57103/00

WyrokETPCz2007-09-20ECLI:CE:ECHR:2007:0920JUD005710300

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy odroczenie wydania wyroku w sprawie o propagandę terrorystyczną, w związku z publikacją krytykującą siły bezpieczeństwa, stanowiło naruszenie wolności wyrażania opinii (art. 10 Konwencji)?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że odroczenie wydania wyroku, choć nie było ostatecznym skazaniem, stanowiło ingerencję w wolność wyrażania opinii, ponieważ utrzymywało skarżących w stanie niepewności i ograniczało ich zdolność do publicznej krytyki. Trybunał podkreślił, że publikacja dotyczyła kwestii politycznej i publicznego interesu, a wolność wypowiedzi politycznej wymaga wysokiego poziomu ochrony. Stwierdził, że władze krajowe nie wykazały, iż ingerencja była "konieczna w demokratycznym społeczeństwie", zwłaszcza biorąc pod uwagę rolę stowarzyszeń praw człowieka i brak dowodów na podżeganie do przemocy.
Stan faktyczny
Skarżący, Vedat Çetin i Mahmut Şakar, byli odpowiednio prezesem i członkiem zarządu oddziału Stowarzyszenia Praw Człowieka (İHD) w Diyarbakır. W maju-czerwcu 1996 roku İHD opublikowało biuletyn krytykujący siły bezpieczeństwa i wzywający do pokojowego rozwiązania kwestii kurdyjskiej. Skarżący zostali oskarżeni na podstawie ustawy antyterrorystycznej nr 3713 o propagandę przeciwko integralności państwa. Ostatecznie, 9 września 1999 roku, Sąd Bezpieczeństwa Państwa (DGM) zdecydował o odroczeniu wydania wyroku na podstawie ustawy nr 4454.
Rozstrzygnięcie
Skarga dotycząca art. 10 Konwencji jest dopuszczalna, pozostałe są niedopuszczalne. Stwierdza naruszenie art. 10 Konwencji. Zasądza zadośćuczynienie pieniężne. Odrzuca pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   ÇETİN VE ŞAKAR - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no:57103/00)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Eylül 2007   İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir.   Şekli düzeltmelere tabi olabilir.   __________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   T.C. vatandaşı Vedat Çetin ve Mahmut Şakar’ın (başvuranlar) Türkiye Cumhuriyeti Devleti   aleyhine 24 Ocak 2000 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) Avrupa İnsan   Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) Temel İnsan Haklarını güvence altına alan 34. maddesi   uyarınca yapmış oldukları (57103/00) numaralı başvuru sonucu bu dava görülmektedir.   Başvuranlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Diyarbakır barosu   avukatlarından M. Beştaş tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOŞULLARI   Başvuranlar sırasıyla 1961 ve 1966 doğumlu olup Diyarbakır’da ikamet etmektedir.   M. Şakar olayların meydana geldiği dönemde İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) Diyarbakır   şubesi başkanıydı ve V. Çetin sözkonusu derneğin yönetim kurulu üyesiydi.   Ağustos 1996 tarihinde Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, Diyarbakır Cumhuriyet   Savcılığı’na İHD tarafından Mayıs-Haziran 1996 tarihinde yayımlanan ve içeriğinde güvenlik   güçlerine eleştiriler getiren 3 numaralı bülten hakkında hazırlamış olduğu raporu sunmuştur.   Sözkonusu bültenin sahibi M. Şakar’ın ve yazı işleri sorumlusu V.Çetin’in isimleri bu raporda   yer almıştır.   Güneydoğu bölgesindeki insan hakları ihlallerini yeren ve Kürt sorununa barışçıl   yollardan çözüm bulunması gerektiğini savunan makale M. Şakar tarafından yazılmıştır.   Makalede son üç ayda Diyarbakır’da meydana gelen ve ölümle sonuçlanan olayların bir   bilançosu çıkarılmış, özellikle güvenlik güçlerinin PKK’ya yönelik düzenlediği operasyonda   oluşan zararlar vurgulanmıştır.   Cumhuriyet Savcılığı, 6 Eylül 1996 tarihinde siyasi amaçlı bir suçun sözkonusu   olduğu gerekçesiyle Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) lehine yetkisizlik kararı vermiştir.   Ekim 1996 tarihinde başvuranlar DGM Savcısı tarafından bülten içeriği hakkında   dinlenmiştir.   DGM Cumhuriyet Savcısı 2 Nisan 1997 tarihli iddianame ile 3713 sayılı Terörle   Mücadele Kanunu’nun 8 / 1. ve 2., 7 / 2.,3. ve 5. maddeleri uyarınca devletin bölünmez   bütünlüğüne karşı basın yoluyla propaganda yapma suçu ile başvuranların mahkumiyetini   talep etmiştir.   İstanbul’da ikamet eden M. Şakar, 24 Kasım 1997’de yapılan duruşmaya gelmemiştir.   M. Şakar’ın İstanbul DGM önünde istinabe yoluyla ifadesinin alınması beklenirken 21   Nisan-16 Temmuz 1999 tarihleri arasında birçok duruşma ertelenmiştir. Sonuncu duruşmada   adıgeçen için tevkif müzekkeresi çıkarılmıştır.   M. Şakar DGM önüne çıkarıldığı 4 Ağustos 1999 tarihinde Cumhuriyet Savcısı   önünde vermiş olduğu ifadeleri yinelemiştir. Başvuran aynı gün serbest bırakılmıştır.   Cumhuriyet Savcısı 9 Eylül 1999 tarihli duruşma sırasında 4454 sayılı Kanun’un 1.   maddesine istinaden kesin hükme bağlamanın ertelenmesini istemiştir.   Aynı gün alınan bir kararla DGM, başvuranlar hakkındaki hükmün ertelenmesine   karar vermiştir.   HUKUK   I. AİHS’NİN 10. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuranlar DGM tarafından alınan 9 Eylül 1999 tarihli karardan şikayetçi   olmaktadır. Başvuranlar üç yıl boyunca mahkum olma korkusuyla karşı karşıya kaldıklarının   altını çizmekte ve AİHS’nin 9, 10. ve 13. maddelerine atıfta bulunmaktadırlar. AİHM,   başvuranlar tarafından öne sürüldüğü şekliyle şikayetin yalnızca AİHS’nin 10. maddesi   çerçevesinde inceleneceğini kaydetmektedir.   A. Kabuledilebilirlik hakkında   Hükümet, DGM’nin kararına karşılık başvuranların temyiz başvurusunda   bulunmamaları doğrultusunda iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmaktadır.   Başvuranlar Hükümetin savına karşı çıkmaktadırlar.   AİHM, Yargıtay’ın 4454 sayılı Kanun hükümlerine göre davanın yeniden incelenmesi   talebine uygun olarak, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin ceza davasının ertelenmesine karar   verdiğini hatırlatmaktadır. Başvuranlar bu kararın yanlış uygulandığını hiçbir surette iddia   etmemektedirler. Olası bir temyiz başvurusunun ilk derece mahkemesinin kararını teyit   edeceğini ve dile getirilen durumu düzeltmeye olanak vermeyeceğini belirtmek gerekir. Bu   nedenle yapılan itiraz kabul edilmemektedir (Bkz. Oral Çalışlar-Türkiye kararı, no: 60261/00,   Mayıs 2005).   B. Esas hakkında   Hükümet başvuranların öne sürülen ceza sürecinde mahkum edilmemeleri ölçüsünde   ifade özgürlüklerine yönelik bir müdahalede bulunulmadığını savunmaktadır.   Başvıranlar üç yıl boyunca mahkum edilme korkusuya karşı karşıya kaldıklarını, bu   durumun ifade özgürlüklerine bir müdahaleyi oluşturduğunu ileri sürerek bu sava itiraz   etmektedir.   AİHM’nin yerleşik içtihadına göre, başvurana yönelik alınan bir kararın veya   uygulamanın, başvuranın “mağdur” statüsünü ortadan kaldırması, ancak, ulusal makamların   Sözleşme’nin ihlal edildiğini açıkça veya esastan kabul etmeleri ve bunu tazmin yoluna   gitmeleri ile mümkündür. (Bkz. Öztürk-Türkiye kararı no: 22479/93, /73, AİHM 1999-VI).   Zira, davanın kesin hükme bağlanmasının ertelenmesi, ifade özgürlüğünü kullanmasını   engellenmesi nedeniyle başvurana doğrudan zarar veren, ceza davasının ne kendisini ne   sonuçlarını ortadan kaldırmaktadır. Bu koşullar doğrultusunda AİHM, başvuranların ifade   özgürlüğünün ihlal edildiğine itibar etmektedir.   Hükümet yapılan müdahalenin yasayla öngörüldüğünü ve «kamu düzeninin   korunması» gibi meşru bir amacı izlediğini belirtmektedir.   Başvuranlar müdahalenin 10/2. madde uyarınca kamu düzenini korumak adına yasayla   öngörüldüğüne ve meşru bir amacı içerdiğine karşı çıkmamaktadırlar (Bkz. Yağmurdereli-   Türkiye kararı, no: 29590/96, /40, 4 Haziran 2002). AİHM bu değerlendirmeyi göz önünde   bulundurmaktadır, bununla birlikte taraflar arasındaki anlaşmazlık yapılan müdahalenin   «demokratik bir toplum için gereklilik» oluşturup oluşturmadığı hususunda ortaya   çıkmaktadır.   Hükümet yazılı görüşlerinde sözkonusu bültende bilhassa PKK terörist örgütü   üyelerinden «gerilla» olarak söz edildiğinin ve «kurgusal» bilgilerin yayımlandığının altını   çizmektedir. Hükümete göre gerçeği yansıtmayan bu bilgilerle halk arasında huzursuzluk   yaratmaya ve bölgedeki kamu düzenini bozmaya yönelik PKK’nın bir propagandası   yapılmaktadır. Hükümet bir kısıtlama gerektiğinde ulusal yetkililerin daha geniş bir takdir   yetkisinden yararlanmak durumunda olduklarını ifade etmektedir.   Başvuranlar mevcut durumda sözkonusu yayınla kamu düzeninin bozulmasını ve halk   arasında husumet yaratılmasını değil, tam tersine bölgedeki mevcut Kürt sorununa dikkat   çekerek çözüm bulunmasını amaçladıklarını öne sürmekte, getirilen kısıtlamanın hiçbir sosyal   ihtiyacı karşılamadığını dile getirmektedirler.   AİHM, buna benzer şikayetlerin daha önce de dile getirildiği ve bunların AİHS’nin 10.   maddesinin ihlali ile sonuçlandığı tespitinde bulunmaktadır (Bkz. özellikle Kızılyaprak-   Türkiye kararı, no: 27528/95, / 43, 2 Ekim 2003, ve Ali Erol-Türkiye kararı, no: 47796/99, /   36, 27 Ekim 2005).   AİHM, yerleşik içtihadı ışığında mevcut başvuruyu incelemiş ve Hükümetin   Mahkemenin bu davada farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespiti ve   delili sunmadığına itibar etmiştir. AİHM suç unsurunu teşkil eden bültende yayımlandığı   bağlamda kullanılan terimleri dikkatli bir biçimde ele alacaktır. Bu noktada özellikle terörle   mücadelede karşılaşılan güçlükleri dikkate almaktadır. (Bkz. sözü edilen İbrahim Aksoy   kararı, no: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, /60, 10 Ekim 2000 ve Incal-Türkiye kararı, 9   Haziran 1998, 1998-I, s. 1568, / 58).   AİHM sözkonusu makalenin ekleriyle birlikte «siyasi bir ifade» olduğunu, konu   itibariyle hassas, genel bir menfaati ele aldığını not etmektedir.   AİHM, uzunca bir süredir, genel kamu menfaaatini içeren hususlar da dahil olmak   üzere, «siyasi ifadenin» 10. maddenin gerekleri doğrultusunda üst düzeyde korunması   gerektiğinin altını çizmektedir (Bkz. örneğin, Thorgeir Thorgeirson-İzlanda kararı, 25 Haziran   1992, A serisi, no: 239, ve Hertel-İsviçre kararı, 25 Ağustos 1998, 1998-VI, /47). Ayrıca,   Hükümetin güçlü konumu, kendisine ve kurumlarına yöneltilen haksız eleştiri ve suçlamalar   söz konusu olduğunda, hele ki bunlara karşılık verecek başka araçlar var ise, cezai yaptırım   yolunu sıklıkla kullanmamasını gerektirir. (Bkz. özellikle sözü edilen Incal kararı / 54 ve sözü   edilen Yağmurdereli kararı, / 43).   AİHM, sözkonusu yayının, başvuranların mensubu bulunduğu İnsan Hakları   Derneği’nin düzenli bir yayını olduğunu gözlemlemekte ve insan hakları ihlalleri konusunda   toplumu bilgilendirme ve bilinçlendirmeyi amaç edinen bir derneğin demokratik bir toplumun   gelişimine katkı sağlayabileceğine itibar etmektedir (Bkz. diğerleri arasında mutatis mutandis   sözü edilen Thorgeir Thorgeirson-İzlanda kararı, /63 ve Vides Aizsardzibas Klubs-Letonya   kararı, no: 57829/00, / 42, 27 Mayıs 2004).   AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde görülen davada, başvuranların şiddete teşvik   etmekle değil, devletin bölünmez bütünlüğüne karşı propaganda yapmakla suçlandıklarını   hatırlatmaktadır. AİHM, davanın koşullarında, bu suçlamayı uygun bulmadığı gibi,   başvuranların ifade özgürlüğüne karşı yapılan müdahaleyi haklı çıkarmaya yetmediğini   düşünmektedir. (Bkz. mutadis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4) kararı, no: 24762/94, / 58, 8   Temmuz 1999, sözü edilen Kızılyaprak kararı, / 33).   Yukarıda dile getirilenler ışığında, AİHM, ulusal makamların, kamuoyunun farklı   yöntem ve kaynaklardan yararlanarak Türkiye’nin Güneydoğu bölgesindeki durum hakkında   bilgi edinmesi hakkını yeterince dikkate almadıkları görüşündedir (Bkz. mutadis mutandis,   Sürek (no:4) / 58, ve sözü edilen Kızılyaprak kararı, / 33).   AİHM, yapılan müdahalenin orantılılığı sözkonusu olduğunda verilen cezanın   niteliğinin ve ağırlığının da dikkate alınacak hususlar olduğunu hatırlatmaktadır. Bu   bağlamda, adli makamlar 4454 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak verilen cezayı   erteleseler de bu erteleme İnsan hakları derneği üyeleri olarak başvuranların faaliyetlerini   kısmen sansürleyecek ve kamuya açık eleştiri yapma yeteneklerini büyük ölçüde sınırlayacak   bir etkiye sahiptir (Bkz. sözü edilen Hertel kararı, / 50, Erdoğdu-Türkiye kararı no: 25723/94,   / 72 ve Veysel Turhan-Türkiye kararı, no: 53648/00, / 25, 20 Eylül 2005).   Bu unsurlar AİHM’nin AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varması için   yeterli bulunmaktadır.   II. AİHS’NİN 6. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran [Tekin] Çetin yazı işleri sorumlusu olduğu halde sözkonusu yargı sürecine   dahil olduğundan yakınmakta, AİHS’nin 6. maddesine atıfta bulunmaktadır.   Kabuledilebilirlik hakkında   AİHM, daha önce benzer davalarda benimsediği gerekçeye dayalı olarak başvuranın   başvurusunun dayanaktan yoksun olduğuna karar vermektedir (Bkz. örneğin, Koç ve Tambaş-   Türkiye kararı, no: 46947/99, 24 Şubat 2005).   III. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Başvuranların her biri maruz kaldıkları manevi zarar için 20.000 YTL talep   etmektedir.   Hükümet bu talebin dayanaktan yoksun olduğu görüşündedir.   AİHM, AİHS’nin 41. maddesi uyarınca başvuranların her birine manevi tazminat   olarak 1.000 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Başvuranlar AİHM önünde yapmış oldukları giderler için 9.800 YTL talep etmektedir.   Hükümet bu talebin temelden yoksun olduğunu belirtmektedir.   AİHM, mahkemeye sunulan deliller ve bu yöndeki yerleşik içtihat ışığında yargı gideri   olarak başvuranlara birlikte 1.500 Euro ödenmesine karar vermiştir.   C. Gecikme faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz   oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,   1. AİHS’nin 10. maddesine ilişkin yapılan başvurunun kabuledilebilir, bunun   dışındakilerin kabuledilemez olduğuna;   2. AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;   3. a) AİHS’nin 44/2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay   içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek ve her türlü   vergiden muaf tutulmak üzere Savunmacı Hükümet tarafından manevi tazminat olarak   başvuranların her birine 1.000 (bin) Euro ve yargı gideri olarak başvuranlara birlikte   1.500 (bin beş yüz) Euro ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç   puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;   4. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve   3. maddesine uygun olarak 20 Eylül 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło