57344/00

WyrokETPCz2005-11-22ECLI:CE:ECHR:2005:1122JUD005734400

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy obecność sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa naruszała prawo do niezawisłego i bezstronnego sądu z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał stwierdził, że obecność sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa, który orzekał w sprawie skarżących oskarżonych o przestępstwa związane z bezpieczeństwem narodowym, uzasadniała obawy skarżących co do niezawisłości i bezstronności tego sądu. Trybunał powołał się na swoje wcześniejsze orzecznictwo, w którym konsekwentnie uznawał, że sądy bezpieczeństwa państwa z udziałem sędziów wojskowych nie spełniają wymogów art. 6 ust. 1 Konwencji. Trybunał uznał, że brak niezawisłości i bezstronności sądu uniemożliwia zapewnienie rzetelnego procesu.
Stan faktyczny
Skarżący, obywatele Turcji, zostali aresztowani w 1994 i 1995 roku w ramach operacji przeciwko PKK. Zostali oskarżeni o członkostwo w organizacji terrorystycznej i wspieranie jej, w tym o ataki z użyciem materiałów wybuchowych, rabunki, wymuszenia i podpalenia. Byli sądzeni przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Izmirze, w którego składzie zasiadał sędzia wojskowy. Skarżący twierdzili, że ich zeznania zostały wymuszone podczas zatrzymania. Sąd Bezpieczeństwa Państwa skazał ich, w tym na karę śmierci (później zamienioną na dożywocie) i długoletnie kary pozbawienia wolności. Wyroki te zostały podtrzymane przez Sąd Kasacyjny.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza, że pozostała część skargi jest dopuszczalna. 2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu braku niezawisłości i bezstronności Sądu Bezpieczeństwa Państwa w Izmirze. 3. Stwierdza brak naruszenia art. 6 ust. 1 Konwencji w odniesieniu do długości postępowania karnego. 4. Stwierdza, że nie ma potrzeby badania pozostałych skarg na podstawie art. 6 Konwencji. 5. Stwierdza, że samo stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające słuszne zadośćuczynienie za szkodę niemajątkową. 6. Zasądza na rzecz skarżących łącznie 500 euro tytułem zwrotu kosztów i wydatków. 7. Oddala pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   YAĞIZ VE DİĞERLERİ/TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru No: 57344/00)   Strazburg   Kasım 2005   İşbu karar AİHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı   şekli düzeltmelere tabi olabilir.   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (57344/00) başvuru no’lu davanın nedeni, bu ülke   vatandaşları Nihat Y., Cemal T., Filiz K., Osman A., Mehmet Emin Ç., Abdurrahman K. ve İsmet   A.’nın (başvuranlar) 20 Nisan 2000 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 34.   maddesi uyarınca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (Mahkeme) yapmış olduğu başvurudur.   Başvuranlar AİHM önünde İzmir Barosu avukatlarından T. F. tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   Başvuranlar sırasıyla 1972, 1955, 1976, 1969, 1964, 1971 ve 1976 doğumludurlar.   PKK’ya karşı yürütülen bir operasyon çerçevesinde başvuranlardan Nihat Yağız 30 Haziran   1994’te, Mehmet Emin Çeçi, Filiz Kaplan ve Cemal Tanhan 1 Temmuz 1994’te, Abdurrahman Koçer 6   Temmuz 1994’te, İsmet Acar 14 Temmuz 1994’te, Osman Atabay ise 20 Temmuz 1995’te İzmir   Emniyet Müdürlüğü tarafından yakalanıp gözaltına alınmışlardır.   Başvuranlar belirtilmeyen tarihlerde öncelikle İzmir DGM Cumhuriyet Savcılığı tarafından   dinlenmiş, ardındansa bu mahkeme önüne çıkarılarak haklarında tutuklu yargılama kararı verilmiştir.   İzmir DGM Cumhuriyet Savcısı 29 Temmuz 1994 tarihli iddianamesinde, başvuranlardan Yağız,   Çeci, Kaplan, Tanhan, Acar ve Koçer’i PKK’ya üye olmak ve bu örgüte yardım ve yataklık etmekle   suçlayarak, TCK’nın 168. maddesinin 1. ve 2. fıkraları, 369., 411., 522. maddeleri ve 616. maddesinin 7.   fıkrası ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi uyarınca haklarında ceza davası   açmıştır. Cumhuriyet Savcısı başvuranları özellikle bölücü faaliyetlere katılmak ve Devletin bölünmez   bütünlüğüne saldırıda bulunmakla suçlayarak, diğerlerinin yanı sıra Devletin bölünmez bütünlüğüne   karşı ihaneti cezalandıran TCK’nın 125. maddesi gereğince mahkum edilmelerini talep etmiştir.   Ağustos 1995 tarihli iddianame ile Osman Atabay hakkında da aynı suçlamalar yapılmış ve   dava dosyası diğer başvuranlarınkiyle birleştirilmiştir.   Başvuranlara ve başvuranlarla birlikte suçlanan diğer yirmi dokuz sanığa itham edilen suçlar   arasında, polis karakollarına patlayıcı madde ile saldırıda bulunmak, silahlı soygun yapmak, örgütü   destekte bulunmak amacıyla Kürt kökenli ailelerden şantajla para almak, lojistik destek vermek,   kundaklama, örgütün iç kuralları gereği suikastler düzenlemek, üçüncü şahıslara ait mallara zarar   vermek ve sivil vatandaşları tehdit edip bunlara karşı zor kullanmak yer almaktadır.   İzmir DGM’deki yargılamada başvuranlar, gözaltındayken ifadelerinin zor yoluyla alındığını   ileri sürerek suçsuz olduklarını iddia etmişlerdir.   Aralarında askeri hâkimin de bulunduğu İzmir DGM heyeti, 13 Mart 1997 tarihinde toplanarak,   başvuranları, haklarında yapılan suçlamalardan suçlu bulmuş ve Nihal Yağız ve Mehmet Emin   Çeci’yi ölüm cezasına çarptırmış, Cemal Tanhan, İsmet Acar ve Osman Atabay’ı önce ölüm cezasına   mahkum etmiş, ardından bunu ömür boyu ağır hapis cezasına çevirmiş, Filiz Kaplan’a onsekiz ay   hapis cezası vermiş, Abdurrahman Koçer’i ise oniki yıl hapis cezasına mahkum etmiştir.   İzmir DGM başvuranların suçlu olduklarının tesisi amacıyla, yargılamanın farklı aşamalarında   sözkonusu kişilerden alınan ifadeleri, tanık beyanlarını, yakalama ve arama tutanaklarını, olay   tatbikatı tutanaklarını, ele geçirilen silah ve belgeleri, otopsi raporlarını ve diğer sanıkların ifadelerini   dikkate almıştır.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Haziran 1998 tarihinde Yargıtay kararı usulden bozmuş ve dava dosyasını İzmir DGM’ye geri   göndermiştir.   İzmir DGM dosyayı inceledikten sonra 24 Kasım 1998 tarihinde başvuranlar hakkında ilk verilen   cezaları yinelemiştir.   Yargıtay 21 Ekim 1999 tarihinde başvuranların mahkumiyetlerini onamıştır.   Ağustos 2002 tarihinde, barış zamanında ölüm cezasının kaldırılmasını öngören 4771 sayılı   Kanun kabul edilmiş ve Nihat Yağsız ile Mehmet Emin Çeçi’nin ölüm cezaları ömür boyu hapis   cezasına çevrilmiştir.   HUKUK AÇISINDAN   I. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuranlar, kendilerini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, bir yandan   bünyesinde bir askeri hâkim bulunmasından dolayı, diğer yandan gözaltında tutuldukları sürede   avukat yardımından yararlanamamalarından ötürü, kendilerine adil bir yargılama sağlayabilecek   “bağımsız ve tarafsız bir mahkeme” olmadığı iddiasında bulunmaktadırlar. Başvuranlar aynı zamanda   ceza yargılama süresinden şikâyetçi olmakta ve bu itibarla AİHS’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ile 3.   fıkrasının c) bendine atıfta bulunmaktadırlar.   A. Kabuledilebilirlik Hakkında   AİHM, içtihatlarından doğan kriterler ışığında (Bkz., Çıraklar-Türkiye, 28 Ekim 1998, Derleme   Hükümler ve Kararlar 1998-VII) ve elindeki mevcut unsurların tümünü gözönüne alarak, bu   şikâyetlerin esastan incelenmesi gerektiği kanaatine varmıştır. AİHM başvuruda hiçbir   kabuledilemezlik gerekçesi ile karşılaşılmadığını tespit etmiştir.   B. Esas hakkında   1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı   Hakkında   AİHM daha önce buna benzer soruları gündeme getiren birçok dava incelediğini ve bunların   AİHS’nin 6§1. maddesinin ihlali yönünde sonuçlandığını ortaya koymaktadır (Bkz. Özel kararı, §§ 33-   34, ve Özdemir-Türkiye no:59659, §§ 35-36, 6 Şubat 2003).   AİHM mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in davayı farklı şekilde sonuçlandıracak hiçbir olgu   ve kanıt sunmadığı kanaatine varmıştır. AİHM, “ulusal güvenliğe” ilişkin suçlardan ötürü Devlet   Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanan başvuranların, aralarında asker kökenli bir hâkimin yer aldığı   mahkeme önüne çıkma konusunda endişe duymalarının anlaşılabilir olduğu kanısındadır. Dolayısıyla   başvuranlar, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ışığında   sebepsiz bir yargı kararı almasından haklı olarak kaygı duymaktadırlar. Bu nedenle başvuranların, bu   yargı merciinin tarafsız ve bağımsız olmadığı yönündeki şüphelerinin, nesnel bir biçimde haklı   gerekçelere dayandığı kabul edilebilir (Incal -Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Derleme Kararlar   ve Hükümler 1998-IV, s. 1573, § 72, in fine).   AİHM, başvuranları yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin AİHS’nin 6 § 1   maddesinde öngörülen bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taşımadığı sonucuna varmıştır.   2. Ceza Yargılamasının Adilliği Hakkında   AİHM, daha önceki benzer davalarda da dile getirildiği üzere, tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan   yoksun bir mahkemenin, hiçbir surette, yargı yetkisi altındaki kişilere adil bir yargılama süreci temin   edebileceğinin varsayılamayacağını hatırlatır.   Başvuranların, davalarının bağımsız ve tarafsız bir mahkemede görülmesi hakkının ihlal edildiği   tespiti ışığında, AİHM, AİHS’nin 6. maddesinin 1. fıkrasına ve 3. fıkrasının c) bendine dayanan bu   şikâyeti incelemeye gerek olmadığı kanaatine varmıştır (bkz. diğerleri arasında, Çıraklar kararı, s.   3074, §§ 44-45).   3. Ceza Yargılama Süresi Hakkında   Hükümet davanın karmaşıklığını ve başvuranlara itham edilen suçlamaların niteliğini   vurgulamaktadır. Sözkonusu ceza yargılaması kapsamında, yasadışı bir örgüte üye olmak ve bu   örgüte yardım ve yataklık etmekle yargılanan, aralarından başvuranların da bulunduğu, yirmi dokuz   kişi yer almaktadır. Hükümet özellikle, sanıklara isnat edilen suçların çeşitliliği nedeniyle, davada   yoğun ve yorucu soruşturmalar yürütülmesi gerektiğine dikkat çekmektedir.   Hükümet diğer yandan başvuranların birçok duruşmaya katılmayı reddetmeleri nedeniyle   yargılamanın uzamasında büyük paylarının bulunduğunu belirtmektedir. Ulusal mercilerin gerekli   işlemleri yapmakta oyalandığı herhangi bir süreç sözkonusu değildir. Son olarak dava, iki kere DGM,   iki kere de Yargıtay tarafından olmak üzere dört kez görülmüştür. Hükümete göre bu koşullar   yargılama süresini açıklamaktadır ve adli mercilerden kaynaklanan herhangi bir ihmalkarlık   sözkonusu değildir.   Başvuranlar bu argümanlara karşı çıkmaktadırlar.   AİHM gözönünde bulundurulacak sürenin, başvuranların 30 Haziran ve 14 Temmuz 1994   tarihleri arasında (Osman Atabay’ın ise 20 Temmuz 1995’te) yakalanmalarıyla başlayıp, 21 Ekim 1999   tarihinde Yargıtay tarafından verilen kararla sona erdiğini, yani sözkonusu sürenin yaklaşık beş yıl   dört ay (Osman Atabay için ise dört yıl dört ay) sürdüğünü saptamıştır.   AİHM bir yargılama süresinin makul olup olmadığının, davanın koşullarına göre ve başta   davanın karmaşıklığı olmak üzere, AİHM tarafından benimsenen kriterler ile başvuran ve yetkili   mercilerin tutumları dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatır (bkz., diğerleri arasında, Pélissier   ve Sassi-Fransa [GC], no: 25444/94, § 67, CEDH 1999-II).   AİHM öncelikle, yetkili mahkemelerin, aralarında başvuranların da bulunduğu birçok suçla   yargılanan yirmi dokuz sanığın dahil olduğu bir davayı görmek zorunda kalmaları nedeniyle,   yargılamanın belli bir karmaşıklık taşıdığını kaydeder. Bu durum, hatta yapılan suçlamaların niteliği   bile olay tatbikatına, delillerin toplanmasına ve her sanığın aleyhindeki suçlamaların belirlenmesine   ilişkin uzun bir çalışma gerektirmiştir.   Başvuranların tutumu konusunda ise AİHM, ilgili kişilerin yargılama süresinin uzamasında   paylarının olduğunun tespit edilmediğini kaydeder.   Yargı mercilerinin tutumu konusunda ise AİHM, ulusal mercilerin gerekli işlemleri yapmakta   oyalandığı herhangi bir sürecin sözkonusu olmadığını saptamıştır. Esasen, ilk derece mahkemesi   önündeki ve her iki temyiz süresince Yargıtay önündeki yargılama süresi eleştiriye mahal   vermemektedir.   Genel olarak yargılama süresi gözönünde bulundurulduğunda, AİHM “makul süre”nin   aşılmadığını, dolayısıyla da AİHS’nin 6§1. maddesinin ihlal edilmediğine kanaat getirmiştir.   III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Başvuranlardan Nihat Yağız ve Mehmet Emin Çeci 125.000 Euro değerinde, Cemal Tanhan,   Osman Atabay ve İsmet Acar 100.000 Euro değerinde, Filiz Kaplan ise 60.000 Euro değerinde manevi   tazminat talep etmektedirler.   Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.   AİHM mevcut davanın koşullarında ihlal tespitinin başlı başına yeterli adil tazmin teşkil ettiği   kanaatine varmıştır (Çıraklar kararı, s. 3074, § 49).   AİHM’ye göre mevcut davada olduğu gibi vatandaşlar, AİHS’de öngörüldüğü şekliyle   bağımsızlık ve tarafsızlık koşullarını karşılamayan bir mahkeme tarafından mahkum edildiklerinde,   ilgililerin talebi üzerine yeniden yargılanma ya da davanın yeniden açılması, tespit edilen ihlalin   tazmini için ilkesel olarak en uygun yoldur (bkz., Öcalan-Türkiye [GC], no: 46221/99, § 210 in fine,   CEDH 2005-...).   B. Masraf ve Harcamalar   Başvuranlar, AİHM nezdinde yaptıkları masraf ve harcamalar için 3.000 (üçbin) Euro tazminat   talebinde bulunmaktadırlar. Başvuran bu miktarı kanıtlayıcı hiçbir belge sunmamışlardır.   Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.   Mahkemenin elinde bulunan unsurlar doğrultusunda ve kanıtlayıcı herhangi bir belgenin   bulunmayışı dikkate alındığında AİHM, başvuranlara, tüm masraf ve harcamalar için toplam 500   (beşyüz) Euro ödenmesinin makul olduğuna karar vermiştir (Zubani-İtalya (adil tazmin), no:   14025/88, § 23, 16 Haziran 1999).   C. Gecikme Faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç   puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM, OY BİRLİYLE;   1. Başvurunun geri kalanının kabuledilebilir olduğuna;   2. İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun olması nedeniyle   AİHS’nin 6§1. maddesinin ihlal edildiğine;   3. Ceza yargılama süresi nedeniyle AİHS’nin 6§1. maddesinin ihlal edilmediğine;   4. AİHS’nin 6. maddesi uyarınca yapılan diğer şikâyetlerin incelenmesine gerek olmadığına;   5. Mevcut kararın kendisinin manevi zararın adil tazmini için yeterli olduğuna;   6. a) AİHS’nin 44§2. maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme   tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere ve miktara yansıtılabilecek her türlü   vergiden muaf tutularak, Savunmacı Devlet tarafından başvuranlara toplu olarak, masraf ve   harcamalar için 500 (beşyüz) Euro ödenmesine;   (b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından,   Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit   faiz uygulanmasına;   6. Adil tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine;   Karar vermiştir.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.   fıkralarına uygun olarak 22 Kasım 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło