58650/00

WyrokETPCz2006-10-19ECLI:CE:ECHR:2006:1019JUD005865000

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy pozbawienie skarżących własności gruntu bez wypłaty odpowiedniego odszkodowania, na podstawie przepisów krajowych uznanych później za niekonstytucyjne, stanowiło naruszenie prawa do poszanowania mienia z art. 1 Protokołu nr 1 do Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że decyzja sądów krajowych o przeniesieniu własności gruntu na Skarb Państwa, oparta na art. 38 ustawy nr 2942, stanowiła pozbawienie własności. Chociaż pozbawienie to było zgodne z prawem krajowym w momencie jego zastosowania, Trybunał zauważył, że turecki Sąd Konstytucyjny później uchylił art. 38, uznając go za niekonstytucyjny ze względu na arbitralne ograniczenie prawa własności i prawa do odszkodowania. Trybunał zgodził się z argumentacją Sądu Konstytucyjnego, podkreślając, że brak automatycznego odszkodowania i przedawnienie roszczeń od daty faktycznego zajęcia gruntu pozwoliły administracji na czerpanie korzyści z sytuacji. W konsekwencji, brak odpowiedniego odszkodowania za pozbawienie własności doprowadził do nieproporcjonalnej ingerencji, naruszając sprawiedliwą równowagę między interesem publicznym a ochroną praw jednostki.
Stan faktyczny
Skarżący są spadkobiercami Mustafy Çökmeza, właściciela gruntu w Ankarze. W 1942 roku Ministerstwo Obrony Narodowej zaczęło używać tej ziemi do celów wojskowych. Skarżący nadal płacili podatki do 1998 roku, kiedy to własność gruntu została przeniesiona na Skarb Państwa. W 1991 roku skarżący złożyli pozew o odszkodowanie za bezprawne zajęcie gruntu, który początkowo został uwzględniony, ale później oddalony przez sądy krajowe jako przedawniony na podstawie art. 38 ustawy nr 2942. Decyzja o przeniesieniu własności na Skarb Państwa została podtrzymana przez Sąd Kasacyjny w 1999 roku.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Oddala wstępny zarzut Rządu. 2. Stwierdza naruszenie art. 1 Protokołu nr 1 do Konwencji. 3. Zasądza na rzecz skarżących 373 000 euro tytułem szkody majątkowej oraz 4 000 euro tytułem kosztów i wydatków, powiększone o odsetki za zwłokę. 4. Oddala pozostałą część roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYİ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ÜÇÜNCÜ DAĐRE   BÖREKÇĐOĞULLARI (ÇÖKMEZ) VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE   (Baꢀvuru no. 58650/00)   KARAR   STRAZBURG   Ekim 2006   Bu karar AĐHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen ꢀartlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak,   üzerinde ꢀekle iliꢀkin değiꢀiklik yapılabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Dava, Suna Börekçi oğulları (Çökmez), Nazmiye Hançerli, Ahmet Göksenin Hançerli,   Ayꢀe Göknil Hançerli, ꢁeref Hakan Hançerli ve Serpil Tetik (“baꢀvuranlar”) isimli altı Türk   vatandaꢀının, 25 Ocak 2000 tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Hürriyetlerin Korunması   Sözleꢀmesi’nin (“Sözleꢀme”) 34. maddesine dayanarak Türkiye Cumhuriyeti aleyhine   AĐHM’ye yaptığı baꢀvurudan (no. 58650/00) kaynaklanmaktadır.   OLAYLAR   I.DAVA OLAYLARI   Baꢀvuranlar sırasıyla 1935, 1957, 1980, 1983, 1967 ve 1958 doğumlu olup Ankara’da   ikamet etmektedirler. Dava olayları, taraflarca sunulduğu ꢀekliyle ꢀöyle özetlenebilir.   Baꢀvuranlar, Ankara’da 321.76 m2’lik bir arsası olan Mustafa Çökmez’in mirasçılarıdır.   1942’de Milli Savunma Bakanlığı bu arsayı kullanmaya baꢀlamıꢀ ve askeri bir üs kurmuꢀtur.   Baꢀvuranlara göre, araziyi ꢀuyulandırma iꢀlemlerine kadar, idare, baꢀvuranların   taꢀınmazlarının kontrolünü üzerine almamıꢀtır. Baꢀvuranlar, üzerlerine olan arsa tapularının   Devlete devredildiği 23 Aralık 1998 tarihine kadar her yıl vergi ödemeye devam etmiꢀtir.   ve 1989 yılları arasında, yerel makamlar araziyi ꢀuyulandırma iꢀlemlerini yürütmüꢀ ve   yerel planları gözden geçirmiꢀtir. 1990’da Mustafa Çökmez öldüğünde, baꢀvuranlar bu arsayı   miras olarak almıꢀlar ve arsa bu kiꢀiler adına kayda geçmiꢀtir. 18 Nisan 1990 tarihinde,   Bakanlık talebi üzerine, tapu kaydında idarenin sözkonusu arsanın kamulaꢀtırılmasını   değerlendirdiği not edilmiꢀtir. 24 Nisan 1990 tarihinde, baꢀvuranlara bu not bildirilmiꢀtir. 21   Ağustos 1990 tarihinde, bir bilirkiꢀi komitesi arsanın değer takdirini yapmıꢀtır. Ardından   idare, arsanın kamulaꢀtırılmasından vazgeçmiꢀtir. 22 Mart 1991 tarihinde, baꢀvuranlar,   Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi’nde Milli Savunma Bakanlığı’na tazminat davası açmıꢀtır.   Baꢀvuranlar, kamulaꢀtırma iꢀlemlerini yapmadığı ya da müdahaleden kaynaklanan zarar için   kendilerine tazminat ödemediği için Milli Savunma Bakanlığı’nın kanundıꢀı bir biçimde arsa   üzerinde fiili tasarrufa sahip olduğunu belirtmiꢀlerdir. Milli Savunma Bakanlığı, iddiaları   reddetmiꢀ ve 1942’den beri arsa üzerinde fiili tasarrufa sahip olduklarını ileri sürmüꢀtür. Bu   nedenle, Milli Savunma Bakanlığı, baꢀvuranların açtığı tazminat davasının zaman aꢀımına   uğramıꢀ olması nedeniyle reddedilmesi gerektiğini iddia etmiꢀtir. Mahkeme, Bakanlığın,   arsanın fiili tasarrufuna baꢀladığı tarihi belirlemek için bir bilirkiꢀi raporu düzenlenmesi   talimatını vermiꢀtir. 3 Haziran 1991 tarihli bilirkiꢀi raporuna göre, baꢀvuranlara ait arsanın   1981’de araziyi ꢀuyulandırma iꢀlemlerine tabi tutulduğu ve Milli Savunma Bakanlığı’nın 21   Ocak 1981’de araziyi askeri amaçlar için kullanmaya baꢀladığı saptanmıꢀtır. Baꢀvuranın   arsasının bir metrekaresinin değerinin 4.500.000 TL olduğu sonucuna varılmıꢀtır. 9 Temmuz   1991’de ilk derece mahkemesi, bilirkiꢀi raporuna dayanarak, Milli Savunma Bakanlığı’nın 21   Ocak 1981’den beri arsa üzerinde fiili tasarrufa sahip olduğuna ve bu nedenle baꢀvuranların   arsalarının kanun dıꢀı bir biçimde kullanılması nedeniyle tazminat almasına karar vermiꢀtir.   Baꢀvuranlara 1.447.920.000 TL tazminat ödenmesine karar vermiꢀtir. Milli Savunma   Bakanlığı temyize gitmiꢀtir. 21 Nisan 1992’de Yargıtay, dava olaylarının uygun ꢀekilde   saptanmaması nedeniyle ilk derece mahkemesinin kararını iptal etmiꢀtir. Dava dosyası   ayrıntılı biçimde incelenmek üzere ilk derece mahkemesine geri gönderilmiꢀtir. Belirli   olmayan bir tarihte, ilk derece mahkemesi Milli Savunma Bakanlığı adına ꢀahitleri dinlemiꢀ   ve bu ꢀahıslar tarafından sunulan ve arsanın fiili tasarrufunun alındığı tarihi 1942 olarak   gösteren yeni bilirkiꢀi raporlarını incelemiꢀtir. 25 Nisan 1996’da, yeni bilirkiꢀi raporlarına ve   Milli Savunma Bakanlığı tarafından verilen ifadeye dayanarak, mahkeme Milli Savunma   Bakanlığı’nın 1942’den bu yana arsa üzerinde fiili tasarruf sahibi olduğuna karar vermiꢀtir.   Dolayısıyla, mahkeme 2942 sayılı Kanun’un 38. maddesi uyarınca, yasal sürenin dıꢀında   açıldığı için davayı reddetmiꢀtir. Baꢀvuranların temyiz ve karar düzeltme istekleri sırasıyla 26   Kasım 1996 ve 19 Mart 1997’de reddedilmiꢀtir. 24 Haziran 1997’de Milli Savunma   Bakanlığı, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açmıꢀ ve tapu senedinin Hazine’ye   devredilmesini talep etmiꢀtir. 23 Aralık 1998 tarihinde, konuyla ilgili 25 Nisan 1996 tarihli   önceki kararı ıꢀığında, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi, Savunma Bakanlığı’nın talebini   kabul etmiꢀ ve arsanın Hazine lehine tapuda kaydedilmesi talimatını vermiꢀtir. Baꢀvuranların,   sayılı Kanun’un 38. maddesinde yer alan yasal zaman sınırının aꢀılmasının ardından,   sözkonusu arsa üzerinde mülkiyet hakkının kalmadığını tekrarlamıꢀtır. 8 Mart 1999’da   Yargıtay bu kararı onamıꢀtır. Baꢀvuranların düzeltme talebi, 18 Haziran 1999’da tekrar   reddedilmiꢀtir. Bu karar, baꢀvuranlara 2 Ağustos 1999’da iletilmiꢀtir. 10 Nisan 2003 tarihinde,   Anayasa Mahkemesi, 2942 sayılı Kanun’un 38. maddesini yürürlükten kaldırmıꢀtır.   HUKUK   I.HÜKÜMET’ĐN ĐLK ĐTĐRAZI   Önceki itirazını tekrarlayarak, Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmemesi ve altı ay   kuralına uyulmaması nedeniyle baꢀvurunun reddedilmesi gerektiğini belirtmiꢀtir.   AĐHM, kabuledilebilirlik kararında bu itirazları halihazırda reddettiğinden, tekrar   değerlendirmeye almanın gerekli olmadığını not eder. Bu bağlamda önceki kararını teyit eder.   II.1. NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuranlar, arsalarının devler makamları tarafından tazminat ödenmeksizin de facto   iꢀgalinin, mülkiyet haklarına orantısız müdahale teꢀkil ettiğini ve bunun, 1 no.lu Protokol’un   1. maddesini ihlal ettiğini ileri sürerek ꢀikayetçi olmuꢀlardır. Sözkonusu maddeye göre:   “Her gerçek ve tüzel kiꢀinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı   vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koꢀullara ve   uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.   Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını   düzenlemek veya vergilerin ya da baꢀka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak   için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”   Baꢀvuranlar, Savunma Bakanlığı’nın, arsaları üzerinde 1942 yılına kadar fiili   tasarrufunun olmadığını ifade etmiꢀtir. Askeri faaliyetlerin, kendi arsaları üzerinde değil,   komꢀu arsalarda gerçekleꢀtiğini belirtmiꢀtir. Ancak araziyi ꢀuyulandırma iꢀlemlerinden sonra   Bakanlık, arsanın mülkiyetini üzerine almıꢀtır. Dolayısıyla, 2942 sayılı Kanun’un 38.   maddesinde yer alan yasal zaman sınırının geçmediğini ileri sürmüꢀlerdir.   Hükümet, baꢀvuranların iddialarına itiraz etmiꢀ ve Bakanlığın sözkonusu arsayı   1942’den bu yana kullandığını ve dolayısıyla zaman sınırının geçtiğini belirtmiꢀtir.   I.Genel ilkeler   AĐHM, 1. no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ilk ve en önemli ꢀartının, bir kamu mercii   tarafından mülkiyet hakkından faydalanmaya yapılan herhangi bir müdahalenin kanuni olması   gerektiğini hatırlatır: birinci fıkranın ikinci cümlesi, yalnızca “kanunla öngörülen ꢀartlara   tabi” olan mülkiyetten mahrum bırakılması yetkisini verir; ikinci fıkra ise Devletlerin   “kanunları” icra ederek mülkiyet kullanımını kontrol etme hakkına sahip olduğunu kabul eder   (Iatridis – Yunanistan [BD], no. 31107/96).   Bu bağlamda, AĐHM, bir kimseyi mallarından mahrum bırakan bir tedbirin, gerek   olgusal anlamda gerekse prensipte, “kamu yararına” olan meꢀru bir amaca yönelik olması ile   birlikte, uygulanan yöntemle gerçekleꢀtirilmesi hedeflenen amaç arasında orantısal bir makul   iliꢀki bulunması gerekliliğini hatırlatır (Sporrong ve Lönnroth – Đsveç, 23 Eylül 1982).   ꢁart koꢀulan denge, sözkonusu kiꢀi ꢀayet “kiꢀisel ve aꢀırı bir külfete” katlanmak   zorunda kalmıꢀ ise, elde edilemeyecektir.   AĐHM, ayrıca, Sözleꢀmeci Devletlerin yasal sistemleri içinde, mülkiyetin, tazminat   ödemeksizin kamu yararına alınmasının, ancak buradaki amaçlarla ilgili olmayan istisnai   koꢀullarda meꢀru görüldüğünü gözlemler. 1. no’lu Protokol’ün 1. maddesi dikkate   alındığında, bu maddenin sağladığı mülkiyet hakkının korunması, eꢀdeğer herhangi bir ilkenin   yokluğunda büyük oranda yüzeysel ve etkisiz olacaktır (Lithgow ve Diğerleri, Đngiltere, 8   Temmuz 1986).   AĐHM, değeriyle makul oranda bir meblağ ödemeksizin mülkiyetin alınmasının,   normal ꢀartlarda, 1. no’lu Protokol’ün 1. maddesi çerçevesinde meꢀru görülemeyecek   orantısız bir müdahale teꢀkil edeceğini tekrarlar. Ancak, 1. madde, bütün hallerde tam   tazminat alma hakkını teminat altına almaz, zira ekonomik reform tedbirleri ya da daha fazla   sosyal adalete eriꢀmek için düzenlenmiꢀ olan tedbirlerde hedeflenen türden meꢀru “kamu   yararı” amaçları, tam piyasa değerinin geri ödenmesinden daha azını gerektirebilir (James ve   Diğerleri – Đngiltere, 21 ꢁubat 1986).   2.Bu davaya iliꢀkin uygulama   Đlk olarak, AĐHM, Savunma Bakanlığı’nın aslen hangi tarihte baꢀvuranların arsasının   fiili tasarrufunu üzerine aldığı hususunda taraflar arasında uyuꢀmayan görüꢀler olduğunu not   eder. AĐHM, bu husus hakkında bir karar vermenin gerekli olmadığı kanısındadır. Đhtilaf   konusu arsanın Mustafa Çökmez adına kayıtlı olduğunu ve sonradan 1999’a kadar aralıksız   olarak baꢀvuranlar adına kayıtlı olduğunu gözlemler. Tapu, Ankara Asliye Hukuk   Mahkemesi’nin 23 Aralık 1998 tarihli kararıyla Hazine’ye devredilmiꢀ ve bu karar 8 Mart   tarihinde Yargıtay tarafından onanmıꢀtır. Dolayısıyla, yerel mahkemelerin kararı açıkça,   1. no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ikinci fıkrası bağlamında baꢀvuranların mülklerinden   yoksun bırakılması sonucunu ortaya koymuꢀtur (bkz. Brumarescu – Romanya [BD], no.   28342/95).   Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi’nin arsanın Hazine adına kaydedilmesine dair   kararı, kanunla öngörülmüꢀ idi zira, bu 4 Kasım 1983 tarihinde yürürlüğe giren 2942 sayılı   Kanun’un 38. maddesine dayalı idi.   AĐHM, 2942 sayılı Kanun’un 38. maddesinin, Anayasa Mahkemesi’nin 10 Nisan 2003   tarihli kararı ile yürürlükten kaldırıldığını gözlemler. Anayasa Mahkemesi, bir kimsenin   mülkiyet hakkına, o kiꢀinin malının de facto iꢀgaline karꢀı dava açma hakkının düꢀtüğünü ileri   sürerek ve malın iꢀgalden yirmi yıl sonra yetkililere devredilmesi gerektiğini belirterek   sınırlama getirmenin Anayasa’ya aykırı olacağına hükmetmiꢀtir. Üstelik, AĐHM’nin   içtihadına atıfta bulunarak, Anayasa Mahkemesi, bireylerin keyfi olarak mülkiyet haklarının   ve tazminat haklarının ellerinden alınmasının hukukun üstünlüğü ilkesine aykırı olduğuna   hükmetmiꢀtir.   AĐHM, Anayasa Mahkemesi’nin kararını dikkate alır ve gerekçesini onaylar. Bununla   birlikte, AĐHM, Anayasa Mahkemesi’nin kararının, geriye yürüme etkisinin bulunmadığını ve   bu nedenle de baꢀvuranlara olası bir AĐHS ihlalinin sonuçlarını tazmin etmeye muktedir bir   prosedür sunmadığını not eder. Sonuç itibarıyla, konunun AĐHS’nin 37 § 1 (b) maddesi   bağlamında çözümlenmediği kanısındadır ( bkz. Pisano – Đtalya [BD], no. 36732/92).   Anayasa Mahkemesi’nin 10 Nisan 2003 tarihli kararındaki sonuçlara ek olarak,   AĐHM, 2942 sayılı Kanun’un 38. maddesinin mülkünden yoksun bırakılmasının tazmininin   otomatik olarak yetkililerce sağlanmadığını ve fakat arsa sahibi tarafından talep edilmesi   gerektiğini not eder. Bu, yetersiz koruma olarak ortaya çıkabilir (bkz. Carbonara ve Ventura   – Đtalya, no. 24638/94). Ayrıca, tazminat talep etmeye iliꢀkin zaman sınırının, de facto   iꢀgalden itibaren iꢀlemeye baꢀlaması, idarenin bu durumdan faydalanmasına izin vermektedir   (I.R.S. ve Diğerleri – Türkiye, no. 26338/95, 20 Temmuz 2004).   AĐHM, 2942 sayılı Kanun’un yerel makamlar tarafından bu davaya uygulanmasının,   baꢀvuranların tapularının iptaline iliꢀkin tazminat elde etme olasılıklarının ellerinden alınması   sonucunu ortaya koyduğu kanısındadır. Mallarının karꢀılığında yeterli bir tazminin   yokluğunda, sözkonusu müdahale, kanunla öngörülmüꢀ olmasına rağmen, toplumun genel   çıkarının gerektirdikleri ile bireyin temel haklarının korunmasının gerektirdikleri arasında adil   bir denge ortaya koymamıꢀtır.   AĐHM sonuç olarak, 1. no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna   varmıꢀtır.   III.AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili   Yüksek Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku, bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme,   gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A.Tazminat   Baꢀvuranlar, toplam 834.590 Euro maddi tazminat talep etmiꢀtir. Bu, baꢀvuranların   taꢀınmazlarının, yerel mahkemenin 9 Temmuz 1991 tarihli kararında kullandığı bilirkiꢀi   raporu temelinde hesaplanmıꢀ olan değeri, baꢀvuranların ödedikleri emlak vergisi ve veraset   ve intikal vergisi ile yıllık % 50 oranında olan 1991 – 2005 arasındaki faizi kapsamaktaydı.   Ayrıca, baꢀvuranlar 1.000.000 Euro manevi tazminat talep etmiꢀtir.   Hükümet, bu meblağlara itiraz etmiꢀ ve talep edilen tazminat ile iddia edilen AĐHS   ihlali arasında hiçbir sebep sonuç bağı bulunmadığını ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuranlarca talep   edilen maddi ve manevi tazminatların ülkenin sosyal ve ekonomik gerçekleriyle hiçbir ilgisi   olmadığını belirtmiꢀtir.   Nisan 2004 tarihli bir bilirkiꢀi raporuna göre, komꢀu arsanın bir metrekaresinin   değerinin 827.230.000 TL olarak belirlendiğini belirtmiꢀtir. Dolayısıyla, sözkonusu tarihteki   enflasyonu ve döviz kurunu dikkate alarak, görüꢀlerini sunmuꢀtur (1 Nisan 2005), sözkonusu   arsanın değerinin yaklaꢀık olarak 162.665 Euro olduğunu ifade etmiꢀtir.   AĐHM, tespit edilen ihlalin temelinde, taꢀınmazı almanın kendi özünde bulunan   kanunsuzluğundan ziyade, tazminat sağlanmaması olduğunda, tazminatın taꢀınmazın   kaçınılmaz olarak tam değerini yansıtması gerekli değildir (I.R.S. ve Diğerleri – Türkiye (adil   tazmin), no. 26338/95, 31 Mayıs 2005). Dolayısıyla, baꢀvuranların tazminat elde etmeye   iliꢀkin meꢀru beklentilerine cevap verebilecek bir toplam meblağ belirlemenin uygun olduğu   kanısındadır. Bir mahkeme tarafından tayin edilmiꢀ bilirkiꢀi tarafından yapılmıꢀ 3 Haziran   tarihli değer takdiri ve Ankara Asliye hukuk Mahkemesi’nin 9 Temmuz 1991 tarihli   kararı ıꢀığında, AĐHM, baꢀvuranlara 373.000 Euro maddi tazminat ödenmesine karar   vermiꢀtir.   Baꢀvuranların manevi tazminat taleplerine iliꢀkin olarak, AĐHM, bu dava ꢀartlarında,   bir ihlal tespitinin, yeterli tazmin teꢀkil ettiği kanısındadır.   B.Mahkeme masrafları   Baꢀvuranlar, mahkeme masrafları için 5.109 Euro talep etmiꢀtir.   Hükümet, baꢀvuranların iddialarına itiraz etmiꢀtir.   Konuyla ilgili elindeki bilgiler ve içtihadı ıꢀığında, AĐHM, baꢀvuranlara, tüm baꢀlıklar   altındaki masrafları kapsayacak olan toplam 4.000 Euro’nun ödenmesine karar vermiꢀtir.   C.Gecikme faizi   AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere   uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar   vermiꢀtir.   YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,   1.Hükümet’in ilk itirazının reddine;   2. AĐHS’nin 1 no’lu Protokol’ünün 1. maddesinin ihlal edildiğine;   3.(a)Sorumlu Devlet’in baꢀvuranlara, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinleꢀtiği   tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki kur üzerinden Türk Lirası’na çevrilerek,   373.000 Euro (üç yüz yetmiꢀ üç bin Euro) maddi tazminat, mahkeme masrafları için 4.000   Euro (dört bin Euro) ve uygulanabilecek her türlü vergiyi ödemesine;   (b) yukarıda anılan üç aylık sürenin aꢀılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için Avrupa   Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle   elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;   4.baꢀvuranların adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đngilizce hazırlanmıꢀ, Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 19   Ekim 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.   Vincent BERGER   Bostjan ZUPANCIC   Yazı Đꢀleri Müdürü   Baꢀkan   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło