57250/00

WyrokETPCz2004-07-29ECLI:CE:ECHR:2004:0729JUD005725000

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
1. Czy obecność sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa (DGM) naruszała prawo do bezstronnego i niezawisłego sądu, gwarantowane przez art. 6 ust. 1 Konwencji? 2. Czy skazanie skarżącego za wygłoszone przemówienie stanowiło nieproporcjonalną ingerencję w jego wolność wyrażania opinii, naruszając art. 10 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał potwierdził swoje ugruntowane orzecznictwo, zgodnie z którym obecność sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa (DGM) orzekającego w sprawach cywilnych dotyczących bezpieczeństwa narodowego obiektywnie podważa bezstronność i niezawisłość sądu, naruszając art. 6 ust. 1 Konwencji. W odniesieniu do art. 10, Trybunał uznał, że choć ingerencja w wolność wyrażania opinii była przewidziana prawem i służyła uzasadnionemu celowi (ochrona integralności terytorialnej), to skazanie skarżącego nie było „konieczne w społeczeństwie demokratycznym”. Trybunał podkreślił, że przemówienie, choć krytyczne i używające mocnych słów, nie nawoływało do przemocy, walki zbrojnej ani nienawiści, a uzasadnienie sądów krajowych było niewystarczające do usprawiedliwienia tak poważnej ingerencji.
Stan faktyczny
Skarżący, İprahim Ülger, urodzony w 1963 roku, mieszkaniec Izmiru i członek zarządu Partii Demokracji Ludowej (HADEP), wygłosił przemówienie na kongresie partii 24 maja 1998 roku. Został oskarżony przez prokuratora Sądu Bezpieczeństwa Państwa (DGM) w Izmirze o propagandę przeciwko integralności państwa i narodu, na podstawie art. 8 § 1 ustawy antyterrorystycznej nr 3713, w związku z rzekomym propagowaniem PKK. DGM skazał go 10 grudnia 1998 roku na 10 miesięcy pozbawienia wolności i grzywnę. Odwołanie skarżącego do Sądu Kasacyjnego zostało odrzucone 22 listopada 1999 roku. Skarżący obecnie przebywa we Francji jako uchodźca polityczny.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje pozostałą część skargi za dopuszczalną. 2. Stwierdza naruszenie art. 10 Konwencji. 3. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu braku bezstronności i niezawisłości Sądu Bezpieczeństwa Państwa w Izmirze. 4. Stwierdza, że nie ma potrzeby badania innych zarzutów na podstawie art. 6 Konwencji. 5. Zasądza na rzecz skarżącego 4 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową oraz 1 500 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków. 6. Oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   İprahim Ülger - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no:57250/00)   NİHAİ KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   İŞLEMLER   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (no:57250/00) başvuru no'lu   davanın nedeni Türkiye Cumhuriyeti uyruklu İprahim Ülger'in ("Başvuran"), 27   Nisan 2000 tarihinde Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri   Sözleşmesinin "AİHS" ("Sözleşme") 34. maddesi gereğince Avrupa İnsan   Hakları Mahkemesi'ne "AİHM" yaptığı başvurudur.   Başvuran İzmir'de avukat olan Sn. Mustafa İşeri tarafından temsil   edilmiştir.   OLAYLAR   I. DAVA KOŞULLARI   doğumlu başvuran olaylar sırasında İzmir'de ikamet etmekteydi   ancak şu anda siyasi sığınmacı statüsünde Fransa'da ikamet etmektedir.   Olaylar sırasında Halkın Demokrasi Partisinin "HADEP" yönetim kurulu   üyesi olan başvuran, 24 mayıs 1998 tarihinde partinin kongresi sırasında   yönetim kurulu üyesi olarak konuşma yapmıştır.   İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi "DGM" Cumhuriyet Başsavcısı 24   Temmuz 1998 tarihli iddianameyle başvuranı 3713 Sayılı Terörle Mücadele   Kanunun 8§1 maddesinde suç olarak öngörülen devletin ve milletin bölünmez   bütünlüğüne karşı propaganda yapmakla suçlamıştır.   Savcı ayrıca başvuranın yaptığı konuşmada ayrımcılık amacıyla kurt   devletini kurmak için Türk topraklarını bölmeyi amaçlayan terör örgütü   PKK'nın propagandasını yaptığını belirtmiştir.   Başvuran DGM önünde, söz konusu konuşmayı yaptığına itiraz etmemiş   ancak suçlamaları reddetmiştir. Konuşmasının kardeşlik, özgürlük ve   demokrasi üzerine olduğunu ayrımcı olarak nitelendirilemeyeceğini öne   sürmüştür.   DGM, 10 Aralık 1998 tarihli kararla itham edilen olaylardan başvuranı   suçlu bulmuş ve yaptığı konuşmanın bazı bölümlerine dayanarak on ay hapis   ve 5 083 333 333 Türk Lirası (TL) para cezasına çarptırmıştır.   Başvuran, 24 Aralık 1998 tarihinde 10 Aralık 1998 tarihli kararın   temyizine gitmiştir. Başvuran Anayasa, yerel kanunlar ve AİHS'nin garanti   altına aldığı ifade özgürlüğü hakkını öne sürerek konu hakkındaki AİHM'nin   içtihadına atıfta bulunmuştur. Başvuran üyesi olduğu partinin kongresinde   yaptığı   konuşmanın   ayrımcılık   içeren   bir   konuşma   olarak   nitelendirilemeyeceğini ve konuşmasının genel olarak değerlendirilmediğini   öne sürmüştür. Başvuran "şehit" kelimesini PKK militanları için değil ölen   HADEP'liler için kullandığını belirtmiştir. Başvuran ayrıca kendisinin ve   yönetim üyesi olduğu partinin politik görüşlerini açıklamanın suç teşkil   etmemesi gerektiğini savunmuştur.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2004. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Ayrıca başvuran, 3713 sayılı kanunun uygun maddesinin, suçun tekerrür   etmediği durumda mahkemenin cezanın ifasının tecil edilmesi karan almasını   sağladığını belirtmiştir. Oysa DGM daha önce benzeri bir suçtan mahkumiyet   almamasına rağmen, bundan faydalanmasına izin vermemiş ve bu noktada   kararını değiştirmemiştir. Başvuran davanın Yargıtay'da görülmesini talep   etmiştir.   Yargıtay tebliğnamesi başvurana tebliğ edilmemiştir.   Yargıtay 22 Kasım 1999 tarihli kararla başvuranın taleplerini reddederek   ilk derece mahkeme kararını onamıştır.   Başvuran Fransa'ya giderek siyasi ilticada bulunmuştur.   HUKUK AÇISINDAN   I. AİHS'NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuran, kendisini mahkum eden DGM'nin, bünyesinde bir askeri   hakim bulundurması nedeniyle, kendisine hakkaniyete uygun yargılamayı   garanti eden "tarafsız ve bağımsız bir mahkeme" olamayacağını iddia etmiştir   Başvuran ayrıca, Yargıtay önündeki muhakeme usulünde Yargıtay'ın   tebliğnamesinin kendisine tebliğ edilmediğinden savunma haklarının   tanınmadığını savunarak AİHS'nin 6§1 ve 3 b) maddesinin ihlal edildiğini öne   sürmüştür.   A. Kabuledilebilirlik hakkında   Hükümet iki itirazda bulunmuştur.   İlk olarak, Hükümet AİHM'yi, AİHS'nin 35. maddesi gereğince iç   müracaat yollarının tüketilmemesinden dolayı başvuruyu reddetmesini talep   etmiştir. Hükümet, bu bağlamda başvuranın yerel mahkemeler önünde   muhakeme usulünün hiç bir aşamasında AİHS'nin 6§1 maddesi uyarınca   itirazda bulunmadığını savunmuştur.   AİHM, Özel-Türkiye davasında (bahsi geçen karar, §25) benzer bir itirazı   reddettiğini hatırlatmıştır. AİHM, daha önce aldığı karara aykırı bir karar almak   için hiç bir gerekçe görmemiş ve Hükümetin itirazını reddetmiştir.   İkinci olarak, Hükümet, AİHM'den, AİHS'nin 35. maddesine uygun olarak   altı ay kuralına uyulmadığından DGM'nin oluşumuna ilişkin şikayeti   reddetmesini talep etmiştir. Hükümet, DGM'lerin tarafsız ve bağımsızlıktan   yoksun olmasına ilişkin şikayet hakkında verilen iç nihai kararın aynı   mahkeme tarafından verilen karar olduğunu ileri sürmüştür. Bu bağlamda,   Hükümet, olayların geçtiği sırada DGM'nin oluşumunun iç mevzuata göre   gerçekleştiğinden, ne DGM'nin ne de Yargıtay'ın şikayet hakkında karar   verme yetkisine sahip olduğunu öne sürmüştür. Hükümet, başvuranın, iç   başvuruların etkisizliğini gözlemlediği andan itibaren yani DGM'nin aldığı 10   Aralık 1998 tarihli karardan sonra başvurusunu altı ay içinde yapmasının   gerektiği sonucuna varmıştır. Oysa başvurunun 27 Nisan 2000 tarihinde   yapıldığını dile getirmiştir. Hükümet öne sürdüğü kanıtlara dayanarak   AİHM'nin içtihat kararlarına atıfta bulunmuştur (Kalan-Türkiye (karar), no:   73561/01, 2 Ekim 2001).   AİHM, Özdemir-Türkiye davasında benzer bir itirazı reddettiğini   hatırlatmıştır (no: 59659/00, § 26, 6 Şubat 2003). Daha önce aldığı bu karara   karşı bir karar almak için hiçbir gerekçe görmemiş ve Hükümetin itirazını   reddetmiştir.   AİHM, Hükümetin itirazlarını reddetmiştir. AİHM, içtihat kararlarından   çıkan kriterler ışığında (Bkz. Çıraklar-Türkiye, 28 Ekim 1998 tarihli karar,   1998-VII) ve elinde bulunan unsurların tümü göz önünde bulundurulduğunda,   başvurunun esasının da incelenmesi gerektiği kanaatine varmıştır. Ayrıca   başvurunun kabuledilemez bulunması için hiçbir gerekçe bulunmadığını   eklemiştir.   B. Esasa ilişkin   1. Devlet Güvenlik Mahkemesinin tarafsızlığı ve bağımsızlığı hakkında   AİHM, geçmişte mevcut davada olduğu gibi bir çok davada ortaya çıkan   buna benzer sorunları irdelemiş ve AİHS'nin 6§1 maddesinin ihlal edildiği   kanaatine varmıştır (Bkz. Özel, sözü edilen, §§ 33-34, ve Özdemir, §§ 35-36).   AİHM, mevcut davayı incelemiş ve Hükümetin, söz konusu durumu farklı   bir sonuca ulaştırabilecek ne bir olay ne de bir delil sunduğuna itibar etmiştir.   "Milli güvenliğe" ilişkin suçlar hakkında DGM'ye çıkarılan başvuranın,   aralarında askeri hakimin de bulunduğu mahkeme heyeti önüne çıkmaktan   çekinmesinin anlayışla karşılanacağını belirtmiştir. Bu nedenden dolayı,   başvuran, DGM'nin bu türden davalara ters düşen değerlendirmelerle haksız   yere yönlendirilmelerine izin vermesinden haklı olarak çekinmiştir. Böylece, bu   mahkemenin tarafsızlığı ve bağımsızlığı hakkında başvuran tarafından   duyulan şüpheler objektif olarak kanıtlanmıştır. (Incal-Türkiye, 9 Haziran 1998   tarihli karar, 1998- IV, S. 1573, §72 in fine).   Sonuç olarak başvuranı yargılayan İstanbul DGM'nin AİHS'nin 6§1   maddesi uyarınca tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmadığı kanaatine   varmıştır.   2.. Ceza muhakemeleri usulünün hakkaniyeti hakkında   Hükümet bir ihlalin bulunmadığını iddia etmiştir.   AİHM, benzer davalarda, tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olduğu   ortaya konulan bir mahkemenin, her olasılıkta, kendi yargısına tabi kişilere   hakkaniyetli bir yargı sağlayamayacağı hükmüne varıldığım hatırlatmıştır.   AİHM, başvuranın tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından   dinlenme hakkının ihlal edilmesi sonucu göz önünde bulundurulursa, işbu   şikayeti incelemeye gerek olmadığı kanaatine varmıştır (bkz. özellikle,sözü   edilen, Çıraklar, s.3074, §§ 44-45).   II. 10. MADDENİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuran verilen cezai mahkumiyet kararının ifade özgürlüğünü ihlal   ettiğinden şikayetçi olarak AİHS'nin 10. maddesini öne sürmüştür.   AİHM,dava konusu mahkumiyetin AİHS’nin 10§1.maddesinin güvence   altına aldığı başvuranın ifade özgürlüğüne müdahale oluşturduğu taraflar   arasında tartışma konusu olmamaktadır. Müdahalenin yasa tarafından   öngörüldüğü ve 10§2 maddesi bağlamında ülkenin bütünlüğünün korunması   gibi yasal amaç güttüğüne itiraz edilmemektedir (Bkz. Yağmurdereli-Türkiye,   no: 29590/96, §40, 4 Haziran 2002). AİHM, bu değerlendirmeyi benimsemiştir   ancak bir tek ihtilaf söz konusudur o da müdahalenin "demokratik toplumda   gerekli olup olmadığı"dır.   AİHM, geçmişte mevcut davada olduğu gibi bir çok davada ortaya çıkan   buna benzer sorunları irdelemiş ve AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiği   kanaatine varmıştır (Bkz. Özellikle Ceylan-Türkiye, no:23556/94, §38, 1999-   IV, Öztürk-Türkiye, no:22479/93, §74, 1999-VI, İbrahim Aksoy, §§80, Karkın,   §39, 23 Eylül 2003 ve Kızılyaprak-Türkiye, no .27528/95, §43,2 Ekim 2003).   AİHM, içtihat kararları ışığında mevcut davayı incelemiş ve Hükümetin,   söz konusu durumu farklı bir sonuca ulaştırabilecek ne bir olay ne de bir delil   sunduğuna itibar etmiştir. AİHM, siyasi konuşmada kullanılan ifadelere ve   konuşmanın yapıldığı ortama önem vererek bu bağlamda göreceği davanın   bulunduğu koşullan özellikle terörle mücadeleye bağlı zorlukları göz önünde   bulundurmuştur (Bkz. İbrahim Aksoy, §60 ve Incal, s. 1568, §58).   Dava konusu konuşma, ayrımcılık faaliyetlerine karşı güvenlik güçlerinin   yürüttüğü mücadele şeklinin sert eleştirisini yapmaktadır.   AİHM, DGM'nin söz konusu konuşmada Türk topraklarının bütünlüğünü   bölmeyi amaçlayan ifadelerin yer aldığına kanaat getirdiğini ortaya koymuştur.   AİHM, başvuranın ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleyi haklı   gösterecek kendi içinde yeterli olmayan yerel mahkemelerin aldığı kararlarda   yer alan gerekçeleri incelemiştir. (Bkz. Mutatis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4),   no: 24762/94, §58, 1999-IV). AİHM, konuşmanın özellikle sert üslup içeren   bazı bölümlerinin, Hükümetin terörle mücadele konusunda güttüğü politika   hakkında negatif bir tablo çizmiş olsa da ve metinde muhalif bir anlam   oluşmuş olsa da, yine de bu bölümler, şiddet kullanmaya, silahlı mücadeleye,   ne de ayaklanmaya teşvik etmiş ve AİHM'nin gözünde, göz önünde   bulundurulması gereken başlıca unsurun konuşmanın kin güden bir konuşma   olmadığını gözlemlemiştir (Bkz. A contrario, Sürek-Türkiye (no:l), no:   26682/95, §62, 1999-IV ve Gerger-Türkiye, no:24919/94, §50, 8 Temmuz   1999).   AİHM, aynı şekilde müdahalenin oranını belirlerken verilen cezanın   niteliği ve ağırlığı göz önünde bulundurulması gereken unsurlar olduğunu   belirtmitir.   Davada başvuranın mahkumiyeti amaçlanan hedeflerle orantılı olmayıp   bu nedenle "demokratik toplumda gerekli" değildir ve AİHS'nin 10. maddesi   ihlal edilmiştir.   III. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA   Sözleşmenin 41. maddesi gereğince,   A. Tazminat   Başvuran maddi manevi tazminat adı altında 60 000 euros (EUR) talep   etmiştir.   Hükümet görüş belirtmemiştir.   AİHM, Fransa'da bulunduğu günlerde iddia edilen gelirlerdeki kayıp   konusunda sunulan delillerin başvuranın AİHS'nin 10. maddesinin ihlalinden   doğan zararının net bir şekilde belirlenmesini sağlamadığı kanaatindedir (Bkz.   Karakoç ve diğerleri- Türkiye, no: 27692/95, 28138/95 ve 28498/95, § 69, 15   Ekim 2002).   AİHM, istenilen tazmin hakkında başvuranın bu tutarın ödenmesini   gerektirecek hiç bir belge sunmadığını ortaya koymuştur. Buradan yola   çıkarak AİHM, bu talebi reddetmiştir.   AİHM, manevi tazminat hakkında ilgilinin bir takım karışıklar yaşamış   olacağına kanaat getirerek hakkaniyete uygun olarak başvurana 4 000   EUR'nun tahsis edilmesine karar vermiştir.   AİHM, 6§1 maddesi bağlamında başvuran hakkındaki mahkumiyet   kararının tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından verilmediği sonucuna   vardığında prensip olarak en uygun tazminin, başvuranı zamanında tarafsız   ve bağımsız bir mahkeme tarafından yeniden yargılamak olacağı   kanaatindedir (Gencel, §27).   B. Masraf ve Harcamalar   Başvuran hiçbir gerekçe göstermeksizin yerel makamlar ve AİHM'deki   işlemlere ilişkin masraf ve harcamalar için 3 000 EUR talep etmiştir.   Hükümet görüş bildirmemiştir.   AİHM, konu hakkında elinde bulunan unsurlar ve içtihatlar göz önünde   bulundurarak, yapılan masraflar için 1 500 EUR tutarının başvurana tahsis   edilmesinin uygun olacağı kanaatine varmıştır.   C. Temerrüt faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına   uyguladığı basit faize dayalı olarak % 3’lük bir faiz oranı uygulanacağını   belirtmektedir.   BU SEBEPLERDEN ÖTÜRÜ MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE   Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilebilir olduğuna,   10.maddenin ihlal edildiğine;   İzmir DGM’nin tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olması nedeniyle   Sözleşmenin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine;   AİHS’nin 6.maddesine göre yapılan diğer şikayetlerin incelenmesine   gerek olmadığına;   a) Bu kararın, AİHS’nin 44§2 maddesine göre kesinleştiği tarihten   itibaren üç ay içinde ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’sına çevrilmek   üzere Savunmacı Hükümetin başvurana:   i. manevi tazminat için 4 000 EUR (dört bin euros)   ii. masraf ve harcamalar için l 500 EUR (bin beş yüz euros)   iii. miktara yansıtabilecek KDV ve pul, harç ve masraflarla birlikte   ödemesine;   b) Belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre   için, yukarıda belirtilen tutara, Avrupa Merkez Bankasının kredi faiz oranına   yüzde üç puan eklenmek suretiyle gecikme faizi uygulanmasına;   karar vermiştir.   Hakkaniyete uygun tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine karar   vermiştir.   İşbu karar Fransızca olarak verilmiş ve 29 Temmuz 2004 tarihinde,   İçtüzüğün 77.maddesinin 2. ve 3.fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ   edilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło