58055/00

WyrokETPCz2006-12-05ECLI:CE:ECHR:2006:1205JUD005805500

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy obecność sędziego wojskowego w składzie tureckiego Sądu Bezpieczeństwa Państwa, nawet jeśli został on zastąpiony przez sędziego cywilnego na końcowym etapie postępowania, narusza prawo do niezawisłego i bezstronnego sądu z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał stwierdził, że obecność sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa w Turcji, który uczestniczył w istotnych etapach postępowania, w tym w odrzuceniu wniosków dowodowych skarżących, narusza zasadę niezawisłości i bezstronności sądu, gwarantowaną przez art. 6 ust. 1 Konwencji. Trybunał podkreślił, że nawet zastąpienie sędziego wojskowego sędzią cywilnym na ostatniej rozprawie, przed wydaniem ostatecznego wyroku, nie było wystarczające do usunięcia obaw skarżących co do niezawisłości i bezstronności sądu, ponieważ sędzia wojskowy brał udział w wielu wcześniejszych decyzjach proceduralnych i merytorycznych, które pozostały w mocy. Trybunał odwołał się do ugruntowanego orzecznictwa w tej kwestii (m.in. Incal, Çıraklar, Öcalan).
Stan faktyczny
Skarżący, Abdurrahman Aslan i Reşat Şancı, zostali aresztowani 23 lutego 1999 r. przez policję antyterrorystyczną w Kuşadası i przesłuchani. Przed prokuratorem i sądem pokoju przyznali się do rzucania koktajli Mołotowa, choć Şancı twierdził, że był źle traktowany, a Aslan podpisał zeznanie bez czytania. Zostali oskarżeni i skazani przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Izmirze na karę pozbawienia wolności. W trakcie procesu sędzia wojskowy, który uczestniczył w wielu rozprawach i decyzjach proceduralnych, został zastąpiony sędzią cywilnym dopiero na ostatniej rozprawie przed wydaniem wyroku. Sąd Kasacyjny utrzymał wyrok w mocy.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje pozostałą część skargi za dopuszczalną. 2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji w odniesieniu do niezawisłości i bezstronności Sądu Bezpieczeństwa Państwa w Izmirze. 3. Uznaje za zbędne rozpatrywanie pozostałych zarzutów skarżących w kontekście art. 6 Konwencji.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   DÖRDÜNCÜ DAİRE   ASLAN VE ŞANCI/TÜRKİYE   (Başvuru no. 58055/00)   KARAR   STRAZBURG   Aralık 2006   Sözkonusu karar AİHS’nin 44§2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak ,şekle ilişkin   değişiklik yapılabilir.   __________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USULİ İŞLEMLER   Davanın nedeni, iki Türk vatandaşı Abdurrahman Aslan ve Reşat Şancı’nın   (“başvuranlar”), 9 Mayıs 2000 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair   Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları   Mahkemesi’ne yaptığı başvurudur (başvuru no. 58055/00).   OLAYLAR   I. DAVA OLAYLARI   Başvuranlar, sırasıyla 1979 ve 1973 doğumludur. AİHM’ye başvurularını sundukları   sırada Nazilli Hapishanesi’nde mahkumiyetleri devam etmekteydi.   Şubat 1999 tarihinde başvuranlar, Kuşadası Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele   Şubesi’nde görevli polis memurlarınca yakalanmış ve gözaltına alınmışlardır. Sırasıyla 24 ve   Şubat 1999 tarihlerinde sorguya çekilmişlerdir.   Şubat 1999 tarihinde İzmir Cumhuriyet Savcısı’nın huzuruna çıkarılmışlardır.   Kendilerine hakları ve özellikle daha sonra feragat ettikleri, bir avukattan yardım görme   hakları bildirilmiştir. Başvuranlar, binalara Molotov kokteyli atmakla itham edildikleri suçu   işlediklerini itiraf etmişlerdir. Bu suçu tek başlarına işlediklerini, yasadışı bir örgütle   bağlantıları bulunmadığını ve eylemlerinden pişmanlık duyduklarını ileri sürmüşlerdir.   Aynı gün, Kuşadası Sulh Hukuk Mahkemesi huzuruna çıkarılmışlar ve Cumhuriyet   Savcısı’na vermiş oldukları ifadelerini yinelemişlerdir. Sancı, polis gözetiminde tutulduğu   sırada kötü muameleye maruz bırakıldığını belirtmiştir. Aslan, polise vermiş olduğu ifadenin   içeriğini kabul etmiştir; ancak, okumadan imzaladığını belirtmiştir. Mahkeme, her iki   başvuranın da tutuklu yargılanmasına karar vermiştir.   Mart 1999 tarihinde İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı,   başvuranları Kuşadası’ndaki Ülkü Ocakları Birliği, Ziraat Bankası, Halk Bankası ve Yaşar   Bank’a 22 Şubat 1999 tarihinde Molotov kokteyleri atmakla suçlayan bir iddianame   yayınlamıştır. Başvuranların mahkum edilmesini, Türk Ceza Kanunu’nun 169. ve 264.   maddeleri ile 3713 No.lu Kanun’un 5. maddesi uyarınca hüküm giymelerini talep etmiştir.   Mart 1999 tarihinde başvuranlar mevcut olmaksızın İzmir Devlet Güvenlik   Mahkemesi huzurunda düzenlenen ilk duruşmada, sanıkların mevcudiyetini sağlamak için   alınacak önlemler gibi usul hukukuna ait meselelere değinilmiştir.   Nisan 1999 ve 15 Temmuz 1999 tarihleri arasında Mahkeme, ifadelerini polis   gözetiminde tutuldukları sırada baskı altına vermiş olduklarını ileri süren üç duruşma   düzenlemiştir.   Temmuz 1999 tarihinde düzenlenen bir duruşmada Mahkeme, I.E’nin vekaleten   alınan ifadesinin kendisine sunulmuş olduğunu belirtmiştir. Başvuranlar, Mahkeme’den   ifadeyi dikkate almamasını istemişlerdir. Ayrıca, suçun gece işlenip işlenmediğinin açığa   çıkması için olay mahallinde inceleme yapılmasını istemişlerdir. Son olarak Mahkeme’nin   banka memurlarını tanık olarak dinlemesini istemişlerdir. Aynı gün, Mahkeme başvuranların   taleplerini reddetmiştir. Cumhuriyet Savcısı, davanın esaslarına ilişkin başvuranlar   aleyhindeki görüşlerini açıklamıştır. Sonraki duruşma, 2 Eylül 1999 tarihinde düzenlenmiştir.   Ekim 1999 tarihinde düzenlenen duruşmada İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi   askeri hakiminin yerini sivil hakim almıştır. Mahkeme, başvuranların dava esaslarına ilişkin   nihai görüşlerini dinlemiştir. Aynı gün İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranları suçlu   bulmuş ve üç yıl, elli beş ay, yirmi gün hapis cezasına mahkum etmiştir. Mahkeme, kararında   olaylardan sonra hazırlanan raporların, başvuranların Sulh Hukuk Mahkemesi’ne verdiği   ifadelere uygun olduğunu gözönünde bulundurmuştur.   Şubat 2000 tarihinde Yargıtay, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını   onamıştır.,   HUKUK   I. AİHS’NİN 6. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuranlar, kendilerini yargılayan İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi kürsüsünde   askeri bir hakimin yer alması nedeniyle bağımsız ve tarafsız bir Mahkeme tarafından adil   şekilde yargılanmadıkları hususunda şikayette bulunmuşlardır. Polis gözetiminde tutuldukları   sırada baskı altına vermiş oldukları ifadelere dayanılarak mahkum edildiklerini ve davanın ilk   aşamalarında avukat yardımı alamadıklarını belirtmişlerdir. Yerel mahkemenin, kendilerinin   ayrıca bir soruşturma yapılmasına ilişkin taleplerini reddettiği hususunda şikayette   bulunmuşlardır. Son olarak, Yargıtay Başsavcısı’nın yazılı görüşünün, kendilerine   bildirilmediğini ve bu nedenle karşı görüşlerini sunma hakkından yoksun bırakıldıklarını ileri   sürmüşlerdir. İddialarını, AİHS’nin ilgili kısmı aşağıda kaydedilen 6 §§ 1. ve 3.(b)   maddelerine dayandırmışlardır:   “1. Herkes ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla   kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul ... hakkaniyete uygun ve açık   olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.   ...   3. Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir:   (b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak; ...”   A. Kabuledilebilirlik   Hükümet, AİHS’nin 35 § 1. maddesi uyarınca başvuranların, davanın ilk aşamalarında   avukat yardımı alamamalarına ilişkin şikayetleri hususunda altı ay kuralına uymadıklarını ileri   sürmüştür. Bu bağlamda, başvuranların hazırlık soruşturmasının bitiminden itibaren altı ay   içerisinde AİHM’ye başvurularını sunmuş olmaları gerektiğini belirtmişlerdir.   Başvuranlar, Hükümet’in iddiasını reddetmiştir.   AİHM, daha önce Hükümet tarafından sunulmuş olan benzer bir hazırlık   soruşturmasını incelemiş ve reddetmiş olduğunu yinelemektedir (bkz., Yavuzaslan/Türkiye,   no. 53586/99, § 16, 22 Nisan 2004). AİHM sözkonusu davada yukarıda anılan davada varmış   olduğu sonuçlardan farklı bir sonuca varmasına neden olacak özel gerekçeler olduğunu   düşünmemektedir.   Bu nedenle, AİHM Hükümet’in ilk itirazını reddeder.   Ayrıca, başvuranların şikayetlerinin, AİHS uyarınca karara bağlanmasının esaslarının   incelenmesini gerektirdiği olaylara ve yasalara ilişkin karmaşık konuları ortaya çıkardığı   kanısındadır. Bu nedenle AİHM, başvurunun AİHS’nin 35 § 3. maddesi bağlamında açıkça   temelden yoksun olduğu sonucuna varmaktadır. Başvurunun kabuledilemez olduğuna karar   vermek için başka bir gerekçe saptanmamıştır.   B. Dava Esasları   1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı   Hükümet özellikle askeri hakimin, dava sona ermeden önce değiştirilmesi nedeniyle   başvuranların, üç sivil hakimden oluşan bir Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından mahkum   edildiğini ileri sürmüştür.   Başvuranlar, iddialarını yinelemiştir.   AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesi üyesi olarak görevlerini ifa eden askeri   hakimlerin, bağımsızlıklarını sözkonusu merciiden aldıkları sonucuna varmıştır (bkz.   Incal/Türkiye, 9 Haziran 1998, Hüküm ve Karar Raporları 1998-IV, § 68; ve   Çıraklar/Türkiye, 28 Ekim 1998, Raporlar 1998-VII, § 39). AİHM ayrıca Öcalan/Türkiye   kararında (§§ 114, 115) bir askeri hakimin ilgili cezai takibatta etkinliğini korumaya devam   eden ara kararların birinde veya daha fazlasında yer alması durumunda, karar verilmeden   önceki dava aşamasında askeri hakim yerine sivil bir hakimin getirilmesinin, Devlet Güvenlik   Mahkemesi’nde izlenen usulün, başvuranın endişesini giderdiğinin tespit edilmemesi halinde,   mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hususundaki endişesini de gidermediği sonucuna   varmıştır.   Sözkonusu davada AİHM, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi kürsüsünde yer alan   askeri hakimin ancak, davanın esaslarına ilişkin son duruşmada değiştirilmiş olduğunu   gözlemlemektedir (bkz. paragraf 13). Bu süreçten önce yerel mahkeme birçok kez   başvuranları ve Cumhuriyet Savcısı’nın esaslara ilişkin görüşlerini dinlemiştir. 15 Temmuz   tarihinde başvuranların, ayrıca bir soruşturma yapılmasına ilişkin talebini reddetmiştir.   Ekim 1999 tarihinde düzenlenen son duruşmada, nihai karar verilmeden önce son kez   başvuranların görüşleri ve Cumhuriyet Savcısı dinlenmiştir.   Bu koşullar altında AİHM, askeri hakimin dava sona ermeden önce değiştirilmesinin,   başvuranların mahkemenin bağımsızlığına ve tarafsızlığına ilişkin endişelerini gidermediği   kanısındadır (bkz., karşı dava, Ceylan/Türkiye (karar), no. 68953/01, AİHM 2005-... ve Sevgi   Yılmaz/Türkiye (karar), no. 62230/00, 20 Eylül 2005).   Dolayısıyla, AİHS’nin 6 § 1. maddesi ihlal edilmiştir.   2. Yargılamanın adilliği   Başvuranın bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil şekilde yargılanma   hakkının ihlal edildiği sonucuna varan AİHM, AİHS’nin 6. maddesi bağlamında yargılamanın   adilliği hususundaki diğer şikayetleri incelemenin gerekli olduğuna kanısına varmaktadır   (bkz., Ülkünç ve Güneş/Türkiye, no. 42775/98, § 26, 18 Aralık 2003).   II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   AİHS’nin 41. maddesi aşağıda kaydedilmiştir:   “Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete   uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   AİHM, AİHM İçtüzüğü’nün 60. maddesi uyarınca herhangi bir adil tazmin talebinin,   listelenmesi ve başvuranların esaslara ilişkin görüşlerinin sunulması için belirlenen zaman   limiti içerisinde ilgili belgelerle birlikte yazılı olarak sunulması gerektiğini ve sözkonusu   gereklere uyulmaması halinde Heyet’in talebi kısmen veya tamamen reddedeceğini   belirtmektedir.   Sözkonusu davada 22 Mart 2006 tarihinde başvuranlardan adil tazmin taleplerini   sunmaları istenmiştir. Belirtilen zaman limiti içerisinde iddialarına sunmamışlar ve sürenin   uzatılmasını da talep etmemişlerdir. 41. maddeye ilişkin talepleri, 18 Temmuz 2006 tarihinde   dosyalanmıştır. AİHM ayrıca uygulamasının, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin bağımsız ve   tarafsız olmamaları nedeniyle AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğinin tespit edildiği   davalarda manevi tazminat verilmesine karar vermek olmadığını gözlemler.   Yukarıda kaydedilenler ışığında AİHM, AİHS’nin 41. maddesi uyarınca tazminat   ödenmesine karar vermez.   Ancak AİHM, sözkonusu davada olduğu gibi bir kişinin, AİHS’nin öngördüğü   bağımsızlık ve tarafsızlık gereklerini karşılamayan bir Mahkeme tarafından mahkum edildiği   durumlarda, talep edildiği takdirde yeniden yargılama yapılmasının veya davanın yeniden   açılmasının, ihlalin tazmini açısından uygun bir yol oluşturduğu kanısındadır (bkz. Öcalan, §   210).   BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,   1. Başvurunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna,   2. İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığına ve tarafsızlığına ilişkin şikayet   hususunda AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edilmiş olduğuna,   3. AİHS’nin 6. maddesi bağlamında başvuranların diğer şikayetlerini değerlendirmenin   gerekli olmadığına karar verir.   İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. Maddesi’nin 2. ve   3. fıkraları uyarınca 5 Aralık 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło