59739/00
WyrokETPCz2006-10-31ECLI:CE:ECHR:2006:1031JUD005973900
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy brak dostępu skarżącej do „tajnych” dokumentów, na których oparto decyzję o jej zwolnieniu z pracy i odrzucenie jej odwołania przez sąd krajowy, naruszył prawo do rzetelnego procesu sądowego i zasadę równości broni z art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że zasady kontradyktoryjności i równości broni są podstawowymi elementami prawa do rzetelnego procesu sądowego, gwarantowanego przez art. 6 ust. 1 Konwencji. W niniejszej sprawie sąd krajowy oparł swoją decyzję o oddaleniu odwołania skarżącej na informacjach i dokumentach z dochodzenia administracyjnego, które zostały przekazane w „tajnej” kopercie i nie zostały ujawnione skarżącej. Mimo że prawo do ujawnienia dowodów nie jest absolutne, wszelkie ograniczenia praw obrony muszą być absolutnie niezbędne i odpowiednio zrekompensowane. Brak możliwości ustosunkowania się skarżącej do dowodów o fundamentalnym znaczeniu dla rozstrzygnięcia jej sprawy uniemożliwił jej rzetelną obronę i naruszył te podstawowe zasady.Stan faktyczny
Skarżąca, Gülay Güner Çorum, urodzona w 1970 roku i mieszkająca w Ankarze, pracowała jako cywilna pielęgniarka w Wojskowej Akademii Medycznej Gülhane. 4 kwietnia 1999 r. została zwolniona z pracy przez Wysoką Radę Dyscyplinarną Ministerstwa Obrony Narodowej za rzekome prowadzenie działalności ideologicznej i politycznej oraz sympatyzowanie z nielegalną organizacją. Złożyła odwołanie do Wojskowego Sądu Administracyjnego, kwestionując jurysdykcję sądu i dowody. Sąd oddalił jej odwołanie, opierając się na „tajnych” dokumentach, do których skarżąca nie miała dostępu.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdził naruszenie art. 6 § 1 Konwencji. 2. Uznał, że nie ma potrzeby rozpatrywania skargi na podstawie art. 10 Konwencji. 3. Zasądził na rzecz skarżącej 6 500 EUR tytułem szkody niemajątkowej oraz 4 000 EUR tytułem kosztów i wydatków. 4. Odrzucił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L D E
L ' E U R O P E
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
GÜNER ÇORUM - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 59739/00)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Ekim 2006
Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek
olup ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (59739/00) baꢀvuru no’lu davanın nedeni bu ülke
vatandaꢀı Gülay Güner Çorum’un (baꢀvuran) 19 Haziran 2000 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları
Mahkemesi’ne Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ
olduğu baꢀvurudur. Baꢀvuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Ankara
Barosu avukatlarından B. Çiçekli tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR doğumlu baꢀvuran Ankara’da ikamet etmektedir.
Baꢀvuran iꢀ yaꢀamına Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde sivil memur statüsünde hemꢀire
olarak baꢀlamıꢀtır.
Milli Savunma Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu 4 Nisan 1999 tarihinde baꢀvuranın
kurumunun nizamını bozacak ideolojik ve siyasi faaliyetleri yürütmesi ve yasadıꢀı bir örgütün
sempatizanlığını yapması dolayısıyla görevinden azledilmesine karar vermiꢀtir. Temmuz 1999 tarihinde Askeri Yüksek Đdare Mahkemesi’ne (Yüksek Mahkeme) müracaat
eden baꢀvuran bu kararın iptali ve iꢀten çıkarılmasına yönelik alınan tedbirlerin askıya
alınması isteminde bulunmuꢀtur. AĐHS’nin 6. maddesine atıfta bulunan baꢀvuran askeri
personel olmadığını öne sürerek ve bu mahkemenin bağımsızlığına ve tarafsızlığına karꢀı
çıkarak mahkemeden öncelikli olarak sivil mahkeme lehine görevsiz kılınmasını talep
etmiꢀtir. Hakkında oluꢀturulan delillere itiraz eden baꢀvuran Hacı Bektaꢀ-ı Veli derneğinin
üyesi olmadığını (bunu belgelemiꢀtir) belirterek yasadıꢀı bir örgütün faaliyetlerine katıldığını
inkâr etmiꢀtir. Suçlamaların somut hiçbir delile dayanmadığını savunan baꢀvuran son olarak
AĐHS’nin 9, 10, 11 ve 14. maddeleri ile güvence altına alınan özgürlükleri ileri sürmüꢀtür.
Yüksek Mahkeme 22 Temmuz 1999 tarihinde, baꢀvuranın iꢀten çıkarılmasına yönelik
önlemlerin askıya alınması talebini reddetmiꢀtir.
Milli Savunma Bakanlığı 20 Ağustos 1999 tarihinde cevaben vermiꢀ olduğu görüꢀlerinde
ilgilinin azledilmesinin titizlikle incelenen bir soruꢀturmaya dayandığını, buna değin
belgelerin mahkemeye sunulduğunu ifade etmiꢀtir.
Yüksek Mahkeme 1 ꢁubat 2000 tarihinde baꢀvuranın bu mahkemenin yetkisizliğine iliꢀkin
talebini reddetmiꢀtir.
Yüksek Mahkeme 4 Nisan 2000’de baꢀvuranın görevden alınma kararının iptali istemini
reddetmiꢀtir. Mahkeme kararında «gizli» ibareli bir zarfta iletilen bilgi ve belgelerden ilgilinin
görevini icra ederken siyasi ve ideolojik faaliyetlere devam ettiğinin ve aꢀırı sol bir örgütün
mensubu olduğunun ortaya çıkarıldığına itibar etmiꢀtir. Bu doğrultuda görevden azletme
Kanun’a uygundur.
Hükümet 14 ꢁubat 2006 tarihinde AĐHM’ye baꢀvuran hakkında yürütülen soruꢀturma
dosyasını iletmiꢀtir. Dosya «komutanın görüꢀü», «olayların raporu» ve altı «ifade tutanağı»
gibi belgeleri içermektedir. «Olayların raporuna» göre baꢀvuran ile aynı birimde
çalıꢀmaktayken PKK’ya karꢀı Alanya’da yürütülen operasyon sırasında bir hemꢀirenin [ismi
silinmiꢀtir] yakalanmasının ardından soruꢀturma baꢀlatılması kararı alınmıꢀtır. Özellikle bu
soruꢀturma kapsamında dinlenilen altı hemꢀire [isimleri silinmiꢀtir] baꢀvuranın alevi, solcu ve
ateist olduğunu; genç hemꢀireler arasında bu ideolojinin propagandasını yaptığını, HADEP
için oy kullandığını; Cumhuriyet ve Evrensel gazetelerini okuduğunu; alevi olduğunu
söyleyerek ve Sivas olaylarına değinerek Hükümeti eleꢀtirdiğini; insan hakları bahanesiyle bu
ideolojinin faaliyetlerini sürdürdüğünü; güvenlik güçlerinin güneydoğu bölgesindeki
tutumunu eleꢀtirir kitaplar okuduğunu ve insan haklarının savunulması iddiasıyla PKK’nın
propagandasını yaptığını; dini inançlarının son derece zayıf olduğunu; çok eꢀliliği nedeniyle
Peygamberi cinsel saplantılı olarak gördüğünü; 1 Mayıs kutlamasına övgüler yağdırdığını ve
solcu bir grupla birlikte konsere gittiğini belirtmiꢀtir.
Baꢀvuran hakkında yapılan suçlamaları inkâr etmiꢀtir. Kendisini alevi olarak gördüğünü ve
birkaç ay önce Hacı Bektaꢀ-ı Veli derneğine üye olduğunu kabul etmiꢀtir. Cumhuriyet ve
Evrensel gazetelerini meraktan okuduğunu ve Sivas olaylarını anma gösterisine üç kez
katıldığını ifade ederek, «ifade tutanağına göre» ꢀiddete karꢀı olduğundan ne PKK’nın
eylemlerini ne Hükümetin güneydoğu bölgesindeki yaklaꢀımını onayladığını sözlerine
eklemiꢀtir. Aynı ꢀekilde kiꢀisel dosyasında daha önce ceza aldığına dair hiçbir ibare yer
almamaktadır.
HUKUK AÇISINDAN
I. AĐHS’NĐN 6 § 1. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, dosyada bulunan ve Askeri Yüksek Đdare Mahkemesi’nin kararının temelini
oluꢀturan belgelerin iletilmesindeki noksanlığın taraflar arsındaki dengeyi bozduğunu ileri
sürmektedir. Baꢀvurana göre, silahların eꢀitliği ilkesi ihlal edilmiꢀtir. Baꢀvuran, bu noktada
AĐHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğini öne sürmektedir.
Hükümet bu konuda görüꢀ bildirmemektedir.
1. Đlgili ilkeler
Her hukuk ve ceza davasının, usule iliꢀkin yönleri de dahil vicahi bir nitelik taꢀıması ve de
taraflar arasında silahların eꢀitliğini garanti altına alması gerekir: bu, adil yargılanma hakkının
temel unsurlarından biridir.
Vicahilik ilkesi uyarınca yargılanma hakkı, taraflar için, karꢀı taraf tarafından oluꢀturulan
görüꢀlerden veya kanıt unsurlarından haberdar olma ve bunlar üzerinde tartıꢀabilme olanağını
içermektedir (Bkz, diğerleri arasında, hukuki usule iliꢀkin olarak: Vermeulen-Belçika, 20
ꢁubat 1996 tarihli karar, Lobo Machado-Portekiz, 20 ꢁubat 1996 tarihli karar, Nideröst-
Huber-Đsviçre, 18 ꢁubat 1997 tarihli karar, Kress-Fransa, 39594/98 no’lu karar, Yvon-Fransa,
44962/98 no’lu karar ve Prikyan ve Angelova-Bulgaristan, 44624/98 no’lu, 16 ꢁubat 2006
tarihli karar; cezai usüle iliꢀkin olarak: Brandstetter-Avusturya, 28 Ağustos 1991 tarihli, A
serisi 211 no’lu karar, Fitt-Đngiltere, 29777/96 no’lu karar, ve Jasper-Đngiltere, 27052/95
no’lu, 16 ꢁubat 2000 tarihli karar).
Bu prensip, tarafların sunduğu görüꢀler ve belgeler için geçerli olduğu gibi, Hükümet
komiseri gibi bağımsız bir memur (Kress, ve, APBP-Fransa, 38436/97 no’lu, 21 Mart 2002
tarihli karar), bir idare (Krčmář ve diğerleri-Çek Cumhuriyeti, 35376/97 no’lu 3 Mart 2000
tarihli karar) veya sözkonusu kararı veren mahkeme tarafından sunulan görüꢀler ve belgeler
için de geçerlidir (Nideröst-Huber).
AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin hepsinden evvel tarafların çıkarlarını ve adaletin iyi iꢀleyiꢀinin
korunmasını amaçladığının altını çizmek gerekir (Bkz. mutatis mutandis, Acquaviva-Fransa, Kasım 1995 tarihli karar), bir belgenin kendileri tarafından yorumlanması gerektiği
kanaatinde oldukları zaman, bunu ifade etme imkânı taraflara sağlanmalıdır. Özellikle,
yargıya tabi kiꢀilerin adaletin iꢀleyiꢀine güvenmesi buna bağlıdır: sözkonusu güvence,
diğerleri arasında, dosyadaki her belge hakkında görüꢀ bildirebilme güvencesine
dayanmaktadır (Bkz. Nideröst-Huber, ve F.R.-Đsviçre, 37392/97, 28 Haziran 2001 tarihli
karar).
Diğer yandan, hakim kendisi de, özellikle bir itirazı reddettiği veya re’sen ele alınan bir
gerekçeye dayanarak bir uyuꢀmazlığı çözdüğü zaman vicahilik ilkesine uymak zorundadır
(Skondrianos-Yunanistan, 63000/00, 74291/01 ve 74292/01 no’lu, 18 Aralık 2003 tarihli
kararlar, ve Clinique des Acacias ve diğerleri-Fransa, 65399/01, 65406/01, 65405/01 ve
65407/01 no’lu, 13 Ekim 2005 tarihli kararlar).
2. Bu ilkelerin uygulanması
Mevcut halde, bir disiplin soruꢀturmasının ardından, askeri bir hastanede sivil hemꢀire olarak
çalıꢀan baꢀvuran görevinden alınmıꢀtır. Đlgili tarafından yapılan iptal baꢀvurusu Askeri
Yüksek Đdare Mahkemesi tarafından reddedilmiꢀtir.
Bununla birlikte, 20 Ağustos 1999 tarihli cevaben vermiꢀ olduğu savunmalarında Milli
Savunma Bakanlığı 1602 sayılı Kanun’un 52. maddesine uygun olarak idari soruꢀturma
dosyasını Yüksek Mahkemeye ayrı bir zarfta iletmiꢀtir. Yüksek Mahkeme’nin kararından
baꢀvuranın talebinin Milli Savunma Bakanlığı tarafından «gizli» damgalı bir zarfın içine
konulmuꢀ bilgi ve belgelere ve idari soruꢀturma kapsamında elde edilen ifadelere dayanılarak
reddedildiği ortaya çıkmaktadır.
Baꢀvuran, aleyhinde yapılan son derece ciddi disiplin suçlarının altını çizerek, soruꢀturma
dosyasının ifꢀa edilmemesine boꢀ yere karꢀı çıkmıꢀtır.
AĐHM, bir ceza yargılama usulü kapsamında, ilgili kanıtların açığa vurulması hakkının
mutlak olmadığının dile getirildiğini hatırlatmaktadır. Bir ceza davasında, sanığın haklarıyla
dengelenmesi gereken, milli güvenlik nedeniyle veya misilleme riski altında olan ꢀahitleri
koruma veya soruꢀturma metotlarını gizli tutma gerekliliği gibi çekiꢀen menfaatler olabilir.
Bazı hallerde, baꢀka bir bireyin temel haklarını saklı tutmak veya önemli bir kamu yararını
korumak için bazı kanıtları savunmanın bilgisine sunmamak gerekebilir. Bununla birlikte,
AĐHS’nin 6 § 1. maddesi uyarınca, yalnızca, savunma haklarını sınırlayan mutlak gerekli
önlemler meꢀrudur (Van Mechelen ve diğerleri-Hollanda, 23 Nisan 1997 tarihli karar).
Üstelik, sanığa adil bir yargılanma garanti edilmek isteniliyorsa, haklarının sınırlanmasıyla
savunmaya çıkarılan her zorluk hukuki makamların önünde izlenen yargılama usulüyle
yeterince telafi edilmelidir (Doorson-Hollanda, 26 Mart 1996 tarihli karar, Van Mechelen ve
diğerleri, Fitt, ve Jasper). AĐHM’ye göre, bu tür ilkelerin, özellikle davada kazanılmak
istenilen ꢀey ıꢀığında baꢀvuran açısından -ağır disiplin suçlarına dayalı görevden alma-
hususuna uygulanması gerekir (Bkz. mutatis mutandis, Fitt).
Hükümetin, baꢀvuranın görevden alınmasına iliꢀkin idari yargılama usulü sırasında
soruꢀturma dosyasının açığa çıkarılmamasını haklı gösterecek hiçbir argümanı sunmadığını
not etmek gerekir. Zaten, bu dosya, milli güvenliğe veya misilleme riski altındaki tanıkları
korumaya veya soruꢀturma metotlarını gizli tutma gerekliliğine bağlı zorunluluklarla bu
yönde bir uygulamayı haklı çıkarabilecek hiçbir unsuru içermemektedir. Öte yandan, bu
uygulamada, vicahilik ilkesinin ve silahların eꢀitliği ilkesinin gereklerini yerine getirmek için
baꢀvuranın çıkarlarını korumaya uygun garantiler bulunuyor görünmemektedir. (Bkz. mutatis
mutandis, Fitt, ve Jasper). Gerçekten de, sözkonusu karar sadece “gizli” olarak nitelendirilmiꢀ
soruꢀturma dosyasına dayalı olarak alınmıꢀtır.
Milli Savunma Bakanlığı tarafından iletilen belge ve bilgilerin davanın sonucu hakkında
temel bir önemi olduğuna ꢀüphe yoktur. Fakat ilgilinin yargılama usulünde kazanmayı
umduğu ꢀey ve soruꢀturma dosyasındaki belge ve bilgilerin niteliği dikkate alındığında,
baꢀvuranın Yüksek Mahkeme’nin kararını vermesinden önce bunlara yanıt vermesinin
olanaksızlığı onun adil yargılanma hakkını hiçe saymıꢀtır (J.J.-Hollanda, 27 Mart 1998
kararı).
Sonuç itibariyle, AĐHS’nin 6 § 1 maddesi bakımından adil yargılanma hakkının temel
unsurlarından biri olan vicahilik ilkesine ve taraflar arasındaki silahların eꢀitliği garantisine
riayet etme baꢀvuranın Milli Savunma Bakanlığı’nın sunmuꢀ olduğu bilgiler hakkında
yorumda bulunma olanağını gerektirmekteydi. Oysa 1602 sayılı Kanun’un 52. maddesi
uyarınca dosyanın açığa çıkmasını reddetmek için bu imkân baꢀvurana verilmemiꢀtir.
AĐHM, AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıꢀtır.
II. AĐHS’NĐN 10. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, görevden alınmasının kiꢀisel, siyasi inançlarına ve bazı yasal faaliyetlere dayandığı
gerekçesiyle, AĐHS’nin 10. maddesinin ihlalini oluꢀturduğundan yakınmaktadır.
Hükümet, askeri bir kurumu tercih etmekle baꢀvuranın en baꢀından böyle bir yapıyı
düzenleyen kurallara uymayı kabul ettiğini belirtmektedir. Hükümet, AĐHM’nin bu konudaki
yerleꢀik içtihadına dayalı olarak, ilgilinin özel bir güven ve doğruluk bağıyla Devlete bağlı
olduğunu savunmakta, kurum bünyesinde ve dıꢀında sözkonusu faaliyetleri sürdürerek
baꢀvuranın bu bağı koparmıꢀ olacağını vurgulamaktadır. Mevcut durumun özel koꢀullarına
değinen Hükümet, en üst düzey askeri hiyerarꢀik düzende yer alan kiꢀilerle yakın temas
halinde olan ve onların gizli sağlık dosyalarına ulaꢀabilen baꢀvuranın fiillerine iliꢀkin
yetkililerin dikkatli olmaları gerektiğini ifade etmektedir. Öte yandan, Grigoriades-
Yunanistan (25 Kasım 1997 tarihli karar) kararındaki baꢀvurandan farklı olarak, baꢀvurana
cezai müeyyide uygulanmamıꢀtır.
Baꢀvuran, inançları, yasal, kültürel ve sosyal bazı aktivitelere katıldığı için cezalandırıldığını
ileri sürmektedir. Baꢀvuran, PKK gibi yasadıꢀı örgütlerin eylemlerine katılma, yardım etme
ve bu örgüte sempati duyma ꢀeklindeki kendisine isnat edilen olayların Türk Ceza Kanunu’na
göre ağır bir suçu teꢀkil ettiğini, oysa hakkında hiçbir kovuꢀturma baꢀlatılmadığını
belirtmektedir. Baꢀvuran, meslek ahlakı kurallarına uygun olarak on yıla yakın bir süre
boyunca bu askeri hastanede çalıꢀtığının ve üstlerinin güvenini sarsmaya yönelik ve liyakate
aykırı hiçbir tutumunun olmadığının altını çizmektedir. Baꢀvurana göre, iç hukuktaki
yargılama usulü sırasında kendisine iletilmeyen ve Yüksek Mahkemenin karar verirken
dayanak aldığı idari soruꢀturma dosyası sadece dayanaktan yoksun suçlamalar içermektedir.
AĐHM, mevcut baꢀvuruyla ortaya konan temel hukuki sorunun, görevden alma kararının iptal
edilmesi talebinin AĐHS’nin 6. maddesi uyarınca adil bir yargılanmanın sonunda reddedilip
reddedilmediğinin bilinmesine dayalı olduğu kanaatindedir. Yukarıda bu hükmün ihlal
edildiği sonucuna vardığı dikkate alındığında, AĐHM bu ꢀikayetin ayrıca incelenmesine gerek
olmadığı sonucuna varmaktadır (Bkz. mutatis mutandis, Sadak ve diğerleri-Türkiye,
29900/96, 29901/96, 29902/96 ve 29903/96 no’lu kararlar).
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuran 14 Nisan 1999 tarihinden bu yana iꢀsiz, gelirden ve her türlü sosyal haktan ve
güvenceden yoksun olduğunu belirterek bu yönde 25.000 Euro maddi tazminata uğradığını
ileri sürmektedir. Baꢀvuran manevi tazminat olarak 30.000 Euro istemektedir.
Hükümet bu miktarlara karꢀı çıkmıꢀtır.
AĐHM, AĐHS’nin 41. maddesince hakkaniyete uygun olarak baꢀvurana 6.500 Euro manevi
tazminat ödenmesini kararlaꢀtırmıꢀtır.
B. Masraf ve harcamalar
Baꢀvuran yargı giderleri için 7.600 Euro talep etmektedir.
Hükümet buna karꢀı çıkmıꢀtır.
Sunulan unsurlar ıꢀığında AĐHM tüm yargı giderleri için ilgiliye 4.000 Euro ödenmesine karar
vermiꢀtir.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı
faiz oranına 3 puanlık bir artıꢀ eklenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;
2. AĐHS’nin 10. maddesine dair ꢀikayetin incelenmesine gerek olmadığına;
3. a) AĐHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin
baꢀvurana:
i.
ii.
iii.
manevi zarar için 6.500 (altı bin beꢀ yüz) Euro ödemesine;
masraf ve harcamalar için 4.000 (dört bin) Euro ödemesine;
yukarıda belirtilen miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;
4. Adil tazmine dair diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢀTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3. maddesine
uygun olarak 31 Ekim 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.
7
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło