58058/00

WyrokETPCz2006-01-24ECLI:CE:ECHR:2006:0124JUD005805800

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy obecność sędziego wojskowego w składzie Państwowego Sądu Bezpieczeństwa (DGM) narusza prawo do niezawisłego i bezstronnego sądu z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał potwierdził swoją ugruntowaną linię orzeczniczą, zgodnie z którą obecność sędziego wojskowego w składzie Państwowego Sądu Bezpieczeństwa (DGM) w sprawach dotyczących bezpieczeństwa narodowego budzi uzasadnione obawy co do niezawisłości i bezstronności tego sądu. Skarżący, sądzeni za przestępstwa związane z bezpieczeństwem narodowym, mogli zasadnie obawiać się, że DGM może być pod wpływem czynników niezwiązanych z istotą sprawy. W konsekwencji, DGM, który osądził i skazał skarżących, nie był niezawisłym i bezstronnym sądem w rozumieniu art. 6 ust. 1 Konwencji.
Stan faktyczny
Pięciu obywateli tureckich, Yahya Kezer, Nedim Öndeş, Arap Doğan, Ferhan Özçelik i Selhan Tekin, zostało aresztowanych w czerwcu 1995 roku pod zarzutem pomocy i podżegania do nielegalnej organizacji. Zostali oskarżeni i skazani przez Państwowy Sąd Bezpieczeństwa (DGM) w Izmirze w lipcu 1997 roku na kary pozbawienia wolności. Sąd Kasacyjny uchylił początkowo wyrok z powodu uchybień proceduralnych, ale później, w październiku 1999 roku, zatwierdził ponowny wyrok DGM. Skarżący zarzucali, że DGM nie był niezawisłym i bezstronnym sądem ze względu na obecność sędziego wojskowego.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza, że skarga skarżących dotycząca braku niezawisłości i bezstronności sędziów cywilnych w DGM i Sądzie Kasacyjnym jest niedopuszczalna, a pozostała część skargi jest dopuszczalna. 2. Stwierdza naruszenie art. 6 § 1 Konwencji w związku ze skargą dotyczącą niezawisłości i bezstronności Państwowego Sądu Bezpieczeństwa w Izmirze. 3. Stwierdza, że nie jest konieczne rozpatrywanie innych skarg skarżących na podstawie art. 6 Konwencji. 4. Stwierdza, że samo stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające zadośćuczynienie za doznaną szkodę niemajątkową. 5. Zasądza na rzecz skarżących 1000 Euro tytułem kosztów i wydatków. 6. Oddala pozostałą część żądania słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   OF EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   DÖRDÜNCÜ DAİRE   KEZER VE DİĞERLERİ/TÜRKİYE   (Başvuru no. 58058/00)   KARAR   STRAZBURG   Ocak 2006   Sözkonusu karar AİHS’nin 44§2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak ,şekle ilişkin   değişiklik yapılabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Kezer ve Diğerleri/Türkiye davasında,   Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Dördüncü Daire),   Sn. Nicolas BRATZA, Başkan,   Sn. J. CASADEVALL,   Sn. R. TÜRMEN,   Sn. M. PELLONPÄÄ,   Sn. R. MARUSTE,   Sn. K. TRAJA,   Sn. J. ŠIKUTA, yargıçlar,   Sn. F. GÖLCÜKLÜ, ad hoc yargıç,   Ve Bölüm Sekreteri Sn. M. O’BOYLE’nin katılımı ile Avrupa İnsan Hakları   Mahkemesi Heyeti olarak toplanmış,   Ocak 2006 tarihindeki gizli görüşme sonucunda,   Yukarıda anılan tarihte benimsenmiş olan aşağıdaki karara varmıştır:   USULİ İŞLEMLER   1.Davanın nedeni, beş Türk vatandaşı Yahya Kezer, Nedim Öndeş, Arap Doğan,   Ferhan Özçelik ve Selhan Tekin’in (“başvuranlar”), 11 Nisan 2000 tarihinde, İnsan Hakları ve   Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca,   Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptıkları başvurudur (başvuru no.   58058/00).   2. Başvuranları görevini İzmir’de ifa etmekte olan avukat M. İşeri temsil etmiştir.   Türk Hükümeti (“Hükümet”), AİHM huzurundaki davalar için bir Ajan tayin etmemiştir.   3. 5 Ekim 2004 tarihinde AİHM başvurunun, kısmen kabuledilemez olduğuna ve   başvuranların bağımsız ve tarafsız bir Mahkeme tarafından adil şekilde yargılanma haklarına   ilişkin şikayeti, Hükümet’e bildirmeye karar vermiştir. AİHS’nin 29 § 3. maddesinin   hükümleri uyarınca, başvurunun esaslarını kabuledilebilirliği ile birlikte incelemeye karar   vermiştir.   4. 1 Kasım 2004 tarihinde AİHM, Dairelerinde değişiklik yapmıştır (İç Tüzük, Madde   § 1). Dava ile ilgili olarak yeni oluşturulan Dördüncü Daire görevlendirilmiştir.   OLAYLAR   I. DAVA OLAYLARI   5. Başvuranlar sırasıyla 1960, 1969, 1951, 1961 ve 1964 doğumludur ve İzmir’de   yaşamaktadır.   6. 2 Haziran 1995 tarihinde Nedim Öndeş, Arap Doğan, Ferhan Özçelik ve Selhan   Tekin yakalanmıştır ve yasadışı bir örgüte yardım ve yataklık ettiklerinden şüphe edilmesi   nedeniyle İzmir Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’nce gözaltına alınmıştır. 6   Haziran 1995 tarihinde Yahya Kezer yakalanmış ve aynı nedenlerle aynı polis memurlarınca   gözaltına alınmıştır.   7. 14 Haziran 1995 tarihinde başvuranlar, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi   huzuruna çıkarılmıştır. Mahkeme, tutuklu olarak yargılanmalarına karar vermiştir.   8. 10 Temmuz 1995 tarihinde İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı,   Yahya Keser ve Nedim Öndeş’i yasadışı bir örgüte mensup olmakla ve diğer başvuranları,   yasadışı bir örgüte yardım ve yataklık etmekle suçlayan bir iddianame yayınlamıştır. Yahya   Keser ve Nedim Öndeş’in, suçlu bulunmasını ve Türk Ceza Kanunu’nun 168 § 2. maddesi ve   no.lu Kanun’un 5. maddesi uyarınca mahkum edilmesini istemiştir. Cumhuriyet Savcısı,   diğer başvurunlar hususunda, Türk Ceza Kanunu’nun 169. maddesi ve 3713 no.lu Kanun’un   5. maddesi uyarınca suçlu bulunup mahkum edilmelerini istemiştir.   9. 22 Temmuz 1997 tarihinde İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranları suçlu   bulmuş, Yahya Keser’i on beş yıl, Nedim Öndeş’i on dört yıl on yedi ay, Arap Doğan’ı iki yıl   on bir ay ve Ferhan Özçelik ile Selhan Tekin’i üç yıl dokuz ay hapis cezasına çarptırmıştır.   10. 7 Temmuz 1998 tarihinde Yargıtay, muhakeme usulü kurallarına uymaması   nedeniyle İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını feshetmiştir.   11. 3 Aralık 1998 tarihinde İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranları suçlu   bulmuş, Yahya Keser’i on beş yıl, Nedim Öndeş’i on dört yıl on yedi ay ve diğer başvuranları,   üç yıl dokuz ay hapis cezasına çarptırmıştır.   12. 18 Ekim 1999 tarihinde Yargıtay bir duruşma düzenlemiş ve İzmir Devlet   Güvenlik Mahkemesi’nin kararını onamıştır. 18 Kasım 1999 tarihinde Yargıtay’ın kararı,   İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi kayıtlarına geri gönderilmiştir.   II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI   13. Sözkonusu tarihte yürürlükte olan ilgili iç hukuk ve uygulaması, devamda   kaydedilen kararlarda ortaya konmaktadır: Özel/Türkiye (no. 42739/98, §§ 20-21, 7 Kasım   2002), ve Gençel/Türkiye (no. 53431/99, §§ 11-12, 23 Ekim 2003).   14. 30 Haziran 2004 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan 16 Haziran 2004 tarihli   no.lu Kanunla Devlet Güvenlik Mahkemeleri kaldırılmıştır.   HUKUK   I. AİHS’NİN 6. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   15. Başvuranlar, kendilerini yargılayan ve suçlu bulan İzmir Devlet Güvenlik   Mahkemesi kürsüsünde askeri bir hakimin yer alması nedeniyle bağımsız ve tarafsız bir   Mahkeme tarafından adil şekilde yargılanmamış oldukları hususunda şikayette   bulunmuşlardır. Polis tarafından gözaltında tutuldukları sırada baskı altındayken alınmış   ifadelerine dayanılarak suçlu bulunduklarını iddia etmişlerdir. Cezai takibatın ilk   aşamalarında kendilerine avukat yardımı sağlanmamış olduğunu ileri sürmüşlerdir.   Cumhuriyet Başsavcısının, Yargıtay’da sunmuş olduğu yazılı görüşünün, kendilerine tebliğ   edilmediğini ve bu nedenle, karşı iddialarını sunma fırsatından mahrum bırakılmış olduklarını   belirtmişlerdir. Son olarak, Türk hukukunun, aleyhteki tanığa soru sorma olanağı vermediği   ve bu nedenle, tanıklarla yüzleşme hakkından mahrum bıraktığı hususunda şikayette   bulunmuşlardır. Şikayetlerini AİHS’nin, ilgili kısmı aşağıda kaydedilmiş olan 6. maddesine   dayandırmışlardır:   “1. Herkes ... kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş   bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından ... hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek   hakkına sahiptir.   ...   3. Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir:   a) Kendisine yöneltilen suçlamanın niteliği ve nedeninden en kısa zamanda, anladığı bir dille ve   ayrıntılı olarak haberdar edilmek;   b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak;   ...   d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı   koşullar altında çağırılmasının ve dinlenmesinin sağlanmasını istemek ...”   A. Kabuledilebilirlik   1. İç hukuk yollarının tüketilmemesi   16. Hükümet, AİHS’nin 35. maddesi uyarınca başvuranların, İzmir Devlet Güvenlik   Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hususunda AİHS’nin 35. maddesine dayanarak   sunduğu şikayetin, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle reddedilmesi   gerektiğini ileri sürmüştür. Başvuranların, sözkonusu şikayeti yerel Mahkemeler huzurunda   sunmamış olduklarını iddia etmiştir.   17. AİHM, daha önce Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması   hususundaki benzer ilk itirazlarını incelemiş ve reddetmiş olduğunu yineler (bkz.   Vural/Türkiye, no. 56007/00, § 22, 21 Aralık 2004, Çolak/Türkiye (no. 1), no. 52898/99, § 24,   Temmuz 2004, ve Özel, § 25). AİHM sözkonusu davada, yukarıda kaydedilmiş olan   davalarda vardığı sonuçlardan farklı bir sonuca varmasını gerektirecek özel koşullar   görmemektedir.   18. Dolayısıyla AİHM, Hükümet’in itirazını reddeder.   2. Altı-ay kuralı   19. Hükümet, AİHS’nin 35. maddesi uyarınca başvuranların, altı-ay kuralına   uymadıklarını ileri sürmüştür. Bu bağlamda öncelikle, başvurunun Mahkeme’ye, altı aylık   zaman limiti dolduktan sunulmuş olduğunu belirtmişlerdir. Ayrıca, İzmir Devlet Güvenlik   Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ve cezai takibatın ilk aşamalarında kendilerine   avukat yardımı sağlanmamış olduğuna dair şikayetlerin Mahkeme’ye sırasıyla, DGM’nin   kararını açıkladığı ve başvuranların gözaltı sürelerinin sona erdiği tarihlerde sunulması   gerektiğini belirtmişlerdir.   20. AİHM öncelikle sözkonusu davada, DGM kararının 18 Ekim 1999 tarihinde   Yargıtay tarafından onanmış olduğunu ve 18 Kasım 1999 tarihinde İzmir Devlet Güvenlik   Mahkemesi’nin kayıtlarına geçmiş olduğunu gözlemler. Ayrıca, başvurunun AİHM’ye 11   Nisan 2000 tarihinde sunulmuş olduğunu gözlemler. Bu durumda, başvuru zamanında   sunulmuştur.   21. Hükümet’in diğer ilk itirazlarına ilişkin AİHM bu şikayetleri, daha önce incelemiş   ve reddetmiş olduğunu yineler (bkz., özellikle Özdemir/Türkiye, no. 53586/99, § 16, 22 Nisan   2004). AİHM sözkonusu davada, yukarıda kaydedilmiş olan davalarda vardığı sonuçlardan   farklı bir sonuca varmasını gerektirecek özel koşullar görmemektedir.   22. Yukarıda kaydedilenleri gözönüne alan AİHM, Hükümet’in ilk itirazlarını   reddeder.   23. Yerleşik içtihatları (bkz., diğer içtihatlar yanında, Çıraklar/Türkiye, 28 Ekim 1998   tarihli karar, Hüküm ve Karar Raporları 1998-VII) ve sunulan deliller ışığında AİHM,   başvuranların şikayetlerinin, AİHS bağlamında sonuca bağlanması için esasların incelenmesi   gereken davaya ve olaylara ilişkin karmaşık konuları açığa çıkardığı kanısındadır. Bu nedenle   AİHM başvurunun sözkonusu kısmının, AİHS’nin 35 § 3. maddesi bağlamında temelden   yoksun olduğu sonucuna varmıştır. Başvurunun kabuledilemez olduğu sonucuna varmak için   başka bir gerekçe görülmemektedir.   B. Esaslar   1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı   24. AİHM, sözkonusu davada ortaya konan konulara benzer konuları gün ışığına   çıkaran bir çok dava incelemiş ve AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edilmiş olduğu sonucuna   varmıştır (bkz. Özel, §§ 33-34, ve Özdemir, §§ 35-36).   25. Sözkonusu davaya ilişkin AİHM, Hükümet’in farklı bir sonuca varılmasını   sağlayacak hiçbir delil ya da görüş sunmamış olduğu kanısındadır. “Milli güvenlik”le ilgili   suçlar nedeniyle aleyhlerinde cezai takibat açılan başvuranların, askeri hakimin yer aldığı bir   Mahkeme tarafından yargılanma hususunda sıkıntı duymalarının anlaşılabilir olduğu   kanısındadır. Bu nedenle, DGM’nin davanın niteliği ile ilgisi olmayan görüşlerden   etkilenebileceğinden endişe etmeleri olağandır. Sonuç olarak, başvuranların sözkonusu   Mahkeme’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hususundaki endişelerinin haklı olduğu kabul   edilebilir (bkz. İncal/Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Raporlar 1998-IV, sayfa 1568, §   in fine).   26. Dolayısıyla AİHM, başvuranları yargılayan ve suçlu bulan DGM’nin, AİHS’nin 6   § 1. maddesi bağlamında bağımsız ve tarafsız bir Mahkeme olmadığı kanısındadır. Bu   nedenle, sözkonusu madde ihlal edilmiştir.   2. Davanın hakkaniyete uygunluğu   27. Başvuranların, bağımsız ve tarafsız bir Mahkeme tarafından adil şekilde   yargılanma haklarının ihlal edildiğine dair verdiği karar hususunda AİHM, yerel Mahkemeler   huzurundaki davaların adil olup olmamasına ilişkin diğer şikayetleri, AİHS’nin 6. maddesi   bağlamında incelemenin gerekli olmadığı kanısındadır (bkz., İncal, § 74, ve Ükünç ve   Güneş/Türkiye, no. 42775/98, § 26, 18 Aralık 2003).   II. AİHS’NİN İHLAL EDİLDİĞİNE İLİŞKİN DİĞER İDDİALAR   28. Başvuranlar, 24 Mart 2005 tarihli görüşlerinde, DGM ve Yargıtay kürsülerinde yer   alan sivil hakimlerin, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na bağlı olmaları nedeniyle,   bağımsız ve tarafsız olmadıkları hususunda şikayette bulunmuşlardır. Şikayetlerini, AİHS’nin   6. maddesine dayandırmışlardır.   29. AİHM sözkonusu davada nihai yerel kararın, Yargıtay’ın ilk derece   Mahkemesi’nin kararını onamış olduğu 18 Ekim 1999 tarihinde verilmiş olduğunu gözlemler.   Sözkonusu şikayet, 24 Mart 2005 tarihinde AİHM’ye sunulurken, bu karar 18 Kasım 1999   tarihinde DGM kayıtlarına geçmiştir.   30. Bu nedenle şikayet, zamanı dolduktan sonra sunulmuştur ve AİHS’nin 35 §§ 1. ve   4. maddeleri bağlamında reddedilmelidir.   III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   31. AİHS’nin 41. maddesi aşağıda kaydedilmiştir:   “Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun   bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Zarar   32. Başvuranlar, manevi zarar için toplam 70,000 Euro tazminat talep etmiştir.   33. Hükümet, başvuranlar tarafından talep edilen miktara itiraz etmiştir.   34. AİHM, 6. maddenin ihlal edilmiş olduğu bulgusunun kendi başına, başvuranların   bu hususta maruz kalmış olduğu sıkıntılar için yeterli tazmin oluşturduğu kanısındadır (bkz.   Incal, sayfa 1575, § 82, ve Çıraklar, § 49).   35. AİHM, 6 § 1. madde bağlamında bir başvuranın, bağımsız ve tarafsız olmayan bir   Mahkeme tarafından mahkum edilmiş olduğu sonucuna vardığı durumlarda, ilke olarak, en   uygun tazmin yolunun, başvuranın bağımsız ve tarafsız bir Mahkeme tarafından tekrar   yargılanmasını sağlamak olduğu kanısındadır (bkz. Gençel, § 27).   B. Mahkeme Masrafları   36. Başvuranlar, vekalet masrafları için 2,360 Yeni Türk Lirası (yaklaşık 1,338 Euro)   ve AİHM huzurunda yapılan masraf ve harcamalar için 3,000 Euro tazminat talep etmiştir.   Vekalet masrafları hususunda başvuranlar, Türkiye Barolar Birliği’nin tavsiyee dilen 2004 yılı   asgari ücret listesine değinmişlerdir.   37. Hükümet, yalnızca gerekli olduğu için yapılan masrafların tazmin edilebileceğini   ileri sürmüştür. Bu bağlamda, tüm masraf ve harcamaların başvuran veya vekili tarafından   belgelenmesi gerektiğini belirtmiştir.   38. AİHM içtihatına göre başvuran yalnızca, gerekli olduğu yapıldıkları ve   miktarlarının, makul olduğunun gösterildiği durumlarda masraf ve harcamaların tazmin   edilmesi hakkına sahiptir. Sözkonusu davada, huzurunda sunulan bilgiler ve yukarıda   kaydedilen kriterler ışığında AİHM, başvurana toplam 1,000 Euro ödenmesinin makul olduğu   kanısındadır.   C. Gecikme Faizi   39. AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranına   üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın benimsenmesinin uygun olduğu kanısındadır.   YUKARIDAKİ NEDENLERDEN DOLAYI AİHM, OYBİRLİĞİYLE   1. Başvuranların, sivil hakimlerin, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na tabi olması   nedeniyle DGM’nin ve Yargıtay’ın, bağımsız ve tarafsız olmadıklarına ilişkin şikayetlerinin   kabuledilemez ve başvurunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna,   2. İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin şikayetle ilgili   olarak AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edilmiş olduğuna,   3. Başvuranların, AİHS’nin 6. maddesi bağlamındaki diğer şikayetlerini değerlendirmenin   gerekli olmadığına,   4. İhlal bulgusunun tek başına, başvuranların maruz kalmış olduğu manevi zarar için yeterli   adil tazmin teşkil ettiğine,   5. (a) Sorumlu Devlet’in, başvuranlara mahkeme masrafları için, AİHS’nin 44 § 2. maddesi   uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme gününde geçerli olan kur   üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek ve ödenebilecek her tür vergiden muaf olmak üzere   Euro (bin Euro) ödemesine;   (b) Ödeme tarihine kadar yukarıda bahsedilen üç ayın dolması halinde, yukarıdaki   miktarların üzerine, Avrupa Merkez Bankası’nın gecikme döneminde uyguladığı marjinal faiz   oranına üç puan eklemek suretiyle oluşacak faiz oranına eşit miktarda basit faizin   uygulanmasına karar vermiş,   6. Başvuranların adil tazmin talebinin kalan kısmını reddetmiştir.   İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış olup 24 Ocak 2006 tarihinde, İçtüzüğün 77.   Maddesi’nin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.   Michael O’BOYLE   Yazı İşleri Müdürü   Nicolas BRATZA   Başkan

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło