57407/00
WyrokETPCz2008-03-04ECLI:CE:ECHR:2008:0304JUD005740700
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania sądowego dotyczącego własności, trwającego ponad 21 lat, naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał, oceniając rozsądny termin postępowania, wziął pod uwagę złożoność sprawy (stare rejestry, liczne powiązane sprawy), zachowanie skarżącego (nie stwierdzono, by przyczynił się do opóźnień) oraz zachowanie władz krajowych. Stwierdził, że władze krajowe spędziły ponad jedenaście lat na ustalaniu właściwości sądów, co jest niedopuszczalne. Podkreślił, że państwa-strony Konwencji są odpowiedzialne za zorganizowanie swojego systemu prawnego w taki sposób, aby spory cywilne były rozstrzygane w rozsądnym terminie. W konsekwencji, Trybunał uznał, że łączna długość postępowania, trwającego ponad 21 lat (z czego ponad 2 lata przed uznaniem prawa do skargi indywidualnej), była nadmierna i naruszyła art. 6 ust. 1 Konwencji.Stan faktyczny
Skarżący, Veli Uysal, urodzony w 1925 roku, był współwłaścicielem nieruchomości w Izmirze. W 1979 roku, w wyniku prac katastralnych, jego działka została podzielona i zarejestrowana na inne osoby. W 1984 roku skarżący wszczął postępowanie sądowe o unieważnienie planu katastralnego i rejestrację parcel na jego nazwisko. W 1985 roku wszczął drugie postępowanie przeciwko 144 osobom, domagając się uznania wcześniejszego planu katastralnego i zakończenia bezprawnego zajmowania nieruchomości. Postępowania te były wielokrotnie przekazywane między różnymi sądami z powodu sporów o właściwość i trwały ponad 21 lat, nadal tocząc się w momencie wydania wyroku ETPCz.Rozstrzygnięcie
Stwierdza, że skarga w części dotyczącej nadmiernej długości postępowania jest dopuszczalna, a w pozostałej części niedopuszczalna.
Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji.
Stwierdza, że skargi na podstawie art. 17 i 18 Konwencji nie wymagają odrębnego rozpatrzenia.
Zasądza na rzecz skarżącego 15 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe.
Oddala pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL
AVRUPA
DE L’EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
VELĐ UYSAL -TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no:57407/00)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Mart 2008
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (57407/00) no’lu davanın nedeni (T.C.
vatandaꢀı) Veli Uysal’ın (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 24 ꢁubat 2000
tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa Đnsan Hakları
Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOꢁULLARI
Baꢀvuran, 1925 doğumludur ve Đzmir’de ikamet etmektedir. Haziran 1959 yılında, Bulgarca’da (Đzmir) bulunan 18.000 m2 lik taꢀınmazın tapu kaydı
baꢀvuran ve diğer iki kiꢀi adına yapılmıꢀtır. Haziran 1979 tarihinde, kadastro komisyonu tarafından bir inceleme yapılmıꢀ ve
sözkonusu arsa 88 parsele bölünerek diğer ꢀahıslar adına kaydedilmiꢀtir. Mart 1980 tarihinde, baꢀvuran ve sözkonusu taꢀınmazın diğer ortakları, Tapu ve Kadastro
Müdürlüğü’ne baꢀvuruda bulunmuꢀ ve sözkonusu parsellerin tapu kaydının adlarına
yapılmasını talep etmiꢀlerdir.
A. Đlk yargı süreci Aralık 1984 tarihinde, baꢀvuran ve taꢀınmazın ortağı diğer ꢀahıslar, 14 Haziran 1979 tarihli
kadastro planının iptali ve ihtilaflı parsellerin adlarına kaydedilmesi için Đzmir Kadastro
Mahkemesi’nde dava açmıꢀlardır. Ocak 1989 tarihinde, Konak Kadastro Müdürlüğü, nizalı kadastro planı iptal etmiꢀtir. ꢁubat 1989 tarihinde, Hazine, Đzmir Kadastro Mahkemesi’nde itirazını sunmuꢀtur. Haziran 1989 tarihli bir karar ile mahkeme [1985/28- 1989/58 numaralı iki benzer davayı
birleꢀtirmesinin ardından], baꢀvurana ait parselin, 1937 yılında kadastro incelemesinin
yapıldığı ve sonuç olarak, 14 Haziran 1979 tarihli yeni incelemenin hükümsüz olarak
düꢀünülmesi gerektiği gerekçesiyle, 14 Haziran 1979 tarihli kadastro planını iptal etmiꢀtir.
Buna karꢀın mahkeme, taꢀınmazın malikliği konusunda bir karar vermemiꢀtir. Eylül 1992 tarihli bir karar ile Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını bozmuꢀtur zira
Yargıtay, 1937 tarihli kadastro çalıꢀmasının kuralsız olduğu ve kadastro olarak
nitelenemeyeceği kanaatindedir. Aralık 1996 tarihinde, iade edilen karara iliꢀkin olarak Đzmir Kadastro Mahkemesi,
Menderes Kadastro Mahkemesi lehine ratione loci bakımından yetkisi olmadığına karar
vermiꢀtir.
B. Đkinci yargı süreci Kasım 1985 tarihinde, baꢀvuran ve taꢀınmazın ortağı diğer ꢀahıslar, 144 kiꢀiyi Đzmir Asliye
Hukuk Mahkemesi’ne çağırmıꢀlardır. Baꢀvuran ve diğer ꢀahıslar, kadastro planı olarak, 1937
yılında kadastro komisyonu tarafından tamamlanan kadastro planının kabul edilmesini
istemiꢀlerdir. Baꢀvuran ve taꢀınmazın ortağı ꢀahıslar, mahkemeden ayrıca, diğer kiꢀiler
tarafından taꢀınmazlarının iꢀgaline son verilmesini ve nizalı parsellerin tapu kayıtlarının
adlarına kaydedilmesini talep etmiꢀlerdir. Aralık 1987 tarihinde, Asliye Hukuk Mahkemesi, ratione materiae bakımından yetkisi
olduğunu reddetmiꢀ ve dava dosyasını, yeniden, Đzmir Kadastro Mahkemesi’ne göndermiꢀtir. Ekim 1989 tarihinde, Đzmir Kadastro Mahkemesi, ihtilaflı taꢀınmaz ile ilgili olarak 1937
yılında yürütülen kadastro planının tamamlanmamıꢀ olduğunu tespit etmiꢀtir. Bu nedenle
mahkeme, yetkisi olduğunu reddetmiꢀ ve dosyayı, kadastro çalıꢀmasının tamamlanması için
kadastro müdürlüğüne göndermiꢀtir. ꢁubat 1991 tarihinde, Yargıtay, tamamlanmamıꢀ bir incelemenin neticesinde verildiği
gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin kararını bozmuꢀtur. Nisan 1996 tarihinde, Đzmir Kadastro Mahkemesi, Asliye Hukuk Mahkemesi lehine
ratione materiae bakımından yetkisi olmadığı kararına varmıꢀtır. Kadastro Mahkemesi, 1937
yılında gerçekleꢀtirilen kadastro çalıꢀmasının yasaya uygun olmadığını ve 14 Haziran 1979
tarihli incelemenin ise nihaileꢀen hukuki kararlarla iptal edildiğini tespit etmiꢀtir. Kadastro
Mahkemesi, sözkonusu parsellere iliꢀkin olarak 1994 yılında yeni bir kadastro çalıꢀması
yapıldığını belirtmiꢀtir. Sonuç olarak mahkeme, baꢀvuran ve taꢀınmazın diğer ortaklarının
baꢀvurularının “yasadıꢀı bir iꢀgale son verilmesi” olarak değil “mülkiyeti kanıtlamak için hak
isteme davası” olarak düꢀünülmesi gerektiğine karar vermiꢀtir.
Dava dosyası, hukuki anlaꢀmazlığın çözülmesi için re’sen Yargıtay’a gönderilmiꢀtir. Ekim 1996 tarihinde, Yargıtay, davanın, Kadastro Mahkemelerinin yetkisinde olduğuna
karar vermiꢀtir. ꢁubat 1997 tarihinde, Đzmir Kadastro Mahkemesi, ratione loci bakımından yetkisi
olmadığına karar vermiꢀ ve dava dosyasını, Menderes Kadastro Mahkemesi’ne göndermiꢀtir.
C. Đki davanın birleꢀtirilmesi Eylül 1999 tarihinde, Menderes Kadastro Mahkemesi, 1997/336 dosya numarası ile iki
davayı birleꢀtirmiꢀtir.
Bu tarihten 30 Haziran 2006 tarihine kadar, altmıꢀ dört duruꢀma gerçekleꢀtirilmiꢀtir. AĐHM
dosyasındaki bilgilere göre, dava, yerel mahkemelerde halen devam etmektedir.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 6/1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, yargılama süresinin, AĐHS’nin 6/1. maddesinin öngördüğü “makul süre” ilkesine
riayet etmediğini ileri sürmektedir.
A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
Đhtilaflı dava, 17 Aralık 1984 tarihinde baꢀlamıꢀtır. Dosya unsurlarına göre, iꢀbu kararın kabul
edildiği tarih itibarıyla, dava, Menderes Kadastro Mahkemesi’nde halen devam etmektedir.
Ancak AĐHM, Türkiye’nin bireysel baꢀvuru hakkını tanıdığı tarih olan 28 Ocak 1987
tarihinden sonra geçen süre hakkında karar verebileceğini hatırlatmaktadır.
Bununla birlikte AĐHM, yukarıda sözü edilen beyanın verildiği tarihte davanın içinde
bulunduğu durumu da göz önüne almıꢀtır (25 Mart 1996 tarihli Mitap ve Müftüoğlu –Türkiye, ꢁubat 2001 tarihli Cankoçak- Türkiye ve 25 Eylül 2001 tarihli ꢁahiner-Türkiye).
Böylece dikkate alınacak süre, yirmi bir yıldan fazladır. Ayrıca AĐHM, 28 Ocak 1987
tarihinde, davanın, iki yıl bir aydan fazla süredir devam etmekte olduğunu not etmektedir.
AĐHM, yargılama süresinin makul niteliğinin, davanın koꢀulları ıꢀığında ve özellikle davanın
karmaꢀıklığı, baꢀvuranların ve yetkili makamların tutumu ile ilgili kiꢀiler bakımından davanın
önemi gibi içtihadında belirtilen kriterler göz önüne alınarak değerlendirildiğini hatırlatır
(Frydlender-Fransa, baꢀvuru no: 30976/96).
Hiç kuꢀkusuz, özellikle nüfus kayıtlarının eskiliği ve bağlantılı davaların sayısı nedeniyle
mevcut dava, belli bir karmaꢀıklık içermektedir.
Buna karꢀın baꢀvuranın tutumunun, yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi olduğu tespit
edilmemiꢀtir.
Yetkililerin tutumlarına iliꢀkin olarak ise AĐHM, özellikle, yerel mahkemelerin, yetkilerini
belirlemek için on bir yıldan fazla süre harcadıklarını gözlemlemektedir. Oysa bireyin hak ve
yükümlülükleriyle ilgili sivil nitelikli itirazlarını makul bir sürede kesin karara bağlayabilmek
için iç hukuk sistemlerinin düzenlenmesi, Sözleꢀmeye taraf olan Devletlerin
sorumluluğundadır (Comingersoll S.A.- Portekiz, baꢀvuru no: 35382/97).
Sonuç olarak kendisine sunulan tüm unsurları incelemesinin ardından ve konuya iliꢀkin
içtihadını göz önüne alarak AĐHM, mevcut davada, ihtilaflı yargılama süresinin çok uzun
olduğu ve “makul süre” gerekliliğine riayet etmediği kanaatindedir.
Bu durumda, AĐHS’nin 6/1. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
II. 1 NO’LU EK PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
HAKKINDA
Baꢀvuran ayrıca ihtilaflı yargılamanın uzunluğunun, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi ile
güvence altına alınan mallarına saygı hakkını da ihlal etmesinden ꢀikayetçidir.
Hükümet, bu iddiaya karꢀı çıkmaktadır ve iç hukuk yollarının tüketilmediğini savunmaktadır.
AĐHM, baꢀvuran tarafından mülkiyeti kanıtlamak için açılan hak isteme davasının halen
Menderes Kadastro Mahkemesi’nde devam etmekte olduğunu belirtmektedir.
Dosya unsurlarının tamamını incelediğinde AĐHM, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi
kapsamında yapılan ꢀikayet hakkında karar verilebilmesi için iç hukuktaki davanın sonucunun
bilinmesi gerektiği kanaatindedir.
Ulusal mahkemeler önündeki yargılamanın günümüzdeki safhasında, söz konusu ꢀikayetin
erken yapıldığı sonucu çıkarılmaktadır. Ancak ꢀayet baꢀvuran, iç hukuktaki yargılamanın
sonunda halen mağdur olduğunu düꢀünürse yeniden AĐHM’ye baꢀvurma imkanına sahiptir.
Sonuç olarak, AĐHS’nin 35/1. ve 4. maddeleri uyarınca iç hukuk yolları tüketilmediği
gerekçesiyle, baꢀvuranın 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi kapsamında yaptığı ꢀikayet
kabuledilemez niteliktedir.
III. AĐHS’NĐN 17. ve 18. MADDELERĐ KAPSAMINDA YAPILAN DĐĞER
ꢁĐKAYETLERE ĐLĐꢁKĐN OLARAK
Baꢀvuran, AĐHS’nin 17. ve 18. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
Yukarıda ulaꢀtığı sorunu göz önüne alarak AĐHM, sözkonusu ꢀikayetlerin ayrı bir inceleme
gerektirmediği kanaatindedir.
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuran, 10.129.046,46 Amerikan Doları değerindeki maddi zararının tanzim edilmesi
gerektiğini belirtmektedir. Baꢀvuran ayrıca, miktarını AĐHM’nin takdirine bıraktığı manevi
tazminat talebinde de bulunmaktadır.
Hükümet, bu iddialara itiraz etmektedir.
AĐHM, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı bulunmadığını
saptamakta ve sözkonusu talebi reddetmektedir. Bu karꢀın AĐHM, baꢀvuranın belli bir manevi
zarara maruz kaldığı kanaatindedir. Hakkaniyete uygun olarak, AĐHM, baꢀvurana 15.000
Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermektedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢀvuran, ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu yargılama masraf ve giderleri
108.427 Amerikan Doları talep etmektedir. Baꢀvuran, bu talebine hiçbir belge
sunmamaktadır.
Hükümet’e göre bu baꢀlık altında tazminat ödenmesine gerek yoktur.
Baꢀvuran, iddialarını belgelendirmediğinden AĐHM, baꢀvurana, yargılama masraf ve giderleri
için ödeme yapılmasına gerek olmadığı kanaatindedir.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç
puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. ꢁikayetin, yargılama süresinin çok uzun olmasına iliꢀkin kısmının kabuledilebilir, geri
kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. AĐHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. AĐHS’nin 17. ve 18. maddeleri kapsamında yapılan ꢀikayetlerin ayrıca incelenmesine
gerek olmadığına;
4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz
kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından baꢀvurana
15.000 Euro (on beꢀ bin Euro) manevi tazminat ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç
puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve
3. paragraflarına uygun olarak 4 Mart 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
6
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło