57916/00

WyrokETPCz2006-05-04ECLI:CE:ECHR:2006:0504JUD005791600

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy obrażenia odniesione przez skarżącego podczas zatrzymania przez policję stanowiły nieludzkie traktowanie w rozumieniu art. 3 Konwencji, a także czy istniał skuteczny środek odwoławczego w tej sprawie zgodnie z art. 13 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że gdy osoba zostaje ranna podczas przebywania w areszcie policyjnym, pod wyłączną kontrolą funkcjonariuszy, to na rządzie spoczywa ciężar przedstawienia wiarygodnego wyjaśnienia tych obrażeń. W niniejszej sprawie rząd turecki nie przedstawił żadnego rozsądnego wyjaśnienia pochodzenia obrażeń skarżącego, który był przetrzymywany przez siedem dni bez dostępu do adwokata. Mimo że raport medyczny wskazywał na „stare” siniaki, Trybunał stwierdził, że brak wcześniejszego badania lekarskiego skarżącego uniemożliwia jednoznaczne przypisanie obrażeń innym przyczynom niż traktowanie w areszcie. W konsekwencji, Trybunał uznał, że obrażenia te były wynikiem nieludzkiego traktowania, za które odpowiedzialne było państwo.
Stan faktyczny
Skarżący, M. Ali Haydar Saygılı, został zatrzymany 9 grudnia 1996 roku w Stambule pod zarzutem przynależności do nielegalnej organizacji. Podczas przesłuchania 16 grudnia 1996 roku, skarżący zaprzeczył zarzutom i twierdził, że był źle traktowany w areszcie – rozbierany, bity, polewany zimną wodą i miał zawiązane oczy. Tego samego dnia badanie lekarskie wykazało stare siniaki (2x3 cm) na jego lewym ramieniu. Wszczęto krajowe postępowanie karne przeciwko czterem funkcjonariuszom policji, które zakończyło się ich uniewinnieniem, a późniejsze śledztwo przeciwko innemu funkcjonariuszowi również zostało umorzone.
Rozstrzygnięcie
1. Uznaje pozostałą część skargi za dopuszczalną. 2. Stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji. 3. Stwierdza, że nie ma potrzeby badania skargi w świetle art. 13 Konwencji. 4. Zasądza na rzecz skarżącego 5 000 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 285 euro tytułem zwrotu kosztów i wydatków. 5. Oddala pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

C O N S E I L D E   L ' E U R O P E   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   SAYGILI - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 57916/00)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Mayıs 2006   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli bazı   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (57916/00) baꢀvuru no’lu davanın nedeni bu ülke   vatandaꢀı olan M. Ali Haydar Saygılı’nın (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 17   Mayıs 2000 tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesinin (AĐHS) Temel Đnsan Haklarını güvence   altına alan 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Adli yardımdan faydalanan baꢀvuran, AĐHM önünde Đstanbul Barosu avukatlarından M. A.   Kirdök tarafından temsil edilmektedirler. Türk Hükümeti AĐHM önünde temsil edilmek için avukat   tayin etmemiꢀtir.   Eylül 2004 tarihinde, AĐHM davanın kısmen kabul edilemez olduğuna karar vermiꢀtir.   Nisan 2005 tarihinde, AĐHM, davanın kabul edilebilirliği ve kalan kısmın içeriği hakkındaki   kararını AĐHS’nin 29 § § 1 ve 3 maddesi uyarınca vereceğini taraflara yazıyla bildirmiꢀtir.   OLAYLAR   OLAYIN KOꢁULLARI   Baꢀvuran 1973 yılında doğmuꢀtur ve Đstanbul’da ikamet etmektedir.   Aralık 1996 tarihinde, baꢀvuran sokakta sorguya çekilmiꢀ ve Đstanbul Emniyet Müdürlüğü   görevlileri tarafından göz altına alınmıꢀtır. Baꢀvuran, yasa dıꢀı örgüt üyesi olmakla suçlanmıꢀtır.   Aralık 1996 tarihinde, baꢀvuran, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde Cumhuriyet   Baꢀsavcısının ve hakimin karꢀısına çıkarılmıꢀtır. Baꢀvuran, Baꢀsavcının karꢀısında, kendisine yöneltilen   suçlamaları reddetmiꢀtir ve gözaltında kötü muamelelere maruz kaldığını iddia etmiꢀtir. Baꢀvuran,   gözaltı sırasında kıyafetlerinin çıkarıldığını, dövüldüğünü, soğuk suyla ıslatıldığını iddia etmiꢀtir.   Baꢀvuran, sorgulanması sırasında da gözlerinin bağlanarak kendisine bazı kötü muamelelerde   bulunulduğunu iddia etmektedir. Baꢀvuran geçici olarak tutuklanmıꢀtır.   Aynı gün, Adli Tıp Kurumunda bir doktor tarafından muayene edilmiꢀtir. Verilen raporda   baꢀvuranın sol omzu üzerinde 2x3 cm’lik eskiden kalma morluk izleri tespit edildiği belirtilmiꢀtir.   Kurum doktoru, söz konusu yaraların baꢀvuran için hayati tehlike teꢀkil etmediğine karar vermiꢀ,   baꢀvurana üç gün iꢀ görmemesini salık vermiꢀtir.   ꢁubat 1997 tarihinde, baꢀvuran kötü muameleye maruz kaldığı iddiaları hakkında Cumhuriyet   Baꢀsavcısı tarafından dinlenmiꢀtir.   Mart 1997 tarihinde, Cumhuriyet Baꢀsavcısı, Ceza Kanunu’nun 243. maddesi uyarınca,   sorumlu dört polis memuru aleyhinde ceza davası açmıꢀtır.   Ekim 1997 tarihinde, baꢀvuran Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde sivil bir kanat   oluꢀturulması için talepte bulunmuꢀtur. Baꢀvuran, Ağır Ceza Mahkemesi’nde, gözaltında maruz   kaldığını ileri sürdüğü kötü muameleleri detaylı olarak anlatmıꢀtır.   Ocak 1998 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesindeki duruꢀmada baꢀvuran suçladığı dört polis   memurunun kimliğini tespit etmiꢀ ve B.K. isimli baꢀka bir polis memurunu daha suçlamıꢀtır. Polis   memurları kendilerine yöneltilen suçlamaları reddetmiꢀlerdir. Polis memurları, baꢀvuranın vücudunda   tespit edilen izlerin tutuklanması sırasında güç kullanılmasından kaynaklanmıꢀ olabileceğini   düꢀünmektedirler.   Mart 1998 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesi baꢀvuranın tanığını dinlemiꢀtir. Baꢀvuranın tanığı,   kendisinin de aynı yerde göz altında bulunduğunu, yandaki hücrede birinin dövüldüğünü duyduğunu   ama kim olduğunu anlayamadığını beyan etmiꢀtir.   Haziran 1998 tarihli bir kararla, Ağır Ceza Mahkemesi davalı polisleri delil yetersizliğinden   serbest bırakmıꢀtır. Kararda, aynı zamanda 16 Aralık 1996 tarihli raporda baꢀvuranın morluklarının   eskiden kalmıꢀ olduğunun belirtildiğinin ve baꢀvuranın dava sırasında B.K. isimli baꢀka bir polis   memurunun kimliğini tespit ettiğinin altı çizilmiꢀtir. Mahkeme, B.K. hakkında hukuki bir soruꢀturma   açılmasına hükmetmiꢀtir.   Aralık 1999 tarihli bir kararla, Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararını onamıꢀtır.   Haziran 2000 tarihinde, Cumhuriyet Baꢀsavcısı, Ağır Ceza Mahkemesinin kararına uygun   olarak B.K. adlı kiꢀinin ifadesini almıꢀtır. Ağır Ceza Mahkemesi, baꢀvuranın sorgusuna katıldığını inkar   etmiꢀtir. Ağır Ceza Mahkemesi’ne göre B.K. uzun yıllar boyunca Terörle Mücadele Biriminin   hizmetinde çalıꢀtığından dolayı, göz altına alınan kiꢀiler tarafından tanınmaktadır ve kötü muamele   iddialarında periyodik olarak suçlanmaktadır.   Aynı gün, Cumhuriyet Baꢀsavcısı, düzenlenen tıbbi raporda morlukların nasıl ve hangi tarihte   oluꢀtuğunun belirtilmediğini içeren bir men-i muhakeme kararı vermiꢀtir.   Baꢀvuran, bu karara itiraz etmemiꢀtir.   HUKUK AÇISINDAN   AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran, AĐHS’nin 3.maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.   A. Kabul edilebilirlik hakkında   Hükümet, AĐHS’nin 35. maddesinde ꢀart koꢀulduğu ꢀekilde baꢀvuranın Đç Hukuktaki baꢀvuru   yollarını kullanmadığı için AĐHM’nin baꢀvuranın ꢀikayetlerini reddetmesi gerektiğini vurgulamaktadır.   Bu bağlamda, Hükümet, baꢀvuranın ꢀikayeti üzerine resmi bir soruꢀturma yürütülmüꢀ olduğunu ve   soruꢀturmanın gözaltından sorumlu dört polis memurunun mahkemeye çıkarılmasıyla sonuçlandığının   altını çizmektedir. Bununla birlikte, beraat kararında, mahkeme baꢀka bir polis memuruna karꢀı dava   açılmasına karar vermiꢀtir. Ceza Kanunu’nun davanın esası ile ilgili olan düzenlemeleri iꢀkence ve kötü   muamelelerin Đç Hukuk tarafından ağır ꢀekilde cezalandırıldığının ispatıdır.   Hükümet, aynı zamanda, Borçlar Kanunu veya Anayasa’nın 125. maddesi ya da 2577 no’lu   kararda davanın esası ile ilgili olan düzenlemelerle sunulan sivil ve idari tazminat alma yollarının   önemini hatırlatmaktadır. Olayda, baꢀvuran yürürlükteki sivil ve idari baꢀvuru yollarını kullanarak   zararının tazminini talep edebilecek olmasına rağmen bu yollara hiç baꢀvurmamıꢀtır, B.K. için verilmiꢀ   olan men-i muhakeme kararına da itiraz etmemiꢀtir.   Baꢀvuran bu argümanları reddetmektedir.   AĐHM, Türk Hukukunun, Devlete veya Devlet görevlilerine isnat edilebilecek haksız ve konusu   suç teꢀkil eden fiiller aleyhinde baꢀvurulabilecek idari, sivil ve cezai yollar öngördüğünü   vurgulamaktadır.   Anayasa’nın 125.maddesinin kamu görevlileri tarafından mağdur edilen bir kimse için idarenin   objektif sorumluluğu kapsamında idari dava açma hakkını öngördüğü bir gerçektir. Bununla birlikte,   AĐHM, AĐHS’nin 2 ve 13.maddelerinin kapsamına giren ꢀikayetler için baꢀvuran, sadece tazminat   ödenmesiyle sonuçlanabilecek bir idari dava açmıꢀ varsayılıyorsa, söz konusu maddelerin, ölümcül   saldırı durumunda, hukuku AĐHS ile bağlı Devletlere dayattığı, sorumluların kimliğinin tespitine ve   cezalandırılmasına yönelik bir soruꢀturma yürütme müeyyidesi etkisiz hale getirilmiꢀ olabilir (Yaꢀa-   Türkiye davası, 2 Eylül 1998 tarihli karar, Kararların toplamı 1998-IV, § 74). Bu görüꢀ 3.madde   kapsamında kötü muamele vakalarına da aynen uygulanmaktadır (Đlhan-Türkiye davası, 22277/93 no’lu   dava, § 61). Sonuç itibarıyla, baꢀvuranın belirtilen idari davaları ve kamu davalarını açma zorunluluğu   bulunmadığından Hükümet tarafından öne sürülen ön itiraz kabul edilememektedir.   Bunun yanısıra, AĐHM, AĐHS’nin 35 § 3 maddesi çerçevesinde ꢀikayetin belirgin olarak kötü   ꢀekilde oluꢀturulmadığını tespit etmektedir. Bununla birlikte, AĐHM, ꢀikayette hiçbir kabul edilemezlik   gerekçesinin bulunmadığına hükmetmiꢀtir. Bu durumda ꢀikayetin kabul edilebilir olduğuna karar   vermiꢀtir.   B. Đçerik hakkında   Hükümet, iꢀkence ve kötü muamele iddialarının temelsiz olduğunu, Adli Tıp Kurumu tarafından   verilen raporun baꢀvuranın vücudundaki morlukların eskiden kalma olduklarını açıkça belirttiğini ileri   sürmektedir.   AĐHM, bir kiꢀi gözaltındayken tamamen polis memurlarının gözetiminde olduğu sırada   yaralandığı zaman, bu süre zarfında meydana gelen tüm yaralanmaların güçlü maddi karinelere yer   verdiğini vurgulamaktadır (Salman-Türkiye davası, 21986/93 no’lu dava, § 100). Bu durumda, söz   konusu yaralanmaların nasıl oluꢀtuğu konusunda makul bir açıklama yapması, mağdur kiꢀinin iddialarını   hakkında-özellikle de bu iddiaların tıbbi belgelerle desteklendiği durumda- çürütecek delilleri temin   etmesi Hükümetten beklenmektedir (Selmouni-Fransa davası, 25803/94 no’lu dava, § 87, Berktay-   Türkiye davası, 22493/93 no’lu dava, § 167, 1 Mart 2001, Altay-Türkiye davası, 22279/93, §50, 22   Mayıs 2001).   Baꢀvuranın vücudundaki izlerin muhtemelen baꢀvuranın tarif ettiği kötü muamele sonucu   oluꢀabilecek yaralanmalar olmadığı bir gerçektir. Bununla birlikte, AĐHM, olayda, Hükümetin, yedi gün   boyunca avukatıyla görüꢀtürülmeden alıkonulan baꢀvuranın vücudunda tespit edilen izlerin oluꢀum   nedeniyle ilgili hiçbir açıklama yapmadığını gözlemlemiꢀtir.   Öte yandan, bazı polis memurlarının, Ağır Ceza Mahkemesinde verdikleri ifadede, baꢀvuranı güç   kullanarak tutukladıklarını ve baꢀvuranın vücudunda tespit edilen izlerin bu durumdan kaynaklanmıꢀ   olabileceğini dolayısıyla da gözaltından önce oluꢀtuğunu ileri sürmelerine rağmen, AĐHM, özellikle de   gözaltından önce baꢀvuranın tıbbi muayenesi yapılmamıꢀ olduğundan, söz konusu izlerin baꢀvuranın   tutuklanması sırasında oluꢀtuğunun kesin olmadığı kanaatindedir (Cangöz-Türkiye davası, 28039/95   no’lu dava, § 30, 4 Ekim 2005).   AĐHM, kendisine sunulan tüm verilerin ıꢀığında ve de Hükümetin hiçbir makul açıklama   getirmemiꢀ olmasından dolayı, olayda Adli Tıp Kurumunun düzenlediği raporda baꢀvuranın vücudunda   tespit edilen izlerin, Hükümetin sorumlu olduğu insanlık dıꢀı bir muameleden kaynaklandığının   kesinliğine hükmetmiꢀtir.   Dolayısıyla, AĐHM, AĐHS’nin 3.maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıꢀtır.   II. AĐHS’NĐN 13.MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   AĐHS’nin 13.maddesine atıfta bulunarak, baꢀvuran kötü muameleye maruz bırakıldığı yolundaki   iddialarını ortaya koyabileceği etkin bir baꢀvuru yolunun yokluğundan yakınmaktadır.   AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesine iliꢀkin tespitini göz önüne alarak, olayda söz konusu maddenin   ihlal edilip edilmediğinin incelenmesine gerek olmadığı kanaatindedir.   III. AĐHS’NĐN 41.MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Zarar   Baꢀvuran, manevi zarara uğradığını ileri sürerek 30 000 Euro talep etmektedir.   Hükümet, bu miktara itiraz etmektedir.   AĐHM, hakkaniyetle karar vererek, baꢀvurana manevi zararının tazmini için 5 000 Euro   ödenmesine hükmetmiꢀtir.   B. Masraf ve Harcamalar   Baꢀvuran, yaptığını beyan ettiği harcamalar için 12 920 Yeni Türk Lirası ( YTL, yaklaꢀık 8 075   Euro) talep etmektedir. Bunun 300 YTL’lik (yaklaꢀık 187,5 Euro) miktarının, AĐHM’de görülen dava   kapsamında, çeviri masraflarına, telefon görüꢀmelerine, belgelerin çoğaltılması ve sunulmasına   harcandığını beyan etmektedir. Baꢀvuran bu durumu ispat edecek herhangi bir belge sunmamıꢀtır.   Hükümet taleplerin abartılı olduğu kanaatindedir.   AĐHM, Đç Tüzüğünün 60 § 2 maddesi uyarınca, baꢀvuranın hiçbir kanıt belgesi sunmadığından,   talebi bu ꢀekliyle kabul edemeyeceği görüꢀündedir. Buna rağmen, AĐHM, karmaꢀıklık arz eden bu   davada, mutlaka, baꢀvuranın, kendisinin mahkemede temsil edilmesi amacıyla avukatların üstlendikleri   görev için harcama yaptığına hükmetmiꢀtir. Bu nedenle, AĐHM, baꢀvurana tüm masraflar için 1 000   Euro ödenmesini makul karꢀılamaktadır. Bu rakamdan adli yardım için harcanan 715 Euro çıkarılınca   kalan miktar 285 Euro’dur.   C. Gecikme Faizi   AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç   puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.   BU NEDENLERLE, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Davanın geri kalan kısmının kabul edilebilir olduğuna;   2. AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;   3. Davanın AĐHS’nin 13. maddesi çerçevesinde incelenmesine gerek olmadığına;   4. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere ve miktara yansıtılabilecek her türlü   vergiden muaf tutularak, Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvurana manevi tazminat için 5   Euro (beꢀ bin) ve masraf ve harcamalar için 285 Euro (iki yüz seksen beꢀ) ödenmesine;   b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;   5. Adil tazmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   karar vermiꢀtir.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3 maddesine   uygun olarak 4 Mayıs 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło