5881/02
WyrokETPCz2008-09-30ECLI:CE:ECHR:2008:0930JUD000588102
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy dziewięciodniowe zatrzymanie bez postawienia przed sędzią naruszyło prawo do wolności i bezpieczeństwa osobistego, w szczególności prawo do niezwłocznego postawienia przed sędzią, zgodnie z art. 5 ust. 3 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że zatrzymanie skarżących przez dziewięć dni bez postawienia ich przed sędzią stanowiło naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji. Powołał się na swoją ugruntowaną linię orzeczniczą, w tym sprawę Brogan i inni przeciwko Zjednoczonemu Królestwu, zgodnie z którą zatrzymanie bez kontroli sądowej przekraczające cztery dni i sześć godzin jest niezgodne z Konwencją, nawet w kontekście walki z terroryzmem. W odniesieniu do zarzutów złego traktowania, Trybunał stwierdził brak wystarczających dowodów, wskazując na brak potwierdzenia obrażeń w raportach medycznych sporządzonych w trakcie zatrzymania oraz na zmieniające się zeznania skarżącego.Stan faktyczny
Skarżący Mehmet Şahin, Ali Ekber Çağlan i Özgür Barış Mercan zostali zatrzymani 10 kwietnia 2001 r., a Sedat Serçik 18 kwietnia 2001 r., w związku z podejrzeniem o członkostwo w PKK. Podczas przeszukań znaleziono broń i materiały związane z organizacją. Mehmet Şahin zgłaszał złe traktowanie podczas zatrzymania, ale badania medyczne w trakcie aresztu nie potwierdziły nowych obrażeń, a jego zeznania ewoluowały. Skarżący zostali oskarżeni o pomoc PKK, a następnie uniewinnieni 17 października 2002 r., choć wobec niektórych wszczęto postępowanie w sprawie nielegalnego posiadania broni. Wszyscy skarżący byli przetrzymywani przez dziewięć dni bez postawienia przed sędzią.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę dotyczącą długości zatrzymania skarżących za dopuszczalną, a pozostałe skargi za niedopuszczalne. 2. Stwierdził naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji. 3. Zasądził każdemu ze skarżących 2 500 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe. 4. Zasądził skarżącym łącznie 1 500 euro tytułem kosztów i wydatków, pomniejszone o 850 euro otrzymane w ramach pomocy prawnej. 5. Odrzucił pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ DAİRE
MEHMET ŞAHİN VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no: 5881/02 )
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG Eylül 2008
İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı
şekli düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (5881/02) no’lu davanın nedeni T.C.
vatandaşları Mehmet Şahin, Ali Ekber Çağlan, Sedat Serçik ve Özgür Barış Mercan’ın
(başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) 2 Ağustos 2001 ve 17 Eylül 2001
tarihlerinde Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’nin (AİHS)
34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur.
Adli yardımdan faydalanan başvuranlar, AİHM önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından T.
Elçi tarafından temsil edilmektedirler.
OLAYLAR
DAVANIN KOŞULLARI
Başvuranlar Mehmet Şahin, Ali Ekber Çağlan, Sedat Serçik ve Özgür Barış Mercan sırasıyla
1964, 1973, 1971 ve 1978 doğumludurlar.
A. Başvuranlar Mehmet Şahin, Ali Ekber Çağlan ve Özgür Barış Mercan’ın
yakalanmaları ve gözaltına alınmaları
PKK üyesi olduklarından şüphelenilen başvuranlar bir arama izni uyarınca 10 Nisan 2001
sabahı evlerinde yapılan aramalar neticesinde yakalanmışlardır. Yapılan aramalarda
jandarmalar muhtelif ateşli silahlar, bu silahlara ait mühimmat, el bombaları, bir telsiz ve
sözkonusu yasadışı örgütle bağlantılı birtakım eşya ele geçirmişlerdir. Nisan 2001 günü saat 10 sularında başvuran Mehmet Şahin sağlık kontrolünden
geçirilmiştir. Yapılan muayene sonucunda düzenlenen raporda, boynun sol tarafında
klaviküler kemik üzerinde 3 cm.’lik bir sıyrık ve sol dirsek iç yüzünde hafif bir ekimotik
alana rastlandığı belirtilmiştir. Doktora göre, sözkonusu ekimozun sarı renkli olması,
hassasiyet olmaması ve başvuranın sebebini hatırlamaması dolayısıyla yaklaşık on gün önce
meydana gelmiş bir darba bağlı oluşmuş olması muhtemeldi. Raporda ayrıca, her iki el
bileğinde kelepçeye ait kızarıklıklar, sırt omurları hizasında 2 cm.’lik bir sıyrık, karın sol
tarafında cerrahi bir müdahaleye bağlı bir yara izi ve sağ kaval kemiği üzerinde hiperpigmente
bir bölge bulunduğu belirtilmiştir. Doktor son olarak, sağ kaval kemiği üzerinde
hiperpigmente alanlar ve başvuranın vücudunun (raporun bu kısmı okunmaz durumdadır) bir
yerinde 1,5 cm.’lik kızarık bir alan bulunduğunu tespit etmiştir.
Başvuran Mehmet Şahin 12, 14, 16, 18 ve 19 Nisan 2001 tarihlerinde başka muayenelerden
geçirilmiştir. Nisan 2001 tarihinde düzenlenen raporda boyun sol tarafında klaviküler kemik üzerinde 3
cm.’lik bir sıyrık, sol dirsek iç yüzünde hafif sarı renkli bir lezyon, sırt omurları hizasında 2
cm.’lik bir sıyrık ve karın sol tarafında cerrahi bir müdahaleye bağlı bir yara izi ve sağ kaval
kemiği üzerinde hiperpigmente bir bölge bulunduğu belirtilmiştir. Nisan 2001 tarihinde düzenlenen raporda başvuranın vücudunda herhangi bir darp ya da
cebir izine rastlanmadığı belirtilmiştir.
Nisan 2001 tarihinde yapılan muayenede hiçbir darp ya da cebir izine rastlanmamıştır. Bu
muayene sonunda düzenlenen raporda başvuranın göğsünde ve kalbindeki ağrılardan şikayet
ettiği ve daha önce de bu tür rahatsızlıkları olduğu bildirilmiştir Nisan 2001 tarihinde düzenlenen raporda kaval üzerinde bulunan eski lezyonlar dışında
herhangi bir darp ya da cebir izine rastlanmadığı belirtilmiştir.
Başvuranlar 19 Nisan 2001 tarihinde Şırnak Cumhuriyet Savcısı’na ifade vermişlerdir.
Başvuran Mehmet Şahin jandarmaların elini tutarak ifadeyi imzalamaya zorladıklarını beyan
etmiştir.
Bu iddia üzerine Cumhuriyet Savcısı daha ayrıntılı bir muayene için hastaneye sevk
edilmesini emretmiştir. Başvuran Mehmet Şahin aynı gün hastaneye sevk edilmiştir. Yapılan
muayene sonucunda kötü muamele gördüğü iddiasında bulunan ilgilinin vücudunda hiçbir
darp ya da cebir izine rastlanmamıştır.
Yine 19 Nisan 2001 tarihinde başvuranlar Şırnak Sulh Ceza Mahkemesi’ne sevk edilmiştir.
Hakim başvuranların tutuklanmalarına karar vermiştir. Mehmet Şahin baskı altında imzaladığı
iddiasıyla polise verdiği ifadeyi hakim karşısında inkar ederek gözaltında kötü muamele
gördüğünü beyan etmiştir.
B. Sedat Serçik’in yakalanması ve gözaltına alınması
PKK’ya yardım ve yataklık ettiğinden şüphelenilen başvuran, 18 Nisan 2001 saat 6 sularında
evinde yapılan arama sonucunda yakalanmıştır.
Başvuran 27 Nisan 2001 tarihinde Cumhuriyet Savcısı’na ifade veren başvuran bilahare sevk
edildiği Sulh Ceza Mahkemesince tutuklanmıştır.
Başvuran 21 Mayıs 2001 tarihinde serbest bırakılmıştır.
C. Başvuranlar aleyhinde açılan ceza davası
Başvuranlar 25 Mayıs 2001 tarihinde PKK’ya yardım ve yataklık etmekle itham edilmişlerdir.
Başvuran Mehmet Şahin 4 Temmuz 2001 tarihli duruşmada jandarmaya verdiği ifadeye ve
gözaltında yapılan soruşturma işlemlerine itiraz etmiştir. Sağlık raporu hakkında sorulan
soruya cevap veren başvuran, kendisine baskı uygulandığını, küfredildiğini, üzerine tazyikli
su sıkıldığını, başına poşet geçirilerek nefessiz bırakıldığını ve bu muamelelerin vücudunda iz
bırakmadığını belirtmiştir. Başvuran, gözaltında psikolojik rahatsızlıklar yaşadığını, bu
nedenle ilaç almak zorunda kaldığını ve cezaevinde sakinleştirici almaya devam ettiğini
belirtmiştir. Duruşma neticesinde Ağır Ceza Mahkemesi başvuranların serbest bırakılmalarına
karar vermiştir. Ekim 2002’de DGM başvuranların üzerlerine atılı suçlarla ilgili olarak beraatlarına
hükmetmiş, Mehmet Şahin, Ali Ekber Çağlan ve Özgür Barış Mercan hakkında evlerinde ele
geçirilen silah ve mühimmattan dolayı ateşli silahlara ilişkin kanuna muhalefetten suç
duyurusunda bulunulmasına karar vermiştir.
D. İnsan Hakları Derneği’nin raporu
İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi doktoru Mehmet Şahin’in iddialarının doğruluğunun
belirlenmesi için olaylar hakkındaki anlatımının ve ilgiliye yapılan muayene ve tetkiklerin de
yer aldığı bir rapor düzenlemiştir. Bu raporda, başvuranın, 10 Temmuz 2001 tarihinde İHD’ye
başvurduğu, varikosel hastalığından muzdarip olduğu, fiziksel ve ruhsal travmalara bağlı
post-travmatik stres ve majör depresyon geçirdiği belirtilmiş, ancak bu raporun bir sağlık
raporu olmadığına da vurgu yapılmıştır.
İnsan Hakları derneği 6 Mart 2003 tarihinde içinde başvuranın iddialarının ve kendisine
yapılan muayene ve tetkiklerin yer aldığı ikinci bir rapor düzenlemiştir. Raporda kötü
muamele iddialarıyla cezaevi koşulları ve başvuranda gözlenen gastrit, idrar yolu
enfeksiyonu, varikosel, post-travmatik stres ve majör depresyon arasında bir bağlantı olduğu
sonucuna varılmıştır.
Başvuranın sözkonusu raporları yetkili makamların bilgisine sunup sunmadığı konusunda
dosyada herhangi bir bilgi mevcut değildir.
HUKUK
I. AİHS’NİN 3. VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
AİHS’nin 3. ve 13. maddelerine atıfta bulunan başvuran Mehmet Şahin jandarmada kötü
muameleye uğradığından ve sözkonusu kötü muamelelerle ilgili olarak suç duyurusunda
bulunabilmesi için etkili bir başvuru yolu bulunmamasından şikayetçi olmaktadır.
AİHM bu şikayetlerin sadece AİHS’nin 3. maddesi yönünden incelenmesinin uygun olacağı
kanaatindedir.
Hükümet, başvuranın yetkili makamlar nezdinde resmi bir şikayette bulunmamış olması
sebebiyle iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle AİHM’yi bu şikayeti reddetmeye
davet etmektedir. Hükümete göre başvuran AİHM önünde dile getirdiği iddialarını ulusal
makamların bilgisine gereği gibi sunmamıştır. Hükümet ayrıca başvuranın tazminat elde
etmek için iç hukukta öngörülen medeni ve idari başvuru yollarını kullanmadığını
savunmaktadır.
Esasa ilişkin olarak Hükümet başvuranın iddialarının mesnetsiz olduğunu savunmaktadır. Bu
çerçevede Hükümet ilgilinin gözaltına alınmadan önce sağlık kontrolünden geçirildiğine,
yapılan muayene sonucunda düzenlenen raporda yakalanmadan önceki döneme ait izlerden
söz edildiğine, gözaltı sırasında ve gözaltı sonunda düzenlenen raporlarda ise yakalamadan
önceki izlerden başka herhangi bir darp ya da cebir izine rastlanmadığının belirtildiğine dikkat
çekmektedir. Hükümet, yapılan muayeneler sırasında başvuranın kendisine kötü muamele
yapıldığına yönelik bir şikayetinin olmadığını not etmektedir.
Kötü muamele iddialarını yetkili makamlara bildirdiğini iddia eden başvuran, yetkili
makamların yasal olarak re’sen bir ceza soruşturması açmakla yükümlü olduklarını
belirtmektedir. Şikayetine konu olan muamelelerle ilgili olarak başvuran, dövüldüğünü,
üzerine tazyikli su sıkıldığını, Filistin askısına alındığını, vücuduna elektrik verildiğini,
hayalarının sıkıldığını, başına bir poşet geçirilmek suretiyle nefessiz bırakıldığını iddia
etmektedir. Başvuran ayrıca gözaltındayken yapılan muayenelerin güvenilir olmadığı
iddiasında bulunmaktadır.
AİHM, bu şikayet aşağıda açıklanan nedenlerle açıkça dayanaktan yoksun olup
kabuledilemez niteliği taşıdığından Hükümetin itirazları hakkında bir karar vermeye gerek
olmadığı kanaatindedir.
AİHM, kötü muamele iddialarının uygun kanıt unsurlarıyla desteklenmesi gerektiğini
hatırlatır (bkz., mutatis mutandis, Klaas – Almanya, 22 Eylül 1993, prg. 30). İddia konusu
olayların tespit edilmesi için AİHM ‘her türlü makul şüphenin ötesinde’ delil kıstasına
başvurur. Böylesi bir delil, itiraza mahal bırakmayacak derecede ciddi, belirgin ve tutarlı
birtakım emare ya da karinelerden doğabilir (İrlanda – Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978, prg. in fine, ve Labita – İtalya, no: 26772/95, prg. 121). Sağlıklı olarak gözaltına alınan bir
kimsenin serbest bırakıldığı sırada yaralanmış olduğu tespit edilirse, bu yaralanmaların
kaynağı hakkında makul bir açıklama yapmak Devlete düşer ki aksi halde AİHS’nin 3.
maddesinin uygulanması gerekir (bkz., diğerleri arasında, Selmouni – Fransa, no: 25803794,
prg. 87).
Mevcut davada başvuran evinde yapılan arama sonucu 10 Nisan 2001 tarihinde yakalanmıştır.
Başvuran gözaltına alınmadan önce sağlık kontrolünden geçirilmiştir. Yapılan kontrol
neticesinde düzenlenen raporda boynun sol tarafında klaviküler kemik üzerinde 3 cm.’lik bir
sıyrık, sol dirsek iç yüzünde hafifçe ekimotik bir alan tespit edilmiştir. Doktora göre
sözkonusu ekimozun on gün önce meydana gelmiş bir darba bağlı olması muhtemeldi.
Raporda ayrıca kelepçelerden kaynaklanan birtakım kızarıklıklar, sırt omurları hizasında 2
cm.’lik bir sıyrık, karnın sol tarafında cerrahi bir müdahaleye bağlı bir yara izi tespit edildiği
belirtilmiştir. Doktor son olarak, sağ kaval kemiği üzerinde hiperpigmente alanlar ve
başvuranın vücudunun (raporun bu kısmı okunmaz durumdadır) bir yerinde 1,5 cm.’lik
kızarık bir alan bulunduğunu tespit etmiştir.
AİHM başvuranın hiçbir şekilde yakalanma koşullarından yakınmadığını ve/veya 10 Nisan tarihinde yapılan sağlık kontrolünde tespit edilen izlerin yakalandığı sırada meydana
gelmiş olabileceğini iddia etmediğini öncelikle tespit etmektedir. Bu nedenle AİHM
yakalamadan önceki bir döneme ait oldukları cihetle gözaltı başlangıcında yapılan muayene
neticesinde tespit edilen izlerin göz önünde bulundurulmaması gerektiği kanaatindedir.
Daha sonra AİHM, başvuranın gözaltında işkenceye uğradığından şikayetçi olduğunu
gözlemlemektedir. Bu çerçevede AİHM başvuranın gerek gözaltında tutulduğu sırada gerek
gözaltı bitiminde birçok kez sağlık kontrolünden geçirildiğini not etmektedir. 12 Nisan 2001
tarihinde düzenlenen raporda, boynun sol tarafında klaviküler kemik üzerinde 3 cm.’lik bir
sıyrık, sol dirsek iç yüzünde hafif sarı renkli bir lezyon, sırt omurları hizasında 2 cm.’lik bir
sıyrık ve karın sol tarafında cerrahi bir müdahaleye bağlı bir yara izi ve sağ kaval kemiği
üzerinde hiperpigmente bir bölge bulunduğu belirtilmiştir. Kaval kemiği üzerinde eski
lezyonların tespit edildiği 18 Nisan 2001 tarihli muayene hariç bilahare düzenlenen tıbbi
raporlarda herhangi bir darp ya da cebir izinden söz edilmemektedir. AİHM 12 Nisan 2001 ve Nisan 2001 tarihli raporlarda sözü edilen izlerin gözaltı başlangıcında düzenlenen raporda
da yer alan eski yaralarla ilgili olduğunu tespit etmektedir.
Başvuran serbest bırakıldığı 19 Nisan 2001 tarihinde Cumhuriyet Savcısı’na jandarmaların
kendisini elinden tutmak suretiyle ifadeyi imzalamaya zorladıklarını beyan etmiştir. Bunun
üzerine Savcı olası kötü muamele izlerinin tespiti için başvuranın yeniden sağlık kontrolünden
geçirilmesine karar vermiştir. Aynı gün yapılan muayene neticesinde ilgilinin vücudunda
hiçbir darp ya da cebir izi tespit edilmemiştir.
Ayrıca her ne kadar başvuran tıbbi raporların güvenilirliğine itiraz ediyor ise de,
alıkonulmasının herhangi bir aşamasında gözaltındayken düzenlenen raporlardan birine ulusal
merciler nezdinde itiraz ettiğini ve/veya başka bir doktora muayene olmak için girişimde
bulunduğunu gösteren herhangi bir dosya unsuru mevcut değildir. Başvuran Cumhuriyet
Savcısına ve Sulh Ceza Mahkemesi Hakimi’ne ifade verdiği sırada da muayene koşullarına ya
da raporların güvenilirliğine ilişkin bir itirazda bulunmamıştır. Başvuran 4 Temmuz 2001
tarihli duruşmadaki ifadesinde de itirazda bulunmamıştır.
Başvuranın serbest bırakıldıktan sonra İnsan Hakları derneği Diyarbakır Şubesi’ne
başvurduğu doğrudur. Sözkonusu dernek tarafından verilen 1 Ağustos 2001 ve 6 Mart 2003
tarihli raporlara göre başvuranın iddialarıyla kendisinde gözlenen patolojiler arasında bir
bağlantı kurmak mümkündür. AİHM sözkonusu raporların başvuranın anlattıklarının doğru
olarak kabul edilip edilemeyeceğini belirlemek amacıyla hazırlandığını not etmektedir.
Doktor, elindeki tıbbi verileri başvuranın iddialarından yola çıkarak değerlendirmiştir.
AİHM’ye göre, sözkonusu raporlardan ilki şikayet konusu olaylardan yaklaşık dört ay sonra,
ikincisi ise yaklaşık iki yıl sonra düzenlendiği ve bilhassa da tıbbi rapor niteliği taşımadığı
cihetle bu raporlara dayanarak başvuranın kötü muameleye maruz kaldığı hükmüne
varılamaz.
AİHM, ayrıca, başvuranın 4 Temmuz 2001 tarihinde serbest bırakılmasına rağmen gözaltında
maruz kaldığını iddia ettiği kötü muamelelerle ilgili olarak ulusal makamlar önünde hiçbir
zaman suç duyurusunda bulunmadığını tespit etmektedir. Başvuran, sadece gözaltında verdiği
ifadeye ve bu dönemde gerçekleştirilen soruşturma işlemlerine itiraz etmek için kötü muamele
gördüğünden şikayetçi olmuştur.
Son olarak AİHM, bilhassa sözü edilen muamelelerle ilgili olmak üzere başvuranın olaylara
ilişkin anlatımının zamanla büyük ölçüde değiştiğini not etmektedir. İlgili kötü muamele
gördüğü iddiasını hakim karşısında genel bir tarzda ifade etmiştir. DGM’de yapılan
duruşmada ise başvuran baskıya maruz kaldığını, kendisine küfür edildiğini, üzerine tazyikli
su sıkıldığını, başına bir poşet geçirilmek suretiyle nefessiz bırakıldığını belirtmiştir. AİHM
önünde ise başvuran, tazyikli su sıkılması, Filistin askısına alınma, vücuda elektrik verilmesi,
testislerin sıkılması ve başına poşet geçirilmek suretiyle nefessiz bırakılma gibi muamelelere
maruz kaldığından yakınmaktadır.
Sonuç olarak AİHM incelemesine sunulan kanıt unsurlarının iddia edilen kötü muamelelerin
gerçekleştiği hükmüne varmasına imkan vermediğini değerlendirmektedir.
Yukarıda ifade olunanlar göz önünde bulunduran AİHM, başvuranın, kötü muamele
iddialarına ilişkin yetkili makamlara daha sağlam bir mesnet sunmaksızın daha ayrıntılı
araştırma yapılmasını bekleme hakkı olmadığı kanaatine varmaktadır (bkz., sözgelimi,
Kılıçoğlu – Türkiye, no: 41136/98, 28 Eylül 2004, Koç – Türkiye, no: 24937/94, 14 Kasım
2000, ve Kaplan – Türkiye, no: 24932/94, 19 Eylül 2000). Dolayısıyla adli makamlar
başvuranın iddiaları konusunda ‘etkili bir soruşturma’ yürütme görevlerini yerine
getirmemekle suçlanmazlar.
Bu itibarla sözkonusu şikayet açıkça dayanaktan yoksun olduğundan AİHS’nin 35.
maddesinin 3. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
II. AİHS’NİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar bir suç işlediğinden şüphelenilmesi için makul bir gerekçe olmadan
yakalandıklarından ve gözaltı süresinin uzunluğundan şikayetçidirler ve bu bağlamda
AİHS’nin 5. maddesinin 1. ve 3. paragraflarını ileri sürmektedirler.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
1. Yakalamanın yasallığı
AİHM, 5. maddenin 1. fıkrasının c) bendi anlamında bir alıkoyma sırasında yapılan sorgunun
amacının, yakalamanın dayandığı somut şüpheleri teyit etmek ya da devre dışı bırakmak
suretiyle ceza soruşturmasının tamamlanması olduğunu hatırlatır (Murray – Birleşik Krallık, Ekim 1994 tarihli karar, prg. 55). Makul şüphenin varlığı tarafsız bir gözlemcinin
sözkonusu şahsın kendisine isnat edilen suçu işlemiş olduğuna ikna olmasını sağlayacak
bulgu ya da bilgilerin var olmasını gerektirir. Ancak neyin ‘makul’ olarak kabul edilebileceği
koşulların tamamına bağlıdır (Fox, Campbell ve Hartley – Birleşik Krallık, 30 Ağustos 1990,
prg. 32).
AİHM mevcut davada başvuranların yasadışı bir örgüte karşı yürütülen bir polis operasyonu
çerçevesinde 10 ve 18 Nisan 2001 tarihlerinde yakalandıklarını tespit etmektedir. Evlerinde
yapılan aramalarda polis birtakım maddi deliller ele geçirmiştir. Aleyhlerinde isnat edilen
suçlarla ilgili olarak Cumhuriyet Savcısı’na ve hakime ifade veren ilgililer bilahare
tutuklanmışlardır. Başvuranlar 25 Mayıs 2001 tarihinde yasadışı bir örgüte üye olmak ve
yardım ve yataklık etmekle suçlanmışlardır.
Yukarıda ifade olunanlar göz önünde bulundurulduğunda şüphelerin gereken düzeye ulaştığı
görülmektedir. Başvuranların özgürlüklerinden mahrum bırakılmaları ile kendilerine yönelik
şüphelerin teyit edilmesi ya da giderilmesi amaçlanmıştır.
Dolayısıyla başvurunun bu bölümü açıkça dayanaktan yoksun olup AİHS’nin 35. maddesinin
3. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
2. Gözaltı süresi
Hükümet, iç hukuktaki başvuru yollarının tamamının tüketilmediği itirazında bulunmaktadır.
Hükümet, haklarında beraat kararı verildiği cihetle başvuranların 466 sayılı Kanun temelinde
uğradıkları zararın tazmin edilmesini talep edebileceklerini ifade etmektedir. Hükümet, bu
başvuru yolunu kullanarak maruz kaldığı özgürlük mahrumiyetinden dolayı bir tazminat elde
eden Sedat Serçik’in durumunu örnek göstermektedir.
AİHM, Hükümetin atıfta bulunduğu 466 sayılı Kanun’un kanundışı olarak ya da haksız yere
yakalanan ya da tutuklanan kimselerin Devlete karşı sorumluluk davası açabilmelerini
öngördüğünü not etmektedir. Ancak başvuranlar tazminat elde etmek için iç hukukta başvuru
yolu bulunmamasından değil gözaltı sürelerinden yakınmaktadırlar. Bu çerçevede derhal bir
hakim ya da adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli karşısına çıkarılma
hakkı, özgürlük mahrumiyeti nedeniyle tazminat elde edebilme hakkından ayrılır. 5.
maddenin 3. fıkrası birinci durumla 5. maddenin 5. fıkrası ise ikinci durumla ilgilidir (bkz.,
mutatis mutandis, Yağcı ve Sargın – Türkiye, 8 Haziran 1995 tarihli karar, prg. 44).
Dolayısıyla AİHM, Hükümetin itirazını reddeder.
AİHM, bu şikayetin AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan
yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesinin bulunmadığını tespit
etmektedir. Bu itibarla sözkonusu şikayetin kabuledilebilir ilan edilmesi yerinde olacaktır.
B. Esasa ilişkin
Mevcut davada başvuranlar Mehmet Şahin, Ali Ekber Çağlan ve Özgür Barış Mercan’ın
gözaltı süresi 10 Nisan 2001 tarihinde yakalanmalarıyla birlikte başlayarak 19 Nisan 2001
tarihinde tutuklanmaları ile sona ermiştir. Başvuran Sedat Serçik’in gözaltı süresi ise 18 Nisan tarihinde başlayıp 27 Nisan 2001 tarihinde sona ermiştir. Dolayısıyla her bir gözaltı
dokuz gün sürmüştür.
AİHM, Brogan ve diğerleri davasında (29 Kasım 1988 tarihli karar, prg. 62), toplumu teröre
karşı koruma amacı güdülse dahi, adli denetim olmaksızın dört gün altı saatten fazla süren bir
gözaltı süresinin, AİHS’nin 5/3 maddesinde öngörülen kesin sınırların dışına çıktığına
hükmettiğini anımsatır (bkz. Maçin – Türkiye, no: 52083/99, prg. 25, 4 Mayıs 2006).
Bu nedenle AİHM, başvuranların bir hakim karşısına çıkarılmaksızın dokuz gün süreyle
alıkonulmalarının gerekli olduğunu kabul edemez. Bu itibarla AİHS’nin 5/3 maddesi ihlal
edilmiştir.
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Manevi tazminat
Başvuranlar Ali Ekber Çağlan, Sedat Serçik ve Özgür Barış Mercan’ın her biri manevi
tazminat olarak 15.000 Euro, başvuran Mehmet Şahin ise 60.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet bu meblağlara itiraz etmektedir.
AİHM manevi tazminat olarak başvuranların her birine 2.500 Euro ödenmesinin yerinde
olacağına hükmetmektedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuranlar, ulusal mahkemeler önündeki masraf ve giderleri için 9.200 Euro; AİHM
önündeki masraf ve giderleri için ise 2.400 Euro talep etmektedirler. Belge olarak başvuranlar
bir çalışma saati dökümü ve İstanbul Barosu’na ait asgari avukatlık ücret tarifesini
sunmaktadırlar.
Hükümet bu meblağlara itiraz etmektedir.
AİHM’nin içtihadı uyarınca bir başvuran yargılama masraf ve giderlerinin iadesini ancak bu
masraf ve giderlerin gerçekliğini, gerekliliğini ve makul nispette olduğunu kanıtladığı
müddetçe elde edebilmektedir.
Elindeki unsurları ve yukarıda anılan kıstasları hesaba katan AİHM ulusal mahkemeler
önündeki yargılamaya ilişkin talebi reddeder. AİHM önünde yapılan yargılama için ise,
Avrupa Konseyi tarafından adli yardım başlığı altında ödenen 850 Euro tutarındaki bölümü
düşülmek üzere başvuranlara ortaklaşa 1.500 Euro ödenmesinin makul olacağı kanaatindedir.
C. Gecikme faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç
puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİ İLE
1. Başvurunun, başvuranların gözaltı süresi yönünden yapılan şikayete ilişkin olarak
kabuledilebilir, geriye kalanının ise kabuledilemez olduğuna ;
2. AİHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine ;
3. a) AİHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ye çevrilmek üzere, miktara yansıtılabilecek
her türlü vergiden muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından
i. başvuranların her birine 2.500 Euro (iki bin beş yüz Euro) manevi tazminat
ödenmesine ;
ii. Avrupa Konseyi tarafından adli yardım başlığı altında ödenen 850 Euro (sekiz yüz
elli) tutarındaki bölümü düşülmek üzere yargılama masraf ve giderleri için başvuranlara
ortaklaşa 1.500 Euro (bin beş yüz Euro) ödenmesine ;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
Karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve
3. paragraflarına uygun olarak 30 Eylül 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło