58397/00

WyrokETPCz2006-02-02ECLI:CE:ECHR:2006:0202JUD005839700

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy obecność sędziego wojskowego w składzie Państwowego Sądu Bezpieczeństwa narusza prawo do niezależnego i bezstronnego sądu, a także czy długość postępowania karnego narusza prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie, zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że obecność sędziego wojskowego w składzie Państwowego Sądu Bezpieczeństwa (DGM) w sprawach karnych dotyczących bezpieczeństwa państwa budzi uzasadnione obawy co do niezależności i bezstronności sądu, naruszając tym samym art. 6 ust. 1 Konwencji. Trybunał konsekwentnie podtrzymuje swoje wcześniejsze orzecznictwo w tej kwestii. W odniesieniu do długości postępowania, ETPCz ocenił ją w kontekście złożoności sprawy (wielu oskarżonych, zarzuty terroryzmu) oraz zachowania skarżącego (nieobecność na rozprawach), uznając, że łączny czas trwania postępowania (ponad 6 lat) nie był nadmierny.
Stan faktyczny
Skarżący, Hüseyin Özsoy, został aresztowany w 1993 roku pod zarzutem członkostwa w PKK i ataku bombowego. Po przesłuchaniach, w których przyznał się do winy, został oskarżony wraz z 32 innymi osobami przed Państwowym Sądem Bezpieczeństwa (DGM). Pomimo późniejszego kwestionowania zeznań z postępowania przygotowawczego, DGM skazała go na karę śmierci, zamienioną na dożywocie, opierając się na dowodach w aktach. Wyrok został zatwierdzony przez Sąd Kasacyjny w 1999 roku.
Rozstrzygnięcie
ETPCz jednogłośnie uznał skargę za dopuszczalną. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu braku niezależnego i bezstronnego sądu (Państwowego Sądu Bezpieczeństwa w Diyarbakır). Stwierdził brak naruszenia art. 6 ust. 1 Konwencji w odniesieniu do długości postępowania.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   ÖZSOY - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no:58397/00)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Şubat 2006   İşbu karar AİHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup   bazı şekli düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (58397/00) başvuru no’lu davanın nedeni, bu   ülke vatandaşı Hüseyin Özsoy’un (başvuran) 5 Mayıs 2000 tarihinde Avrupa İnsan Hakları   Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM)   yapmış olduğu başvurudur.   Adli yardımdan faydalanan başvuran, AİHM önünde Diyarbakır Barosu   avukatlarından Fethi Gümüş tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOŞULLARI   Ekim 1993 tarihinde PKK’ya üye olduğundan şüphe edilen başvuran Mardin   Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi polisleri tarafından yakalanmış ve gözaltına   alınmıştır. Başvuran burada 17 Ekim 1993 tarihine kadar sorgulanmış, bu tarihte de PKK   üyesi olduğunu kabul ettiği ifadesini imzalamıştır. Bununla birlikte, 29 Eylül 1993 tarihinde   Birecik Öğretmen evi’ne bomba attığını kabul etmiştir.   Ekim 1993 tarihinde, başvuran Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi   Cumhuriyet Başsavcısı tarafından dinlenmiş ve daha sonra yedek hakime sevk edilmiştir.   Yedek hakim başvuranın tutuklu yargılanmasına karar vermiştir. Başvuran Cumhuriyet   Başsavcısı ve yedek hakim karşısında poliste verdiği ifadesinin büyük bir kısmını   yinelemiştir.   Kasım 1993 tarihinde, Cumhuriyet Başsavcısı başvuranla birlikte diğer otuz iki   kişiyi, Devletin toprak bütünlüğünü bozmak ve PKK üyesi olmakla itham etmiştir. Türk Ceza   Kanunu’nun 125. ve 169. maddeleri ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi   uyarınca cezalandırılmalarını istemiştir.   DGM ilk duruşmasını 17 Ocak 1994 tarihinde yapmıştır. Bu duruşmada başvuran   hazırlık soruşturması sırasında verdiği ifadesine itiraz etmiş fakat PKK üyesi olduğunu kabul   etmiştir.   Ekim 1998, başvuran bu mahkemelerin kuruluşlarını protesto etmek amacıyla   DGM’ye çıkmayı reddetmiştir. Bunun sonrasında, sözde açlık grevi yaptığını belirtmiş ve   mazeret bildirmeden 25 Mart 1999 tarihli duruşmaya katılmamıştır.   Nisan 1999 tarihli bir kararla, DGM başvuranı suçlu bularak idam cezasına   çaptırmıştır. Bu ceza daha sonra ömür boyu hapis cezasına çevrilmiştir. Esasa bakan hakimler   başvuranın mahkeme önünde itirazlarına karşın, suç teşkil eden eylemler sırasında kullanılan   silahlara ilişkin uzman raporları, olay yeri tespit tutanakları, diğer sanıkların ifadeleri ve   başvuranın Cumhuriyet Başsavcısı ve yedek hakime verdiği ifadeleri olmak üzere, dosyada   yer alan kanıt unsurlarının iddianamede yer alan olayları doğrular nitelikte olduğuna karar   vermişlerdir.   Aralık 1999 tarihinde, Yargıtay bu kararı onamıştır.   HUKUK AÇISINDAN   I. AİHS’NİN 6 § 1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran kendisini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin   bünyesinde bir askeri hakim bulunması nedeniyle “bağımsız ve tarafsız bir mahkeme”   tarafından adilce yargılanmadığı iddiasında bulunmaktadır. Başvuran ayrıca yargılama   süresinin uzunluğundan şikayetçi olmaktadır. Bu itibarla AİHS’nin 6 § 1 maddesine atıfta   bulunmaktadır.   A. Kabul edilebilirlik   Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazını yöneltmektedir, başvuranın   yargılamanın hiçbir aşamasında askeri hakimle ile ilgili olarak, esasa bakan hakimlerin   tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olmaları nedeniyle herhangi bir kaygı taşıdığını dile   getirmediğini belirtmiştir.   AİHM, AİHS’nin 35 §1 maddesinde belirtilen iç hukuk yollarının tüketilmesine ilişkin   kuralın, iddia edilen ihlalle ilgili olarak iç hukuk sisteminin etkili bir başvuru yolu sunması   varsayıma dayandığını hatırlatmaktadır. Oysa ki, DGM bünyesinde askeri hakimim   bulunmasının olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan mevzuattan ileri geldiğini   ve bu durumu değiştirecek etkili bir iç hukuk yolunun bulunmadığını gözlemlemektedir.   Bu nedenle bu itirazın reddedilmesi gerekmektedir.   Hükümet sözkonusu şikayete ilişkin nihai iç hukuk kararının, bu mahkeme tarafından   alındığını, kararın temyizine gidilmesinin belirtilen durumu değiştirebilecek etkili bir başvuru   yolu oluşturmadığını belirtmektedir. AİHM’nin daha önceki kararlarına (diğerleri arasında,   İrfan Kalan-Türkiye (karar), no:73561/01, 2 Ekim 2001) atıfta bulunan Hükümet, başvuranın   ilk derece mahkemesi kararının alındığı 22 Nisan 1999 tarihinden itibaren altı ay içerisinde   başvurusunu yapması gerektiğini ifade etmiştir.   AİHM benzer bir itirazı Özdemir-Türkiye ((karar) no: 59659/00, § 26, 6 Şubat 2003)   davasında reddettiğini hatırlatır. Mahkeme önceki kararından ayrılmasını gerektirecek hiçbir   gerekçe görmediğinden Hükümet’in bu itirazını reddetmiştir.   AİHM, içtihatlarından doğan kriterler ışığında (bkz., Çıraklar-Türkiye, 28 Ekim 1998,   Derleme Hükümler ve Kararlar 1998-VII) ve elindeki mevcut unsurların tümü gözönüne   alındığında, başvurunun esastan incelenmesi gerektiği kanaatine varmıştır. AİHM başvuruda   bunun dışında hiçbir kabul edilemezlik gerekçesi ile karşılaşılmadığını tespit etmiştir.   B. Esas Hakkında   1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı Hakkında   AİHM daha önceki kararlarda buna benzer pek çok şikayetin dile getirildiğini ve   bunların AİHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlali yönünde sonuçlandığını ortaya koymaktadır (Bkz.,   adıgeçen Özel §§ 33-34, ve adıgeçen Özdemir, §§ 35-36).   AİHM mevcut davayı incelemiş ve Hükümetin davayı farklı şekilde sonuçlandıracak   hiçbir tespit ve delil sunmadığı sonucuna varmıştır. Mahkeme, ceza kanununda öngörülen   suçlardan ötürü Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanan başvuranın, aralarında askeri bir   hakimin yer aldığı mahkeme heyeti karşısına çıkma konusunda endişe duymasının   anlaşılabilir olduğu kanısındadır. Dolayısıyla başvuranın, Devlet Güvenlik Mahkemesinin   davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ışığında sebepsiz bir yargı kararı almasından haklı   olarak kaygı duymaktadır. Bu nedenle başvuranın bu yargı makamının tarafsız ve bağımsız   olmadığı yönündeki şüphelerinin dikkate alınması gerekmektedir (Incal-Türkiye, 9 Haziran   tarihli karar, Derleme 1998-IV, s. 1573, § 72 in fine).   AİHM, başvuranı yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin AİHS’nin   § 1 maddesinde yer alan bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taşımadığı sonucuna   varmıştır.   2. Ceza Yargılama Süresi Hakkında   Hükümet davanın koşulları dikkate alındığında, cezai yargılama süresinin makul   olmadığı değerlendirmesinin yapılmayacağı kanaatindedir.   Hükümet öncelikle, incelenecek olan dosyanın ve eylemlerin kapsamlı olması, bu   eylemlerin nasıl ve ne şekilde planlandığı, sanıklarla PKK örgütü arasında var olan ilişkiyi   orta koyabilmenin zorlukları dikkate alındığında davanın karmaşıklığının altını çizmektedir.   İkinci olarak, sanıkların sayısının otuz üç olduğunu belirtmektedir. Ayrıca başvuranın 15   Ekim tarihinden itibaren yargılamasının sonuna dek duruşmalara katılmadığı dikkate   alındığında başvuranın eleştiri dışında tutulamayacağını ifade etmektedir.   Başvuran Hükümet’in argümanlarına itiraz etmektedir.   AİHM mevcut davada, değerlendirilmeye alınacak yargılamanın başvuranın   yakalandığı 13 Ekim 1993 tarihinde başladığını ve Yargıtay’ın mahkumiyetini onadığı 23   Aralık 1999 tarihinde son bulduğunu gözlemlemektedir. Sonuç olarak yargılama iki dereceli   mahkeme için yaklaşık altı yıl iki ay sürmüştür.   AİHM bir dava için makul olan sürenin, davanın koşullarına göre ve Mahkeme’nin   içtihatlarında benimsenen kriterler, özellikle de davanın karışıklığı, başvuranın ve yetkili   mercilerin tutumları gözönünde bulundurularak değerlendirildiğini hatırlatır (Bkz., diğerleri   arasında, Pélissier ve Sassi –Fransa [GC], no: 25444/94, § 67, CEDH 1999-II).   AİHM, yerel mahkemelerin Devletin toprak bütünlüğünü tehdit etmek ve PKK’ya üye   olmak suçlarıyla itham edilen otuz üç sanığı kapsayan bir davayı yürütmek durumunda   oldukları dikkate alındığında, başvuranın davasının karmaşıklık arz ettiği hususunda   Hükümet’le aynı görüştedir.   Bu nedenle, AİHM yerle mahkemelerden kaynaklanan her hangi bir işlem gecikmesi   tespit etmemektedir. Buna karşılık, yaklaşık yedi ay boyunca başvuranın duruşmalara   katılmadığını gözlemlemektedir. İfadesine başvurulması gerektiğinde, başvuranın   duruşmalara katılmamış olmasının, esasa bakan hakimlerin işlerini kolaylaştırmadığı da bir   gerçektir.   AİHM iki aşamalı olarak gerçekleştirilen mevcut davada yargılama süresinin aşırı   olmadığı kanaatine varmıştır.   Sonuç olarak AİHS’nin 6 § 1 maddesi ihlal edilmemiştir.   II. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASI HAKKINDA   AİHS’nin 41. maddesinde belirtilen unsurlar.   Başvuran masraf ve tazminat adı altında herhangi bir talepte bulunmamaktadır.   AİHM bir mahkumiyet kararının Sözleşme’nin 6§1. maddesine göre tarafsız ve   bağımsız olmayan bir mahkeme tarafından verildiği sonucuna vardığında, prensip olarak en   uygun tazminin, başvuranın gecikmeksizin tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından   yeniden yargılanması olduğu kanaatine varmıştır (Gençel, §27).   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,   1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme   niteliğinden yoksun bulunması nedeniyle AİHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;   3. Davanın süresi nedeni ile AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edilmediğine;   karar vermiştir.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3   maddesine uygun olarak 2 Şubat 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir   5

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło