57908/00

WyrokETPCz2006-01-10ECLI:CE:ECHR:2006:0110JUD005790800

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy władze krajowe ponosiły odpowiedzialność za śmierć osoby zastrzelonej przez psychicznie chorego policjanta poza służbą, w kontekście pozytywnych obowiązków państwa, oraz czy skarżący mieli dostęp do skutecznego środka odwoławczego w postępowaniu krajowym?
Ratio decidendi
Trybunał stwierdził, że strony osiągnęły ugodę, która jest zgodna z poszanowaniem praw człowieka określonych w Konwencji i jej Protokołach. Zgodnie z art. 39 Konwencji oraz art. 37 ust. 1 Konwencji i art. 62 ust. 3 Regulaminu Trybunału, Trybunał uznał, że ugoda stanowi ostateczne rozwiązanie sporu. W związku z tym, Trybunał podjął decyzję o skreśleniu sprawy z listy.
Stan faktyczny
Dürdane Aslan i Sevilhan Aslan to żona i córka Mehmet Aslana, który został zastrzelony 27 kwietnia 1992 roku w Stambule przez policjanta M.A. Policjant M.A., będący poza służbą i cierpiący na chorobę psychiczną, został uznany za niepoczytalnego w postępowaniu karnym. Skarżący domagali się odszkodowania od Ministerstwa Spraw Wewnętrznych, argumentując, że władze nie dopełniły pozytywnych obowiązków, utrzymując chorego psychicznie policjanta w służbie. Po początkowym zasądzeniu odszkodowania przez sąd administracyjny, decyzja ta została uchylona przez Danıştay z powodu przekroczenia rocznego terminu na wniesienie skargi administracyjnej.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie postanowił skreślić sprawę z listy.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   DÜRDANE ASLAN VE SEVİLHAN ASLAN- TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no: 57908/00)   DOSTANE ÇÖZÜM KARARININ ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Ocak 2006   İşbu karar nihai olup bazı şekli düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (57908/00) başvuru no’lu davanın nedeni, bu   ülke vatandaşı Dürdane Aslan ve Sevilhan Aslan’ın (başvuranlar) 10 Mayıs 2000 tarihinde   Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa İnsan Hakları   Mahkemesi’ne (AİHM) yapmış oldukları başvurudur.   Başvuranlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde, İstanbul Barosu   avukatlarından K. T. Sürek tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   doğumlu Dürdane Aslan ve 1978 doğumlu Sevilhan Aslan Türk vatandaşı olup   İstanbul’da ikamet etmektedirler. Başvuranlar Mehmet Aslan’ın eşi ve kızıdır.   Mehmet Aslan 27 Nisan 1992 yılında İstanbul’da bir mahallede su taşırken kurşunla   yaralanmıştır. Hastaneye kaldırıldıktan sonra 6 Mayıs 1992 tarihinde vefat etmiştir.   Mayıs 1992 tarihli iddianameye göre olay sırasında polis lojmanlarındaki evinin   yakınlarında bulunan ve izinli olan polis memuru M.A.’nın silahından ateş edilmiştir. M.A. üç   kişiyi silahındaki bütün kurşunları, yani on altı mermi, boşaltarak yaralamış ve bu kişilerden   iki kişi yaralanmanın ardından vefat etmişlerdir. Cinayet itirafında bulunan polis memuru   Türk Ceza Kanunun 450. maddesi uyarınca kasten adam öldürmekle suçlanmıştır.   Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi 10 Haziran 1993 tarihli kararla olay sırasında suçun   failinin cezai olarak sorumlu olmadığı gerekçesiyle “cezanın tespit edilemeyeceği” kararı   almıştır. Karara gerekçe olarak Bakırköy Adli Tıp Kurumunun 4 No’lu özel heyeti tarafından   düzenlenen 12 Ağustos 1992 tarihli sağlık sertifikası gösterilmiştir. Söz konusu raporda ilgili   kişinin akıl hastanesine yatırılmasının gerekli olmadığı ancak psikiyatrik klinikte altı ay   aralıklarla üç yıl boyunca muayene edilmesinin gerekli olduğu sonucuna varılmıştır.   Başvuranlar, söz konusu rapora itiraz ederek Adli Tıp Kurumu heyetinin ikinci bir bilirkişi   raporu düzenlemesini talep etmişlerdir. Mahkeme özel heyetin görüşünün nihai olduğu   gerekçesiyle başvuranların taleplerini reddetmiştir. Sanığın işlediği suçun niteliği göz önünde   bulundurulduğunda, Ağır Ceza Mahkemesi sanığın en az bir yıl boyunca ve tamamen   iyileşinceye kadar akıl hastanesine yatırılması kararı almıştır.   Dosyada bulunan belgelere göre Ağır Ceza Mahkemesi cinayeti işleyen polisin   meslektaşlarını dinlememiştir.   Başvuranlar 13 Ekim 1993 tarihinde İçişleri Bakanlığına pozitif yükümlülüğü öne   sürerek maddi ve manevi tazminat için talepte bulunmuşlardır.   İçişleri Bakanlığı 17 Kasım 1993 tarihli mektupla başvuranlara maddi ve manevi   tazminatın idari mahkemelerin yetki alanına girdiği yönünde bilgi vermiştir.   Başvuranlar, 16 Aralık 1993 tarihinde İstanbul İdari Mahkemesinde İçişleri Bakanlığı   aleyhinde maddi ve manevi tazminat için dava açmıştır. Başvuranlar idari mercilerin akli   dengesi bozuk bir polis memurunu görevde tutarak gerekli özeni göstermediklerini iddia   etmişlerdir.   İlgili Bakanlık 2 Şubat 1994 tarihli ilgili mahkemeye sunulan yazılı savunmasında suç   işleyen memurun görevleriyle hiç bir ilişkisinin olmadığını ve bu kişinin izinli olduğu bir   dönemde suç işlediğini dolayısıyla suç unsuru eylemden sorumlu tutulamayacağını iddia   etmiştir. İlgili Bakanlık ayrıca başvuranların idari merciler aleyhine benzeri bir başvuruda   bulunmak için öngörülen bir yıllık yasal süreye riayet etmediklerini savunmuştur.   İstanbul İdari Mahkemesi 31 Ekim 1997 tarihli kararla Anayasanın 125. maddesi   uyarınca idarenin, başvuranların eşi ve babası olan M.A.’nın ölümünden dolayı uğradıkları   zararı tazmin etmek zorunda olduğuna karar vermiştir. Mahkeme, İlgili Bakanlığın hatasının   olmamasına rağmen akli dengesi bozuk memurunun silahını en azından izinli olduğu   dönemde elinden alma pozitif yükümlülüğünü yerine getirmediğini belirtmiştir. Mahkeme,   başvuranlara ve müteveffanın diğer iki çocuğuna maddi tazminat adı altında toplam   213.420.621 TL ve manevi tazminat adı altında 500.000.000 TL verilmesi kararı almıştır.   Mahkeme maddi tazminatın tespiti amacıyla 29 Mart 1996 tarihli kararla bilirkişi incelemesi   istediğini ve bunun da mahkemeye 25 Haziran 1997 tarihinde ulaştığını belirtmiştir.   İçişleri Bakanlığı 30 Mart 1998 tarihinde Danıştay’a söz konusu kararın temyizine   gitmiştir. Bakanlık idari mercilerin yerine getirmesi gereken pozitif yükümlüğün söz konusu   olmadığını ancak polis memurunun sübjektif yükümlülüğünün söz konusu olduğunu   savunmuştur.   Danıştay, 26 Mart 2001 tarihinde idari muhakeme usulünün başlatılması hakkındaki   idari muhakeme usulüne ilişkin 2577 sayılı kanunun 13. maddesinin öngördüğü bir yıllık   süreye başvuranların riayet etmediği gerekçesiyle 31 Ekim 1997 tarihli kararı bozmuştur.   Danıştay’a göre söz konusu süre Mehmet Aslan’ın öldüğü gün başlamıştır.   İstanbul İdari Mahkemesi 30 Kasım 2001 tarihli nihai kararıyla Danıştay kararına   uygun olarak hareket etmiştir.   HUKUK AÇISINDAN   Temmuz 2005 tarihinde, AİHM Hükümet’ten izleyen beyanı almıştır:   “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin AİHM önünde bulunan başvuruyu dostane çözüme   kavuşturmak üzere, karşılıksız olarak Dürdane Aslan ve Sevilhan Aslan’a, tazminat olarak 10.000   Euro, masraf ve harcamalar için de 3.000 Euro olmak üzere, toplam 13.000 Euro tutarında ödeme   yapmayı önerdiğini bildiririm.   Bu miktar, uygun dönemdeki her türlü vergiden muaf tutulacaktır ve başvuranlar tarafından   belirtilen bir banka hesabına Euro olarak yatırılacaktır. Ödeme, AİHS’nin 39. maddesine uygun olarak   AİHM’nin verdiği kararın tebliğ edilmesine müteakip üç ay içerisinde yapılacaktır. Bahsedilen süre   zarfında ödeme yapılmadığı taktirde, Hükümet, sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve   ödemenin yapılmasına kadar Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç puan   fazlasına eşit oranda basit faiz ödemeyi taahhüt eder. Bu tutarın ödenmesi, davanın nihai çözüme   kavuşturulmasını teşkil edecektir.   Son olarak Hükümet, Mahkemenin verdiği karardan sonra Sözleşme'nin 43§1 maddesi   uyarınca, davanın Büyük Daireye götürülmesini talep etmeyeceğini taahhüt eder”.   Başvuranların avukatı da bu çözüm yoluna gidilmesi taraftarı olduğunu belirterek, 2   Eylül 2005 tarihinde de izleyen beyanı iletmiştir:   “ Başvuranların temsilcisi olarak, AİHM’de görülmekte olan davanın dostane çözümü   amacıyla Türkiye Cumhuriyet Hükümeti’nin Dürdane Aslan ve Sevilhan Aslan’a, tazminat olarak   10.000 Euro, masraf ve harcamalar için de 3.000 Euro olmak üzere toplam 13.000 Euro tutarında   ödeme yapmaya hazır olduğunu not ediyorum.   Bu miktar, uygun dönemdeki her türlü vergiden muaf tutulacaktır ve başvuranlar tarafından   belirtilen bir banka hesabına Euro olarak yatırılacaktır. Ödeme, AİHS’nin 39. maddesine uygun olarak   AİHM’nin verdiği kararın tebliğ edilmesine müteakip üç ay içerisinde yapılacaktır. Bahsedilen süre   zarfında ödeme yapılmadığı taktirde, Hükümet, sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve   ödemenin yapılmasına kadar Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç puan   fazlasına eşit oranda basit faiz ödemeyi taahhüt eder. Bu tutarın ödenmesi, davanın nihai çözüme   kavuşturulmasını teşkil edecektir.   Başvuranlarla görüştükten sonra, bu öneriyi kabul ediyor ve başvuru kaynaklı ilgili   olaylar hakkında Türkiye Cumhuriyeti aleyhindeki diğer tüm taleplerden vazgeçiyorum. Davanın nihai   sonuca ulaştığını bildiririm.   İşbu beyan, Hükümet’in ve başvuranların ulaşmış oldukları dostane çözüm çerçevesinde   kayda geçmektedir.   Ayrıca, Mahkemenin verdiği karardan sonra Sözleşme'nin 43§1 maddesi uyarınca davanın   Büyük Daireye götürülmesini talep etmeyeceğimi taahhüt ederim”.   Mahkeme, tarafların üzerinde uzlaştıkları dostane anlaşmayı dikkate almaktadır   (Sözleşmenin 39. Maddesi). Bu anlaşmanın, Sözleşme ve eki Protokollerde tanımlanan insan   haklarına saygı ilkesine uygun olduğuna kanaat getirmektedir (Sözleşmenin 37§1 ve   İçtüzüğün 62§3 Maddeleri).   Dolayısıyla dava kayıttan düşürülmelidir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,   1. Davanın, kayıttan düşürülmesine karar vermiş;   2. Tarafların davanın Büyük Dairede tekrar görüşülmesini talep etmeyeceklerine ilişkin   taahhütlerini dikkate almıştır.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3   maddesine uygun olarak 10 Ocak 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.   5

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło