58771/00

WyrokETPCz2007-05-03ECLI:CE:ECHR:2007:0503JUD005877100

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy rozbiórka nieruchomości skarżącego bez wypłaty odszkodowania, dokonana ze względów bezpieczeństwa publicznego, stanowiła naruszenie prawa do poszanowania mienia, gwarantowanego przez art. 1 Protokołu nr 1 do Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że interwencja w prawo własności, choć zgodna z prawem krajowym i służąca uzasadnionemu interesowi publicznemu (bezpieczeństwo publiczne), musi zachować sprawiedliwą równowagę między wymogami interesu ogólnego a ochroną praw jednostki. Stwierdzono, że brak odszkodowania za pozbawienie mienia stanowi zazwyczaj nieproporcjonalną ingerencję, która może być uzasadniona jedynie w wyjątkowych okolicznościach. Pomimo że skarżący wiedział o statusie obszaru jako strefy klęski żywiołowej, Trybunał uznał, że nie było zakazu zakupu ani zamieszkiwania w takich budynkach, a wcześniejsze przepisy dotyczące przesiedleń nie uzasadniały odmowy odszkodowania za samą rozbiórkę. W konsekwencji, brak odszkodowania nałożył na skarżącego nadmierne i indywidualne obciążenie, naruszając zasadę proporcjonalności.
Stan faktyczny
Skarżący, Selim Amato, urodzony w 1956 roku i mieszkający w Izmirze, zakupił dom w dzielnicy Konak w Izmirze 1 czerwca 1994 roku. Obszar ten został ogłoszony strefą klęski żywiołowej w 1962 roku po osunięciu się ziemi. W styczniu 1995 roku, po intensywnych opadach deszczu, władze, w celu zapobieżenia utracie życia, zdecydowały o rozbiórce jedenastu domów, w tym domu skarżącego, który był w ruinie i nie miał wartości historycznej ani architektonicznej. Dom skarżącego został zburzony 12 stycznia 1995 roku bez jego uprzedniego powiadomienia. Skarżący nigdy w nim nie mieszkał.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę za dopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 1 Protokołu nr 1 do Konwencji. 3. Stwierdził, że nie ma potrzeby odrębnego badania skargi na podstawie art. 6 § 1 Konwencji. 4. Orzekł, że samo stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające zadośćuczynienie za szkody niemajątkowe poniesione przez skarżącego. 5. Zobowiązał państwo pozwane do zapłaty skarżącemu, w terminie trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, kwot: 1 500 EUR tytułem szkody majątkowej oraz 1 000 EUR tytułem kosztów i wydatków, powiększonych o odsetki za zwłokę. 6. Oddalił pozostałą część roszczeń skarżącego o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   ÜÇÜNCÜ DAİRE   AMATO/TÜRKİYE   (Başvuru no. 58771/00)   KARAR   STRAZBURG   Mayıs 2007   Sözkonusu karar AİHS’nin 44§2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak ,şekle ilişkin   değişiklik yapılabilir.   __________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2011. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USULİ İŞLEMLER   Davanın nedeni Türk vatandaşı Selim Amato’nun (“başvuran”), 25 Ocak 2000’de   tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleşme’nin (“Sözleşme”)   34. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptığı   başvurudur (başvuru no. 58771/00).   OLAYLAR   I. DAVA OLAYLARI   Başvuran, 1956 doğumludur ve İzmir’de yaşamaktadır. 1 Haziran 1994 senesinde   İzmir’de Konak Semti’ne bağlı Asansör mevkiinde bir ev satın almıştır (no. 97, parsel no.   632/26). Tapu kayıtlarına göre, 30,000,000 Türk Lirası ödemiştir (yaklaşık 986 Dolar).   A. Dava olaylarının geçmişi   Temmuz 1962’deki toprak kaymasını müteakiben Bakanlar Kurulu, Asansör   mevkiini doğal afet bölgesi ilan etmiştir. Doğal afetten etkilenenleri tespit etmek için 28   Ağustos 1968’de Resmi Gazete’de bir yönetmelik yayınlanmıştır. Bu yönetmelik koşullarına   göre, doğal afet mağdurlarına, belirli bir süre içerisinde yeniden ev sahibi olmayı talep etmek   için yetkili makamlara başvurma fırsatı verilmiştir. 97 no.lu evin sahibi, herhangi bir   başvuruda bulunmamıştır.   B. Başvuranın evinin yıkılması   Başvuran hiçbir zaman 1 Haziran 1994’te almış olduğu evde yaşamamıştır. Hükümet   tarafından sunulan belgelere göre, ev harap olmuş durumdadır ve tarihi veya mimari değeri   yoktur.   Ocak 1995’te şiddetli bir yağmuru müteakiben 113 no.lu evin üzerine kayalar   düşmüştür. 11 Ocak 1995’te yetkili makamlar, olay mahallinde incelemede bulunarak bir   rapor hazırlamıştır. Raporda, Asansör mevkiinde başvuranın evinin de içerisinde bulunduğu   on bir evin, can kaybına mahal vermemek için yıkılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Sonuç   olarak, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Afet Işleri Genel Müdürlüğü’nün isteği üzerine İzmir   Valiliği, başvuranın evinin 7269 Sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyle Alınacak   Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun’un 13. maddesi uyarınca yıkılmasını   öngörmüştür. 12 Ocak 1995’te ev, başvurana bilgi verilmeden yıkılmıştır.   C. Tazminat davası   Nisan 1995’te başvuran, İzmir Valiliği aleyhinde İzmir İdare Mahkemesi’ne dava   açarak evinin kanuna aykırı şekilde yıkılması nedeniyle tazminat talebinde bulunmuştur.   Aralık 1996’da İzmir İdare Mahkemesi başvuranın davasını reddetmiştir.   Başvuran itiraz etmiştir. 26 Mayıs 1998’de Danıştay, İzmir İdare Mahkemesi’nin   kararını onamıştır.   Haziran 1999’da Danıştay, başvuranın kararın düzeltilmesine ilişkin talebini   reddetmiştir. Karar, 27 Temmuz 1999’da başvurana bildirilmiştir.   HUKUK   I. BAŞVURUNUN KABULEDİLEBİLİRLİĞİ   Hükümet, sözkonusu davada ön itirazda bulunmamıştır. Mahkeme, başvurunun   AİHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca temelden yoksun olduğunu belirtmektedir. Ayrıca,   kabuledilmez olduğu sonucuna varmak için gerekçe mevcut değildir. Bu nedenle başvurunun,   kabuledilebilir olduğu sonucuna varılmalıdır.   II. BAŞVURUNUN ESASLARI   A. AİHS’ye ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği iddiası   Başvuran, evinin yıkılmasının, mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini   isteme hakkının ihlal edilmesi anlamına geldiği hususunda şikayette bulunmuştur. Şikayetini,   AİHS’ye ek 1 No.lu Protokol’ün aşağıda kaydedilen 1. maddesine dayandırmıştır:   “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır.   Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun   genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.   Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek   veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli   gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”   Başvuran, evinin yıkılması nedeniyle yaşadığı kayıp için tazminat almadığını ileri   sürmüştür. Ayrıca, yıkılma emrinin kendisine bildirilmediğini belirtmiştir.   Hükümet, sözkonusu iddialara itiraz etmiştir. Öncelikle evin önceki sahiplerinin, 28   Ağustos 1968 tarihli yönetmelik uyarınca yeniden ev sahibi olmak için yetkili makamlara   başvurmadıklarını ileri sürmüştür. Bununla birlikte 1995 senesinde evi aldığı sırada   başvuranın evin, doğal afet alanı olarak kabul edilen bir yerde inşa edilmiş olduğunu bildiğini   ileri sürmüştür. Evin tapusundan, bölgede ev inşasına izin verilmediği anlaşılmaktadır. Yıkma   emri, 7269 Sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyle Alınacak Tedbirlerle Yapılacak   Yardımlara Dair Kanun uyarınca verilmiştir. Hükümet, 1971’de ev sahiplerine tahliye emri   gönderildiğini belirtmiştir. Harabe halinde bulunan ve hiçbir tarihi veya mimari değeri   bulunmayan bu boş ev, kamu güvenliği için tehdit arz etmektedir. Sonuç olarak Hükümet,   idari makamlar kanuna uygun hareket ettiği için başvuranın tazminat almaya hakkı olmadığı   sonucuna varmıştır.   AİHM, 1 No.lu Protokol’ün mülkiyetin korunması hakkını teminat altına alan 1.   maddesinin üç ayrı kuralı kapsadığını yinelemektedir: “ilk paragrafın ilk cümlesinde ortaya   konan ilk kural, genel niteliktedir ve mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini   isteme hakkını bildirmektedir; paragrafın ikinci cümlesinde ortaya konan ikinci kural, mal ve   mülkten mahrum edilmeye ilişkindir ve bunu belirli maddelere bağlamaktadır; ikinci   paragrafta ortaya konan üçüncü kural Sözleşmeci Devletler’in mülk kullanımını kamu   yararına uygun şekilde kontrol etmeye yetkili olduğunu ortaya koymaktadır ... Ancak   sözkonusu üç kural, birbirine bağlı olmamak anlamında ‘ayrı’ kurallar değillerdir. İkinci ve   üçüncü kurallar, mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkına   müdahale örneklerine ilişkindir ve bu nedenle ilk kuralda bildirilen genel ilke ışığında tertip   edilmelidir”.   Mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkına müdahale ile   kamu menfaati talepleri ve bireyin temel haklarının korunması gerekleri arasında adaletli bir   denge kurulmalıdır. Sözkonusu dengeyi sağlama kaygısı, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi   bünyesinde bütün olarak yansıtılmaktadır. İlgili kişinin kişisel ve haddinden fazla bir yük   taşımak durumunda kalması halinde gerekli denge kurulamaz. Diğer bir deyişle, kullanılan   yollar ve gerçekleştirilmek istenen amaç arasında makul bir ölçülülük ilişkisi kurulmalıdır.   AİHM sözkonusu davada başvuranın, ünvanından mahrum bırakılmadığını   belirtmektedir. Ancak yetkili makamların başvuranın evini yıkarak mal ve mülk   dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkına müdahale etmiş oldukları kanısındadır.   AİHM ayrıca başvuranın evinin can kaybını önlemek amacı ile yıkıldığını   belirtmektedir. Kamu güvenliğinin korunması gereğini gözönüne alan AİHM, İzmir Valisi’nin   yıkma emrini vererek keyfi davranmadığı sonucuna varmaktadır. Bununla birlikte İzmir İdare   Mahkemesi’nin kararından, yıkma emrinin iç hukuka uygun olarak verildiği ve başvuranın   mülkünden “kamu yararına olduğu için” mahrum bırakıldığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle   AİHM, mülkten yoksun bırakılmanın kanuna uygun olduğu ve yasal bir amaca hizmet ettiği   kanısındadır.   Mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkına müdahale ile   kamu menfaati talepleri ve bireyin temel haklarının korunması gerekleri arasında adaletli bir   denge kurulup kurulmamış olduğuna karar verilmelidir. AİHM, iç hukuk bağlamındaki   tazminat terimlerinin, itiraz edilen önlemin gerekli adil dengeyi kurmayı sağlayıp sağlamadığı   ve başvuranlar üzerine oransız bir yük getirip getirmediği hususundaki değerlendirme için   önemli olduğunu hatırlatmaktadır. Bu bağlamda AİHM daha önce gerçek değerini yansıtan   meblağ ödenmeden mülke el konmasının, normal olarak oransız bir müdahale teşkil   edeceğine ve tazminat ödenmemesinin, yalnızca istisnai durumlarda 1 No.lu Protokol’ün 1.   maddesi bağlamında haklı olduğunun düşünülebileceğine karar vermiştir.   Sözkonusu davada başvuran, uğradığı zarar hususunda Türk mahkemelerinde dava   açmış olduğu halde evinin yıkılmasına karşılık tazminat almamıştır. Hükümet bu durumu,   sözkonusu sahada inşaata izin verilmediğini belirten tapu kayıtlarına değinerek ve binanın   senesinde yıkım emri gönderilen önceki sahiplerinin 28 Ağustos 1968 tarihli yönetmelik   uyarınca yeniden ev sahibi olmak üzere başvurmamış olmalarına dayanarak açıklamıştır.   AİHM, başvuran 1994 senesinde evi aldığında Asansör mahallinin toprak kaybını   müteakiben afet alanı ilan edildiğini bildiğini gözönüne almaktadır. Ancak, afet alanında   bulunan evleri satın almanın hiçbir zaman yasaklanmadığının ya da tapu kayıtlarında bu   binalarda oturmanın yasaklandığına ilişkin bir gösterge olmadığının altı çizilmelidir. 28   Ağustos 1968 tarihli yönetmeliğe göre ilişkin olarak AİHM, sözkonusu yönetmelik şartlarının   başvuranın tazminat talebine ilişkin olmadığını belirtmektedir. Bunun nedeni, başvuranın   yeniden ev sahibi olmayı talep etmemesi; bunun yerine, evinin yıkılması nedeniyle uğradığı   kayıp için tazminat talep etmesidir. Sonuç olarak AİHM, 1971 senesinde binanın eski   sahiplerine gönderilen yıkım emrinin başvuranın durumu üzerinde etkisi olmadığı ve   başvurana tazminat ödenmemesini açıklamadığı kanısındadır.   B. AİHS’nin 6. maddesinin ihlal edildiği iddiası   Başvuran, AİHS’nin 6 § 1. maddesi uyarınca adil şekilde yargılanma hakkının üç   şekilde ihlal edildiğini belirtmiştir: ilk olarak yerel mahkemeler iç hukuku yorumlamamıştır   ve olayları değerlendirmemiştir; ikinci olarak dava süresi makul süre gereğini aşmıştır ve   üçüncü olarak, yıkım emri kendisine bildirilmediği için mahkemeye erişim hakkından   mahrum bırakılmıştır.   AİHM, yukarıda kaydedilen 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi bağlamında tespit   ettikleri ışığında davanın Madde 6 § 1 uyarınca ayrıca incelenmesine gerek olmadığı   kanısındadır.   III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   AİHS’nin 41. maddesi aşağıda kaydedilmiştir:   “Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete   uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Başvuran maddi zarar için 50,000 Euro ve manevi zarar için 15,000 Euro tazminat   talep etmiştir.   Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.   AİHM, tespit edilen ihlalin tazminat verilmemesine dayanması durumunda, tazminatın   mülkün tam değerini yansıtmasına gerek olmadığını yinelemektedir. Bu nedenle, başvuranın   tazminat alma hususundaki meşru taleplerini karşılayacak bir meblağ belirlemek uygundur.   Dava koşullarını ve içtihatını gözönüne alan AİHM başvurana bu başlık altında 1,500 Euro   ödenmesine karar vermektedir.   Başvuranın uğradığı manevi zarara ilişkin talebine ilişkin olarak AİHM, sözkonusu   dava koşulları altında ihlal bulgusunun yeterli tazminat teşkil ettiği sonucuna varmaktadır.   B. Mahkeme masrafları   Başvuran ayrıca avukat masrafları, yerel mahkemeler ve AİHM önünde yapılan   masraflar için 13,577 Euro tazminat talep etmiştir.   Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.   AİHM içtihatına göre, başvuran gerçekten gerekli olduğu için yapıldığını ve   miktarının makul olduğunu gösterebildiği sürece mahkeme masraflarının tazminine hak   kazanmaktadır. Sözkonusu davada, sahip olduğu bilgileri ve yukarıda kaydedilen kriterleri   gözönüne alan AİHM tüm bu başıklar altında başvurana 1,000 Euro tazminat ödenmesinin   makul olduğu kanısındadır.   C. Gecikme faizi   AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı   marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar   vermiştir.   BU NEDENLERLE, AİHM OYBİRLİĞİYLE,   1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. AİHS’ye ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edilmiş olduğuna;   3. Şikayetleri, AİHS’nin 6 § 1. maddesi uyarınca ayrıca incelemenin gerekli olmadığına;   4. İhlal bulgusunun başlı başına başvuranın uğradığı manevi zarar için tazminat teşkil   ettiğine;   5. (a) sorumlu Devletin başvurana, kararın AİHS’nin 44 § 2. maddesine göre kesinleştiği   tarihten itibaren üç ay içerisinde, kararın verildiği tarihte uygulanan oran üzerinden yeni Türk   Lirası’na çevrilmek ve uygulanabilecek her türlü vergiden muaf olmak üzere, aşağıda   kaydedilen miktarları ödemesi gerektiğine:   (i) Maddi tazminat 1,500 Euro (bin beş yüz Euro);   (ii) Mahkeme masrafları için 1,000 Euro (bin Euro);   (b) Yukarıda kaydedilmiş olan üç aylık sürenin bitiminden ödeme gününe kadar,   Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle   oluşacak faiz oranına göre yukarıda belirtilen miktarlarda ödenecek basit faizi ödemekle   yükümlü olduğuna karar vermiş,   5. Başvuranların adil tazmin taleplerinin kalan kısmını reddetmiştir.   İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. Maddesi’nin 2. ve   3. fıkraları uyarınca 3 Mayıs 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło