59237/00

WyrokETPCz2005-07-15ECLI:CE:ECHR:2005:0715JUD005923700

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy obecność sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa, który skazał skarżącego, naruszyła jego prawo do rozpoznania sprawy przez niezawisły i bezstronny sąd, gwarantowane w art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że obecność sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa, który rozpatrywał sprawę skarżącego, budziła uzasadnione obawy co do niezależności i bezstronności tego sądu. Powołując się na swoje wcześniejsze orzecznictwo, ETPCz stwierdził, że w takich okolicznościach obawy skarżącego były obiektywnie uzasadnione. W konsekwencji, sąd krajowy nie spełniał wymogów niezawisłego i bezstronnego trybunału w rozumieniu art. 6 ust. 1 Konwencji, co doprowadziło do naruszenia prawa skarżącego do rzetelnego procesu.
Stan faktyczny
Skarżący, Mehmet Salih Aslan, został aresztowany w 1997 roku w Turcji pod zarzutem działalności terrorystycznej związanej z PKK. Po początkowym zwolnieniu, został skazany przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Izmirze na karę 3 lat i 9 miesięcy pozbawienia wolności za pomoc organizacji zbrojnej. Skarżący twierdził, że jego zeznania zostały wymuszone, a sąd nie był niezależny i bezstronny z powodu obecności sędziego wojskowego. Sąd Kasacyjny utrzymał wyrok w mocy bez rozprawy, mimo wniosku obrony.
Rozstrzygnięcie
ETPCz jednogłośnie: 1. Uznaje pozostałą część skargi za dopuszczalną. 2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu braku niezależności i bezstronności Sądu Bezpieczeństwa Państwa w Diyarbakır. 3. Uznaje, że nie ma potrzeby badania pozostałych skarg na podstawie art. 6 Konwencji. 4. Stwierdza, że samo niniejsze orzeczenie stanowi wystarczające zadośćuczynienie za szkodę niemajątkową. 5. Zasądza na rzecz skarżącego kwotę za koszty i wydatki w wysokości 1500 EUR pomniejszoną o 660 EUR pomocy prawnej, płatną w lirach tureckich po kursie wymiany w dniu płatności, wraz z odsetkami. 6. Oddala pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ASLAN - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no:59237/00)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Temmuz 2005   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup   bazı ꢀekli düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (59237/00) baꢀvuru no’lu davanın   nedeni, bu ülke vatandaꢀı Mehmet Salih Aslan’ın (baꢀvuran) 27 Mayıs 2000 tarihinde Avrupa   Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa Đnsan Hakları   Mahkemesi’ne (Mahkeme) yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Adli yardımdan yararlanan baꢀvuran, Đzmir Barosu avukatlarından M. Đꢀeri tarafından   temsil edilmektedir.   OLAYLAR   doğumlu olan baꢀvuran, baꢀvurusunu yaptığı sırada Mardin Kızıltepe   Cezaevi’nde tutuklu bulunmaktadır.   PKK’daki faaliyetlerinden ötürü sanık olarak aranan baꢀvuran, 28 ꢁubat 1997   tarihinde Mardin Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi’ne bağlı ekipler tarafından   evinde yakalanıp gözaltına alınmıꢀtır.   Aynı gün polis memurları tarafından yakalama ve arama tutanağı düzenlenmiꢀ ve saat   10:30’da doktor tarafından muayene edilen baꢀvuranın vücudunda herhangi bir darp veya   ꢀiddet izine rastlanmamıꢀtır.   Mart 1997 polis memurları tarafından ifade tutanağı düzenlemiꢀlerdir. Baꢀvuran   ifade tutanağında adıgeçen örgüte üye olduğunu ve örgüt adına faaliyetlerde bulunduğunu   kabul etmiꢀtir.   Mart 1997 günü saat 9:30’da muayene edilen baꢀvuranın vücudunda darp veya   ꢀiddet izi tespit edilememiꢀtir.   Aynı gün Mardin Cumhuriyet Savcısı tarafından ifadesi alınan baꢀvuran hakkındaki   suçlamaları ve gözaltında verdiği ifadeyi reddetmiꢀtir.   Yine 6 Mart 1997 tarihinde Mardin Asliye Ceza Mahkemesi’ne çıkarılan baꢀvuran   hakkındaki suçlamaları reddederek, adıgeçen örgüt üyelerinin zoruyla giriꢀtiği faaliyetlerden   ötürü piꢀman olduğunu dile getirmiꢀtir. Mardin Asliye Ceza Mahkemesi hakimi tarafından   baꢀvuran hakkında tutuklu yargılama kararı verilmiꢀtir.   Mart 1997 tarihinde baꢀvuran bu tutuklama kararına karꢀı Mardin Asliye Ceza   Mahkemesi’ne itiraz baꢀvurusunda bulunmuꢀtur.   Mart 1997 tarihinde Mardin Asliye Ceza Mahkemesi yetkisizlik kararı vererek,   dava dosyasını Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne ( Diyarbakır DGM) göndermiꢀtir.   Dava konusu olayların Đzmir’de meydana geldiğini saptayan Diyarbakır DGM, 28   Mart 1997 tarihinde yetkisizlik kararı vererek, dava dosyasını Đzmir Devlet Güvenlik   Mahkemesi (Đzmir DGM) Cumhuriyet Savcılığı’na göndermiꢀtir.   Mayıs 1997 tarihinde Đzmir DGM Cumhuriyet Savcısı baꢀvuranı silahlı örgüte üye   olmakla suçlayarak, TCK’nın 168§2. maddesi ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun   5. maddesi uyarınca mahkum edilmesini istemiꢀtir.   Aralık 1997 tarihinde Đzmir DGM’de savunmasını yapan baꢀvuran, hakkındaki   suçlamaları ve gözaltında verdiği ifadeyi, baskı ve zor altında alındığı gerekçesiyle   reddetmiꢀtir. Duruꢀma sonunda Mahkeme baꢀvuranın tutuksuz yargılanmasına karar   vermiꢀtir.   Aralık 1997 tarihinde, aralarında asker kökenli bir hakimin de yer aldığı Đzmir   DGM heyeti, 3419 sayılı Piꢀmanlık Yasası’nın 1. maddesinin a) fıkrası uyarınca baꢀvuran   hakkında ceza verilmemesine karar vermiꢀtir. Mahkeme baꢀvuranın kendi iradesiyle   sözkonusu örgütten ayrıldığını ve piꢀman olduğunu vurgulamıꢀtır.   Bunun üzerine Đzmir DGM Cumhuriyet Savcısı, sözkonusu kararın bozulması   talebiyle Yargıtay’a baꢀvurmuꢀtur.   Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı tebliğnamesinde, mevcut davada silahlı bir örgüte   yardım ve yataklık yapmak suçu sözkonusu olduğundan, 3419 sayılı Piꢀmanlık Yasası’nın 1.   maddesinin a) fıkrasının uygulanamayacağını belirterek, Yargıtay’dan ilk derece   mahkemesinin verdiği kararı bozmasını talep etmiꢀtir.   Mart 1998 tarihinde Yargıtay ilk derece mahkemesinin verdiği kararı bozmuꢀ ve   dava dosyasını Đzmir DGM’ye geri göndermiꢀtir.   Mayıs 1998 tarihinde baꢀvuran istinabe yoluyla Kızıltepe Asliye Ceza Mahkemesi   tarafından dinlenmiꢀtir.   Temmuz 1998 tarihinde üç sivil hakimden oluꢀan DGM heyeti, baꢀvuranı silahlı bir   örgüte yardım etmekten suçlu bularak, TCK’nın 169. maddesi ile 3713 sayılı Kanun’un 5.   maddesi uyarınca üç yıl dokuz ay hapis cezasına çarptırmıꢀtır. Mahkeme baꢀvuranın, bilinçli   bir ꢀekilde örgüt adına faaliyetlerde bulunduğu ve bu davranıꢀlarından dolayı hiçbir piꢀmanlık   duymadığı sonucuna vararak, 3419 sayılı Kanun’un 1. maddesinin a) fıkrasının   uygulanmasına gerek olmadığına hüküm vermiꢀtir.   Temmuz 1998 tarihinde baꢀvuran bu kararı temyiz etmiꢀtir.   ꢁubat 1999 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı tebliğnamesinde, baꢀvuranın   temyiz talebinin reddedilmesini ve ilk derece mahkemesinin kararının onanmasını talep   etmiꢀtir.   ꢁubat 1999 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın tebliğnamesi Yargıtay’da   görülen davanın dosyasına eklenmiꢀtir.   Aralık 1999 tarihinde Yargıtay, herhangi bir duruꢀma yapmadan ilk derece   mahkemesinin verdiği kararı onamıꢀtır.   Aralık 2000 tarihinde Đzmir Ağır Ceza Mahkemesi, 4616 sayılı Kanun uyarınca   baꢀvuranın ꢀartlı tahliyeden yararlanmasına karar vermiꢀtir.   HUKUK AÇISINDAN   I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran kendisini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, bir   yandan bünyesinde bir askeri hakim bulunmasından dolayı, diğer yandan ise hazırlık   soruꢀturması süresince ifade verirken avukat yardımından yararlanamamasından ötürü,   sözkonusu mahkemenin kendisine adil bir yargılama sağlayabilecek “bağımsız ve tarafsız bir   mahkeme” olmadığı iddiasında bulunmaktadır.   Baꢀvuran ayrıca, cezai yargılama sürecinde adil yargılanma hakkının gerektirdiği   koꢀulların yerine getirilmediğini ileri sürmektedir. Bu itibarla baꢀvuran, gözaltında bulunduğu   sırada, baskı altında alındığını iddia ettiği ifadesinin aleyhinde delil olarak kullanılmasından,   Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın tebliğnamesinin kendisine iletilmemesinden ve   Yargıtay’ın, avukatının duruꢀma yapılması talebini reddetip, duruꢀma yapmadan hüküm   vermesinden ꢀikayetçi olmaktadır.   Sonuç olarak baꢀvuran AĐHS’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ile 3. fıkrasının c) bendinin   ihlal edildiğini ileri sürmektedir.   A. Kabuledilebilirlik hakkında   1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda   Hükümet AĐHM’den, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin yapısına iliꢀkin ꢀikayeti,   AĐHS’nin 35. maddesinde öngörülen altı aylık süreye riayet edilmediği gerekçesiyle   reddetmesini talep etmektedir. Hükümet, DGM’nin bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun   olduğu yönündeki ꢀikayet hakkında verilen iç nihai kararın, yine aynı Mahkeme tarafından   verildiğini belirtmektedir. Bu itibarla Hükümet, olayların meydana geldiği dönemde Devlet   Güvenlik Mahkemelerinin yapısı iç hukuktan kaynaklandığı için, ne Yargıtay’ın ne Devlet   Güvenlik Mahkemesi’nin, sözkonusu ꢀikayet hakkında hüküm vermeye yetkili olmadığını   belirtmektedir. Sonuç olarak baꢀvuran, baꢀvurusunu, iç hukuk yollarının etkisiz olduğunu   anladığı andan, yani DGM’nin kararını verdiği 9 Temmuz 1998 tarihinden itibaren altı aylık   süre içinde yapmıꢀ olması gerekmekteydi. Oysa baꢀvuru 27 Mayıs 2000 tarihinde yapılmıꢀtır.   AĐHM benzer bir itirazı Özdemir-Türkiye (no: 59659/00, § 26, 6 ꢁubat 2003)   davasında reddettiğini hatırlatır. Mahkeme önceki kararından ayrılmasını gerektirecek hiçbir   gerekçe görmediğinden Hükümet’in bu itirazını reddetmiꢀtir.   AĐHM, içtihatlarından doğan kriterler ıꢀığında (Bkz., Çıraklar-Türkiye, 28 Ekim 1998,   Derleme Hükümler ve Kararlar 1998-VII) ve elindeki mevcut unsurların tümünü gözönüne   alarak, baꢀvurunun esastan incelenmesi gerektiği kanaatine varmıꢀtır. AĐHM baꢀvuruda hiçbir   kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmiꢀtir.   2. Yargılamanın adilliği konusunda   Hükümet baꢀvuranın gözaltında avukat yardımından yararlanamaması ve Yargıtay   Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın tebliğnamesinin kendisine tebliğ edilmemesi konusunda yaptığı   ꢀikayetlerin, altı aylık süreye uyulmadığı için reddedilmesi gerektiğini savunmaktadır.   Hükümet, olayların meydana geldiği dönemde baꢀvuranın yasal olarak avukata ulaꢀma   olanağının bulunmadığını, fakat bunun, hakim tarafından baꢀvuran hakkında tutuklu   yargılama kararı verilene kadar sözkonusu olduğunu belirtmektedir. Dolayısıyla baꢀvuran,   hakim karꢀısına çıkarılmasını takiben altı ay içinde ꢀikayetini dile getirmiꢀ olmalıydı.   Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın tebliğnamesinin iletilmemesi konusunda ise   Hükümet, altı aylık sürenin, tebliğnamenin Yargıtay’da görülen davanın dosyasına konmak   suretiyle baꢀvuranın kullanımı için elveriꢀli hale geldiği 18 ꢁubat 1999 tarihinden itibaren   baꢀlaması gerektiği kanaatindedir.   Baꢀvuran Hükümet’in argümanlarına karꢀı çıkmaktadır.   Gözaltı süresince avukat bulunmamasına iliꢀkin ꢀikayet konusunda AĐHM, AĐHS’nin   6. maddesinin 3 fıkrasının c) bendinde belirtilen hakkın, diğerleri arasında, adil yargılanma   kavramının bir öğesi olduğunu hatırlatır (bkz., özellikle, John Murray- Birleꢀik Krallık, 8   ꢁubat 1996, Derleme 1996-I, p. 54, § 63, ve Imbrioscia- Đsviçre, 24 Kasım1993, A Serisi no   275, ss. 13-14, § 38). Dolayısıyla AĐHM, baꢀvuranın savunma haklarının iddia edildiği gibi   kısıtlanmasıyla adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediğini tespit etmek üzere, ulusal   mahkemelerdeki yargılama sürecinin tamamını inceleyecektir. Yargılama sürecinin   bütününün incelenmesi, altı aylık sürenin son verilen iç nihai karardan baꢀlatılmasını   gerektirmektedir. Bu durumda mevcut davada altı aylık süre, Yargıtay’ın 2 Aralık 1999 tarihli   kararından itibaren baꢀlamaktadır. AĐHM baꢀvurunun 27 Mayıs 2000 tarihinde, yani bu kararı   takiben altı ay içinde yapıldığını gözlemlemektedir. Dolayısıyla AĐHM, Hükümet’in   itirazının bu kısmının reddedilmesinin uygun olduğu kanaatine varmıꢀtır.   Baꢀvuranın Yargıtay kalemindeki dava dosyasına ulaꢀıp, Yargıtay Cumhuriyet   Baꢀsavcısının tebliğnamesinin kopyasını alabileceği yönündeki argüman konusunda ise   AĐHM, hakkaniyet gereği, Yargıtay kaleminin baꢀvurana, tebliğnamenin dosyaya konduğu ve   baꢀvuranın bundan yararlanma olanağının bulunduğunu, arzu ederse de tebliğnameye yazılı   cevap verebileceğini bildirmesi gerektiğini hatırlatır. Baꢀvuranın avukatından, kendi   inisiyatifiyle düzenli aralıklarla dosyaya yeni belgeler eklenip eklenmediğini öğrenmesini   beklemek, ilgili kiꢀiye orantısız bir yük getirmekle eꢀdeğer olup, tebliğnameyi yorumlaması   için zorunlu olarak gerçek bir olanak da temin etmemektedir (Göç-Türkiye [GC], no 36590/97,   § 57, CEDH 2002-V). Bu itibarla AĐHM, sözkonusu tebliğnamenin 16 ꢁubat 1999’da kaleme   alınıp, 18 ꢁubat 1999’da Yargıtay’a sunulduğunu ve Yargıtay’ın da altı aylık sürenin   baꢀlangıç noktası olan 2 Aralık 1999 tarihinde hüküm verdiğini ortaya koymaktadır. Baꢀvuran   ise baꢀvurusunu 27 Mayıs 2000 tarihinde, yani bu iꢀlem için öngörülen süre içerisinde   yapmıꢀtır. Dolayısıyla Hükümet’in itirazının ikinci kısmının da reddedilmesi gerekmektedir.   Sonuç olarak AĐHM, sözkonusu ꢀikayetlerin, AĐHS’nin 35§3. maddesi uyarınca açıkça   dayanaktan yoksun olmadığını ve baꢀka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını   saptamıꢀtır. Dolayısıyla ꢀikayetler kabuledilebilir bulunmuꢀtur.   B. Esas hakkında   1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı Hakkında   AĐHM daha önce buna benzer soruları gündeme getiren birçok dava incelediğini ve   bunların AĐHS’nin 6§1. maddesinin ihlali yönünde sonuçlandığını ortaya koymaktadır (Bkz.   Özel kararı, §§ 33-34, ve Özdemir-Türkiye no:59659, §§ 35-36, 6 ꢁubat 2003).   AĐHM mevcut davayı incelemiꢀ ve Hükümet’in davayı farklı ꢀekilde sonuçlandıracak   hiçbir olgu ve kanıt sunmadığı kanaatine varmıꢀtır. AĐHM, Ceza Kanunu’nda öngörülen   suçlardan ötürü Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanan baꢀvuranın, aralarında asker   kökenli bir hakimin yer aldığı mahkeme önüne çıkma konusunda endiꢀe duymasının   anlaꢀılabilir olduğu kanısındadır. Dolayısıyla baꢀvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin   davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ıꢀığında sebepsiz bir yargı kararı almasından haklı   olarak kaygı duymaktadır. Bu nedenle baꢀvuranın, bu yargı merciinin tarafsız ve bağımsız   olmadığı yönündeki ꢀüphelerinin, nesnel bir biçimde haklı gerekçelere dayandığı kabul   edilebilir (Incal –Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Derleme 1998-IV, s. 1573, § 72, in   fine).   AĐHM, baꢀvuranları yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin   AĐHS’nin 6 § 1 maddesinde öngörülen bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taꢀımadığı   sonucuna varmıꢀtır.   2. Ceza Yargılamasının Adilliği Hakkında   Hükümet bir ihlalin varlığına karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM, daha önceki benzer davalarda da dile getirildiği üzere, tarafsızlıktan ve   bağımsızlıktan yoksun bir mahkemenin, hiçbir surette, yargı yetkisi altındaki kiꢀilere adil bir   yargılama süreci temin edebileceğinin varsayılamayacağını hatırlatır.   Baꢀvuranın, davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde görülmesi hakkının   ihlal edildiği tespiti ıꢀığında, AĐHM, AĐHS’nin 6. maddesinin 1. fıkrasına ve 3. fıkrasının c)   bendine dayanan diğer ꢀikayetleri incelemeye gerek olmadığı kanaatine varmıꢀtır (bkz.   diğerleri arasında, Çıraklar kararı, s. 3074, §§ 44-45; Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın   tebliğnamesinin tebliğ edilmemesi konusunda, bkz. Iꢀık-Türkiye, no: 50102/99, §§ 38-39, 5   Haziran 2003; delillerin ve gözaltında alınan ifadenin değerlendirilmesi konusunda, bkz.,   diğerleri arasında, Akkaꢀ-Türkiye, no: 52665/99, §§ 22-23, 23 Ekim 2003; gözaltı süresince   avukat bulunmaması konusunda, bkz., özellikle, Serdar Özcan-Türkiye, no: 55427/00, 8   Nisan 2004, ve Ünal-Türkiye, no: 48616/99, 10 Kasım 2004).   II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Maddi ve Manevi Tazminat   Baꢀvuran maddi zarara maruz kaldığını iddia etmekte ve bunun değerinin, mahkum   edilmesinden dolayı uğradığı gelir kaybı gözönünde bulundurularak AĐHM tarafından tespit   edilmesini talep etmektedir. Baꢀvuran ayrıca, 30.000 (otuzbin) Euro değerinde manevi zarara   uğradığını iddia etmektedir.   Hükümet bu iddialara karꢀı çıkmaktadır.   Đddia edilen maddi zarara iliꢀkin olarak AĐHM, AĐHS’nin ihlal edilmemiꢀ olması   halinde Devlet Güvenlik Mahkemesi’ndeki davanın sonucun ne olacağına dair spekülasyon   yapılamayacağını belirterek, baꢀvurana bu yönde bir tazminat ödenmesine gerek olmadığına   karar vermiꢀtir (Bkz, Findlay-Birleꢀik Krallık kararı, 25 ꢁubat 1997, Derleme 1997-I, s.284,   § 85).   Manevi tazminata iliꢀkin olarak ise AĐHM mevcut davada ihlal tespitinin, adil tazmin   için baꢀlı baꢀına yeterli olduğu kanaatine varmıꢀtır (Çıraklar kararı, s. 3074, § 49).   AĐHM mahkumiyet kararının Sözleꢀme’nin 6§1. maddesine göre tarafsız ve bağımsız   olmayan bir mahkeme tarafından verildiği sonucuna vardığında, prensip olarak en uygun   tazminin, baꢀvuranın gecikmeksizin, tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından yeniden   yargılanması olacağı kanaatine varmıꢀtır (Gençel kararı, § 27).   B. Masraf ve Harcamalar   Baꢀvuran, AĐHM nezdinde yaptığı masraf ve harcamalar için 3.000 (üçbin) Euro,   avukatlık ücreti için ise 2.000 (ikibin) Euro tazminat talebinde bulunmaktadır.   Hükümet bu taleplere karꢀı çıkmıꢀtır.   AĐHM, bu konudaki içtihadı ve mevcut unsurlar doğrultusunda, AĐHM önündeki   yargılama için, 1.500 (bin beꢀyüz) Euro’dan 660 (altıyüz altmıꢀ) Euro tutarındaki adli   yardımın düꢀürülerek, kalan meblağın baꢀvurana ödenmesinin makul olduğuna karar   vermiꢀtir.   C. Gecikme Faizi   AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz   oranına üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OY BĐRLĐYLE;   1. Baꢀvurunun geri kalanının kabuledilebilir olduğuna;   2. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun   olması nedeniyle AĐHS’nin 6§1. maddesinin ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 6. maddesi uyarınca yapılan diğer ꢀikayetlerin incelenmesine gerek   olmadığına;   4. Mevcut kararın kendisinin manevi zararın adil tazmini için yeterli olduğuna;   5. a) AĐHS’nin 44§2. maddesi uyarınca, kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay   içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere ve   miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı Devlet   tarafından baꢀvurana, masraf ve harcamalar için 1.500 (bin beꢀyüz) Euro’dan, 660   (altıyüz altmıꢀ) Euro tutarındaki adli yardım düꢀüldükten sonra kalan meblağın   ödenmesine;   (b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç   puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   6. Adil tazminata iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   karar vermiꢀtir.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve   3. fıkralarına uygun olarak 15 Temmuz 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.   8

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 12.07.2026. · Źródło