57653/00

WyrokETPCz2010-01-26ECLI:CE:ECHR:2010:0126JUD005765300

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy sześciodniowe zatrzymanie przed postawieniem przed sędzią naruszyło prawo do niezwłocznego postawienia przed sędzią (art. 5 ust. 3 Konwencji) oraz czy istniał skuteczny środek odwoławczy do kwestionowania legalności zatrzymania (art. 5 ust. 4 Konwencji)?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że sześciodniowy okres zatrzymania skarżących przed postawieniem ich przed sędzią pokoju był zbyt długi i naruszył art. 5 ust. 3 Konwencji, nawet w kontekście walki z terroryzmem. Podkreślono, że nawet krótsze okresy zatrzymania były uznawane za naruszające ten artykuł. Ponadto, Trybunał stwierdził, że brak skutecznego środka odwoławczego, który pozwoliłby skarżącym na zakwestionowanie legalności ich zatrzymania, stanowił naruszenie art. 5 ust. 4 Konwencji. Trybunał uznał, że w okolicznościach sprawy, gdzie naruszono art. 5 ust. 3, szanse na skuteczne zakwestionowanie legalności zatrzymania były niskie.
Stan faktyczny
Skarżący, Halim Alıcı i Hamza Omak, zostali zatrzymani 16 listopada 1999 r. w Bingöl pod zarzutem przynależności do nielegalnej organizacji PKK. Byli przetrzymywani przez sześć dni, zanim zostali postawieni przed sędzią pokoju 22 listopada 1999 r. W trakcie zatrzymania skarżący Omak podjął strajk głodowy i był hospitalizowany. Obaj skarżący twierdzili, że byli źle traktowani w areszcie i nie mieli dostępu do adwokata. Ostatecznie zostali uniewinnieni z powodu braku dowodów w 2003 roku.
Rozstrzygnięcie
Skargi dotyczące długości zatrzymania i braku skutecznego środka odwoławczego w kwestii legalności zatrzymania uznane za dopuszczalne. Pozostałe skargi uznane za niedopuszczalne. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 4 Konwencji. Zasądza każdemu ze skarżących 1000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe. Zasądza łącznie 1000 EUR tytułem kosztów i wydatków. Oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   DÖRDÜNCÜ DAĐRE   ALICI VE OMAK - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 57653/00)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Ocak 2010   Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup   ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (57653/00) no’lu davanın nedeni iki T.C.   vatandaꢀı Halim Alıcı ve Hamza Omak’ın (baꢀvuranlar) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne   Mayıs 2000 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin   Sözleꢀme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ   olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Diyarbakır Barosu   avukatlarından S. Çınar tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢀULLARI   Baꢀvuranlar sırasıyla 1951 ve 1967 doğumlu olup Bingöl’de ikamet etmektedir.   Kasım 1999 tarihinde Bingöl Emniyet Müdürlüğü polisleri baꢀvuranların evlerinde   gerçekleꢀtirdikleri aramalar sonucunda baꢀvuranları tutuklayarak gözaltına almıꢀtır. Arama   tutanakları ailelerin huzurunda ve baꢀvuranların imzasıyla düzenlenmiꢀtir. Baꢀvuranlar   tarafından imzalanan arama tutanaklarında yasadıꢀı örgüt PKK üyesi olmakla itham   edilmiꢀlerdir.   Baꢀvuranlar aynı gün bir doktor tarafından muayene edilmiꢀ, hazırlanan raporda herhangi bir   darp ya da yara izine rastlanmamıꢀtır.   Kasım 1999 tarihinde baꢀvuran Omak açlık grevine girmesi dolayısıyla hastanede tedavi   altına alınmıꢀtır. Yapılan muayenenin ardından baꢀvurana serum verilmiꢀ ve glikoz takviyesi   yapılmıꢀtır. Sağlık raporunda baꢀvuranın tedavi için iꢀbirliği yapmayı reddettiği not edilmiꢀtir.   Kasım 1999 tarihinde baꢀvuran Alıcı talebi üzerine Bingöl Devlet Hastanesi’ne   nakledilmiꢀtir. Hazırlanan sağlık raporunda baꢀvuranın ꢀikayetçi olduğu ağrılar için novalgin   ağırlıklı-analgesique- tedavisi uygulandığı belirtilmiꢀtir.   Baꢀvuran Omak 20 Kasım 1999 tarihinde yeniden muayene edilmiꢀ ve doktor gözetiminde   tutularak 1.000 ml serum ve 1.000 ml izotonik solüsyon verilmiꢀ ve damar yolundan multi   vitamin B iğne yapılmıꢀtır.   Aynı gün ve 22 Kasım 1999 tarihinde düzenlenen sağlık raporlarında baꢀvuranların   vücutlarında herhangi bir darp ve yara izine rastlanmadığı ifade edilmiꢀtir.   Bingöl Cumhuriyet Savcısı 22 Kasım 1999 tarihinde baꢀvuranların ifadelerine baꢀvurmuꢀtur,   adı geçenler haklarında yapılan bütün ithamları inkâr etmiꢀtir. Baꢀvuranlar daha sonra Bingöl   Sulh Hakimi önünde gözaltında iꢀkenceye maruz kaldıklarını iddia etmiꢀtir. Hakim   tutuklanmalarına karar vermiꢀtir.   Baꢀvuranlar gözaltında avukat bulundurma hakkından yararlanamamıꢀtır.   Belirtilmeyen bir tarihte Bingöl Cumhuriyet Savcısı yetkisizlik kararı vererek dava dosyasını   Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcılığına göndermiꢀtir.   DGM Cumhuriyet Savcısı 3 Aralık 1999 tarihinde baꢀvuranları silahlı bir çete mensubu   olmakla suçlamıꢀtır.   ꢁubat 2000 tarihindeki ilk duruꢀmada baꢀvuranlar polise vermiꢀ oldukları ifadelere karꢀı   çıkarak ifade tutanaklarını baskı altında imzaladıklarını iddia etmiꢀtir. Baꢀvuran Omak ayrıca   gözaltında kötü muamele gördüğünü öne sürmüꢀtür.   DGM 30 Mart 2000 tarihinde baꢀvuran Alıcı’nın serbest bırakılmasını kararlaꢀtırmıꢀtır.   Baꢀvuran Omak da 21 Aralık 2000 tarihinde serbest bırakılmıꢀtır.   Devlet Güvenlik Mahkemesi 11 Eylül 2003 tarihinde baꢀvuranları delil yetersizliğinden   serbest bırakılmıꢀtır.   Savcılık temyize gitmediğinden bu karar 18 Kasım 2003 tarihinde nihai hale gelmiꢀtir.   HUKUK   I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐĞE ĐLĐꢀKĐN   A. AĐHS’nin 13. maddesiyle bağlantılı olarak 3. maddesi hakkındaki ꢁikayet   Baꢀvuran gözaltında kötü muameleye maruz kaldığından ve iç hukukta bu yönde etkili bir   soruꢀturma yürütülmediğinden ꢀikayetçi olmaktadır. Baꢀvuran bu bağlamda AĐHS’nin 13.   maddesiyle bağlantılı olarak 3. maddesine atıfta bulunmaktadır.   AĐHM bu ꢀikayetin yalnızca AĐHS’nin 3. maddesi çerçevesinde inceleneceğini ifade   etmektedir (Bkz. son olarak, Mecail Özel-Türkiye no: 16816/03, 14 Nisan 2009). AĐHM   baꢀvuranların emniyette gözaltına alınmalarından önce sağlık kontrolünden geçirildiklerini ve   vücutlarında herhangi bir darp ya da ꢀiddet izine rastlanmadığını not etmektedir. Baꢀvuran   Omak’ın gözaltındaki açlık grevini müteakip polisler adı geçeni iki kez sağlık kontrolüne   götürmüꢀler ve tedavi altına alınmadan önce kötü muamele izine rastlanmamıꢀtır. Baꢀvuran   Alıcı hakkında 19 Kasım 1999 tarihinde hazırlanan sağlık raporunda sadece kendini kötü   hissettiğinden yakınmıꢀtır.   AĐHM 3. maddenin uygulanma alanına girmesi için kötü muamele uygulamalarının asgari   ciddiyet seviyesine ulaꢀması gerektiğini anımsatır (Bkz. diğer birçokları arasında, Karatepe   vd.-Türkiye no: 33112/04, 36110/04, 40190/04, 41469/04 ve 41471/04, 7 Nisan 2009). AĐHM   ayrıca kötü muamele iddialarının uygun kanıt unsurlarıyla desteklenmesi gerektiğini anımsatır   (Bkz. Tekin vd.-Türkiye no: 8534/02, 20 Mayıs 2008). Fakat mevcut baꢀvuruda AĐHM,   baꢀvuranların gözaltında kötü muameleye maruz kaldıklarını gösterir herhangi bir kanıt   unsurunu sunmadıklarını ve/veya ikna edici herhangi bir izahatta bulunmadıklarını not   etmektedir (Bkz. aynı anlamda, Yılmaz-Türkiye kararı, no: 58030/00, 3 Kasım 2005).   AĐHM bütün bu söz edilenler ıꢀığında, baꢀvuranların kötü muamele iddialarını sağlam bir   dayanak ile birlikte yetkili merciler nezdinde dile getirmeksizin soruꢀturmaların derinlemesine   yürütülmediği meꢀru beklentisine giremeyeceklerine itibar etmektedir (Bkz. örneğin, Mehmet   ꢁahin vd.-Türkiye no: 5881/02, 30 Eylül 2008). Bu koꢀullar çerçevesinde yetkili mercilerin   baꢀvuranların iddiaları karꢀısında «etkili bir soruꢀturma» yürütme yükümlülüğünü yerine   getirmedikleri söylenemez.   AĐHM baꢀvurunun bu kısmının dayanaktan yoksun olduğu ve AĐHS’nin 35/3 ve 4.   paragraflarına uygun olarak reddedilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır.   B. AĐHS’nin 5. maddesi hakkındaki ꢁikayetler   Baꢀvuranlar   yakalanma   ve   itham   edilme   gerekçeleri   hakkında   yeterince   bilgilendirilmediklerinden ꢀikayetçi olmaktadır (AĐHS’nin 5/2 maddesi). AĐHM bununla   birlikte baꢀvuranların imzasını taꢀıyan arama tutanaklarının aileleri huzurunda düzenlendiğini   gözlemlemektedir. Ayrıca yakalama tutanaklarında adı geçenler PKK’ya yardım ve yataklık   etmek suçu ile itham edilmiꢀtir. Sözkonusu bu ꢀikayetler temelden yoksun bulunmaktadır ve   AĐHS’nin 35/3 ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmelidir (Bkz. Oral ve Atabay-Türkiye no:   39686/02, 23 Haziran 2009).   Baꢀvuranlar aynı zamanda gözaltı süresinin uzunluğundan (AĐHS’nin 5/3 maddesi) ve gözaltı   süresinin yasallığına (AĐHS’nin 5/4 maddesi) yönelik etkili bir baꢀvuru yolunun   bulunmadığından yakınmaktadır. Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazını   yapmakta, baꢀvuranların 466 sayılı Kanun gereğince tazminat davası açabileceklerini   savunmaktadır. AĐHM, Mehmet ꢁahin vd.-Türkiye kararında yer alan aynı gerekçelerle   Hükümetin itirazını reddetmektedir. AĐHM bu ꢀikayetlerin dayanaktan yoksun olmadığı ve   hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi içermediğini kaydeder. Dolayısıyla ꢀikayetler   kabuledilebilir niteliktedir.   C. AĐHS’nin 6. maddesi hakkındaki ꢁikayetler   AĐHS’nin 6. maddesine atıfta bulunan baꢀvuranlar adli mercilerin bağımsız ve tarafsız   davranmadıklarından ve gözaltında avukat bulundurma hakkından yararlanamadıklarından   ꢀikayetçi olmaktadır.   AĐHM baꢀvuranların sözü edilen yargı süreci çerçevesinde serbest bırakıldıklarını, dolayısıyla   AĐHS’nin 34. maddesi uyarınca mağdur olduklarını öne süremeyeceklerini not etmektedir. bu   ꢀikayetler temelden yoksun bulunmaktadır ve AĐHS’nin 35/3 ve 4. maddeleri uyarınca   reddedilmelidir.   II. ESASA DAĐR   A. AĐHS’nin 5/3 maddesi   Baꢀvuranlar yetkili bir hakim önünde çıkarılmadan evvel uzun süre tutuklu kaldıklarından   ꢀikayetçi olmaktadır.   Hükümet gözaltı süresinin olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte bulunan yasal   mevzuata uygun olduğunu savunmaktadır.   AĐHM baꢀvuranların gözaltı süresinin yakalandıkları 16 Kasım 1999 tarihinde baꢀlayıp sulh   hakimi önüne çıkarıldıkları 22 Kasım 1999’da sona erdiğini tespit etmektedir. Bu süre altı   gündür. AĐHM, terörle mücadele amacını taꢀısa bile dört gün altı saatlik gözaltı süresinin bu   bağlamdaki zaman kısıtlamasının dıꢀına çıktığını hatırlatır (Bkz. Brogan vd.-Birleꢀik Krallık   Kasım 1988). AĐHM, reꢀit olmayanlar sözkonusu olduğunda ve ꢀiddet içermeyen bazı   suçlarda (Bkz. Đpek vd.-Türkiye no: 17019/02 ve 30070/02, 3 ꢁubat 2009) gözaltı süresi bahse   konu süreden daha az olsa dahi AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını   anımsatır (Bkz. Kandjov-Bulgaristan no: 68294/01, 6 Kasım 2008).   AĐHM baꢀvuranların «bir hakim karꢀısına» çıkarılmalarından evvel altı gün boyunca   gözaltında tutulmalarını kabullenememektedir.   Bu nedenle AĐHS’nin 5/3 maddesi ihlal edilmiꢀtir.   B. AĐHS’nin 5/4 maddesi   Baꢀvuranlar gözaltının yasallığına itiraz edebilecekleri herhangi bir baꢀvuru yolunun mevcut   olmadığından ꢀikayetçidir. AĐHM bu ꢀikayeti AĐHS’nin 5/4 maddesi altında inceleyecektir   (Bkz. Chahal-Birleꢀik Krallık, 15 Kasım 1996).   AĐHM bu sorundan ayrı olarak baꢀvuranların tutuklu yargılanmalarına karar veren ve   yakalanmalarının ardından altı gün gözaltında tutulmalarının ardından Bingöl sulh hakiminin   baꢀvuranların gözaltı süresinin akabinde «hemen yetkili bir hakim önüne çıkma» kavramı ile   bağdaꢀacak bir müdahalede bulunup bulunmadığının sorgulanması gerekir. Bununla birlikte   AĐHM, AĐHS’nin 5/3 maddesine riayet edilmediği sonucuna vardığı ve baꢀvuranların gözaltı   süresinin ulusal yasaya uygun olduğu dikkate alınırsa, mevcut dava koꢀullarında yetkili bir   hakim karꢀısında yapılacak itirazın baꢀarı ile sonuçlanma ihtimali düꢀük görünmektedir.   Sözü edilen gözaltı süresinin yasallığını denetleyecek etkili bir baꢀvuru yolunun yokluğunda   AĐHM, AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI HAKKINDA   Baꢀvuran Alıcı 6.750 ABD Doları ve baꢀvuran Omak 9.750 ABD Doları maddi tazminat talep   etmektedir. Baꢀvuranların her biri 15.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir. Baꢀvuranlar   AĐHM önünde yapmıꢀ oldukları yargılama giderleri için 3.830 Euro talep etmekte, kanıtlayıcı   belge niteliğinde baꢀvuranların çeꢀitli harcamalar için (posta, kırtasiye ve tercüme giderleri)   avukatı ile hazırlamıꢀ oldukları ayrıntılı notu iletmektedir   Hükümet bu meblağlara karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM tespit edilen ihlal ile öne sürülen maddi zarar arasında bir illiyet bağı kuramamakta ve   bu talebi reddetmektedir. Buna karꢀın, baꢀvuranların her birine 1.000 Euro manevi tazminat   ödenmesini kararlaꢀtırmaktadır. AĐHM mahkemeye sunulan bütün belgeler ve sözü edilen   kıstaslar ıꢀığında AĐHM önünde yapmıꢀ oldukları yargılama giderleri için baꢀvuranlara   otaklaꢀa toplam 1.000 Euro ödenmesini uygun görmektedir.   AĐHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına   uyguladığı orana üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvuranların gözaltı süresinin uzunluğu ve gözaltı süresinin yasallığına karꢀı iç hukukta   etkili bir baꢀvuru yolunun bulunmadığına iliꢀkin ꢀikayetlerinin kabuledilebilir, bunun dıꢀında   kalanların kabuledilemez olduğuna;   2. AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiğine;   4. a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru   üzerinden TL.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından:   i. Baꢀvuranların her birine 1.000 (bin) Euro manevi tazminat ödenmesine;   ii. Yargılama masraf ve giderleri için baꢀvuranlara ortaklaꢀa 1.000 (bin) Euro ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;   5. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 26 Ocak 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło