57084/00

WyrokETPCz2008-02-21ECLI:CE:ECHR:2008:0221JUD005708400

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy użycie śmiertelnej siły przez policję podczas operacji antyterrorystycznej naruszyło prawo do życia z art. 2 Konwencji, oraz czy krajowe postępowanie wyjaśniające było skuteczne i prowadzone w rozsądnym terminie?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że użycie śmiertelnej siły przez policję było uzasadnione w świetle art. 2 ust. 2 Konwencji, ponieważ funkcjonariusze działali w samoobronie i w celu dokonania zgodnego z prawem aresztowania, w sytuacji bezpośredniego zagrożenia ze strony uzbrojonych podejrzanych, którzy pierwsi otworzyli ogień. Trybunał podkreślił, że operacja trwała 9 godzin, policja wielokrotnie wzywała do poddania się i sprowadziła karetkę, co świadczy o braku pierwotnego zamiaru zabicia. Jednakże, Trybunał stwierdził naruszenie proceduralnego aspektu art. 2 z powodu rażącej przewlekłości postępowania karnego przeciwko funkcjonariuszom policji, które trwało ponad 13 lat, co uniemożliwiło uznanie go za skuteczne i prowadzone w rozsądnym terminie.
Stan faktyczny
Skarżący to rodzice i żona Taşkına Usty, który zginął 17 kwietnia 1992 roku w Stambule podczas operacji policyjnej przeciwko członkom nielegalnej organizacji THKP-C. Policja, po otrzymaniu anonimowego donosu, otoczyła mieszkanie, w którym znajdował się Taşkın Usta i dwie inne osoby. Po odmowie poddania się, wywieszeniu flagi organizacji, skandowaniu haseł i otwarciu ognia przez podejrzanych, policja szturmowała mieszkanie, co doprowadziło do strzelaniny i śmierci trzech osób. Sekcja zwłok Taşkına Usty wykazała liczne rany postrzałowe.
Rozstrzygnięcie
Stwierdza, że skarga jest dopuszczalna. Orzeka, że nie doszło do naruszenia art. 2 Konwencji w aspekcie materialnym (w związku ze śmiercią Taşkına Usty). Orzeka, że doszło do naruszenia art. 2 Konwencji w aspekcie proceduralnym. Zasądza skarżącym wspólnie kwotę 10 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe. Oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   OF EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ÜÇÜNCÜ DAĐRE   USTA VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE DAVASI   (B a ꢀvuru no. 57084/00)   KARAR   STRAZBURG   ꢀubat 2008   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde   kesinleꢀecektir. ꢁekli düzeltmelere tâbi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USTA VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI   USUL   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 57084/00 baꢁvuru numaralı davanın nedeni T.C.   vatandaꢁları Fatma Usta, Hüseyin Usta ve Hacer Bakkal Usta’nın (“baꢁvuranlar”) Avrupa   Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 3 Ocak 2000 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢁmesinin   (“Sözleꢁme”) 34. maddesi uyarınca yapmıꢁ oldukları baꢁvurudur.   Baꢁvuranlar, Đstanbul Barosu avukatlarından Ali Yaꢁar tarafından temsil edilmiꢁtir.   OLAYLAR   DAVANIN KOꢀULLARI   A. Taraflarca sunulduğu ꢀekliyle dava olayları   Baꢁvuranlar, sırasıyla, 1938, 1938 ve 1964 doğumludurlar ve Đstanbul’da ikamet   etmektedirler. Đlk iki baꢁvuran, 17 Nisan 1992 tarihinde Đstanbul’un Kadıköy ilçesinde bir   dairede polis memurları tarafından vurularak öldürülen Taꢁkın Usta’nın anne ve babası;   üçüncü baꢁvuran ise onun eꢁidir.   1. Taꢀkın Usta’nın öldürülmesi   Kadıköy Cumhuriyet Savcısı tarafından saptanan olaylara göre, 16 Nisan 1992 tarihinde,   THKP-C militanlarının bir saldırı hazırlığı içinde olduğunu ifade eden isimsiz bir telefonun   gelmesinin ardından, Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢀubesi polis memurları   saat 23:00 sıralarında Đstanbul’un Kadıköy ilçesinde Çiftehavuzlar Cezmi Or Sokağı’na   gelmiꢁlerdir. Polis memurları, bir konutun çevresini güvenlik içine aldıktan sonra, apartman   yöneticisinin huzurunda binanın 12. katında bulunan bir dairenin kapısını çalmıꢁ ve   ꢁüphelilerden kimlik kontrolü yapmak üzere kapıyı açmalarını istemiꢁtir. ꢀüphelilerden bir   tanesi kapıyı bir karıꢁ kadar aralamıꢁ ve kimlik belgelerini getireceğini söyleyerek hemen   kapatmıꢁtır. ꢀüpheliler daha sonra, yasadıꢁı örgütün bayrağını evin penceresinden dıꢁarı   asmıꢁlar ve slogan atmıꢁlardır. Aynı zamanda, dairedeki bazı eꢁyaları ateꢁe vermiꢁlerdir. Bu   aꢁamada, polis memurları ꢁüphelilerin sayısından habersizdir. Olay yerine bir ambulans   getirilmiꢁtir. ꢀüphelilere teslim olmaları ve dairenin kapısını açmaları söylenmiꢁtir.   Ancak, dairede bulunanlar söylenenleri yapmayı reddetmiꢁ ve ateꢁ açmıꢁlardır. Bu   aꢁamada, R.A. liderliğinde bir tim daireye zorla girmeye karar vermiꢁtir. Saat 02:30’da, polis   cortex isimli patlayıcı bir madde kullanarak çelik dıꢁ kapıyı açmaya çalıꢁmıꢁtır. Taꢁkın   Usta’nın da dahil olduğu üç ꢁüpheli ve polis memurları R.A., A.D., I.S., A.T., A.U., M.B.A.,   A.Ç. ve A.T. arasında çatıꢁma çıkmıꢁtır. Çatıꢁma sonucu Taꢁkın Usta ve diğer iki ꢁüpheli   ölmüꢁ ve I.S. yaralanmıꢁtır.   Polis memurları daha sonra dairede arama yapmıꢁlar ve on dokuz farklı tip ve kalibrede   tabanca, iki el bombası, ꢁarjörler, susturucular, peruklar, yirmi dört ses bombası, üç telsiz ve   bir miktar fiꢁek bulmuꢁlardır. Silahların balistik incelemelerinin yapılmasının ardından,   tabancalardan bir tanesinin daha önce Eyüp ilçesinde K.T. isimli bir gece bekçisinden gasp   edildiği ortaya çıkmıꢁtır.   USTA VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI   Kadıköy Cumhuriyet Savcısı, Taꢁkın Usta ve diğer iki ꢁüphelinin öldükleri sırada   mevcut olan ꢁartlara yönelik bir soruꢁturma baꢁlatmıꢁtır. Olay günü görevde olan tüm polis   memurlarının ifadeleri alınmıꢁtır.   Nisan 1992 tarihinde, Đstanbul Cerrahpaꢁa Tıp Fakültesi’nde görevli adli tıp   uzmanları tarafından maktulun cesedi üzerinde otopsi yapılmıꢁtır. Rapora göre, Taꢁkın   Usta’nın cesedi, on üç tanesi öldürücü olmak üzere kırk beꢁ mermi giriꢁ yarası taꢁımaktadır.   Rapor, dokuz silah atıꢁının uzun mesafeden yapıldığı; ancak, diğer mermilerin atıꢁ mesafesini   tespit etmek için maktulun giysileri üzerinde ek bir inceleme yapılması gerektiği sonucuna   varmıꢁtır. Rapor, ayrıca, toksikoloji raporuna göre, Taꢁkın Usta’nın kan örneğinde alkol veya   uyuꢁturucu gibi yabancı bir maddeye rastlanmadığını ifade etmiꢁtir. Ölüm nedeni, kafatası ve   kaburga kırığı, iç kanama ve beyin kanaması olarak tespit edilmiꢁtir.   Olay yerinden toplanan tabancaların ve kovanların incelenmesinin ardından kriminal   polis laboratuarı tarafından düzenlenen 28 Nisan 1992 tarihli balistik raporunda, 141   Parabellum tipi 9 mm çaplı fiꢁek, 2 Browning tipi 9 mm çaplı fiꢁek ve dört Magnum tipi 44   çaplı fiꢁeğin maktullerin silahlarından ateꢁlendiği ortaya çıkmıꢁtır.   Mayıs 1992 tarihinde, Adli Tıp Kurumu, maktullerin giysilerinin incelenmesini   müteakip atıꢁ mesafelerine iliꢁkin bir rapor yayınlamıꢁtır. Rapor, atıꢁların uzun mesafeden   yapılmıꢁ olduğu sonucuna varmıꢁtır.   Ocak 1993 ve 31 Ocak 1995 tarihleri arasında, birkaç Cumhuriyet Savcısı, 16 ve 17   Nisan 1992 tarihlerinde görev baꢁında olan polis memurlarının ifadelerini almıꢁlardır.   2. Polis memurları hakkındaki cezai kovuꢀturma   Nisan 1995 tarihinde, Kadıköy Cumhuriyet Savcısı, Kadıköy Ağır Ceza   Mahkemesi’ne, operasyonda yer alan on dokuz polis memuru hakkında bir iddianame   sunmuꢁtur. Suçlamalar, Ceza Kanunu’nun 450/5, 463, 251, 281, 49/1, 31 ve 33. maddeleri   uyarınca yapılmıꢁtır. Sanıklar, gerçek suçlu teꢁhis edilmeden adam öldürmekle   suçlanmıꢁlardır. 28 Mart 1996 tarihli ek bir iddianame ile, baꢁka üç polis memuruna da aynı   suç isnat edilmiꢁtir.   Haziran 1995 tarihinde düzenlenen ilk duruꢁmada, Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesi,   mahkeme salonunda kavga çıkmıꢁ olması nedeniyle davayı kamera önünde yürütme kararı   almıꢁtır.   Haziran 1996 tarihinde, Yargıtay, güvenlik gerekçeleri ile, davayı, Kayseri Ağır Ceza   Mahkemesi’ne havale etmeye karar vermiꢁtir. Ceza davası, sanık polis memurları ve   tanıkların sözlü ifadelerini alan Kayseri Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yürütülmüꢁtür.   Sanıklar, operasyonun kanuna uygun olarak yürütüldüğünü ve militanlar kendilerine ateꢁ   açtıkları için silah kullanmak zorunda kaldıklarını iddia etmiꢁlerdir.   Temmuz 2001 tarihinde, Kayseri Ağır Ceza Mahkemesi, polis memurlarını tüm   suçlardan beraat ettirmiꢁtir. Mahkeme, kararında, dava dosyasındaki delillere dayanarak   (balistik raporları, olay raporu, dairede bulunan ateꢁli silahlar ve bombalar, olay sonrası   çekilen fotoğraflar, tanık ifadeleri), polis memurlarının, maktulleri canlı olarak yakalamak   için yetkileri dahilinde olan her ꢁeyi yaptıkları ve ancak maktuller ateꢁ açtıktan sonra   silahlarını ateꢁledikleri ve bunu nefsi müdafaa için yaptıkları kararına varmıꢁtır. Mahkeme,   USTA VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI   diğer hususların yanı sıra, operasyonun dokuz saatten uzun sürdüğünü ve bu süre boyunca   polis memurlarının maktullere tekrar tekrar teslim olma çağrısında bulunduklarını ifade   etmiꢁtir. Tanıkların sunduğu ifadelere ve polis memurlarının operasyon sırasındaki bakıꢁ   açılarına dayanarak, operasyondan önce olay yerine ambulans getirtmiꢁ ve megafon   aracılığıyla onlara müteaddit defalar teslim olmaları çağrısında bulunmuꢁ olmaları nedeniyle   polis memurlarının militanları öldürme kastı taꢁımadıkları sonucuna varmıꢁtır. Polis   memurları, ancak maktullerin kendilerine ateꢁ etmeye baꢁlamasından sonra ateꢁ açmıꢁlardır.   Mahkeme, Adli Tıp Kurumu tarafından yayınlanan balistik raporuna dayanarak, ayrıca,   maktullerin 700 mermi; polis memurlarının ise 420 mermi attığını tespit etmiꢁtir. Dolayısıyla,   çatıꢁma sırasında, her iki tarafın da eꢁit ꢁekilde silahlı olduğu ve birbirine ateꢁ ettiği kanısına   varmıꢁtır.   Haziran 2002 tarihinde, Yargıtay, soruꢁturmada usul yönünden hatalar olduğu   gerekçesiyle 13 Temmuz 2001 tarihli kararı bozmuꢁtur. Savunma ifadeleri istinabe hakimi   tarafından alınan S.K. ve A.T. isimli sanıklara duruꢁmada bulunmak isteyip istemediklerinin   sorulmadığını bilhassa belirtmiꢁtir. Ayrıca, ilk derece mahkemesi, A.Ç., S.T. ve Y.K. isimli   sanıklara iliꢁkin müdahale talebine bir yanıt vermemiꢁtir.   Ekim 2003 tarihinde, soruꢁturmada usul yönünden hataları gideren Kayseri Ağır   Ceza Mahkemesi, polis memurlarını yine beraat ettirmiꢁtir. Mahkeme, operasyonu yürüten   polis timinin, dairede bulunan kiꢁilere defalarca teslim olmaları çağrısında bulunduğunu tespit   etmiꢁtir. Buna karꢁın, maktuller slogan atmıꢁ ve camdan dıꢁarı örgütün bayrağını asmıꢁlardır.   Daha sonra, dairede yangın çıkarmıꢁlar ve polis memurlarına ateꢁ açmıꢁlardır. Bunun üzerine,   R.A. liderliğinde bir tim militanların teslim olmayacağını değerlendirerek içeri girmeye karar   vermiꢁtir. Polis timi dairenin kapısını patlayıcı kullanarak açmıꢁtır. Militanlar polis   memurlarına ateꢁ etmeye baꢁlamıꢁlar ve takip eden çatıꢁma üç militanın ölümüyle   sonuçlanmıꢁtır. Polis memurları olay yerinde yasadıꢁı örgüte ait birtakım dokümanlar,   silahlar, mühimmat ve kısmen yanmıꢁ banknotlar bulmuꢁtur. Taraflarca sunulan deliller   sonucunda mahkeme polis memurlarının nefsi müdafaada bulundukları kararına varmıꢁtır.   Operasyonun saat 23:00’de baꢁlayıp ertesi gün saat 08:00’de sona ermiꢁ ve militanlara   defalarca telim ol çağrısında bulunulmuꢁ olması polis memurlarının öldürme kastı   taꢁımadıklarını ortaya koymuꢁtur. Mahkeme, polis memurlarının olayların seyrine iliꢁkin   ifadelerinin tutarlı olduğu hususuna dikkat çekmiꢁtir.   Temmuz 2005 tarihinde, Yargıtay yukarıda belirtilen kararı onamıꢁtır.   3. Baꢀvuranlar tarafından ve baꢀvuranlar hakkında baꢀlatılan hukuki kovuꢀturma   Temmuz 1992 tarihinde, Pendik Sulh Ceza Mahkemesi, baꢁvuranların Taꢁkın Usta’nın   yasal varisleri oldukları kararını vermiꢁtir. Bu karar 9 Temmuz 1992 tarihinde kesinleꢁmiꢁtir.   Eylül 1994 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, Ceza Kanunu’nun 36.   maddesine uygun olarak, Taꢁkın Usta’nın adına kayıtlı iki araba ve bir daireye el konulmasına   karar vermiꢁtir. Baꢁvuranlar davada müdahil taraftır ve söz konusu karara itirazları, tartıꢁma   konusu mülkiyetin Taꢁkın Usta’nın adına kayıtlı olmasına rağmen yasadıꢁı örgüte ait olduğu   ve yasadıꢁı örgüt tarafından kullanıldığı gerekçesiyle mahkeme tarafından reddedilmiꢁtir.   Mayıs 1996 tarihinde, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını onamıꢁtır.   USTA VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI   a) Baꢀvuranlar tarafından baꢀlatılan hukuki kovuꢀturma   Aralık 1997 tarihinde, baꢁvuranlar Kadıköy Asliye Hukuk Mahkemesi’nde (3. Daire)   dava açmıꢁ ve el konulmuꢁ daire ve iki arabanın mülkiyet hakkının karara bağlanması   talebinde bulunmuꢁtur.   Haziran 1998 tarihinde, ilk derece mahkemesi, baꢁvuranların itirazının Devlet   Güvenlik Mahkemesi tarafından söz konusu daire ve iki arabanın yasadıꢁı örgüte ait olması   sebebiyle zaten reddedilmiꢁ olduğu ve bu kararın kesinleꢁmiꢁ olduğu gerekçeleriyle   baꢁvuranların talebini reddetmiꢁtir. 2 Mart 1999 tarihinde, Yargıtay bir duruꢁma yapmıꢁ ve ilk   derece mahkemesinin kararını onamıꢁtır.   b) Baꢀvuranlar hakkında baꢀlatılan hukuki kovuꢀturma   Ekim 1997 tarihinde, Maliye Bakanlığı, Kadıköy Asliye Hukuk Mahkemesi’nde (2.   Daire) dava açmıꢁ ve el konulmuꢁ dairenin tapusunun iptali talebinde bulunmuꢁtur.   Ekim 1998 tarihinde, ilk derece mahkemesi, el koyma kararının yasal sonucunun   mülkiyet haklarının devri olduğunu değerlendirerek el konulmuꢁ dairenin tapusunu iptal etmiꢁ   ve Hazine adına kaydının yapılmasını hükmetmiꢁtir. Mahkeme, kararında, baꢁvuranların   temsilcisinin duruꢁmalara katılmadığını ve kararın onun gıyabında alındığını belirtmiꢁtir.   Baꢁvuranlar ilk derece mahkemesinin kararını temyiz etmiꢁtir. Dilekçelerinde,   mahkemenin onlara davalarını ispatlama imkanı tanımadan hüküm verdiğini ve mahkemenin   kararın alınmasından önce sunulan erteleme taleplerine yönelik bir karar vermediğini ileri   sürmüꢁlerdir.   Nisan 1999 tarihinde, Yargıtay bir duruꢁma düzenlemiꢁ ve ilk derece mahkemesinin   kararını onamıꢁtır. 1 Temmuz 1999 tarihinde, Yargıtay, baꢁvuranların kararın düzeltilmesi   talebini reddetmiꢁtir. Bu karar baꢁvuranlara 13 Temmuz 1999 tarihinde bildirilmiꢁtir.   B. Taraflarca sunulan belgeler   Temmuz 1992’de THKP-C tarafından yayınlanan bir kitapçık, 16-17 Nisan 1992 tarihli   olayları tarif etmiꢁ ve G.ꢀ. ile kurul üyesi ve yasadıꢁı örgüt liderinin eꢁi olan maktul Sabahat   Karataꢁ arasında geçen telefon görüꢁmesi kayıtlarını içermiꢁtir. “Bayrağımız ülkenin her   yerinde dalgalanacak” baꢁlıklı kitapçık, sosyalizmi övmüꢁ ve Taꢁkın Usta ile diğer iki   maktulun sekiz buçuk saat boyunca faꢁist güçlere karꢁı koyduğunu ifade etmiꢁtir. Kitapçıkta   yer alan kayıtlara göre, Sabahat Karataꢁ ve Eda Yüksel konuyla ilgili olarak ꢁunları ifade   etmiꢁlerdir:   “Sabo (Sabahat Karataꢁ): Merhaba. Dairenin etrafını sardılar. Đki yoldaꢁla birlikteyim. Onları son yarım   saatten beri oyalıyoruz. Tüm belgeleri banyoda yaktık. ... Yakında ateꢁ etmeye baꢁlayacaklar.   Savaꢁacağız. 12 Temmuz ꢁehitlerinin arasına ... katılacağız. Yoldaꢁım seninle konuꢁmak istiyor.   Eda: Devrimci Sol savaꢁçıları ve Türk halkı için ꢁehit olacağız. Biz iyiyiz, çok sakiniz. 12 Temmuz’da   Kızıldere’de ölümü gülerek karꢁılayan yoldaꢁlarımız gibi biz de ölümü gülerek ve savaꢁarak   karꢁılayacağız...   Sabo: Kolumdan yaralandım. Bir mermi girip çıktı. Hala ateꢁ edebiliyorum...   Eda’nın sesi: Tanklarınız ve toplarınızla gelin, korkaklar...   USTA VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI   Sabo: Bombayla kapıyı açmaya çalıꢁıyorlar. Telefon kapının orada olduğu için daha fazla   yaklaꢁamayız. Geriye gidiyoruz. Giriyorlar...   Sabo: Ölümü elimizde silahlar ve sloganlar ile karꢁılıyoruz... Elveda...   Telefonda yoğun ateꢁ duyulabiliyor...”   Nisan 1992 tarihli inceleme ve değerlendirme raporu üç militanın öldürülmesine yol   açan olayların geliꢁimini tarif etmiꢁ ve dairede bulunan silah, mühimmat ve malzemelerin   listesini vermiꢁtir. Rapor ayrıca odalardan birinde bulunan maktullerin cesetlerini tarif   etmiꢁtir. Polis memurları tarafından olay yerinin krokisinin çizilmiꢁ ve fotoğraflarının   çekilmiꢁ olduğunu ifade etmiꢁtir. Kroki cesetlerin konumlarını göstermiꢁtir.   Nisan 1992 tarihli otopsi raporu, maktullerin cesetleri üzerinde yapılan muayenenin   ayrıntılı bir açıklamasını içermiꢁtir. Cesetler üzerindeki yara ve hasarların sayılarını ve   yerlerini belirtmiꢁtir.   Nisan 1992 tarihli olay raporu, çatıꢁmanın gerçekleꢁtiği dairenin durumunu tarif   etmiꢁtir.   Cerrahpaꢁa Tıp Fakültesi’nde görevli altı uzman doktor tarafından düzenlenen 18 Nisan   tarihli otopsi raporu, Taꢁkın Usta’nın ölümünün iç organlarını parçalayan mermilerden   kaynaklandığını ifade etmiꢁtir. Rapora göre, Taꢁkın Usta’nın cesedinden yedi adet 9 mm’lik   mermi çıkarılmıꢁtır.   Bölge Kriminal Polis Laboratuarı’nda görevli bir uzman tarafından düzenlenen balistik   raporu olay yerinde kullanılan silahlar ve mermiler üzerinde yürütülen incelemenin ayrıntılı   bir açıklamasını sunmuꢁtur. Rapor, ayrıca, her silahtan çıkan mermi tipi ve sayısını   belirtmiꢁtir.   Nisan 1992 ve 29 Nisan 1992 tarihleri arasında, Kadıköy Cumhuriyet Savcısı,   THKP-C militanlarının öldürülmesine iliꢁkin olarak ikinci baꢁvuran ve bina sakinleri de dahil   olmak üzere on sekiz kiꢁinin tanık ifadelerini almıꢁtır. Đkinci baꢁvuran dıꢁındaki tanıklar,   genel olarak, teröristlerin polise teslim olmayı reddettiklerini, dairede yangın çıkardıklarını,   polise ateꢁ açtıklarını ve bunun devamında çatıꢁmanın çıktığını ifade etmiꢁlerdir. Çatıꢁmalar   üç ꢁüphelinin öldürülmesine ve bir polis memurunun yaralanmasına yol açmıꢁtır.   Mayıs 1992 tarihli bir raporda, Đstanbul Adli Tıp Kurumu Fizik Đncelemeler Đhtisas   Dairesi bünyesinde yer alan Balistik ꢀubesi, maktullerin giysilerinin incelenmesini müteakip   atıꢁ mesafelerine iliꢁkin bir rapor yayınlamıꢁtır. Rapor, maktullerin ölümüne uzun mesafeli   atıꢁların yol açtığı sonucuna varmıꢁtır.   Mayıs 1992 tarihli otopsi raporu, Taꢁkın Usta’nın cesedinde mermi giriꢁ ve çıkıꢁ   yerlerini göstermiꢁ ve ölümün maktulün iç organları parçalayan ve kaburgalarını ve kafatasını   kıran mermilerden kaynaklandığı sonucuna varmıꢁtır. Rapor, ceset üzerinde yapılan iç ve dıꢁ   muayenenin ayrıntılı bir açıklamasını sunmuꢁtur.   USTA VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢁvuranlar, Taꢁkın Usta’nın öldürülmesinin AĐHS’nin 2. maddesini ihlal ettiği   konusunda ꢁikayetçi olmuꢁlardır. Sözkonusu madde ꢁöyledir:   “1. Herkesin yaꢁam hakkı yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan   dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dıꢁında hiç kimse kasten   öldürülemez.   2. Öldürme, aꢁağıdaki durumlardan birinde kuvvete baꢁvurmanın kesin zorunluluk haline gelmesi   sonucunda meydana gelmiꢁse, bu maddenin ihlali suretiyle yapılmıꢁ sayılmaz:   a) Bir kimsenin yasadıꢁı ꢁiddete karꢁı korunması için;   b) Usulüne uygun olarak yakalamak için veya usulüne uygun olarak tutuklu bulunan bir kiꢁinin   kaçmasını önlemek için;   c) Ayaklanma veya isyanın, yasaya uygun olarak bastırılması için.”   A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢁvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baꢁvurunun baꢁka açılardan bakıldığında da   kabuledilemezlik unsuru taꢁımadığını tespit etmiꢁtir. Bu nedenle baꢁvuru kabuledilebilir   niteliktedir.   B. Esas   1. Tarafların görüꢀleri   Baꢁvuranlar, polis memurlarının Taꢁkın Usta’yı sağ olarak ele geçirebileceklerini iddia   etmiꢁlerdir. Onlara göre Usta’nın bir terörist olduğu, Hükümet’in iddia ettiği gibi önceden   bilinmekte ise polis memurlarının onu, öldürülmesine yol açan olaydan önce yakalamıꢁ   olmaları gerekmekteydi. Ayrıca, polis tarafından adresi bilindiğine göre polisin onu gün   içinde daireden çıktığı zaman yakalayabileceği görüꢁündedirler.   Hükümet, polis memurlarının, söz konusu dairede teröristlerin bulunduğu yönünde bilgi   almaları üzerine harekete geçtiklerini ve operasyonun ölümcül güç kullanımını en aza   indirmek amacıyla planlandığını belirtmiꢁtir. Polis memurlarının nefsi müdafaada bulunurken   ve Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’nun gereklerine uygun olarak ateꢁli silah kullandıklarını   kaydetmiꢁtir.   2. Mahkemenin değerlendirmesi   (b) Taꢀkın Usta’nın yaꢀam hakkının ihlal edildiği iddiasına iliꢀkin   i. Genel ilkeler   Yaꢁam hakkını güvence altına alan ve bu haktan yoksun bırakmanın meꢁru olabileceği   durumları belirten 2. madde AĐHS’nin istisnaya izin verilmeyen en temel hükümlerinden   biridir (bkz. Velikova – Bulgaristan, no. 41488/98). Sözkonusu madde aynı zamanda 3.   USTA VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI   madde ile birlikte Avrupa Konseyi’ni oluꢁturan demokratik toplumların temel değerlerinden   birini güvence altına almaktadır. Bu nedenle yaꢁam hakkının kısıtlanması için oluꢁacak ꢁartlar   titizlikle yorumlanmalıdır (bkz. Salman – Türkiye [BD], no. 21986/93). Bireylerin korunması   için bir araç olan AĐHS’nin amaç ve hedefi de 2. maddenin verdiği güvencelerin pratik ve   etkili olacak ꢁekilde yorumlanıp uygulanmasını gerektirmektedir (bkz McCann vd – Đngiltere,   A Serisi no. 324).   2/1. maddenin ilk cümlesi Devletin sadece kasıtlı ve kanunsuz olarak can almadan   kaçınmasını değil, aynı zamanda yetkisi altındakilerin yaꢁamlarını korumak için iç hukuk   düzeninde uygun adımları atmasını emreder (bkz. Kılıç – Türkiye, no. 22492/93). Bu,   Devletin öncelikli olarak ꢁahsa karꢁı suç iꢁlenmesini önlemek amacıyla önleyici, bastırıcı ve   bu hükümlerin ihlalini cezalandıran icra mekanizması ile desteklenen uygun bir kanuni ve   idari çerçeve oluꢁturmayı görev edinmesini gerektirir.   2. madde metni, bir bütün olarak okunduğunda 2. paragrafın öncelikli olarak bir bireyin   kasten öldürülmesine izin verilen durumları tanımlamadığını, ancak istenmeyen bir sonuç   olan öldürmeyi ortaya çıkarabilecek, güç kullanmaya izin verilen durumları açıkladığını   gösterir. Ne var ki güç kullanma (a), (b) ve (c) fıkralarında belirtilen amaçlara ulaꢁmak için   “kesin zorunluluğu” aꢁmamalıdır. Bu bağlamda madde 2/2’de “kesin zorunluluk” ifadesinin   kullanımı AĐHS’nin 8-11. maddelerinin 2. paragrafında konulan, Devlet müdahalesinin   “demokratik bir toplumda zorunlu bir tedbir” olup olmadığını belirlerken normalden daha titiz   ve zorlayıcı bir zorunluluk testi uygulanması gerektiğini gösterir. Özellikle kullanılan güç,   maddenin alt paragraflarında belirtilen amaçlara ulaꢁmakla titizlikle orantılı olmalıdır (bkz.   McCann vd, yukarıda anılan).   Mahkeme, görevinin ikincil niteliklerine karꢁı duyarlıdır ve belli bir davanın   koꢁullarında kaçınılmaz olmadığı durumlarda olayın birinci derece mercii rolünü üstlenmede   dikkatli olması gerektiğini kabul eder (bkz. örneğin McKerr – Đngiltere, 28883/95). Ulusal   yargılamanın yapılmıꢁ olduğu durumlarda Mahkemenin görevi kendisinin olaylar hakkındaki   değerlendirmesini ulusal mahkemelerinkinin yerine koymak değildir ve genel bir kural olarak   sunulan delilleri değerlendirmek o mahkemelerin görevidir. Mahkeme ulusal mercilerin   bulgularına tâbi olmamakla birlikte normal koꢁullarda bu mercilerin olaylara dayalı   bulgularından sapmak için ikna edici ögelere ihtiyaç duyar (bkz. üzerinde gerekli değiꢀiklikler   yapıldıktan sonra, Klaas – Almanya, A Serisi no. 269).   Ancak 2. madde ile sağlanan güvencenin temel önemi Mahkemenin bu hükmün ihlal   edildiği iddialarını sadece gücü fiilen yöneten Devlet görevlilerinin eylemlerini değil, aynı   zamanda ulusal yargılama ve soruꢁturmalar yapılmıꢁ olsa bile tetkik kapsamındaki eylemlerin   planlaması ve kontrolü gibi çevreleyen hususları da dikkate alarak en dikkatli incelemeye tabi   tutmaya zorunlu olmasıdır (bkz. Erdoğan vd, yukarıda anılan).   ii. Olayların tespiti   Mahkeme, Taꢁkın Usta’nın polis memurları ile THKP-C militanları arasındaki çatıꢁma   sırasında polisler tarafından vurularak öldürüldüğünün taraflar arasında ihtilaflı olmadığını   kaydeder. Ancak taraflar Taꢁkın Usta’nın öldürülmesine yol açan olayların oluꢁ ꢁekli   konusunda ayrılmaktadır. Baꢁvuranlar, Taꢁkın Usta’nın olaylardan önce yakalanabilecekken   polis memurlarının olay yerine o ve iki arkadaꢁını öldürmek amacıyla geldiklerini iddia   etmiꢁtir. Öte yandan Hükümet, Usta ve iki arkadaꢁının teslim olmayı reddettiğini ve ateꢁ   açtıklarını iddia etmiꢁtir. ꢀahısların polisin nefsi müdafaada bulunduğu ve polisin görev ve   USTA VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI   yetkilerini düzenleyen 2559 sayılı Yasa’ya uygun olarak hareket ettiği bir çatıꢁma sonucunda   öldüklerini savunmuꢁtur.   Mahkeme olayların yargısal incelemesinin Kayseri Ağır Ceza Mahkemesi’nde polis   memurları aleyhine yürütülen kovuꢁturma sırasında yapıldığını gözlemler. Belli olayların   örtülü kalmıꢁ olmasına rağmen Mahkeme, ulusal mahkemenin tespitleri bir baꢁlangıç noktası   olarak alındığında kendisine sunulan tüm deliller ıꢁığında davanın değerlendirilmesi için olay   ve delile dayalı yeterli temel olduğu kanaatindedir (bkz. Makaratzis – Yunanistan [BD], no.   50385/99; Perk vd. – Türkiye, no. 50739/99).   iii. Somut davaya uygulama   Mahkeme Taꢁkın Usta’nın Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢀubesi   polisleri tarafından teröristlere karꢁı yürütülen bir operasyon sırasında öldürüldüğünü   kaydeder. Elindeki delilleri dikkate aldığında Mahkeme, polis memurlarının baꢁlangıçta   Taꢁkın Usta ve iki arkadaꢁını öldürmek amacıyla hareket ettiğini yeterli kesinlikte tespit   etmemiꢁtir.   Kolluk kuvvetlerinin hangi koꢁullar altında güç ve ateꢁli silah kullanabileceklerini   tanımlayan yasal çerçeve ile ilgili olarak ise Mahkeme, olayın meydana geldiği tarihte   yürürlükte olan, 1934 yılında kabul edilmiꢁ 2559 sayılı Kanunun günümüzde Avrupa’daki   demokratik toplumlarda zorunlu olan, yaꢁam hakkının “yasa ile” koruma düzeyini sağlamakta   yeterli olmadığına daha önce hükmetmiꢁ olduğunu hatırlatır (Erdoğan vd, yukarıda anılan;   Makaratzis, yukarıda anılan). Bu bağlamda Anayasanın 17. maddesine dayanarak ölümcül   güç kullanımının ancak “kanunla öngörülen kesin zorunluluk halinde” meꢁruiyet   kazanabileceği belirtilmelidir. Bu Mahkeme, ilgili ulusal standart ile AĐHS’nin 2. maddesinin   standardı arasındaki farkın sadece bu gerekçeyle 2/1. maddenin ihlal edildiği sonucuna   varmaya yetecek kadar büyük olmadığı kanısındadır (bkz. McCann vd, yukarıda anılan).   Operasyonun planlama ve kontrol safhasını AĐHS’nin 2. maddesi noktasından hareketle   değerlendirirken Mahkeme, hem olayın meydana geldiği koꢁullar, hem de olayın geliꢁme   ꢁekline özel dikkat göstermelidir (bkz. Andronicou ve Constantinou – Kıbrıs, Karar Raporları   1997-VI).   Mahkeme bu bağlamda polis memurlarının 16 Nisan 1992 günü alınan ve yasadıꢁı örgüt   mensuplarının Đstanbul’un Kadıköy ilçesinde saldırı hazırlığında olduklarını ihbar eden   isimsiz bir telefon üzerine olay mahalline geldiklerini kaydeder. Bu nedenle olay, güvenlik   güçlerinin ivedilikle hareket etmesini gerektiren acil bir durumdu.   Mahkeme, Kayseri Ağır Ceza Mahkemesinin bulgularına dayanarak dava koꢁullarında   güvenlik güçleri tarafından güç kullanımın maktul ꢁüphelilerden kaynaklanan kanunsuz   saldırının direkt sonucu olduğunu gözlemler. Bu bağlamda polis memurlarının olay yerine   geldiklerini, dairenin etrafında emniyet önlemleri aldıklarını ve kimlik kontrolü için   ꢁüphelilere kapıyı açmaları çağrısında bulunduklarını anımsar. Ancak ꢁüpheliler pencereden   slogan atmaya devam etmiꢁler, yasadıꢁı örgüt bayrağı sallamıꢁ ve polis memurlarına ateꢁ   açmıꢁlardır. Sonuç olarak sözkonusu operasyonun AĐHS’nin 2/2. maddesi bağlamında “kanun   dıꢁı ꢁiddete karꢁı müdafaa” ve “kanuna uygun bir yakalama gerçekleꢁtirmek amacıyla”   yapıldığı değerlendirilmelidir.   Bu nedenle Mahkeme somut davada güç kullanımının kesin gereklilikten fazla ve   yukarıda belirtilen amaçlara ulaꢁmada titizlikle orantılı olup olmadığını belirlemelidir.   USTA VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI   Mahkeme, Kayseri Ağır Ceza Mahkemesinin, elindeki deliller temelinde, ilk ateꢁin   maktuller tarafından açıldığını tespit etmiꢁtir. Görgü tanığı ifadeleri gösterdiği üzere, polis   memurları ꢁüphelilere defalarca teslim olmaları çağrısında bulunmuꢁ, ateꢁ etmeden önce   gerekli uyarılarda bulunmuꢁ ve ancak kendilerine ateꢁ edildiğinde ateꢁ etmeye baꢁlamıꢁlardır.   Mahkeme aynı zamanda polis memurlarının ꢁüphelilerden gelen ateꢁ ile   karꢁılaꢁtıklarında ꢁüpheliler ateꢁi kesene dek ateꢁle karꢁılık vermeleri gerektiğine   inanmıꢁlardır (bkz. Perk vd, yukarıda anılan). Bu bağlamda Mahkeme, balistik inceleme   raporlarına göre maktullerin 700, polis memurlarının ise 420 mermi harcadıkları ve polis   memurlarının atıꢁlarının tamamının uzun mesafeden gerçekleꢁtiği bilgisini önemli   bulmaktadır. Ayrıca operasyonun dokuz saat sürmüꢁ ve emniyet yetkilileri tarafından olay   yerine bir ambulans getirtilmiꢁ olması operasyonun ꢁüphelilerin yakalanması amacıyla   yürütülmüꢁ olduğu ve tıbbi destek sağlamak amacıyla tedbirler alındığını göstermektedir.   Mahkeme ayrıca maktullerin yakalanması amacıyla güvenlik güçleri tarafından öldürücü   olmayan yöntemlerin kullanılması imkânına iliꢁkin yorum yapılmasının gereksiz olduğu   kanaatindedir. Bu bağlamda Mahkeme, baꢁvuranların yakınlarının güvenlik güçlerinin güç   kullanımı sonucu öldürüldüğü Andronicou ve Constantinou ve Perk vd. davalarında, olay   hakkındaki değerlendirmesini olayın sıcağıyla karꢁılık vermeye zorunlu olan memurların   yerine, olaydan kopuk bir bakıꢁ ile koyamadığına hükmettiğini anımsar. Mahkeme ayrıca   baꢁka türlü bir hükme varmanın devletler ve görevini ifa etmekte olan kolluk kuvvetleri   üzerinde gerçekçi olmayan bir yük getirmek, belki de kendilerinin ve diğerlerinin hayatını   tehlikeye atmak anlamına geleceğini değerlendirmiꢁtir (bkz. Andronicou ve Constantinou,   yukarıda anılan; Perk vd, yukarıda anılan). Mahkeme, taraflar arasında ꢁiddetli bir çatıꢁmanın   çıktığı ve polis memurlarının üç silahlı ꢁüpheli ile karꢁı karꢁıya kaldığında nefsi müdafaa   yapmak zorunda kaldıkları somut davada farklı bir sonuca ulaꢁmak için sebep görmemektedir.   Bu nedenle Mahkeme bu koꢁullarda ölümcül güç kullanımının, her ne kadar üzücü olsa   da nefsi müdafaa ve yasal yakalama uygulaması açısından “kesin zorunluluğu” aꢁmadığı ve   AĐHS’nin 2/2. maddesinde belirtilen yükümlülükler bağlamında sözleꢁmeci devletin ihlale   neden olmadığı görüꢁündedir.   Bu nedenle Taꢁkın Usta’nın ölümünde AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edilmediği   değerlendirilmektedir.   (c) Soruꢀturmanın yetersiz olduğu iddiasına iliꢀkin   i. Genel ilkeler   Mahkeme ayrıca içtihadına göre AĐHS’nin 2. maddesindeki yaꢁam hakkının koruma   altına alınması zorunluluğunun 1. maddedeki Devletin “… kendi yetki alanı içinde bulunan   herkese Sözleꢁme’de tanımı yapılan hak ve özgürlükleri tanıması” genel yükümlülüğü ile   birlikte değerlendirildiğinde ꢁahısların güç kullanımı sonucu öldürüldüğü durumlarda bir tür   etkili resmi soruꢁturmanın yapılmasını zımnen gerektirdiğini hatırlatır. Böyle bir   soruꢁturmanın temel amacı yaꢁam hakkını koruyan ulusal kanunların etkili bir ꢁekilde   uygulanmasını güvence altına almak ve devlet görevlileri ve organlarının, karıꢁtıkları bu tip   olaylarda, sorumlulukları dahilinde meydana gelen ölümlerle ilgili hesap vermelerini   sağlamaktır.   Devlet görevlileri tarafından yapılan ve kanunsuz olduğu iddia edilen öldürmeler   hakkında yapılan bir soruꢁturmanın etkili olabilmesi için genel olarak soruꢁturmadan sorumlu   USTA VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI   olan ve soruꢁturmayı yürüten kiꢁilerin olaylara karıꢁanlardan bağımsız olmasının zorunlu   olduğu değerlendirilebilir (bkz Güleç – Türkiye, Raporlar 1998-IV ve Oğur – Türkiye [BD],   no. 21594/93). Bu, sadece hiyerarꢁiye dayalı veya kurumsal bir bağın bulunmaması değil,   pratikte bağımsızlığın gerektiği anlamına gelir (örneğin bkz. Ergi – Türkiye, Raporlar 1998-   IV).   Soruꢁturma aynı zamanda böyle durumlarda tatbik edilen gücün o ꢁartlarda meꢁru olup   olmadığının tespitini (bkz. Kaya – Türkiye, Raporlar 1998-I) ve sorumluların belirlenip   cezalandırılmasını sağlamak anlamında etkili olmalıdır (Oğur, yukarıda anılan). Bu sonuca   değil, yönteme dair bir yükümlülüktür. Yetkililerin diğerleri yanında görgü tanığı ifadeleri,   adli tıp kanıtları, uygunsa yaralanmaların tam ve doğru tespitini veren bir otopsi ve ölüm   nedenini de içeren klinik bulguların objektif analizi de dahil olmak üzere olayla ilgili   delillerin korunması için mümkün olan mantıklı adımları atmaları gerekmektedir (otopsilere   iliꢁkin olarak bkz. Salman, yukarıda anılan; tanıklara iliꢁkin bkz. Tanrıkulu – Türkiye [BD],   no. 23763/94; adli tıp delillerine iliꢁkin bkz. Gül – Türkiye, no. 22676/93). Soruꢁturmanın   ölüm nedenini veya sorumlu olan kiꢁi ya da kiꢁilerin tespitini tehlikeye düꢁürecek herhangi bir   noksan bu standardın dıꢁına düꢁme riskini doğuracaktır.   Aynı zamanda bu bağlamda ivedilik ve makul süre zorunluluğu bulunmaktadır (Yaꢀa,   yukarıda anılan, Çakıcı – Türkiye [BD], no 23657/94, Tanrıkulu, yukarıda anılan ve Mahmut   Kaya – Türkiye, no. 22535/93). Belirli bir durumda soruꢁturmanın ilerlemesini önleyen   engeller ve güçlükler olabileceği kabul edilmelidir. Ancak ölümcül güç kullanımı veya   kaybolma olaylarını soruꢁtururken yetkililerin ivedilikle harekete geçmesi, hukukun   üstünlüğünü korumalarında ve kanunsuz fiillerde bir karartma veya müsamahayı önlemede   halkın güveninin sağlanması için genellikle zaruri olarak değerlendirilmektedir (bkz. Avꢀar –   Türkiye, no. 25657/94).   ii. Somut davaya uygulama   Mahkeme gerçekten de üç ꢁüphelinin ölümünü çevreleyen koꢁullara iliꢁkin olarak   yetkililer tarafından kapsamlı bir soruꢁturmanın yürütülmüꢁ olduğunu gözlemler. Bu   bağlamda dava konusu olaydan hemen sonra olayların oluꢁ ꢁekli ve evin durumunu gösteren   bir olay raporu ve inceleme raporunun polis memurları tarafından düzenlenmiꢁ olduğunu   kaydeder. Evin krokisi, maktullerin cesetlerinin konumunu da gösterecek ꢁekilde çizilmiꢁ,   fotoğraf çekilmiꢁtir. Çatıꢁmada kullanılan silah ve mermiler olay yerinden alınarak balistik   incelemeye tâbi tutulmuꢁtur. Tüm silahlardan çıkan mermiler tespit edilmiꢁ ve maktullerin   giysilerinin incelenmesini takiben atıꢁ mesafesi de belirlenmiꢁtir. Ayrıca 6 adli tıp uzmanı   cesetler üzerinde klasik ve ayrıntılı otopsi gerçekleꢁtirmiꢁtir.   Ne var ki sözkonusu soruꢁturma, yaꢁanan önemli gecikmeler nedeniyle etkili olarak   değerlendirilemez. Bu bağlamda Mahkeme, yetkililerin operasyonda yer alan polis   memurlarından ifade almak için 8 aydan fazla beklediklerini ve bu iꢁlemin iki yıldan daha   uzun sürdüğünü kaydeder. Davayı Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesi’nden devralan Kayseri   Ağır Ceza Mahkemesi’nin sanık polis memurları aleyhine açılan davada karar vermesi 7   yıldan fazla zaman almıꢁtır. Yargıtay aꢁaması ise 2 yıl sürmüꢁtür.   Yukarıda belirtilen hususlar ıꢁığında Mahkeme, 13 yıldan fazla süren sözkonusu   yargılamanın gereksiz ve orantısız olduğu iddia edilen güç kullanımının soruꢁturulmasında   yetkililer tarafından ivedi bir karꢁılık olarak tanımlanamayacağı görüꢁündedir. Dolayısıyla,   cezai soruꢁturmada yaꢁanan gecikmeler ve yargılamanın tamamının süresi nedeniyle devletin   AĐHS’nin 2. maddesinde belirtilen usul yükümlülüğünün ihlal edildiğine karar vermiꢁtir.     USTA VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI   Bu nedenle 2. madde usul yönünden ihlal edilmiꢁtir.   I. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme iꢁbu Sözleꢁme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢁmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete   uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢁvuranlar 400,000 Euro maddi tazminat talep etmiꢁlerdir. Bu miktar, yetkililer   tarafından haczedilen bir daire ve iki otomobilin bedeline karꢁılık gelmektedir. Baꢁvuranlar   aynı zamanda miktar beyan etmeksizin manevi tazminat ödenmesini de talep etmiꢁlerdir.   Hükümet, baꢁvuranların adil tatmin taleplerinin reddini Mahkemeden talep etmiꢁtir.   Mahkeme tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı   kuramamaktadır; bu nedenle talebi reddeder. Ancak 2. maddenin usule iliꢁkin olarak ihlal   edildiği tespitini dikkate alarak ve hakkaniyete uygun olarak baꢁvuranlara ortaklaꢁa 10,000   Euro ödenmesine hükmeder.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢁvuranlar AĐHM önündeki masraflar için tazminat talebinde bulunmuꢁ, Hükümet   talebin dayanaksız olduğunu savunmuꢁtur.   AĐHM’nin içtihadına göre bir baꢁvuran, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için   yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmıꢁ ise bunları geri almaya hak kazanmaktadır.   Sözkonusu davada elindeki bilgileri ve yukarıdaki ölçütleri ve baꢁvuranların miktara iliꢁkin   bir talep getiremeyiꢁini göz önünde bulundurarak AĐHM bu baꢁlık altında ödeme   yapılmamasına karar vermiꢁtir.   C. Gecikme faizi   AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine   uyguladığı orana üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar   vermiꢁtir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢁvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. Taꢁkın Usta’nın ölümünde AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edilmediğine;   3. AĐHS’nin 2. maddesinin usule iliꢁkin olarak ihlal edildiğine;     USTA VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI   4. (a) Sorumlu Devlet’in baꢁvuranlara ortak olarak, AĐHS’nin 44/2. maddesi uyarınca   kararın kesinleꢁtiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur   üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilerek ve uygulanabilecek her türlü vergiden muaf   tutularak 10,000 Euro (on bin Euro) manevi tazminat ödemesine;   (b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için   Hükümetin, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç   puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;   5. Adil tatmine iliꢁkin diğer taleplerin reddine   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đꢁbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢁ ve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragrafları uyarınca 21 ꢀubat 2008 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢁtir.   Santiago QUESADA   Kâtip   Boštjan M. ZUPANČIČ   Baꢁkan   12

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło