olduğunu da gözardı etmemek gerekir. Uzun zamandan bu yana AĐHM, “siyasi söylem”’in,
genel menfaati ilgilendiren konular da dahil olmak üzere, 10. madde gereğince üst seviyede
bir koruma gerektirdiğini vurgulamaktadır ( Bkz. örneğin, Thorgeir Thorgeirson-Đzlanda, 25
Haziran 1992 tarihli karar, A serisi no: 239 ve sözüedilen Hertel, § 47). Ayrıca Hükümet’in
sahip olduğu baskın konum, cezai hukuk yolunun kullanımında özellikle muhaliflerinin
haksız eleꢀtiri ve saldırılarına cevap vermek için baꢀka yolların bulunup bulunmadığını
engellemesini zorunlu kılmaktadır (Bkz. özellikle Incal-Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar,
1998-IV, § 54 ve Yağmurdereli-Türkiye, no: 29590/96, § 43, 4 Haziran 2002).
Ayrıca AĐHM, dava konusu yazıların hedefindeki kiꢀiler ya da herhangi bir kiꢀi için
hakaret içermemekte ve isimlerini ve görevlerini belirterek belirli kiꢀileri tartıꢀma konusu
yapmamaktadır. Bu da baꢀvuranı yeterli olgusal dayanağı sunmaya zorlamaktadır ( Cumpana
ve Mazare-Romanya, no: 33348/96, § 101, 17 Aralık 2004).
Sonuç olarak baꢀvuran aleyhinde baꢀlatılan kovuꢀturma gerekliliğine dayanak olarak
ileri sürülen gerekçeler, baꢀvuranın ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahalenin
“demokratik toplumda gerekli” olduğu inancını doğurmak için yeterli değildir. Özellikle
demokratik toplumun basın özgürlüğünü sağlama ve koruma çıkarı gözönünde
bulundurulduğunda, bir gazeteci hakkında baꢀlatılan cezai kovuꢀturmalar, hedeflenen meꢀru
amaçlarla orantılı makul bir yol teꢀkil etmemektedir. Baꢀvuranın kırk iki gün boyunca cezai
yargılama çerçevesinde özgürlükten yoksun bırakılması, kendisine isnat edilen olaylar
gözönüne alındığında, açıkça orantısız bir tedbir oluꢀturmaktadır.
Dolayısıyla AĐHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuran gelir kaybından ve Almanya’ya göç ettiğinden dolayı 100.000 Euro
tutarında maddi zarara uğradığını iddia etmektedir.
Baꢀvuran ayrıca, 50.000 Euro tutarında manevi zararının telafi edilmesini
istemektedir.
AĐHM, maddi tazminat konusunda, AĐHS’nin 10. maddesinin ihlali ile iddia edilen
maddi kayıp arasında doğrudan bir neden-sonuç iliꢀkisi bulunduğuna ikna olmamıꢀtır(Đbrahim
Aksoy-Türkiye, no: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, § 87, 10 Ekim 2000).
Manevi tazminat konusunda ise AĐHM, baꢀvuranın dava koꢀullarında, aleyhinde
baꢀlatılan kovuꢀturmalar nedeniyle bir aydan fazla özgürlükten yoksun bırakıldığından dolayı
bir takım sıkıntılar duyabileceğine kanaat getirmektedir. AĐHS’nin 41. maddesine göre
AĐHM, hakkaniyete uygun olarak baꢀvurana uğranılan manevi zarar için 3.000 Euro’nun
ödenmesine karar vermektedir.
B. Masraf ve Harcamalar
Baꢀvuran, AĐHM önünde temsil edilmesi için yapılan masraf ve harcamalar için
20.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet talebi reddetmeye davet etmektedir.
Elinde bulunan unsurları ve yukarıda belirtilen kriterleri gözönünde bulundurarak,
AĐHM, bu bakımdan 2.000 Euro’nun baꢀvurana ödenmesine hükmetmektedir.
C. Gecikme faizi
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz
oranına 3 puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE
1. Baꢀvurunun geri kalan kısmının kabul edilebilir olduğuna;
2. AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) Bu kararın, AĐHS’nin 44§2 maddesine göre kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet’in
baꢀvurana:
i. manevi tazminat için 3.000 Euro (üç bin Euro)
ii. masraf ve harcamalar için 2.000 Euro (iki bin Euro)
iii. miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödemesine;
b) Belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için, yukarıda
belirtilen tutara, Avrupa Merkez Bankası’nın kredi faiz oranına yüzde üç puan eklenmek
suretiyle gecikme faizi uygulanmasına;
4. Hakkaniyete uygun tazminata iliꢀkin diğer taleplerin reddine karar vermiꢀtir.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve 24 Ocak 2006 tarihinde, Đçtüzüğün 77.
maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.
7
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło