57019/00
WyrokETPCz2005-07-15ECLI:CE:ECHR:2005:0715JUD005701900
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy skład sądu krajowego, w tym sędzia wojskowy, naruszył prawo skarżącego do rozpoznania sprawy przez niezawisły i bezstronny sąd zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że obecność sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa, który orzekał w sprawie skarżącego oskarżonego o przestępstwa związane z organizacją terrorystyczną, budziła uzasadnione obawy co do niezawisłości i bezstronności sądu. Trybunał powołał się na swoje wcześniejsze orzecznictwo, w którym konsekwentnie stwierdzał, że w takich okolicznościach obawy skarżących są obiektywnie uzasadnione, a sąd nie spełnia wymogów art. 6 ust. 1 Konwencji. W związku z tym, Trybunał stwierdził naruszenie prawa do rzetelnego procesu.Stan faktyczny
Skarżący, Hatip Çaplık, został aresztowany w 1994 roku pod zarzutem wysyłania listów z pogróżkami w imieniu PKK. Po początkowym zwolnieniu przez sąd magistracki, prokurator wszczął przeciwko niemu postępowanie przed Sądem Bezpieczeństwa Państwa w Konya, a następnie w Adanie. Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Adanie, w składzie którego zasiadał sędzia wojskowy, skazał skarżącego na karę pozbawienia wolności za pomoc zbrojnej grupie, opierając się na ekspertyzach grafologicznych. Sąd Kasacyjny podtrzymał wyrok.Rozstrzygnięcie
Uznaje skargi dotyczące niezawisłości i bezstronności Sądu Bezpieczeństwa Państwa w Adanie oraz rzetelności postępowania za dopuszczalne, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną.
Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji w odniesieniu do niezawisłości i bezstronności Sądu Bezpieczeństwa Państwa w Adanie.
Uznaje za zbędne rozpatrywanie pozostałych skarg skarżącego na podstawie art. 6 ust. 1 i 2 Konwencji.
Stwierdza, że samo stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające słuszne zadośćuczynienie za wszelką szkodę niemajątkową poniesioną przez skarżącego.
Zasądza na rzecz skarżącego kwotę 1 000 EUR tytułem kosztów i wydatków.
Oddala pozostałą część roszczenia skarżącego o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
AVRUPA
OF EUROPE
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
ÜÇÜNCÜ DAİRE
ÇAPLIK/TÜRKİYE
(Başvuru no. 57019/00)
KARAR
STRAZBURG Temmuz 2005
Sözkonusu karar AİHS’nin 44§2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak, şekle ilişkin
değişiklik yapılabilir.
__________________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Çaplık/Türkiye Davası’nda,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Üçüncü Daire),
Sn. B.M. ZUPANČIČ, Başkan,
Sn. J. HEDIGAN,
Sn. L. CAFLISCH,
Sn. R. TÜRMEN,
Sn. M. TSATSA-NIKOLOVSKA,
Sn. V. ZAGREBELSKY,
Sn. A. GYULUMYAN, yargıçlar,
ve Bölüm Sekreteri Sn. V. BERGER’in katılımı ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Heyeti
olarak toplanmış, Haziran 2005 tarihinde yapılmış olan gizli görüşme sonucunda,
yukarıda anılan tarihte benimsenmiş olan aşağıdaki karara varmıştır:
USULİ İŞLEMLER
1. Davanın nedeni, Türk vatandaşı Hatip Çaplık’ın (“başvuran”), 23 Aralık 1999
tarihinde, İnsan Haklarını ve Temel Özgürlüklerini Korumaya Dair Sözleşme’nin
(“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na
(“Komisyon”) yaptığı başvurudur (başvuru no. 57019/00).
2. Başvuranı, Londra’da bulunan bir sivil toplum örgütü olan Kürt İnsan Hakları
Projesine bağlı avukatlar Anke Stock, Mark Muller ve Tim Otty temsil etmiştir. Türk
Hükümeti (“Hükümet”), AİHM huzurundaki davalar için bir Ajan tayin etmemiştir.
3. 23 Haziran 2004 tarihinde AİHM, başvuruyu Hükümet’e bildirmeye karar vermiştir.
AİHS’nin 29 § 3. maddesinin hükümleri uyarınca başvurunun kabul edilebilirliği kadar
esaslarını da incelemeye karar vermiştir.
OLAYLAR
I. DAVA OLAYLARI
4. Başvuran, 1961 doğumlu bir Türk vatandaşıdır ve Adana’da yaşamaktadır.
5. 16 Kasım 1994 tarihinde F.A. ve oğlu İ.A. jandarmalarla ilgili bir şikayette
bulunmuşlar ve PKK’dan kendilerini tehdit eden bir mektup aldıklarını belirtmişlerdir. Mor
bir kağıda yazılmış olan ve PKK’nın sembolü ile mühürlenmiş olan mektupta “Arkadaşımızla
ilgili verdiğiniz ifadeyi değiştirin yoksa ikiniz de ölürsünüz” yazmaktadır. F.A. ve İ.A. belli
PKK mensuplarına karşı yürütülen bir soruşturma için ifade vermek üzere çağırıldıklarını
belirtmişlerdir. Ayrıca, mektubu kendilerine yollayan kişiyi tanıdıklarını da ileri sürmüşlerdir.
6. Dolayısıyla, jandarmalar başvuranın yakalanması ile sonuçlanan bir soruşturma
başlatmışlardır.
7. 17 Kasım 1994 tarihinde başvuran, PKK adına tehdit edici mektuplar göndermekte
olduğundan şüphelenildiği için yakalanmıştır. Başvuranın el yazısının örnekleri alınmış ve
incelenmek üzere laboratuara gönderilmiştir.
8. Bölge Kriminal Polis Laboratuarı, başvuranın el yazısı ile mektuptaki el yazısını
mukayese etmiştir. Başvuranın el yazısının özelliklerinin, mektuptaki el yazısı ile benzerlik
göstermekte olduğu sonucuna varmıştır.
9. 18 Kasım 1994 tarihinde başvuran, jandarmalara ifade vermiş ve kendisine karşı
yöneltilen tüm suçlamaları reddetmiştir. PKK ile hiçbir bağlantısı olmadığını ve mektubu
yazmamış olduğunu belirtmiştir.
10. Aynı gün, Adana Cumhuriyet Savcısı tarafından sorgulanmıştır. Cumhuriyet
Savcısı’na vermiş olduğu ifadesinde polise vermiş olduğu ifadesini tekrar etmiş ve kendisine
karşı yöneltilen suçlamaları reddetmiştir.
11. Başvuran aynı gün Adana Sulh Ceza Mahkemesi huzuruna çıkarılmıştır. Hakim
huzurunda masum olduğunu belirtmiştir. PKK adına eylemlerde bulunduğuna ilişkin iddiayı
reddetmiştir. Ayrıca, el yazısı analizi için kullanılmış olan imzasının, dahili mevzuata uygun
biçimde alınmamış olduğunu belirtmiştir. Uzman raporunu ve başvuranın iddialarını
inceleyen Mahkeme, mukayese edilmek üzere alınan başvurana ait el yazısı örneğinin, hukuka
uygun biçimde alınmamış olduğu sonucuna varmıştır. Dolayısıyla, başvuranın iddia edilen
suçu işlemiş olduğuna dair yeterli delil olmadığı sonucuna varmış ve serbest bırakılmasına
karar vermiştir.
12. 26 Aralık 1994 tarihli bir ifadede Konya Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet
Savcısı başvuran hakkında cezai takibat başlatmıştır. Türk Ceza Kanunu’nun 168 § 2.
maddesi uyarınca başvuranı, silahlı bir çeteye mensup olmakla suçlamıştır. Suçlamasını,
Bölge Kriminal Polis Laboratuarı’nın başvuranın el yazısının, F.A. ve İ.A.’ya gönderilen
tehdit edici mektupta bulunan el yazısı ile benzerlikler gösterdiğini belirten raporuna
dayandırmıştır.
13. Mahkeme huzurunda başvuran, kendisine yöneltilmiş olan suçlamalara itiraz
etmiştir. PKK ile hiçbir bağlantısı bulunmadığını ve iddiaların asılsız olduğunu belirtmiştir.
14. 8 Haziran 1995 tarihinde Mahkeme, Adli Tıp Enstitüsü’nün el yazısını
incelemesini öngörmüştür.
15. 17 Temmuz 1995 tarihinde Adli Tıp Enstitüsü, Mahkeme’ye bir mektup
göndermiş ve örnekler alınarak uygun bir karşılaştırma yapılmasını istemiştir. Bu hususta
başvuranın mektup metnini, küçük harflerle ve zarfın üzerindeki metni büyük harflerle
yazmasını istemişlerdir. Enstitü ayrıca başvuranın, geçmişte yazmış olduğu el yazısı
örneklerini sunmasını istemiştir.
16. Yukarıda kaydedilmiş olan örneklerin incelenmesi ardından Enstitü, 22 Ocak 1996
ve 22 Ocak 1997 tarihli iki rapor sunmuştur. Başvuranın el yazısının özelliklerinin, mektupta
bulunan el yazısı ile benzerlik teşkil ettiği ve mektubun, başvuran tarafından yazılmış olduğu
tespit edilmiştir.
17. Konya Devlet Güvenlik Mahkemesi, sonuncusu 28 Nisan 1997 tarihinde görülen
yirmi altı duruşma düzenlemiştir.
18. 16 Mayıs 1997 tarihinde dava, Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne havale
edilmiştir. Sözkonusu tarih ve 14 Ekim 1997 arasında Mahkeme, yedi duruşma düzenlemiştir.
19. Esaslar hakkında nihai görüşlerinde Cumhuriyet Savcısı, başvurana yöneltmiş
olduğu suçlamayı değiştirmiştir ve onu, Türk Ceza Kanunu’nun 169. maddesi uyarınca silahlı
bir çeteye yardım etmek ile suçlamıştır.
20. Nihai savunma iddialarında başvuran, Türk Ceza Kanunu’nun 169. maddesi
uyarınca öne sürülen iddiaları reddetmiştir ve mektubu kendisinin yazmamış olduğunu ve
PKK ile hiçbir bağlantısı bulunmadığını belirtmiştir. Ayrıca, bilirkişi raporlarında yeralan
bulgulara itiraz etmiştir.
21. 14 Ekim 1997 tarihinde askeri bir hakimin de aralarında bulunduğu üç hakimden
oluşan Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranı itham edilmiş olduğu suçtan suçlu
bulmuş ve onu, Türk Ceza Kanunu’nun 169. maddesi uyarınca üç yıl dokuz ay hapse mahkum
etmiştir. Ayrıca başvuran, üç yıl süreyle kamu hizmetinden men edilmiştir. Mahkeme, verdiği
kararda diğer bir ceza davası ile bağlantılı olarak belli PKK mensupları aleyhinde ifade
verecek olan F.A. ve İ.A.’ya PKK adına bir tehdit mektubu göndermiş olduğunu tespit
etmiştir. Mahkeme, kararında mektubun başvuran tarafından yazılmış olduğunu belirten
bilirkişi raporlarına dayanmaktadır.
22. Yargıtay, 30 Haziran 1999 tarihinde düzenlemiş olduğu bir duruşma ardından
başvuranın başvurusunu reddetmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
23. İç hukukun tam bir tanımı, Özel/Türkiye davasında (no. 42739/98, §§ 20-21, 7
Kasım 2002) bulunabilir.
CMUK’un 311 § 1. (f) maddesi, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmiş olan 4
Ekim 2004 tarihli 5271 sayılı Kanun tarafından düzeltilmiş olduğu şekliyle, duruşmanın
yeniden düzenlenmesi talebinin, bir ceza hükmünü müteakiben dosyalanabildiği durumlarda
davaları düzenler.
Buna göre:
“Ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki
protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması. Bu halde yargılamanın yenilenmesi, Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde istenebilir.”
HUKUK
I. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
A. Adana Devet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile
işlemlerin hakkaniyete uygunluğuna ilişkin
24. Başvuran, öncelikle, kendisini yargılayarak mahkum eden Adana Devlet Güvenlik
Mahkemesi’nin heyetinde bir askeri yargıç bulunması nedeniyle bağımsız ve tarafsız bir
mahkeme tarafından hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmadığını iddia etmiştir. Ayrıca
yerel mahkemeler huzurunda hakkaniyete uygun bir duruşmaya çıkmasına izin verilmediğini
de öne sürmüştür. Yalnızca, sözlü veya diğer kanıtlarla desteklenemeyen bilirkişi raporlarına
dayanılarak mahkum edildiğini ileri sürmüştür. Bu şikayetlere ilişkin olarak başvuran,
AİHS’nin 6 §§ 1 ve 2. maddelerine atıfta bulunmuştur. Bu maddelerin ilgili kısımları şu
şekildedir:
“1. Herkes… cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan,
yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının … hakkaniyete uygun ve açık
olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.
2. Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır.”
1. Kabuledilebilirlik
25. Hükümet, AİHS’nin 35. maddesine dayanarak, başvuranın Adana Devlet Güvenlik
Mahkemesi’nin bağımsızlık ve tarafsızlığına ilişkin şikayetininin, iç hukuk yollarının
tüketilmemiş olması nedeniyle reddedilmesi gerektiğini öne sürmüştür. Hükümet, başvuranın
şikayetini yerel mahkemelerde dile getirmediğini iddia etmiştir. Bu açıdan AİHM’nin
içtihatlarına atıfta bulunmuştur (özellikle Ahmet Sadık/Yunanistan, 15 Kasım 1996 tarihli
karar, Reports of Judgments and Decisions 1996-V).
26. AİHM, Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin benzer ön
itirazlarını daha önce incelediğini yineler (bkz. Vural/Türkiye, no. 56007/00, § 22, 21 Aralık
2004, Çolak/Türkiye (no. 1), no. 52898/99, § 24, 15 Temmuz 2004, ve yukarıda anılan Özel, §
25). AİHM, sözkonusu davada, yukarıda anılan davalarda verdiği hükümlerden ayrılmasına
neden olacak özel bir durum görememektedir.
27. Bu nedenle AİHM, Hükümet’in ön itirazını reddeder.
28. Yerleşik içtihatlarının (diğerlerinin yanı sıra bkz. Çıraklar/Türkiye, 28 Ekim 1998
tarihli karar, Reports 1998-VII) ve kendisine sunulan görüşlerin ışığında AİHM, başvuranın
şikayetlerinin AİHS bağlamında hukukla ve olaylarla ilgili karmaşık konuları gündeme
getirdiği ve ancak başvurunun esaslarının incelenmesinden sonra karara varılabileceği
kanaatindedir. Bu nedenle, AİHM, şikayetlerin bu kısmının AİHS’nin 35 § 3. maddesinin
anlamı dahilinde asılsız olmadığı sonucuna varmıştır. Kabuledilemez kararına varmayı
gerektiren başka bir neden bulunmamıştır.
2. Esaslar
(a) Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin olarak
29. Hükümet, Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin Devlet’in güvenliği ve bütünlüğüne
ilişkin tehditleri incelemek üzere kanunla kurulmuş mahkemeler olduğunu ileri sürmüştür.
Sözkonusu davada başvuranın Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı hakkında
şüphe duymasının makul olduğu hükmüne varmak için bir neden olmadığını belirtmiştir.
Hükümet, ayrıca askeri yargıçların mahkeme heyetlerinde bulunmasını yasaklayan 1999
tarihli anayasa değişikliğine de atıfta bulunmuştur. Son olarak, Devlet Güvenlik
Mahkemelerinin 2004 yılında kaldırıldığını belirtmiştir.
30. AİHM, geçmişte de benzer davalar incelediğini ve AİHS’nin 6 § 1. maddesinin
ihlal edildiğine karar verdiğini not eder (bkz. yukarıda anılan Özer, §§ 33-34, ve
Özdemir/Türkiye, no. 59659/00, §§ 35-36, 6 Şubat 2003).
31. AİHM, bu davada farklı bir hüküm vermek için bir neden görememektedir.
Yasadışı bir örgüte yardım ve yataklık etme iddiası ile bir Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde
yargılanan başvuranın, bir subay ve askeri yargıç içeren bir heyet tarafından yargılanma
konusunda endişeli olması anlaşılabilir. Bu bağlamda, Adana Devlet Güvenlik
Mahkemesi’nin davanın doğası ile ilişkili olmayan konulardan etkilenebileceğinden korkması
makuldür. Başka bir deyişle, başvuranın Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız
olmadığına dair korkularının nesnel temellere dayandığı kabul edilebilir (bkz. Incal/Türkiye, 9
Haziran 1998 tarihli karar, Reports 1998-IV, s. 1573, § 72 in fine).
32. AİHM, yukarıda belirtilenler ışığında, AİHS’nin 6 § 1. maddesinin bu açıdan ihlal
edildiği hükmüne varır.
(b) İşlemlerin hakkaniyete uygunluğuna ilişkin olarak
33. Başvuranın, tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından hakkaniyete uygun
biçimde yargılanma hakkının ihlal edildiği hükmüne ilişkin olarak AİHM, başvuranın
AİHS’nin 6 §§ 1 ve 2. maddelerine dayanan şikayetlerini incelemenin gerekli olmadığına
karar vermiştir (yukarıda anılan Incal, § 74, ve yukarıda anılan Çıraklar/Türkiye, § 45).
B. İşlemlerin uzunluğuna ilişkin olarak
34. Başvuran, işlemlerin süresinin AİHS’nin 6 § 1. maddesinde yer alan “makul süre”
şartını ihlal ettiğinden şikayetçi olmuştur.
35. Hükümet işlemlerin makul süreyi sınırını aşmadığını belirtmiştir.
36. AİHM, işlemlerin, 17 Kasım 1994 tarihinde başvuranın tutuklanması ile
başladığını ve 30 Haziran 1999’da Yargıtay’ın başvuranın mahkumiyetini onaylayan kararı ile
sona erdiğini not eder. Dolayısıyla işlemler yaklaşık dört yıl yedi ay sürmüş, bu süre
içerisinde ilk derece mahkemesinde otuz üç, temyiz mahkemesinde de bir duruşma
yapılmıştır.
37. AİHM, öncelikle, işlemlerin süresinin makuliyetinin, dava olayları ışığında ve
içtihatlarının oluşturduğu, özellikle de davanın karmaşıklığı, başvuranın ve ilgili yetkililerin
davranışları ve anlaşmazlıkta başvuranın karşı karşıya bulunduğu risk gibi kriterlere
dayanarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (bkz. diğerlerinin yanı sıra, Pélissier ve
Sassi/Fransa [BD], no. 25444/94, § 67, AİHM 1999-II).
38. AİHM, sökonusu davanın özellikle karmaşık olmadığı kanısındadır. Başvuranın
davranışına ilişkin olarak, dava dosyasında başvuranın işlemlerin süresini farkedilebilir
derecede uzattığını gösteren bir ifade bulunmamaktadır. Yargı makamlarının davranışları
konusunda AİHM, davanın iki yargılama seviyesinde incelendiğine dikkat çeker. Yerel
mahkemenin 8 Haziran 1995’te bir bilirkişi raporu istediği, bilirkişi raporlarının sırasıyla 22
Ocak 1996 ve 22 Ocak 1997 tarihlerinde mahkemeye sunulduğu doğrudur. AİHM, bir
duruşmanın ilerlemesindeki bu gibi gecikmelerin en aza indirilebileceği kanaatindedir. Ancak
AİHM, işlemlerin toplam süresinin aşırı olmadığı durumlarda belirli bir aşamadaki
gecikmenin mazur görülebileceğini hatırlatır (örneğin bkz. Pretto ve Diğerleri/İtalya, 8 Aralık tarihli karar, Seri A no. 71, s. 16, § 37).
39. Yukarıdaki hususlar, AİHM’yi, toplam süresi dört yıl yedi ayı bulan işlemlerin 6 §
1. maddedeki makul süre şartını ihlal etmediğine karar vermeye sevketmiştir.
40. Başvurunun bu kısmı, AİHS’nin 35 §§ 3. ve 4. maddeleri bağlamında temelsiz
olduğundan, reddedilmelidir.
II. AİHS’NİN 6. MADDESİ BAĞLAMINDA 14. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ
İDDİASI
41. Başvuran, Kürt kökeninden ötürü kovuşturulduğunu iddia etmiştir. Bu bağlamda,
AİHS’nin 6. maddesi bağlamında 14. maddesine aykırı olarak ayrımcılığa maruz kaldığını
öne sürmüştür.
42. Hükümet bu iddialara itiraz etmiştir.
43. AİHM, başvuranın iddialarını kendisine sunulan kanıtlar temelinde incelemiştir ve
sözkonusu iddiaların asılsız olduğu kanaatindedir.
44. Dolayısıyla, başvurunun bu kısmının, AİHS’nin 35 §§ 3. ve 4. maddeleri
kapsamında temelsiz olmasından ötürü reddedilmesi gereklidir.
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
45. AİHS’nin 41. maddesi şöyledir:
“
Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
A.Tazminat
46. Başvuran, AİHM’den 83.000 Euro maddi, 239.000 Euro manevi tazminat
ödenmesine karar vermesini talep etmiştir.
47. Hükümet bu talepleri haddinden fazla ve kabul edilemez bulmuştur.
48. Maddi tazminata ilişkin olarak, AİHM, 6 § 1. maddeye uygun işlem sonuçlarının
ne olabileceğine dair tahmin yürütemeyeceği kanısındadır. Ayrıca, başvuranın maddi
tazminata dair iddiaları, hiçbir kanıtla desteklenmemiştir. Dolayısıyla, AİHM bunları tasdik
edemez.
49. AİHM, bir 6. madde ihlali tespitinin, bu bağlamda başvuranların uğradığı manevi
zarar için, kendi başına yeterli tazmin teşkil edeceği kanısındadır (bkz. yukarıda anılan Incal,
s. 1575, § 82, ve yukarıda anılan Çıraklar, § 45).
50. AİHM’nin, başvuranın, 6 § 1. madde bağlamında bağımsız ve tarafsız olmayan bir
mahkeme tarafından mahkum edildiğini tespit ettiği hallerde, prensip olarak, en uygun tazmin
şeklinin, başvuranın, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından yeniden yargılanmasının
sağlanması olduğu kanısındadır (Gençel – Türkiye, no. 53431/99, § 27, 23 Ekim 2003).
B. Mahkeme masrafları
51. Başvuran mahkeme masrafları için 7.168,75 Sterlin talep etmiştir.
52. Hükümet bu talebe itiraz etmiştir.
53.AİHM, sözkonusu masraflar gerçekten ve gerektiği için yapılmış ve miktar
açısından makul ise ödeme yapılmasına karar verebilir (bkz. örneğin Sawicka – Polonya, no.
37645/97, § 54, 1 Ekim 2002).
54. Elindeki bilgiler temelinde kendi değerlendirmesini yaparak ve içtihadında ortaya
konulmuş olan ölçütleri dikkate alarak (bkz diğerlerinin yanı sıra, Vural – Türkiye, no.
56007/00, § 45, 21 Aralık 2004), AİHM, başvurana mahkeme masrafları için 1.000 Euro
ödenmesine karar vermiştir.
C.Gecikme faizi
55. AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere
uyguladığı faiz oranına üç yüzde puanı eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun
olduğuna karar vermiştir.
BU NEDENLERDEN DOLAYI AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ile işlemlerin
hakkaniyete uygun olmasına ilişkin şikayetlerin kabuledilebilir olduğunu, başvurunun kalan
kısmının ise kabuledilmez olduğunu ilan etmiş;
2. Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığına dair şikayete
ilişkin olarak AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. başvuranın AİHS’nin 6 §§ 1. ve 2. maddeleri bağlamında yaptığı diğer şikayetleri
incelemenin gerekli olmadığına;
4. bir ihlal tespitinin, başvuranın uğradığı herhangi bir manevi zarar için, kendi başına
yeterli adil tazmin teşkil ettiğine;
5. (a) sorumlu Devlet’in, başvurana, AİHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın
kesinleştiği tarihten itibaren üç içinde, Sterlin’e çevrilmek ve başvuranca belirlenecek
İngiltere’deki banka hesabına yatırılmak üzere 1.000 Euro (bin Euro) ödemesine;
(b) yukarıda anılan üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre
için Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde
edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;
6. başvuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine
KARAR VERMİŞTİR.
İngilizce hazırlanmış, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 15
Temmuz 2005 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Vincent BERGER
Sekreter
Bostjan M. ZUPANCIC
Başkan
9
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło