58459/00;62224/00

WyrokETPCz2006-06-27ECLI:CE:ECHR:2006:0627JUD005845900

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skazanie skarżących za wypowiedzi wygłoszone na walnym zgromadzeniu stowarzyszenia oraz brak doręczenia im opinii prokuratora generalnego Sądu Najwyższego naruszyły ich prawo do wolności wyrażania opinii (art. 10 Konwencji) i prawo do rzetelnego procesu (art. 6 ust. 1 Konwencji)?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że ingerencja w wolność wyrażania opinii skarżących, choć przewidziana prawem i mająca uzasadniony cel, nie była „konieczna w społeczeństwie demokratycznym”, ponieważ krajowe sądy nie uzasadniły wystarczająco, dlaczego wypowiedzi, analizowane w kontekście, nawoływały do przemocy lub nienawiści. Dodatkowo, skarżący zostali pociągnięci do odpowiedzialności jako zarządcy, podczas gdy faktyczni autorzy wypowiedzi zostali uniewinnieni, a nałożona kara była nieproporcjonalna. W odniesieniu do art. 6 ust. 1, Trybunał podtrzymał swoje wcześniejsze orzecznictwo, stwierdzając, że brak doręczenia opinii prokuratora generalnego Sądu Najwyższego i niemożność ustosunkowania się do niej narusza zasadę równości broni i prawo do rzetelnego procesu.
Stan faktyczny
Skarżący Selman Yeşilgöz i Ali Firik, prezes i członek zarządu stowarzyszenia kulturalnego w Stambule, zostali skazani na rok więzienia i grzywnę za wypowiedzi wygłoszone na walnym zgromadzeniu w 1996 roku. Sąd krajowy uznał, że wypowiedzi te krytykowały politykę państwa wobec Kurdów i były niezgodne z ustawą o stowarzyszeniach, orzekając również o zamknięciu stowarzyszenia i zakazie działalności dla skarżących. Sąd Najwyższy oddalił apelację skarżących, ale uniewinnił innych oskarżonych, a skarżący zostali ostatecznie zwolnieni z więzienia na mocy ustawy o warunkowym zwolnieniu.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie stwierdza naruszenie art. 10 Konwencji. Trybunał jednogłośnie stwierdza naruszenie art. 6 § 1 Konwencji z powodu braku doręczenia opinii prokuratora generalnego Sądu Najwyższego. Trybunał zasądza na rzecz Selmana Yeşilgöza 7.500 EUR i na rzecz Ali Firika 6.500 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową. Trybunał zasądza na rzecz skarżących łącznie 2.000 EUR na pokrycie kosztów i wydatków. Oddala pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĠ   AVRUPA ĠNSAN HAKLARI MAHKEMESĠ   YEŞİLGÖZ VE FİRİK - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no: 58459/00 ve 62224/00)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Haziran 2006   İşbu karar AİHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup   şekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.   ____________________________________________________________________________________________   © T.C. DıĢiĢleri Bakanlığı, 2006. Bu gayriresmi çeviri, Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları   Genel Müdür Yardımcılığı (AKGY) tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı, AKGY’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (58459/00 ve 62224/00) başvuru no’lu davanın nedeni,   bu ülkenin yedi vatandaşı Selman Yeşilgöz (no: 58459/00) ve Ali Firik, Hüseyin Ayrılmaz,   Hasan San, Cemal Taş, Fakir Yeşil ve Mustafa Yerlitaş’ın (no: 62224/00) (başvuranlar) 14   Haziran 2000 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca   Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) yapmış olduğu başvurudur.   Başvuranlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde İstanbul Barosu avukatlarından Ö.   Kılıç tarafından temsil edilmektedirler.   OLAYLAR   Başvuranlar Selman Yeşilgöz ve Ali Firik sırasıyla 1962 ve 1970 doğumlu olup, İstanbul’da   ikamet etmektedir.   Selman Yeşilgöz (S.Y.) merkezi İstanbul’da bulunan Tunceli Kültür ve Dayanışma   Derneği’nin başkanı, Ali Firik (A.F.) derneğin yönetim kurulu üyesidir.   Kasım 1996 tarihinde Derneğin genel kurulu toplanmıştır.   Kasım 1996’da bu toplantıyı gözlemlemekle sorumlu polisler bir rapor hazırlamış ve   derneğin yönetim bürosuna iletmişlerdir. Bu rapora göre aralarında derneğin üyesi Hıdır   Ateş’in (H.A) ve iki başvuranın da yer aldığı beş kişi söz almıştır.   Bu konuşmadan bölümlere yer verilmiştir.   Aralık 1996 tarihinde Fatih Cumhuriyet Başsavcısı tarafından dinlenen başvuranlar bu   toplantı sırasında hiçbir suç unsurunu teşkil etmeyen uluslararası olduğu kadar ulusal   gelişmeler hakkında görüşlerini dile getirmekle yetindiklerini ifade etmişlerdir.   Cumhuriyet Başsavcısı 26 Aralık 1996 tarihinde 17 Kasım 1996 tarihinde söz alan beş kişi   hakkında hazırlamış olduğu iddianameyi sunmuştur. Savcı, bu kişiler tarafından yapılan   konuşmaların etnik, kültürel, sosyal ve dini azınlık Devleti’nin varlığı üzerine olduğunu ve   özü itibariyle 2908 sayılı Dernekler Kanunu’nun 5 § 6. ve 76. maddelerinde yer alan   yönergelere aykırı olarak Devletin Kürt halkına yönelik sürdürdüğü asimilasyon politikasını   eleştirdiğini ifade etmiştir.   Fatih Asliye Ceza Mahkemesi, 2908 sayılı Kanun’a dayalı olarak 18 Kasım 1998 tarihinde   verilen kararla başvuranların da aralarında bulunduğu bazı sanıkları bir yıl hapis ve 1.890.000   TL. para cezasına çarptırmıştır. Mahkeme siyasi çağrı içeren ve insanları siyasi mücadeleye   davet eden beyanların derneğin statüsünde belirtilen sosyal hedefiyle bağdaşmadığı sonucuna   varmıştır. Mahkeme ayrıca yönetim kurulu üyesi sanıkların yasak eylemlerden cezai olarak   sorumlu oldukları kanaatine varmıştır. Mahkeme, başvuranların ertelemeden yararlandıkları   durumda yeniden yasayı ihlal edecekleri güvencesinin bulunmadığına kanaat getirerek   başvuranlar dışındaki sanıkların tümünün cezalarını ertelemiştir.   Fatih Asliye Mahkemesi toplantı sırasında beş kişi tarafından yapılan beyanların 2908 sayılı   Kanun’un hükümleri göz önüne alındığında kanun dışı niteliğinin bulunduğu sonucuna   varmıştır.   Mahkeme aynı kararla aralarında suç unsurunu oluşturan bazı beyanlarda bulunan Hıdır Ateş   ile birlikte diğer sanıkların tahliye edilmesine karar vermiştir.   Asliye Ceza Mahkemesi ayrıca derneğin kapatılması kararı almış, 2908 sayılı Kanun’un 4 § 2   d) maddesi gereğince başvuranlara de facto fiilen beş yıl boyunca dernek kurma veya derneğe   üye olma yasağı getirmiştir.   Aralarında başvuranların da yer aldığı hükümlüler 14 Aralık 1998 tarihinde temyize gitmiştir.   Hükümlüler savunmalarında Asliye Ceza Mahkemesi’nin yasayı ve muhakeme usulü   kurallarını ihlal ettiğini öne sürerek ayrı bir oturum düzenlemesi talebinde bulunmuştur.   Yargıtay 14 Şubat 2000 tarihinde başvuranlara tebliğ edilmeyen tebliğnameyi dikkate alarak,   dava koşullarının oturumun düzenlenmesini gerekli kılmadığını belirtmiş ve başvuranların   itirazını reddetmiştir. Buna karşın Yargıtay diğer sanıkların taleplerini haklı bulmuş ve bu   sanıkların suçlarını açıkça ortaya koyacak hiçbir kanıt unsurunun yer almadığına kanaat   getirerek Asliye Ceza Mahkemesi’nin kararını bozmuştur.   Bu kararın ardından 10 Mart 2000 tarihinde dernek kapatılmıştır.   Yargıtay’ın kararı geri göndermesinin ardından 28 Nisan 2000 tarihinde Asliye Ceza   Mahkemesi kendilerine yöneltilen olaylar hakkında kanıt yetersizliğinden başvuranlar   dışındaki sanıkların beraat etmesine karar vermiştir.   Birinci başvuran 18 Aralık 2000 tarihinde cezasını çekmek üzere tutuklanarak ceza evine   konulmuştur. Şartlı tahliye, davanın ertelenmesi ve 23 Nisan 1999 tarihinden önce işlenen   suçların cezasının infazına ilişkin yürürlüğe giren 4616 sayılı Kanun’un ardından başvuranın   cezası 25 Aralık 2000 tarihinde ertelenmiş ve başvuran serbest bırakılmıştır.   İkinci başvuran 4 Ocak 2001 tarihinde bu Kanun’dan yararlanmış ve cezası Asliye Ceza   Mahkemesi tarafından ertelenmiştir.   HUKUK AÇISINDAN   I. AĠHS’NĠN 10. MADDESĠ’NĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA   Başvuranlar sözkonusu beyanın AİHS ile tanımlanan ifade özgürlüğü kapsamı dışına   çıkmadığını ileri sürmektedir. Başvuranlar bu bağlamda, AİHS’nin 10. maddesine atıfta   bulunmaktadırlar.   Başvuranlar, sınırlı sayıda insanın önünde derneğin genel kurulunda yapmış oldukları   konuşma nedeniyle mahkum olduklarının altını çizerek, konuşmacıların görüşlerini dile   getirdiklerini ve ülke ve bölge sorunlarına ilişkin eleştiriler getirdiklerini öne sürmektedir.   Başvuranlara göre yapılan konuşmalar kendi bütünlüğü içinde değerlendirilmelidir.   Başvuranlar 2908 sayılı Kanun’a dayanarak mahkumiyet kararının derneğin feshedilmesini   amaçladığını, zira mahkumiyetin gerek TCK’da yer alan hükümlere, gerekse 3713 sayılı   Terörle Mücadele Kanunu’na dayandığını iddia etmektedirler.   Hükümet, başvuranların Asliye Ceza Mahkemesi tarafından bahse konu derneğin genel   kurulunda verilen beyanlar nedeniyle mahkum edildiklerini savunarak, yapılan müdahalenin   Anayasa ve 2908 sayılı Kanun’un 5. ve 37. maddeleri ile öngörüldüğünü eklemektedir.   AİHM, sözkonusu mahkumiyetin 10 § 1. madde ile güvence altına alınan başvuranların ifade   özgürlüğüne bir müdahaleyi oluşturduğu hususunda taraflar arasında bir ihtilafa yer   verilmediğini not etmektedir. Sözkonusu müdahalenin 10 § 2. madde gereğince yasa ile   öngörüldüğüne ve toprak bütünlüğünün korunması gibi meşru bir amacı izlediğine karşı   çıkılmamaktadır (Bkz. Yağmurdereli-Türkiye kararı, no: 29590/96, 4 Haziran 2002). AİHM,   bu hususu dikkate almaktadır, bununla birlikte, sözü edilen müdahalenin «demokratik bir   toplum için gereklilik» oluşturup oluşturmadığının bilinmesi gerekir.   Sözü edilen konuşma, kendilerinin de aslen dernek üyesi olduğu yetkili mercilerin Tunceli   bölgesinin sorunlarına değin sürdürdükleri siyasetin eleştirisine dayanmaktadır.   AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin politik bir çağrı yapan ve insanları siyasi   mücadeleye çağıran konuşmaların içeriğinin derneğin statüsünde tanımlanan sosyal amaç ile   bağdaşmadığını kaydettiğini hatırlatmaktadır. DGM ayrıca, beş kişi tarafından genel kurulda   yapılan bu konuşmaların 2908 sayılı Kanun hükümleri uyarınca yasaya aykırı olduğuna itibar   etmiş, konuşmadan bazı bölümlere yer vermiştir.   AİHM, iç hukuk mahkemelerinin vermiş oldukları kararlardaki gerekçeleri incelemiş ve   bunların başvuranların ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleyi meşru kılmaya yetmediğine   itibar etmiştir (Bkz. mutatis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4) kararı, no: 24762/94, 8 Temmuz   1999). Kuşkusuz, «Dersim’de Devlet yok. Savaş hukukunu kabul ederse Devlet, Dersimli de   ona göre hareket eder», «kontrgerilla Devletin içinde, polis, mafya ve Devlet iç içe» veya   «mücadeleyi daha boyutlu hale getirmeliyiz» gibi konuşmacılar tarafından aktarılan ifadeler   belirli bir şiddet öğesi ile örtüşmektedir.   AİHM, konuşmalarda geçen «mücadele» kelimesinin silahlı mücadele anlamında   kullanılmadığı tespitini yapmaktadır. Konuşma bağlamı incelendiğinde, daha ziyade bölge   sorunlarına çözüm bulmak amacıyla girişilecek faaliyetler bütününe göndermede   bulunulmaktadır. Konuşmaların tamamı dikkate alındığında, derneğin genel kurulunda dile   getirilen görüşlerin şiddet kullanımını, husumeti veya vatandaşlar arasında kini teşvik ettiği   söylenemez. Kanlı bir intikama çağrı yapılmamakta; kin ve şiddet hedeflenmemektedir (Bkz.   Abdullah Aydın-Türkiye (no:2), no: 63739/00, 10 Kasım 2005, ve a contrario, Sürek-Türkiye   (no:1) kararı, no: 26682/95 ve Gerger-Türkiye kararı no: 24919/94, 8 Temmuz 1999).   Diğer birçok davadan farklı olarak Yeşilgöz ve Firik’in yapmış oldukları konuşmalar   nedeniyle mahkum edilmemişler, failleri bile olmadıkları, fakat kültür derneğinin yöneticileri   sıfatıyla sorumlu tutulmuşlardır. Bu bağlamda, sözkonusu konuşmanın faillerinin   başvuranlarla birlikte sürdürülen soruşturma sonunda serbest bırakıldığını, haklarında hiçbir   kovuşturmanın başlatılmadığını hatırlatmak önemlidir. AİHM nezdinde dikkate alınacak   husus başvuranların ilgili yargı sürecinin konusunu teşkil etmeleridir (Bkz. mutatis mutandis,   Öztürk-Türkiye kararı, no: 22479/93).   Öte yandan, AİHM daha önce de benzer sorunların dile getirildiğini ve bunların AİHS’nin 10.   maddesinin ihlal tespiti ile sonuçlandığını hatırlatmaktadır (Bkz. özellikle Abdullah Aydın-   Türkiye kararı, no: 42435/98, 9 Mart 2004). AİHM, terörle mücadeleye bağlı özel zorlukları   dikkate almakla birlikte mevcut başvuruyu mahkemenin yerleşik içtihadı ışığında incelemiş   ve Hükümetin davanın farklı sonuçlandırılmasına neden olacak hiçbir tespiti ve delili   sunmadığına itibar etmiştir. AİHM, (Bkz. İbrahim Aksoy kararı, Incal-Türkiye kararı, 9   Haziran 1998).   AİHM, yapılan müdahalenin orantılılığı sözkonusu olduğunda dikkate alınacak hususlardan   birinin de verilen cezanın ağırlığı olduğunu hatırlatmaktadır.   Mevcut durumda, başvuranların mahkumiyeti öngörülen amaçlarla orantılı bulunmamakta ve   «demokratik bir toplum için zorunluluk» teşkil etmemektedir. O halde AİHS’nin 10. maddesi   ihlal edilmiştir.   II. AĠHS’NĠN 6 § 1. MADDESĠ’NĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA   Başvuranlar Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın tebliğnamesinin kendilerine tebliğ   edilmemesi doğrultusunda hakkaniyete uygun olarak bir dava hakkından yoksun   kaldıklarından şikayetçi olmaktadırlar. Başvuranlar bu tebliğnamenin tebliğ edilmemesi ile   AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedirler.   AİHM, başvuranlar tarafından öne sürülen benzer şikayetin daha önce de incelendiğini ve   Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın görüşünün tebliğ edilmediğinden ve muhakeme   bakımından bu görüşlere yazılı olarak karşılık vermenin olanaksız olmasından AİHS’nin 6 §   1. maddesinin ihlali ile sonuçlandığını belirtmektedir.   AİHM, yapılan başvuruyu incelemiş ve Hükümetin davanın seyrini farklı sonlandıracak hiçbir   tespiti ve delili sunmadığına itibar etmiştir.   Bu nedenle AİHS’nin 6 § 1. maddesi bu bakımdan ihlal edilmiştir.   III. AĠHS’NĠN 41. MADDESĠ’NĠN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Başvuranların her biri 7.500 Euro maddi zarara uğradıklarını iddia etmektedir. Ayrıca manevi   zararın tazmini olarak Yeşilgöz 10.000 Euro, Firik 7.500 Euro talep etmektedir.   Hükümet bu miktarlara karşı çıkmıştır.   AİHM, ihlal tespiti ile iddia edilen maddi zarar arasında hiçbir illiyet bağı bulunmadığından   bu talebi reddetmiş, buna karşın manevi tazminat olarak Yeşilgöz’e 7.500 Euro ve Firik’e   6.500 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.   B. Masraf ve Harcamalar   Başvuranlar iç hukukta ve AİHM önünde yapmış oldukları yargı giderleri için 6.420 Euro   talep etmektedir.   Hükümet bu miktara karşı çıkmıştır.   Mahkemenin bu yöndeki yerleşik içtihadı dikkate alındığında AİHM, tüm yargı giderleri için   başvuranlara birlikte 2.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.   C. Gecikme Faizi   Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı   faiz oranına üç puanlık bir artış eklenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĠHM, OYBĠRLĠĞĠYLE,   1. AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;   2. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın tebliğnamesinin başvuranlara tebliğ edilmemesi   nedeniyle AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;   3. a) AİHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek suretiyle Savunmacı   Hükümetin;   i. manevi tazminat olarak, Selman Yeşilgöz’e 7.500 (yedi bin beş yüz) Euro ve Ali   Firik’e 6.500 (altı bin beş yüz) Euro ödemesine;   ii. masraf ve harcamalar için başvuranlara toplam 2.000 (iki bin) Euro ödemesine;   iii. yukarı belirtilen miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;   4. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMĠġTĠR.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3. maddesine   uygun olarak 27 Haziran 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 15.07.2026. · Źródło