58398/00

WyrokETPCz2006-05-23ECLI:CE:ECHR:2006:0523JUD005839800

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy długość tymczasowego aresztowania skarżącego, trwającego ponad pięć lat, naruszyła wymóg „rozsądnego terminu” przewidziany w art. 5 ust. 3 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał podkreślił, że to przede wszystkim na władzach krajowych spoczywa obowiązek zapewnienia, aby tymczasowe aresztowanie nie przekroczyło rozsądnego terminu. Władze te muszą badać i przedstawiać w swoich decyzjach konkretne powody uzasadniające dalsze pozbawienie wolności, pomimo domniemania niewinności. W niniejszej sprawie Trybunał uznał, że sąd krajowy, przedłużając aresztowanie skarżącego przez ponad pięć lat, posługiwał się stereotypowymi sformułowaniami, takimi jak „charakter przestępstwa i stan dowodów”, bez podania wystarczających i konkretnych przyczyn. Trybunał stwierdził, że ani powaga zarzucanego czynu, ani ryzyko ucieczki (które nie może być oceniane wyłącznie na podstawie surowości grożącej kary), ani sam „stan dowodów” nie uzasadniały tak długiego okresu aresztowania.
Stan faktyczny
Skarżący, Hasan Ceylan, został aresztowany 9 października 1994 r. w Stambule pod zarzutem przynależności do nielegalnej organizacji TKP-ML/TİKKO i tymczasowo aresztowany 21 października 1994 r. Prokurator oskarżył go o członkostwo w organizacji terrorystycznej, a sąd krajowy wielokrotnie przedłużał jego aresztowanie, używając stereotypowych uzasadnień. 24 grudnia 1999 r. skarżący został skazany za pomocnictwo nielegalnej organizacji na 5 lat pozbawienia wolności, ale został zwolniony z uwagi na odbyty okres tymczasowego aresztowania, który trwał około pięciu lat i dwóch miesięcy.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę za dopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 5 § 3 Konwencji. 3. Zasądził od państwa pozwanego na rzecz skarżącego 4 500 EUR z tytułu szkody niemajątkowej oraz 285 EUR z tytułu kosztów i wydatków. 4. Odrzucił pozostałą część roszczeń skarżącego o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   DÖRDÜNCÜ DAĐRE   HASAN CEYLAN – TÜRKĐYE   (Baꢀvuru no. 58398/00)   KARAR   STRAZBURG   Mayıs 2006   Bu karar AĐHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen ꢀartlarda kesinlik kazanacaktır.   Ancak, ꢀekle iliꢀkin değiꢀiklik yapılabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   HASAN CEYLAN – TÜRKĐYE KARARI   USUL   Dava, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleꢀmesi’nin (“Sözleꢀme”) 34. maddesi   uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Hasan Ceylan (“baꢀvuran”) isimli Türk vatandaꢀı   tarafından, 30 Mart 2000 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan baꢀvurudan   (no. 58398/00) kaynaklanmaktadır.   OLAYLAR   DAVA OLAYLARI   Baꢀvuran 1964 doğumludur ve Đstanbul’da ikamet etmektedir.   Ekim 1994 tarihinde, baꢀvuran, TKP-ML/TĐKKO1 isimli yasadıꢀı bir örgüte üye   olduğu ꢀüphesiyle Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi polisleri tarafından   yakalanmıꢀ ve gözaltına alınmıꢀtır.   Ekim 1994 tarihinde, baꢀvuran, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Hakimi   huzuruna çıkarılmıꢀ; hakim baꢀvuranın tutuklu yargılanmasına hükmetmiꢀtir.   Kasım 1994 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı,   diğer on ꢀüpheliyle birlikte baꢀvuranı yasadıꢀı bir örgüte üye olmakla suçlayan bir iddianame   sunmuꢀtur. Cumhuriyet Savcısı, baꢀvuranın Türk Ceza Kanunu’nun 168 § 2. maddesi ve 3713   sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca yargılanmasını ve cezalandırılmasını talep etmiꢀtir.   Aralık 1994 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde baꢀvuran hakkında   cezai iꢀlemler baꢀlatılmıꢀtır.   ꢁubat ve 24 Mart 1995 tarihlerinde yapılan duruꢀmaların sonunda birinci derece   mahkemesi, baꢀvurana isnat edilen suçun niteliği, delillerin durumu, tutuklu yargılanma   kararının tarihi ve baꢀvuranın mahkeme huzuruna çıkarılmamıꢀ olmasını gözönünde   bulundurarak baꢀvuranın tutuklu yargılanmasının devamını öngörmüꢀtür.   Mayıs 1995 tarihinde, baꢀvuran, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde ifade   vermiꢀ ve hakkındaki suçlamaları reddetmiꢀtir. Yasadıꢀı bir örgüte üye olmadığını ileri   sürmüꢀtür. Duruꢀma sonunda, mahkeme, baꢀvurana isnat edilen suçun niteliği, kanıtların   durumu ve tutuklu yargılama kararının verildiği tarihi göz önünde bulundurarak baꢀvuranın   tutuklu yargılanmasının devamına karar vermiꢀtir.   Haziran 1995 tarihinde baꢀvuranın temsilcisi Đstanbul Devlet Güvenlik   Mahkemesi’nden baꢀvuranın tutuksuz yargılanmasını talep etmiꢀtir. Temsilci, K.T. isimli bir   üçüncü ꢀahsın yasadıꢀı dokümanların bulunduğu bir çantayı baꢀvuranın evinde bıraktığını ve   bu belgeler nedeniyle ꢀahsın yakalanarak yargılandığını ileri sürmüꢀtür. Bu bağlamda avukat,   baꢀvuranın Türk Ceza Kanunu’nun 168 § 2. maddesi uyarınca suçlanmasının yanlıꢀ olduğunu   ve baꢀvuranın ancak Türk Ceza Kanunu’nun 169. maddesi uyarınca yasadıꢀı bir örgüte   yardım ve yataklık yapmakla suçlanabileceğini ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuranın avukatı son olarak   baꢀvuranın eylemlerinin Türk Ceza Kanunu’nun 169. maddesine göre suç teꢀkil etmediğini ve   Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist, Türkiye Đꢀçi Köylü Kurtuluꢀ Ordusu   HASAN CEYLAN – TÜRKĐYE KARARI   gözaltında tutulduğu sürenin uzun olması nedeniyle baꢀvuranın serbest bırakılması gerektiğini   savunmuꢀtur. Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, talebi reddetmiꢀtir.   Haziran 1995 ile 7 ꢁubat 1997 tarihleri arasında birinci derece mahkemesi 12   duruꢀma daha gerçekleꢀtirmiꢀtir. Bu duruꢀmalar süresince baꢀvuran ve temsilcisi yazılı ve   sözlü ifade vererek tutuksuz yargılanma talebinde bulunmuꢀlardır. 30 Haziran 1995 tarihli   ifadelerini yinelemiꢀlerdir. Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi her defasında talepleri   reddetmiꢀ ve kendisine isnat edilen suçun niteliği, delillerin durumu ve tutuklu yargılama   kararının alındığı tarihi gözönünde bulundurarak baꢀvuranın tutuklu yargılanmasının   devamına hükmetmiꢀtir.   ꢁubat 1997 tarihinde Cumhuriyet Savcısı’nın talebi üzerine Đstanbul Devlet Güvenlik   Mahkemesi, baꢀvuran ve diğer dört sanığın kararda Türk Ceza Kanunu’nun 168 § 2. maddesi   yerine 168 § 1. maddesinin uygulanması ihtimaline iliꢀkin ek savunma vermelerini istemiꢀtir.   Duruꢀma sonunda mahkeme baꢀvuranın tutuksuz yargılanma talebini bir kez daha   reddetmiꢀtir.   Mart 1997 tarihinde, baꢀvuran, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi huzurunda ek   savunmasını vermiꢀtir. Aynı tarihte mahkeme baꢀvuranın tutuksuz yargılanma talebini bir kez   daha reddetmiꢀtir.   Aralık 1999 tarihine kadar Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde onaltı duruꢀma   daha yapılmıꢀtır. Her duruꢀmanın sonunda mahkeme, kendisine isnat edilen suçun niteliği,   delillerin durumu, dava dosyasının içeriği ve tutuklu yargılama süresini dikkate alarak   baꢀvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiꢀtir.   Aralık 1999 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, Türk Ceza Kanunu’nun   169. maddesi ve 3713 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca baꢀvuranı yasadıꢀı bir örgüte   yardım ve yataklık etmek suçundan mahkum etmiꢀ ve onu 5 yıl hapis cezasına çarptırmıꢀ ve   tutuklu bulunduğu süreyi dikkate alarak tahliyesine karar vermiꢀtir.   Mahkeme, baꢀvuranı TKP-ML/TĐKKO üyesi olmaktan mahkum etmek için yeterli delil   bulunmadığı sonucuna varmıꢀtır.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 5 § 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, tutuklu yargılanma süresinin AĐHS’nin ilgili kısmı aꢀağıda kaydedilen 5 § 3.   maddesinde öngörülen “makul süre” kriterini aꢀmıꢀ olduğu hususunda ꢀikayette bulunmuꢀtur:   “Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koꢀullara uyarınca yakalanan veya tutulu durumda bulunan   herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmıꢀ diğer bir görevli önüne çıkarılır;   kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuꢀturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı   vardır. Salıverilme, ilgilinin duruꢀmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.”   A. Kabuledilebilirlik   AĐHM, baꢀvurunun AĐHS’nin olay ve hukuk boyutunda ciddi hususları ortaya çıkardığı   ve kararın esaslara iliꢀkin bir inceleme gerektirdiği kanaatindedir. Mahkeme, baꢀvurunun   HASAN CEYLAN – TÜRKĐYE KARARI   AĐHS’nin 35 § 3. maddesi bağlamında dayanaktan yoksun olmadığı sonucuna varmıꢀtır.   Baꢀvurunun kabuledilemez olduğuna dair baꢀka dayanak bulunmamaktadır.   B. Esaslar   Hükümet, baꢀvuranın tutuklanmasının, kendisinin suç iꢀlediği ꢀüphesine dair makul   gerekçelerin varlığına dayandığını ve tutukluluk durumunun uzman yetkililer tarafından   düzenli olarak, özel dikkatle, bahsedilen zaman diliminde yürürlükte olan kanunun getirdiği   gerekliliklere uygun olacak ꢀekilde gözden geçirildiğini ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuranın sorumlu   tutulduğu suçun ciddi nitelikte olduğu ve tutukluluk halinin devamının suça engel olmak ve   toplumsal düzeni korumak için ꢀart olduğunu ileri sürmüꢀtür. Son olarak Hükümet, Devlet   Güvenlik Mahkemesi’nin baꢀvuranın tutuklu yargılandığı süreyi göz önüne alarak verilen   cezada indirime gittiğini ve baꢀvuranın tutuklu kaldığı sürenin bütününün, baꢀvuranla birlikte   suçlanan kiꢀi sayısı ve iꢀlemlerin karmaꢀıklığı itibariyle makul olduğunu belirtmiꢀtir.   Baꢀvuran bu görüꢀlere itiraz etmiꢀtir. Özellikle dava dosyasına kendisi hakkında yeni   delil girmemesi gerçeğine karꢀın, tutukluluk halinin uzatılması kararlarının basmakalıp   gerekçelere dayandığını ifade etmiꢀtir. Baꢀvuran, Türk Ceza Kanunu’nun 169. maddesi   altındaki hususların infazı durumunda hapiste yalnızca 3 yıl 9 ay kalacağını, ancak 5 yıldır   tutuklu bulunduğunu iddia etmiꢀtir.   AĐHM sözkonusu bir davada sanığın tutuklu yargılanmasının, makul bir süreyi   geçmemesini garanti etmenin öncelikle yerel adli makamların yükümlülüğü olduğunu yineler.   Bu amaçla masumiyet karinesi ilkesine bağlı kalarak, kiꢀisel özgürlüğe saygı kuralına   uymamayı haklı çıkaran gerçek bir kamu yararı gereğinin mevcudiyetini destekleyen veya   çürüten delilleri incelemeli ve bunları, serbest bırakılma baꢀvurularına iliꢀkin kararlarında   ortaya koymalıdırlar. Sözkonusu kararlarda belirtilen nedenler ve itirazlarında baꢀvuranlar   tarafından ortaya konan saptanmıꢀ gerçekler temel alındığında AĐHM, AĐHS’nin 5 § 3.   maddesinin ihlal edilip edilmemiꢀ olduğu hususunda bir karara varmalıdır (bkz. Sevgin ve   Đnce – Türkiye, no. 46262/99, 20 Eylül 2005, § 61).   Yakalanan kiꢀinin bir suç iꢀlemiꢀ olduğuna iliꢀkin makul ꢀüphenin bulunması, sürekli   gözaltında tutma iꢀleminin geçerliliği için ilk koꢀuldur ancak, belirli bir süre sonra yeterli   olmamaktadır; AĐHM bu durumda adli makamlarca öne sürülen diğer gerekçelerin, kiꢀinin   özgürlüğünden mahrum bırakılmasını haklı çıkarmaya devam edip etmediğini tespit etmelidir   (bkz., diğer içtihatlar arasında Ilijkov –Bulgaristan, no. 33977/96, § 77, 26 Temmuz 2001, ve   Labita – Đtalya [BD], no. 26772/95, §§ 152-153, ECHR 2000-IV).   Sözkonusu davada, AĐHM göz önünde bulundurulması gereken sürenin, baꢀvuranın   polis tarafından gözaltına alındığı 9 Ekim 1994 tarihinde baꢀlayıp birinci derece mahkemesi   tarafından suçlu bulunduğu 24 Aralık 1999 tarihinde sona erdiğini belirtir. Buna göre   tutukluluk hali takriben beꢀ yıl iki ay on beꢀ gün sürmüꢀtür. Bu süre zarfında birinci derece   mahkemesi, her duruꢀma sonunda kendi gerek görmesi veya baꢀvuranın talebi üzerine   baꢀvuranın devam etmekte olan tutukluluk durumunu değerlendirmiꢀtir. Ancak AĐHM, dava   dosyasındaki delillerden, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin “suçun niteliği ve delillerin   durumu göz önünde bulundurularak” gibi değiꢀmeyen, basmakalıp terimler kullanarak   baꢀvuranın tutuklu yargılanmasının devamına hükmettiğini belirtir.   AĐHM, baꢀvurana isnat edilen suçun ciddiyeti ve ilgili cezanın ağırlığını dikkate alır.   Ancak, adaletten kaçma tehlikesinin sadece verilecek cezanın ağırlığı temelinde   HASAN CEYLAN – TÜRKĐYE KARARI   değerlendirilemeyeceğini, böyle bir tehlikenin varlığını teyit eden veya bunun zayıf bir   ihtimal olarak görünüp tutuklu yargılamayı haklı çıkaramayan ilgili baꢀka birtakım ek   unsurlara bakılarak tahlil edilmesi gerektiğini hatırlatır (bkz. Muller – Fransa, 17 Mart 1997   tarihli karar, Raporlar 1997 II, § 43, ve Letellier – Fransa, 26 Haziran 1991 tarihli karar, A   Serisi no. 207, § 43). Bu bağlamda, AĐHM, baꢀvuranın tutuklu yargılama süresini uzatma   kararlarında yerel mahkemenin yeterli sebebinin bulunmayıꢀını kaydetmektedir.   Sonuç olarak genellikle “delillerin durumu” ifadesinin, suça iꢀaret eden ciddi   göstergelerin varlığı ve devamıyla ilgili bir etken olabilmesine rağmen, bu ifade sözkonusu   davada, baꢀvuranın ꢀikayetçi olduğu tutukluluk süresini yalnız baꢀına haklı çıkaramamaktadır   (bkz. Letellier, yukarıda anılan; Tomasi – Fransa, 27 Ağustos 1992 tarihli karar, A Serisi no.   241-A; Mansur – Türkiye, 8 Haziran 1995, A Serisi no. 319-B, § 55; ve Demirel, yukarıda   anılan, § 59).   Yukarıda kaydedilen değerlendirmeler baꢀvuranın beꢀ yıl iki ay süren yargılama öncesi   tutukluluk halinin mahkemenin basmakalıp muhakeme ꢀekli ile birlikte değerlendirildiğinde   AĐHM’nin makul süre kriterinin aꢀılmıꢀ olduğuna hükmedebilmesi için yeterlidir.   Bu nedenle AĐHS’nin 5 § 3. maddesi ihlal edilmiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete   uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢀvuran, 7,650 Yeni Türk Lirası (YTL) (yaklaꢀık 4,800 Euro) gelir kaybına karꢀılık   maddi ve 15,000 YTL (yaklaꢀık 9,411 Euro) manevi tazminat talep etmiꢀtir.   Hükümet bu iddialara itiraz etmiꢀtir.   Baꢀvuranın öne sürdüğü maddi tazminat talebi ile ilgili olarak AĐHM, baꢀvuranın bu   iddiasını destekler herhangi bir makbuz veya belge sunamadığını belirtir. Bu sebeple AĐHM   talebi reddetmiꢀtir.   Diğer taraftan, baꢀvuranın uzun süren tutukluluk döneminde sıkıntı ve endiꢀe gibi,   yalnızca bir ihlal tespiti ile tam olarak tazmin edilemeyecek bir manevi zarara uğramıꢀ   olduğunu kabul etmektedir. Eꢀitlik temelinde yaptığı değerlendirme sonucunda AĐHM,   baꢀvurana 4,500 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiꢀtir.   B. Mahkeme masrafları   Baꢀvuran ayrıca AĐHM’deki masraflar için toplam 5,800 YTL (yaklaꢀık 3,639 Euro)   talep etmiꢀtir. Đddiasını desteklemek için, baꢀvuran, temsilcisi tarafından hazırlanan bir   HASAN CEYLAN – TÜRKĐYE KARARI   harcamalar listesi ve Đstanbul Barolar Birliği’nin 2005 yılı için öngördüğü asgari ücretler   listesini sunmuꢀtur. Ancak herhangi bir makbuz veya fatura sunmamıꢀtır.   Hükümet, baꢀvuranın iddiasına itiraz etmiꢀtir.   AĐHM’nin içtihadına göre, baꢀvuran, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için   yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmıꢀ ise bunları geri almaya hak kazanmaktadır.   Sözkonusu davada elindeki bilgileri ve yukarıdaki ölçütleri göz önünde bulundurarak AĐHM,   Avrupa Konseyi’nden alınan 715 Euro adli yardım çıkarılmak üzere, 1,000 Euro ödenmesini   uygun bulmaktadır.   C. Gecikme faizi   AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere   uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar   vermiꢀtir.   YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiğine;   3. (a) Sorumlu Devlet’in baꢀvurana, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinleꢀtiği   tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden Yeni Türk   Lirası’na çevrilerek:   (i) 4,500 Euro (dörtbinbeꢀyüz Euro) manevi tazminat,   (ii) mahkeme masrafları için 285 Euro (ikiyüzseksenbeꢀ Euro);   (iii) bu miktarlar üzerine uygulanabilecek her türlü vergiyi ödemesine;   (b) Yukarıda anılan üç aylık sürenin aꢀılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için   Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan   eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;   4. Baꢀvuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đngilizce hazırlanmıꢀ, AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 23 Mayıs   tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.   Michael O’BOYLE   Nicolas BRATZA   Yazı Đꢀleri Müdürü   Baꢀkan   5

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło