58400/00

WyrokETPCz2005-10-25ECLI:CE:ECHR:2005:1025JUD005840000

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy obecność sędziego wojskowego w składzie tureckiego Sądu Bezpieczeństwa Państwa (DGM) naruszała prawo do niezawisłego i bezstronnego sądu, gwarantowane przez art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał konsekwentnie orzekał, że obecność sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa (DGM) w Turcji, który sądził cywilów, podważała niezawisłość i bezstronność sądu w rozumieniu art. 6 ust. 1 Konwencji. Trybunał uznał, że obawy skarżącego dotyczące bezstronności sądu były obiektywnie uzasadnione, ponieważ sędzia wojskowy, będąc członkiem sił zbrojnych i podlegając dyscyplinie wojskowej, nie mógł być postrzegany jako w pełni niezależny od władzy wykonawczej. W konsekwencji, Trybunał stwierdził, że sąd, który nie spełnia wymogów niezawisłości i bezstronności, nie jest w stanie zapewnić sprawiedliwego procesu, co czyni zbędnym odrębne badanie innych zarzutów dotyczących prawa do obrony.
Stan faktyczny
Skarżący, Hüseyin Yıldız, obywatel Turcji, został zatrzymany 16 października 1995 r. pod zarzutem członkostwa w nielegalnej organizacji TKP/ML-TİKKO i przesłuchiwany w Stambulskim Oddziale Antyterrorystycznym. Odmówił składania zeznań policji, twierdząc, że będzie zeznawał tylko prokuratorowi. 27 października 1995 r. lekarze zalecili badanie neurologiczne z powodu problemów z ruchomością ramion. 11 listopada 1998 r. Stambulski Sąd Bezpieczeństwa Państwa (DGM) skazał skarżącego na 12 lat i 6 miesięcy pozbawienia wolności, opierając się na zeznaniach współoskarżonych i raportach, pomimo zaprzeczeń skarżącego i jego twierdzeń o złym traktowaniu. Apelacja skarżącego została odrzucona przez Sąd Kasacyjny 23 września 1999 r.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza, że skarga jest dopuszczalna. 2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu braku niezawisłości i bezstronności Sądu Bezpieczeństwa Państwa w Ankarze. 3. Stwierdza, że nie ma potrzeby badania innych zarzutów na podstawie art. 6 Konwencji. 4. Stwierdza, że samo niniejsze orzeczenie stanowi wystarczające słuszne zadośćuczynienie za szkodę niemajątkową. 5. a) Zasądza na rzecz skarżącego 1.500 (tysiąc pięćset) euro tytułem kosztów i wydatków, płatne w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, wolne od wszelkich podatków. b) Ustala, że kwoty te zostaną przeliczone na liry tureckie według kursu wymiany obowiązującego w dniu płatności, a od upływu wspomnianego trzymiesięcznego okresu do dnia zapłaty zostaną doliczone odsetki w wysokości równej stopie procentowej Europejskiego Banku Centralnego dla marginalnych udogodnień kredytowych powiększonej o trzy punkty procentowe. 6. Oddala pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   HÜSEYİN YILDIZ- TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no:58400/00)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Ekim 2005   İşbu karar AİHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup   bazı şekli düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (58400/00) başvuru no’lu davanın   nedeni, bu ülke vatandaşı Hüseyin Yıldız’ın (başvuran) 22 Mart 2000 tarihinde Avrupa İnsan   Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne   (Mahkeme) yapmış olduğu başvurudur.   Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından Mehmet Ali Kırdök ve Mihriban Kırdök   tarafından temsil edilmektedir.   Başvuran, kendisini yargılayan ve mahkum eden İstanbul Devlet Güvenlik   Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız olmamasından şikayet etmektedir. Sözleşme’nin 6§1 ve   3. maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.   OLAYLAR   I. Davanın Koşulları   Ekim 1995 tarihinde, TKP/ML-TİKKO adlı yasadışı örgüte üye olduğundan   şüphelenilen başvuran, yakalanmış ve İstanbul Terörle Mücadele Şubesi’nde gözaltına   alınmıştır. 26 Ekim 1995 tarihine kadar burada sorgulanmıştır. Gözaltında bulunduğu sırada,   yalnızca Cumhuriyet Savcılığı’na ifade vereceğini belirten başvuran, polislerin sorularına   cevap vermeyi ve sorgulama tutanağını imzalamayı reddetmiştir.   Ekim 1995 tarihinde, başvuran muayene için Adli Tıp Kurumu’na götürülmüştür.   Doktorlar, kollarında hareket kısıtlılığı şikayeti bulunduğundan, başvuranın bir devlet   hastanesi nöroloji servisinde muayenesinin uygun olacağı kararını vermişlerdir.   Başvuran, önce İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı’na   sevk edilmiş, daha sonra aynı mahkemede hakim karşısına çıkarılmıştır. Burada başvuranın   tutuklu yargılanmasına karar verilmiştir. Başvuran, mahkemede hakkında yapılan suçlamalara   itiraz etmiş ve gözaltında bulunduğu sırada kötü muamelelere maruz kaldığını iddia etmiştir.   Kasım 1995 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı başvuranı silahlı örgüt üyesi olmakla   suçlayarak Türk Ceza Kanunu’nun 168. maddesi ile 3713 sayılı Terörle Mücadele   Kanunu’nun 5. maddesi uyarınca mahkum edilmesini talep etmiştir.   Kasım 1998 tarihli bir kararla, İstanbul DGM başvuranı on iki yıl altı ay hapis   cezasına mahkum etmiştir. DGM aldığı kararda, başvuranın yalanlamalarına rağmen, dosyada   yer alan TKP/ML-TIKKO üyesi diğer sanıkların beyanlarıyla, kimlik tespitine ve   yüzleştirmeye ilişkin tutanaklar ve bilirkişi raporlarıyla, başvuranın suçluluğunun ispatlandığı   görüşündedir.   Başvuran kararı temyize götürmüştür. Yargıtay 23 Eylül 1999 tarihli bir kararla,   başvuranın başvurusu reddedilmiştir.   HUKUK AÇISINDAN   I. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran kendisini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin,   bünyesinde bir askeri hakim bulunmasından dolayı, adil bir yargılama sağlayabilecek   bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığı iddiasında bulunmaktadır.   Başvuran aynı zamanda, mahkumiyeti güvenilebilirliğini tartışma konusu yapmak için   karşı karşıya gelemediği sanıkların ifadelerine dayandığından, bu mahkemedeki yargılamanın   adil olmadığını iddia etmektedir.   Son olarak başvuran, ön soruşturma sırasında avukat yardımından   faydalanamadığından şikayetçi olmaktadır.   Bu itibarla başvuran AİHS’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ile 3. fıkrasının b, c ve d   bentlerine atıfta bulunmaktadır.   A. AİHS’nin 6§1. Maddesi Bakımından Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin   Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı Hakkında   1. Kabuledilebilirlik hakkında   a. İç hukuk yollarının tüketilmesi   Hükümet, başvuranın yargılamanın hiçbir safhasında esasa bakan hakimlerin   bağımsızlığına ve tarafsızlığına ilişkin herhangi bir kaygı taşıdığını ifade etmediğine   dayanarak, iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazını yöneltmektedir.   Her duruşmada masum olduğunu ifade ettiğini belirten başvuran, iç hukuk yollarını   tükettiğinin kabul edilmesi gerektiğini açıklamaktadır.   AİHM, AİHS’nin 35§1. maddesinde belirtilen iç hukuk yollarının tüketilmesi   kuralının, iddia edilen ihlale ilişkin olarak iç düzenlemelerin, etkili bir başvuru yolu sunduğu   varsayımına dayandığını belirtir. Zira, DGM bünyesinde bir askeri hakimin bulunmasının   olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan yasalardan kaynaklandığını ve bu durumu   değiştirebilecek etkili hiçbir başvuru yolu bulunmadığını gözlemlemektedir.   Sonuç olarak bu itirazın reddedilmesi uygun görülmüştür.   b. Altı ay koşuluna uyma   Hükümet, ayrıca bu şikayete ilişkin nihai iç hukuk kararının, DGM tarafından verilen   karar olduğunu belirtmektedir. O halde kararın temyizine gidilmesi, mahkemenin oluşumuna   ilişkin durumu telafi etmek amacıyla etkili bir başvuru yolunu oluşturmamaktadır.   Hükümet, AİHM’nin daha önce aldığı kararlara atıfta bulunarak (diğerleri arasında,   İrfan Kalan-Türkiye(karar), no: 73561/01, 2 Ekim 2001), başvuranın, ilk derece   mahkemesinin kararını verdiği tarihte, yani 11 Kasım 1998 tarihinde başvurusunu yapması   gerektiğini açıklamıştır.   AİHM, Özdemir-Türkiye davasında ( (karar), no: 59659/00, § 26, 6 Şubat 2003)   benzer bir itirazı reddettiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme önceki kararından ayrılmasını   gerektirecek hiçbir gerekçe görmediğinden Hükümet’in bu itirazını reddetmiştir.   c. Sonuç   AİHM, içtihatlarından doğan kriterler ışığında (bkz., Çıraklar-Türkiye, 28 Ekim 1998,   Derleme Hükümler ve Kararlar 1998-VII) ve elindeki mevcut unsurların tümü gözönüne   alındığında başvurunun esastan incelenmesi gerektiği kanaatine varmıştır. AİHM başvuruda,   hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi ile karşılaşılmadığını tespit etmiştir.   2. Esas hakkında   AİHM daha önce buna benzer şikayetlerin dile getirildiği birçok dava incelemiş ve   AİHS’nin 6§1. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (bkz. Özel, § § 33-34, ve Özdemir,   §§ 35-36, adıgeçen).   AİHM mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in davayı farklı şekilde sonuçlandıracak   hiçbir olgu ve delil sunmadığı kanaatine varmıştır. AİHM, Ceza Kanunu’nda öngörülen   suçlardan ötürü Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanan başvuranın, aralarında asker   kökenli bir hakimin yer aldığı mahkeme önüne çıkma konusunda endişe duymasının   anlaşılabilir olduğu kanısındadır. Dolayısıyla başvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin   davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ışığında sebepsiz bir yargı kararı almasından haklı   olarak kaygı duymaktadır. Bu nedenle başvuranın, bu yargı merciinin tarafsız ve bağımsız   olmadığı yönündeki şüphelerinin, nesnel bir biçimde haklı gerekçelere dayandığı kabul   edilebilir (Incal –Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Derleme 1998-IV, s. 1573, § 72 in   fine).   AİHM, başvuranı yargılayıp mahkum eden İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin   AİHS’nin 6§1. maddesinde öngörülen bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taşımadığı   sonucuna varmıştır.   B. AİHS’nin 6. maddesinin 3. fıkrasının b, c ve d bentlerinde yer verilen,   başvuranın savunma haklarına saygı duyulması hakkında   Hükümet, bu konuda da iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazını yöneltmektedir.   Çünkü başvuran bu şikayetlerini ulusal mahkemelerde dile getirmemiştir. Ayrıca, başvuranın   “tutukluluk hali”ne son veren kararın 11 Kasım 1998 tarihli karar olduğundan, ön soruşturma   sırasında avukat bulunmayışına ilişkin olarak yapılan şikayetin altı ay kuralı ile ters   düştüğünü belirtmektedir. Bu nedenle başvuran tarafından 22 Mart 2000 tarihinde yapılan   başvuru gecikmiş bir başvurudur.   AİHM, bu tür şikayetlerle ilgili olarak, AİHS’nin 6. maddesinin hükümlerine   uygunluğu konusunda karar vermek amacıyla, başvuran aleyhine başlatılan ceza   yargılamasının bir bütün olarak değerlendirilmesinin uygun olacağını hatırlatmaktadır (Bkz.   özellikle John Murray-Birleşik Krallık, 8 Şubat 1996 tarihli karar, Derleme 1996-I, s. 54-55, §   63). Bu madde kapsamında mağduriyet durumu, ancak mahkumiyet kararının kesinleştiği   andan itibaren belirlenebilir. Karar 23 Eylül 1999 tarihli olup, 22 Mart 2000 tarihinde yapılan   başvurunun gecikmeli olmadığı görüşündedir. Ayrıca AİHM, dava süresince başvuranın   sürekli olarak esasa bakan hakimler önünde sanıkların tanıklıklarına itiraz ettiğini   kaydetmektedir. Bu nedenle başvuranın iç hukuk yollarını tüketmiş olduğu varsayılabilir.   Sonuç olarak AİHM, Hükümetin ön itirazlarını reddetmekte olup, sözkonusu   şikayetlerin esastan incelenmesi gerektiği görüşündedir.   AİHM, daha önceki benzer davalarda da dile getirildiği üzere, tarafsızlıktan ve   bağımsızlıktan yoksun bir mahkemenin, hiçbir surette, yargı yetkisi altındaki kişilere adil ve   hakkaniyete uygun bir yargılama süreci temin edebileceğinin varsayılamayacağını hatırlatır.   Başvuranın, davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde görülmesi hakkının   ihlal edildiği tespiti ışığında, AİHM, savunma haklarının ihlal edildiğine ilişkin şikayetlerin   ayrıca incelenmesine gerek olmadığı kanaatine varmıştır (Bkz. diğerleri arasında, Çıraklar   adıgeçen, s. 3074, §§ 44-45).   II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA   AİHS’nin 41. maddesinde yer alan unsurlar.   A. Tazminat   Başvuran, Türkiye’de uygulanan asgari ücret tarifeleri üzerinden hesaplandığında   35.000.000.000 eski Türk Lirası (TL) değerinde maddi zarara uğradığını iddia etmektedir.   100.000.000.000 TL tutarında manevi tazminat talep etmektedir.   Hükümet başvuranın talebinin fahiş tutarda olduğu ve haklı bir gerekçeye   dayanmadığı kanaatindedir.   İddia edilen maddi tazminata ilişkin olarak AİHM, AİHS’nin ihlal edilmemiş olması   halinde Devlet Güvenlik Mahkemesi’ndeki davanın sonucun ne olacağına dair spekülasyon   yapılamayacağını belirterek, başvurana bu yönde bir tazminat ödenmesine gerek olmadığına   karar vermiştir (Bkz, Findlay-Birleşik Krallık kararı, 25 Şubat 1997, Derleme 1997-I, s.284,   § 85).   Manevi tazminat konusunda ise AİHM, davaya ait koşullarda verilen ihlal kararının   adil tazmin için başlı başına yeterli olduğuna kanaat getirmiştir (Çıraklar, adıgeçen karar, §   49).   AİHM’ye göre, mevcut davada olduğu gibi, bir vatandaşın AİHS’nin gerektirdiği   bağımsızlık ve tarafsızlık koşulunu karşılamayan bir mahkeme tarafından mahkum edilmesi   halinde, tespit edilen ihlalin telafisi için en uygun yol, ilgili kişinin, kendi talebi üzerine   yeniden yargılanmasıdır (bkz., Öcalan-Türkiye, [GC], no: 46221/99, § 210 in fine CEDH   2005-…).   B. Masraf ve harcamalar   Başvuran aynı zamanda, AİHM’de ve ulusal mahkemelerde yaptığı masraf ve   harcamalar için 7.490 Euro talep etmektedir. Başvuran İstanbul Barosu’nun avukat ücret   tarifesini ileri sürmektedir.   Hükümet bu iddialara karşı çıktığı gibi, dayanak olarak sunulan tarifelere de itiraz   etmektedir.   Mahkemenin bu konudaki içtihadı ve mevcut unsurlar ve huzurunda gerçekleşen   yargılama doğrultusunda, AİHM, başvurana 1.500 (bin beş yüz) Euro ödenmesinin makul   olduğuna kanaat getirmiştir.   C. Gecikme faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz   oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OY BİRLİĞYLE;   1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun   olması nedeniyle AİHS’nin 6§1. maddesinin ihlal edildiğine;   3. AİHS’nin 6. maddesi uyarınca yapılan diğer şikayetlerin incelenmesine gerek   olmadığına;   4. Mevcut kararın kendisinin manevi zararın adil tazmini için yeterli olduğuna;   5. a) AİHS’nin 44§2. maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay   içinde ve miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı   Devlet tarafından başvurana, masraf ve harcamalar için 1.500 (bin beş yüz) Euro   ödenmesine;   b) Bu tutarların ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na   çevrileceğine ve sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına   kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan   faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faizi ödenmesine;   6. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;   karar vermiştir.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77§§2 ve 3.   maddesine uygun olarak 25 Ekim 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło