59741/00

WyrokETPCz2006-10-31ECLI:CE:ECHR:2006:1031JUD005974100

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy brak dostępu skarżącej do „tajnych” dokumentów stanowiących podstawę jej zwolnienia z pracy i decyzji sądu krajowego naruszył prawo do rzetelnego procesu sądowego z art. 6 ust. 1 Konwencji, w szczególności zasadę równości broni i kontradyktoryjności?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że prawo do rzetelnego procesu sądowego, gwarantowane przez art. 6 ust. 1 Konwencji, wymaga przestrzegania zasady kontradyktoryjności i równości broni. Oznacza to, że strony muszą mieć możliwość zapoznania się z dowodami i argumentami przedstawionymi przez stronę przeciwną oraz możliwość ustosunkowania się do nich. W niniejszej sprawie, decyzja o zwolnieniu skarżącej i jej utrzymanie przez sąd krajowy opierały się na „tajnych” dokumentach z postępowania administracyjnego, do których skarżąca nie miała dostępu. Trybunał stwierdził, że brak możliwości ustosunkowania się do tych kluczowych dowodów, bez żadnego uzasadnienia ze strony rządu dla ich utajnienia, stanowił naruszenie tych fundamentalnych zasad, uniemożliwiając skarżącej skuteczną obronę.
Stan faktyczny
Skarżąca, Şenay Aksoy Eroğlu, była pielęgniarką cywilną w Gülhane Military Medical Academy w Turcji. W 1999 roku została zwolniona z pracy przez Wysoką Radę Dyscyplinarną Ministerstwa Obrony Narodowej za rzekome prowadzenie działalności politycznej i sympatyzowanie z nielegalną organizacją. Jej odwołanie do Wojskowego Najwyższego Sądu Administracyjnego zostało odrzucone, a decyzja sądu opierała się na „tajnych” dokumentach z postępowania administracyjnego, do których skarżąca nie miała dostępu ani możliwości ustosunkowania się.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. Uznał, że nie ma potrzeby odrębnego badania skargi na podstawie art. 10 Konwencji. Zasądził skarżącej 6 500 EUR tytułem szkody niemajątkowej oraz 4 000 EUR tytułem kosztów i wydatków. Odrzucił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

C O N S E I L D E   L ' E U R O P E   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   AKSOY (EROĞLU) - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 59741/00)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Ekim 2006   Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek   olup ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   ____________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları   Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmıꢀ olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam   olarak belirtilmiꢀ olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koꢀulu ile Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa   Konseyi ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla   alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (59741/00) baꢀvuru no’lu davanın nedeni bu   ülke vatandaꢀı ꢁenay Aksoy Eroğlu’nun (baꢀvuran) 19 Haziran 2000 tarihinde Avrupa Đnsan   Hakları Mahkemesi’ne Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca   yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Ankara Barosu   avukatlarından B. Çiçekli tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   doğumlu baꢀvuran, Ankara’da ikamet etmektedir.   yılında, baꢀvuran, ordunun hizmetinde çalıꢀan sivil memur statüsüyle Gülhane   Askeri Tıp Akademisi’nde hemꢀire olarak görevlendirilmiꢀtir.   Nisan 1999 tarihinde, Milli Savunma Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu, yasadıꢀı   bir örgütün sempatizanı olarak ve siyasi faaliyetler yürüterek kurumunun düzenini bozduğu   gerekçesiyle, baꢀvuranı memuriyetten çıkarma kararı vermiꢀtir.   Temmuz 1999 tarihinde Askeri Yüksek Đdare Mahkemesi’ne (Yüksek Mahkeme)   müracaat eden baꢀvuran, bu kararın iptali ve iꢀten çıkarılmasına yönelik alınan tedbirlerin   askıya alınması isteminde bulunmuꢀtur. Baꢀvurana göre, kendisine isnat edilen fiiller,   “aklanmasını” sağlayacak cezai yargılamayı gerektirmektedir. Baꢀvuran, hizmette bulunduğu   on bir yıl boyunca aleyhinde hiçbir soruꢀturma yapılmadığına dikkat çekmiꢀtir. Aleyhindeki   suçlamaları reddeden baꢀvuran, ne Alevi ne ateist ne de Kürt kökenli olduğunu belirtmiꢀtir.   Baꢀvuran, yasadıꢀı örgüt ya da bir siyasi parti adına yasadıꢀı faaliyetlerde bulunduğu iddiasını   da kabul etmemiꢀtir. Ayrıca baꢀvuran, sol görüꢀlü siyasi gazete olan Evrensel’ i değil merkez   sol görüꢀlü gazete olan Cumhuriyet’i okuduğunu ifade etmiꢀtir ve suçlamaların hiçbir somut   kanıta dayanmadığını iddia etmiꢀtir. Son olarak, sözkonusu kitapları okuduğunu inkar ederek   her bireyin mahkemelerce yasaklanmamıꢀ olan bütün eserleri okumakta özgür olduğunu,   böylesi yasakları getiren bir düzenin tek partili ve sansürlü döneme geri dönüꢀ anlamına   geleceğini; böyle bir uygulamanın AĐHS’ye ve uluslararası anlaꢀmalara aykırı olacağını   belirtmiꢀtir.   Milli Savunma Bakanlığı, 20 Ağustos 1999 tarihli cevabi görüꢀlerinde, baꢀvuranın   iꢀten çıkarılmasının, titiz bir soruꢀturmaya dayandığını ve buna iliꢀkin belgelerin, Askeri   Yüksek Đdare Mahkemesi’ne iliꢀkin 1602 sayılı Kanun’un 52. maddesine uygun olarak, kapalı   zarf usulüyle mahkemeye sunulduğunu ileri sürmüꢀtür. Milli Savunma Bakanlığı, baꢀvuranın   fikir ya da görüꢀlerinden dolayı değil, düꢀüncelerinin propagandasını yaptığından ve çalıꢀtığı   kurumun düzenini bozduğundan dolayı iꢀten çıkarıldığını açıklamıꢀtır. Kamu hizmetinin   düzgün bir ꢀekilde iꢀleyiꢀini sağlamak amacı taꢀıdığından, disiplin cezasının Türk Ceza   Kanunu uyarınca verilen cezalardan farklı olduğunun altını çizmektedir.   Yüksek Mahkeme 22 Temmuz 1999 tarihinde, baꢀvuranın iꢀten çıkarılmasına yönelik   önlemlerin askıya alınması talebini reddetmiꢀtir.   Baꢀvuran, 7 Eylül 1999 tarihinde, yanıt olarak kendi savunmasını vermiꢀtir. Baꢀvuran,   iꢀten çıkarılmasının dayandırıldığı belgelerin ve sicil dosyasının 1602 sayılı Kanun’un 52.   maddesi gereğince kendisine tebliğ edilmediğini açıklamıꢀ, bu hükmün, AĐHS’ ye uygun olup   olmadığının Anayasa Mahkemesi tarafından incelenmesini talep etmiꢀtir.   Eylül 1999 tarihinde, baꢀvuran, 28 Ağustos 1999 tarihli ve 4455 sayılı Memurların   Disiplin Cezalarının Affı Kanun’un hükümleri gereğince, yeniden göreve alınması yönünde   Milli Savunma Bakanlığı’na talepte bulunmuꢀtur. 17 Kasım 1999 tarihinde, Genelkurmay   Baꢀkanlığı, Kanun’un kendisi için uygulanabilir olmadığı gerekçesiyle baꢀvuranın talebini   reddetmiꢀtir.   ꢁubat 2000 tarihinde, Askeri Yüksek Đdare Mahkemesi baꢀvuranın iꢀten çıkarılma   kararının iptal edilmesi talebini reddetmiꢀtir. Askeri Yüksek Đdare Mahkemesi verdiği   kararda, “gizli” damgalı bir zarf içinde sunulan bilgi ve belgelerden ve idari soruꢀturma   çerçevesinde elde edilen ifadelerden, baꢀvuranın görevi sırasında ideolojik ve siyasi   faaliyetler yürüttüğünün ve çalıꢀma yerinde düzeni bozduğunun ortaya çıktığına, dolayısıyla   iꢀten çıkarılmasının kanuna uygun olduğuna kanaat getirmiꢀtir. Askeri Yüksek Đdare   Mahkemesi’ne iliꢀkin Kanun’un 52 § 3. maddesinin Anayasa Mahkemesi tarafından   incelenmesi yönündeki taleple ilgili olarak, davanın konusunu geniꢀletmek amacı güttüğü   gerekçesiyle bu talep reddedilmiꢀtir.   Hükümet 14 Mart 2006 tarihinde, baꢀvuran hakkında yürütülen soruꢀturma dosyasını   AĐHM’ye iletmiꢀtir. Dosya «komutanın görüꢀü», «olayların raporu» ve altı «ifade tutanağı»   gibi belgeleri içermektedir. «Olayların raporuna» göre baꢀvuran ile aynı birimde   çalıꢀmaktayken, PKK’ya karꢀı Alanya’da (Antalya) yürütülen operasyon sırasında bir   hemꢀirenin [ismi silinmiꢀtir] yakalanmasının ardından soruꢀturma baꢀlatılması kararı   alınmıꢀtır. Özellikle bu soruꢀturma kapsamında dinlenilen altı hemꢀire [isimleri silinmiꢀtir]   baꢀvuranın alevi, solcu ve ateist olduğunu; genç hemꢀireler arasında bu ideolojinin   propagandasını yaptığını, HADEP için oy kullandığını; Cumhuriyet ve Evrensel gazetelerini   okuduğunu; alevi olduğunu söyleyerek ve Sivas olaylarına değinerek Hükümet’i eleꢀtirdiğini;   insan hakları bahanesiyle bu ideolojinin faaliyetlerini sürdürdüğünü; güvenlik güçlerinin   güneydoğu bölgesindeki tutumunu eleꢀtirir kitaplar okuduğunu ve insan haklarının   savunulması iddiasıyla PKK’nın propagandasını yaptığını; dini inançlarının son derece zayıf   olduğunu; çok eꢀliliği nedeniyle Peygamberi cinsel saplantılı olarak gördüğünü; 1 Mayıs   kutlamasına övgüler yağdırdığını ve solcu bir grupla birlikte konsere gittiğini belirtmiꢀtir.   Baꢀvuran hakkında yapılan suçlamaları inkâr etmiꢀtir. Baꢀvuran ateist olduğunu kabul etmiꢀ   fakat Alevi olmadığını belirtmiꢀtir. Gazeteleri okurken herhangi bir ayrım gözetmediğini,   yalnızca sağlık çalıꢀanları tarafından düzenlenen bir gösteriye katıldığını belirtmiꢀtir. Aynı   ꢀekilde, baꢀvuranın kiꢀisel dosyasında daha önce ceza aldığına dair hiçbir ibare yer   almamaktadır.   HUKUK AÇISINDAN   I. AĐHS’NĐN 6 § 1. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran, dosyada bulunan ve Askeri Yüksek Đdare Mahkemesi’nin kararının temelini   oluꢀturan belgelerin iletilmesindeki noksanlığın taraflar arsındaki dengeyi bozduğunu ileri   sürmektedir. Baꢀvurana göre, silahların eꢀitliği ilkesi ihlal edilmiꢀtir. Baꢀvuran, bu noktada   AĐHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğini öne sürmektedir.   Hükümet bu konuda görüꢀ bildirmemektedir.   1. Đlgili ilkeler   Her hukuk ve ceza davasının, usule iliꢀkin yönleri de dahil vicahi bir nitelik taꢀıması   ve de taraflar arasında silahların eꢀitliğini garanti altına alması gerekir. Bu, adil yargılanma   hakkının temel unsurlarından birini teꢀkil etmektedir.   Vicahilik ilkesi uyarınca yargılanma hakkı, taraflar için, karꢀı tarafın oluꢀturduğu   görüꢀlerden veya sunduğu kanıtlardan haberdar olma ve bunlar üzerinde tartıꢀabilme   olanağını içermektedir (Bkz, diğerleri arasında, hukuki usule iliꢀkin olarak: Vermeulen-   Belçika, 20 ꢁubat 1996 tarihli karar, Derleme Kararlar ve Hükümler, Lobo Machado-   Portekiz, 20 ꢁubat 1996 tarihli karar, Nideröst-Huber-Đsviçre, 18 ꢁubat 1997 tarihli karar,   Kress-Fransa, 39594/98 no’lu karar, Yvon-Fransa, 44962/98 no’lu karar ve Prikyan ve   Angelova-Bulgaristan, 44624/98 no’lu, 16 ꢁubat 2006 tarihli karar; cezai usüle iliꢀkin olarak:   Brandstetter-Avusturya, 28 Ağustos 1991 tarihli karar, Fitt-Đngiltere, 29777/96 no’lu karar, ve   Jasper-Đngiltere, 27052/95 no’lu, 16 ꢁubat 2000 tarihli karar).   Bu prensip, tarafların sunduğu görüꢀler ve belgeler için geçerli olduğu gibi Hükümet   komiseri gibi bağımsız bir memur (Kress, ve, APBP-Fransa, 38436/97 no’lu, 21 Mart 2002   tarihli karar), bir idare (Krčmář ve diğerleri-Çek Cumhuriyeti, 35376/97 no’lu 3 Mart 2000   tarihli karar) veya sözkonusu kararı veren mahkeme tarafından sunulan görüꢀler ve belgeler   için de geçerlidir (Nideröst-Huber).   AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin hepsinden evvel tarafların çıkarlarını ve adaletin iyi   iꢀleyiꢀinin korunmasını amaçladığının altını çizmek gerekir (Bkz. mutatis mutandis,   Acquaviva-Fransa, 21 Kasım 1995 tarihli karar), bir belgenin kendileri tarafından   yorumlanması gerektiği kanaatinde oldukları zaman, bunu ifade etme imkanı taraflara   sağlanmalıdır. Özellikle, yargıya tabi kiꢀilerin adaletin iꢀleyiꢀine güvenmesi buna bağlıdır:   sözkonusu güvence, diğerleri arasında, dosyadaki her belge hakkında görüꢀ bildirebilme   güvencesine dayanmaktadır (Bkz. Nideröst-Huber, ve F.R.-Đsviçre, 37392/97, 28 Haziran   tarihli karar).   Diğer yandan, hakimin kendisi de, özellikle bir itirazı reddettiği veya re’sen ele alınan   bir gerekçeye dayanarak bir uyuꢀmazlığı çözdüğü zaman vicahilik ilkesine uymak zorundadır   (Skondrianos-Yunanistan, 63000/00, 74291/01 ve 74292/01 no’lu, 18 Aralık 2003 tarihli   kararlar, ve Clinique des Acacias ve diğerleri-Fransa, 65399/01, 65406/01, 65405/01 ve   65407/01 no’lu, 13 Ekim 2005 tarihli kararlar).   2. Bu ilkelerin uygulanması   Mevcut halde, bir disiplin soruꢀturmasının ardından, askeri bir hastanede sivil hemꢀire   olarak çalıꢀan baꢀvuran görevinden alınmıꢀtır. Đlgili tarafından yapılan iptal baꢀvurusu, Askeri   Yüksek Đdare Mahkemesi tarafından reddedilmiꢀtir.   Bununla birlikte, 20 Ağustos 1999 tarihli cevaben vermiꢀ olduğu savunmalarında Milli   Savunma Bakanlığı, 1602 sayılı Kanun’un 52. maddesine uygun olarak idari soruꢀturma   dosyasını Yüksek Mahkeme’ye gizlilik kaydı ile iletmiꢀtir. Yüksek Mahkeme’nin kararından,   baꢀvuranın talebinin Milli Savunma Bakanlığı tarafından «gizli» damgalı bir zarfın içine   konulmuꢀ bilgi ve belgelere ve idari soruꢀturma kapsamında elde edilen ifadelere dayanılarak   reddedildiği ortaya çıkmaktadır.   Baꢀvuran, soruꢀturma sırasında savunma hakkına saygı gösterilememesine itiraz etmiꢀ   ancak bu itirazı sonuçsuz kalmıꢀtır.   AĐHM, bir ceza yargılama usulü kapsamında, ilgili kanıtların açığa vurulması hakkının   mutlak olmadığının dile getirildiğini hatırlatmaktadır. Bir ceza davasında, sanığın haklarıyla   dengelenmesi gereken, milli güvenlik nedeniyle veya misilleme riski altında olan ꢀahitleri   koruma veya soruꢀturma metotlarını gizli tutma gerekliliği gibi çekiꢀen menfaatler olabilir.   Bazı hallerde, baꢀka bir bireyin temel haklarını saklı tutmak veya önemli bir kamu yararını   korumak için bazı kanıtları savunmanın bilgisine sunmamak gerekebilir. Bununla birlikte,   AĐHS’nin 6 § 1 maddesi uyarınca, yalnızca, savunma haklarını sınırlayan mutlak gerekli   önlemler meꢀrudur (Van Mechelen ve diğerleri-Hollanda, 23 Nisan 1997 tarihli karar).   Üstelik sanığa adil bir yargılanma garanti edilmek isteniliyorsa, haklarının sınırlanmasıyla   savunmaya çıkarılan her zorluk hukuki makamların önünde izlenen yargılama usulüyle   yeterince telafi edilmelidir (Doorson-Hollanda, 26 Mart 1996 tarihli karar, Van Mechelen ve   diğerleri, Fitt, ve Jasper). AĐHM’ye göre, bu tür ilkelerin, özellikle davada kazanılmak   istenilen ꢀey ıꢀığında baꢀvuran açısından -ağır disiplin suçlarına dayalı görevden alma-   hususuna uygulanması gerekir (Bkz. mutatis mutandis, Fitt).   Hükümet’in, baꢀvuranın görevden alınmasına iliꢀkin idari yargılama usulü sırasındaki   soruꢀturma dosyasının açığa çıkarılmamasını haklı gösterecek hiçbir argümanı sunmadığını   not etmek gerekir. Zaten, bu dosya, milli güvenliğe veya misilleme riski altındaki tanıkları   korumaya veya soruꢀturma metotlarını gizli tutma gerekliliğine bağlı zorunluluklarla bu   yönde bir uygulamayı haklı çıkarabilecek hiçbir unsuru içermemektedir. Öte yandan, bu   uygulamada, vicahilik ilkesinin ve silahların eꢀitliği ilkesinin gereklerini yerine getirmek için   baꢀvuranın çıkarlarını korumaya uygun garantiler bulunuyor görünmemektedir. (Bkz. mutatis   mutandis, Fitt, ve Jasper). Gerçekten de, sözkonusu karar sadece “gizli” olarak nitelendirilmiꢀ   soruꢀturma dosyasına dayalı olarak alınmıꢀtır.   Savunma Bakanlığı tarafından iletilen belge ve bilgilerin davanın sonucu hakkında   temel bir önemi olduğuna ꢀüphe yoktur. Fakat, ilgilinin yargılama usulünde kazanmayı   umduğu ꢀey ve soruꢀturma dosyasındaki belge ve bilgilerin niteliği dikkate alındığında,   baꢀvuranın Yüksek Mahkeme’nin kararını vermesinden önce bunlara yanıt vermesinin   olanaksızlığı onun adil yargılanma hakkını hiçe saymıꢀtır (J.J.-Hollanda, 27 Mart 1998   kararı).   Sonuç itibariyle, AĐHS’nin 6 § 1 maddesi bakımından adil yargılanma hakkının temel   unsurlarından biri olan vicahilik ilkesine ve taraflar arasındaki silahların eꢀitliği garantisine   riayet etme baꢀvuranın Milli Savunma Bakanlığı’nın sunmuꢀ olduğu bilgiler hakkında   yorumda bulunma olanağını gerektirmekteydi. Oysa 1602 sayılı Kanun’un 52. maddesi   uyarınca dosyanın açığa çıkmasını reddetmek için bu imkân baꢀvurana verilmemiꢀtir.   AĐHM, AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıꢀtır.   II. AĐHS’NĐN 10. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran, görevden alınmasının kiꢀisel, siyasi inançlarına ve bazı yasal faaliyetlere   dayandığı gerekçesiyle, AĐHS’nin 10. maddesinin ihlalini oluꢀturduğundan yakınmaktadır.   Hükümet, askeri bir kurumu tercih etmekle baꢀvuranın, en baꢀından böyle bir yapıyı   düzenleyen kurallara uymayı kabul ettiğini belirtmektedir. Hükümet, AĐHM’nin bu konudaki   yerleꢀik içtihadına dayalı olarak, ilgilinin özel bir güven ve liyakat bağıyla Devlete bağlı   olduğunu savunmakta, kurum bünyesinde ve dıꢀında sözkonusu faaliyetleri sürdürerek   baꢀvuranın bu bağı koparmıꢀ olacağını vurgulamaktadır. Mevcut durumun özel koꢀullarına   değinen Hükümet, en yüksek askeri hiyerarꢀik düzende yer alan kiꢀilerle yakın temas halinde   olan ve onların gizli sağlık dosyalarına ulaꢀabilen baꢀvuranın fiillerine iliꢀkin yetkililerin   dikkatli olmaları gerektiğini ifade etmektedir. Öte yandan, Grigoriades-Yunanistan (25 Kasım   tarihli karar) kararındaki baꢀvurandan farklı olarak, baꢀvurana cezai müeyyide   uygulanmamıꢀtır.   Baꢀvuran, inançları, yasal, kültürel ve sosyal bazı aktivitelere katıldığı için   cezalandırıldığını ileri sürmektedir. Baꢀvuran, PKK gibi yasadıꢀı örgütlerin eylemlerine   katılma, yardım etme ve bu örgüte sempati duyma ꢀeklindeki kendisine isnat edilen olayların   Türk Ceza Kanunu’na göre ağır bir suçu teꢀkil ettiğini, oysa hakkında hiçbir kovuꢀturma   baꢀlatılmadığını belirtmektedir. Baꢀvuran, meslek ahlakı kurallarına uygun olarak on yıla   yakın bir süre boyunca bu askeri hastanede çalıꢀtığının ve üstlerinin güvenini sarsmaya   yönelik ve liyakate aykırı hiçbir tutumunun olmadığının altını çizmektedir. Baꢀvurana göre, iç   hukuktaki yargılama usulü sırasında kendisine iletilmeyen ve Yüksek Mahkeme’nin karar   verirken dayanak aldığı idari soruꢀturma dosyası sadece dayanaktan yoksun suçlamalar   içermektedir.   AĐHM, mevcut baꢀvuruyla ortaya konan temel hukuki sorunun, görevden alma   kararının iptal edilmesi talebinin AĐHS’nin 6. maddesi uyarınca adil bir yargılanmanın   sonunda reddedilip reddedilmediğinin bilinmesine dayalı olduğu kanaatindedir. Yukarıda bu   hükmün ihlal edildiği tespiti ıꢀığında AĐHM, bu ꢀikayetin ayrıca incelenmesine gerek   olmadığı sonucuna varmaktadır (Bkz. mutatis mutandis, Sadak ve diğerleri-Türkiye,   29900/96, 29901/96, 29902/96 ve 29903/96 no’lu kararlar).   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Baꢀvuran, 14 Nisan 1999 tarihinden bu yana iꢀsiz, gelirden ve her türlü sosyal haktan   ve güvenceden yoksun olduğunu belirterek bu yönde 30.000 Euro maddi tazminata uğradığını   ileri sürmektedir. Emeklilik hakkını elde edebilmek için gerekli on yılı doldurmasına altı ay   kala sigorta primi yatırılmadığından, Sosyal Sigortalar Kurumu’ndan doğan haklarını   kaybettiğini ifade etmektedir. Baꢀvuran, manevi tazminat olarak 30.000 Euro istemektedir.   Hükümet bu miktarlara karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM, adil tazmini desteklemenin tek dayanağının davada, AĐHS’nin 6 § 1.   maddesinin öngördüğü garantilerden baꢀvuranın yararlanamaması hususunda bulunduğunu   ortaya çıkarmaktadır. Kuꢀkusuz, AĐHM, tersi durumda davanın sonucunun ne olabileceği   hakkında görüꢀ bildiremezdi. Buna karꢀılık, AĐHM, baꢀvuranın manevi zarara uğramıꢀ   olabileceğine ve ihlal kararının, uğranılan bu zararın telafi edilebilmesi için yeterli olmadığına   kanaat getirmektedir. AĐHM, AĐHS’nin 41. maddesi uyarınca hakkaniyete uygun olarak   baꢀvurana manevi tazminat olarak 6.500 Euro ödenmesine karar vermiꢀtir.   B. Masraf ve harcamalar   Baꢀvuran yargı giderleri için 7.600 Euro talep etmektedir.   Hükümet buna karꢀı çıkmaktadır.   Sunulan unsurlar ıꢀığında AĐHM, tüm yargı giderleri için ilgiliye 4.000 Euro   ödenmesine karar vermiꢀtir.   C. Gecikme faizi   Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına   uyguladığı faiz oranına üç puan eklenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;   2. AĐHS’nin 10. maddesine iliꢀkin ꢀikayetin incelenmesine gerek olmadığına;   3. a) AĐHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay   içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı   Hükümet tarafından baꢀvurana:   i. manevi zarar için 6.500 (altı bin beꢀ yüz) Euro ödenmesine;   ii. masraf ve harcamalar için 4.000 (dört bin) Euro ödenmesine;   iii.yukarıda belirtilen miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar   Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç   puan fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;   4. Adil tazmine dair diğer taleplerin reddine;   karar vermiꢀtir.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.   maddesine uygun olarak 31 Ekim 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło