5981/03

WyrokETPCz2009-06-23ECLI:CE:ECHR:2009:0623JUD000598103

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skarżący byli poddani nieludzkiemu i poniżającemu traktowaniu w rozumieniu art. 3 Konwencji oraz czy dochodzenia krajowe w tej sprawie były skuteczne?
Ratio decidendi
Trybunał podkreślił absolutny charakter zakazu tortur oraz nieludzkiego lub poniżającego traktowania z art. 3 Konwencji, nawet w najtrudniejszych okolicznościach. Stwierdził, że ciężar dowodu spoczywa na rządzie pozwanym, gdy osoba znajdująca się pod kontrolą władz doznaje obrażeń. Na podstawie udokumentowanych obrażeń i spójnych zeznań skarżących, Trybunał uznał, że byli oni poddani nieludzkiemu i poniżającemu traktowaniu. Ponadto, Trybunał uznał dochodzenia krajowe za nieskuteczne, ponieważ władze nie podjęły wystarczających działań w celu zebrania dowodów medycznych, zidentyfikowania i przesłuchania domniemanych sprawców ani przeprowadzenia konfrontacji, co uniemożliwiło wyjaśnienie okoliczności zdarzeń.
Stan faktyczny
Skarżący, Cemal Keser i Müdet Kömürcü, byli więźniami skazanymi za przynależność do organizacji terrorystycznej. W grudniu 2000 roku, podczas operacji stłumienia buntu w więzieniu Üsküdar, a następnie podczas ich przeniesienia do więzienia Kocaeli F-type, skarżący twierdzili, że byli bici i poniżani przez funkcjonariuszy państwowych. Badania lekarskie po przeniesieniu wykazały obrażenia na ich ciałach. Skarżący złożyli skargi, ale krajowe dochodzenia w sprawie złego traktowania przez personel więzienny i wojskowy zostały uznane za nieskuteczne lub umorzone.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie uznał skargę dotyczącą warunków transportu furgonetką za niedopuszczalną. Trybunał jednogłośnie uznał pozostałą część skargi za dopuszczalną. Trybunał stwierdził naruszenie art. 3 Konwencji w aspekcie materialnym (stosunkiem 6 głosów do 1). Trybunał jednogłośnie stwierdził naruszenie art. 3 Konwencji w aspekcie proceduralnym. Trybunał zasądził 6 000 EUR dla Müdet Kömürcü i 12 000 EUR dla Hatun Keser (spadkobierców Cemala Kesera) tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 5 000 EUR dla Hatun Keser tytułem kosztów i wydatków. Odrzucił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   KESER VE KÖMÜRCÜ -TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no:5981/03)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Haziran 2009   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (5981/03) no’lu davanın nedeni (T.C.   vatandaꢀları) Cemal Keser ve Müdet Kömürcü’nün (baꢀvuranlar) Avrupa Đnsan Hakları   Mahkemesi’ne 21 Kasım 2002 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına   iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ   olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuranlar Đstanbul Barosu avukatlarından M. Kırdök ve H.K. Elban tarafından temsil   edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuranlar Müdet Kömürcü ve Cemal Keser sırasıyla 1972 ve 1969 doğumlulardır.   Baꢀvurunun yapıldığı tarihte, baꢀvuranlar, Kocaeli   F Tipi cezaevinde tutuklu   bulunmaktaydılar.   A. Baꢀvurunun kaynağı olan olaylar   yılı aralık ayında, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından eski Türk Ceza   Kanunu’nun 168. ve 169. maddeleri kapsamında terör örgütüne üye olmak suçundan mahkûm   edilen baꢀvuranlar, Ümraniye’de (Đstanbul) bulunan Üsküdar E tipi cezaevinde cezalarını   çekiyorlardı.   O dönemde, F tipi diye bilinen yüksek güvenlikli cezaevleri açılmıꢀtı. Tüm ülkede aynı   yapıya sahip olan bu cezaevlerinde, diğer alıꢀılagelmiꢀ E tipi cezaevlerindeki koğuꢀlardan   farklı olarak iki üç kiꢀilik yaꢀam üniteleri bulunuyordu (F tipi cezaevlerinin yapısı hakkında   daha fazla bilgi için bakınız örneğin Türkiye aleyhine Tekin Yıldız davası, no 22913/04,   prg. 36, 10 Kasım 2005).   Yetkililerin bazı kategorideki tutukluları F tipi cezaevlerine nakletme projelerine karꢀı ve   özellikle tutuklular arasındaki iletiꢀimi kısıtlayan yeni cezaevi yönetim biçimini protesto   etmek amacıyla bazı tutuklular, bahsi geçen cezaevlerinde grev ve isyan eylemleri   baꢀlatmıꢀtır.   Eski rejime tabi Üsküdar E tipi cezaevi de bu eylemlere sahne olmuꢀtur ; güvenlik güçleri   isyanı bastırmak üzere 19 Aralık 2000 günü saat 4 :30 sıralarında bir operasyon baꢀlatmıꢀ ve   üç gün süren bu operasyon sırasında yer yer ꢀiddetli çatıꢀmalar olduğu görülmüꢀtür. Toplam   142 devlet görevlisinin katıldığı operasyonda 268 görevli, koğuꢀlarında yangın çıkaran   isyancılara karꢀı cezaevi binası içerisinde mücadele verirken saldırı silahları, gözyaꢀartıcı gaz   bombaları ve yüksek basınçlı su kullanmak zorunda kalmıꢀlardır. Bu operasyonda bir   astsubay ile yedi tutuklu hayatını kaybetmiꢀtir (dört tutuklu vurularak ve bir tutuklu gazdan   boğularak ve diğer iki tutuklu ise arkadaꢀlarının baꢀlattığı yangında yanarak ölmüꢀlerdir).   Aralarında mermi isabet eden iki gardiyanın da bulunduğu bir çok kiꢀi yaralanmıꢀtır.   Koğuꢀlarda ve tutuklu ve mahkumların üzerinde yapılan aramalarda, beꢀ tabanca, 55 mermi,   beꢀ ꢀarjör, 108 boꢀ kovan, çok sayıda patlayıcı madde ve el yapımı ateꢀli silah, bir saatli   bomba, değiꢀik tipte bıçaklar, kimyasal maddeler ve Molotov kokteylleri ele geçirilmiꢀtir.   Operasyondan sonra 23 Aralık 2000 tarihinde, Üsküdar Cezaevi Đdaresi baꢀvuranların da   aralarında bulunduğu yirmi sekiz tutuklunun Kocaeli F tipi cezaevine naklini   gerçekleꢀtirmiꢀtir.   Bunu takip eden olaylar, bir husus hariç, ihtilaf konusu olmuꢀtur : tartıꢀmasız tek husus,   hücrelerine alınmadan önce Bay Kömürcü (saat 9 :10 sıralarında) ve Bay Keser’in   (bilinmeyen bir saatte) Kocaeli cezaevinin üç doktoru tarafından bir sefere mahsus muayene   edilmiꢀ olmalarıdır.   B. Baꢀvuranların bireysel durumları   1. Müdet Kömürcü   Aralık 2000 tarihli doktor raporuna göre, Kömürcü’nün vücudunda yapılan muayenede   boyun kısmında bir hiperemi, sağ kolunda iki paralel ekimoz ve sağ dizinde morluklar tespit   edilmiꢀtir.   Aralık 2000 tarihinde baꢀvuran, yoklama sırasında kendisini tanıtmayı reddettiği   gerekçesiyle gardiyanlar tarafından hücresinde dövüldüğünü ifade etmektedir. Daha sonra tek   baꢀına baꢀka bir hücreye kapatılmıꢀtır.   Baꢀvuran, 19 Ocak 2001 tarihinde cezaevi idaresi aracılığı ile ꢀikâyette bulunmuꢀtur.   Baꢀvuran ꢀikâyetinde, isyanı bastırma operasyonu sırasında kendisine copla vurulduğunu,   elleri bir baꢀka tutuklunun elleriyle kelepçelenmiꢀ vaziyette A bloğuna kadar sürüklendiğini,   2-3 saat boyunca yerde hareketsiz kalmaya zorlandığını, diğer mahkumlar gibi furgona   konulmadan önce hakaret ve tehditler altında dövüldüğünü iddia etmiꢀtir. Baꢀvurana göre,   sıkı sıkıya bağlanmaktan elleri uyuꢀan on dört tutuklu, yaklaꢀık üç saat süren güzergâh   boyunca, soluk kesecek kadar sıcak bir aracın içerisinde susuz bırakılmıꢀlardır. Kocaeli   cezaevine varıldığında, jandarmalar tutukluları furgonun içerisinde bekletmiꢀlerdir. Daha   sonra, tutukluları furgondan indirmiꢀler, Đstiklâl marꢀını söylemeye zorlayarak istisnasız   hepsine vurmaya baꢀlamıꢀlardır.   Baꢀvuran, üzerindeki kıyafetleri çıkardıklarını, saçını kesmek için kendisini beton üzerine   yatırdıklarını, tüm bunların bir asker tarafından kameraya kaydedildiğini, daha sonra   gardiyanlara teslim edildiğini ve onların da kendisini cezaevi doktoruna göndermeden önce   iyice dövdüğünü ileri sürmüꢀtür.   Ocak 2001 tarihinde, üst düzey bir bakanlık görevlisinin ꢀikâyeti üzerine, baꢀvuranın da   aralarında bulunduğu bazı mahkumlar zorunlu olarak genel bir doktor muayenesinden   geçirilmiꢀtir. Ancak, bu muayene sonuçları hiçbir zaman açıklanmamıꢀtır.   ꢁubat 2001 tarihinde baꢀvuran, yoklama sırasında hücresinde bir kez daha ꢀiddete maruz   kalmıꢀtır.   ꢁubat 2001 tarihinde, Avukat Kırdök müvekkiline kötü muamele uygulayanların ve   kendisini hücresinde döven gardiyanların tespit edilip cezalandılmaları talebiyle Kandıra   savcılığına – 7 ꢁubat tarihli – ikinci bir resmi suç duyurusunda bulunmuꢀtur.   2. Cemal Keser   Keser’e gelince, 23 Aralık 2000 tarihli doktor raporundan anlaꢀıldığına göre, sırtında geniꢀ   ekimozlar, kalçanın sol dıꢀ kısmında baꢀka bir ekimoz ve sağ baldırda yüzeysel sıyrıklar tespit   edilmiꢀtir.   Aralık 2000 tarihinde, Avukat Kırdök baꢀvuranla Kocaeli’de görüꢀmüꢀtür. Bu görüꢀmede   baꢀvuran avukatına, cezaevine götürülürken yol boyunca furgonda dövüldüğünü, Đstiklâl   marꢀını söylemeye zorlandığını ve daha sonra gruptan ayrılarak jandarmalar ve diğer sivil   görevliler tarafından tartaklandığını, kötü muameleye maruz kaldığını ve copla tecavüze   uğradığını, testislerinin ezildiğini ve falakaya yatırıldığını söylemiꢀtir.   Baꢀvuran ayrıca, hücresine kapatıldıktan sonra iki kez gardiyanların gelerek onu dövdüklerini   ileri sürmüꢀtür.   Aralık 2000 tarihinde Avukat Kırdök, Keser’in anlattığı bütün bu durumlardan ꢀikâyetçi   olarak Kocaeli savcılığına resmi bir suç duyurusunda bulunmuꢀtur.   Kocaeli savcılığı, 18 Ocak 2001 tarihinde yer yönünden yetkisizlik kararı alarak davayı   Kandıra savcılığına sevk etmiꢀtir.   3. Đki baꢀvuranla ilgili olarak   Kandıra savcılığı Keser’in dosyasını, görülmekte olan ve Kömürcü’nün de aralarında   bulunduğu yirmi yedi davacıyı ilgilendiren diğer davayla birleꢀtirmiꢀtir.   Bununla birlikte, 26 ꢁubat 2001 tarihinde Kandıra savcılığı, yetkililerin kovuꢀturulmasıyla   ilgili yasaya dayanarak jandarma personelini kapsayan davayı diğerinden ayırmak üzere kiꢀi   yönünden yetkisizlik kararı alarak dosyayı Đstanbul valiliğine sevk etmiꢀtir (dosya   no 2001/240).   Buna karꢀın, Kandıra savcılığı davanın cezaevi personeliyle ilgili olan 2001/106 dosya sayılı   ikinci bölümü için yetkili olduğunu ilan etmiꢀtir.   yılı Mart ayında, Adalet Bakanlığı müfettiꢀleri bir idari denetim gerçekleꢀtirmek üzere   Kocaeli cezaevine gelmiꢀlerdir. Bu fırsattan yararlanan baꢀvuranlar, muayene edilmek üzere   Adli Tıp Kurumu’na sevk edilmeyi baꢀarmıꢀlardır. Ancak, haklarında düzenlenen doktor   raporları dava dosyasına dahil edilmemiꢀtir.   C. Mevcut davayla ilgili olarak baꢀlatılan soruꢀturmaların sonucu   1. Üsküdar Cezaevi binası içerisinde gerçekleꢀtirilen operasyona katılan askeri   personelle ilgili soruꢀturmaların sonucu   Kasım 2002 tarihinde Kandıra savcılığının ilgili yasa gereğince olaya adı karıꢀan devlet   yetkilileri hakkında kovuꢀturma açılması isteğini değerlendiren Đstanbul valisi, ilgili   jandarmalar hakkında kovuꢀturma açılmasına yer olmadığına karar vermiꢀtir.   Bununla birlikte, davacı tarafların itirazı üzerine Đstanbul Bölge Đdare Mahkemesi ꢀikâyet   konusu eylemlerin kamu hukuku alanına girdiği gerekçesiyle valinin bu kararını bozmuꢀtur.   Bu suretle, Đstanbul savcılığı bünyesinden üç savcının görev aldığı bir adli soruꢀturma   baꢀlatılmıꢀtır.   Mart 2004 tarihinde, görevli savcılar raporlarını sunmuꢀlar ve 268 jandarma hakkında kötü   muamele uygulamak ve orantısız güç kullanarak beꢀ tutuklu ile bir astsubayın ölümüne ve   sekizi ağır olmak üzere 408 tutuklunun yaralanmasına sebebiyet vermek suçlarından   soruꢀturma açılmasını istemiꢀlerdir. Yaralılar arasında bulunan iki baꢀvurana yedi gün   istirahat izni verilmiꢀtir.   Mart 2004 tarihinde Đstanbul Cumhuriyet Savcısı, 267 jandarmayı görevleri sırasında adam   öldürme ve yaralamaya sebebiyet verme suçundan Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne   sevketmiꢀtir. Baꢀvuranlarla ilgili olarak, Türk Ceza Kanunu’nun devlet görevlilerinin kötü   muamele uygulamasını yasaklayan 245. maddesi uygulanmıꢀtır.   Duruꢀmalar 28 Nisan 2006 tarihinde baꢀlamıꢀtır. Esas hakimleri, baꢀvuranların müdahil taraf   oluꢀturmasına izin vermiꢀ ve duruꢀmada hazır bulunan Kömürcü’yü dinlemiꢀtir.   AĐHM, on ikisi ön soruꢀturmayla ilgili olmak üzere toplam otuz dosya içerikli bu   yargılamanın sonucu hakkında bilgilendirilmemiꢀtir.   2. Operasyon sırasında farklı görevleri bulunan askeri personelle ilgili soruꢀturmaların   sonucu (dosya no 2002/5940)   Dava dosyasından anlaꢀıldığına göre, isyanı bastırma operasyonuna aktif olarak katılan   personel dıꢀındaki görevlilerle ilgili iddialar üzerine hazırlanan 2002/5940 sayılı diğer   dosyaya Ümraniye Savcılığı bakmıꢀtır. Bu dosya, özellikle bina dıꢀının güvenliğinden ve   tutukluların hastane ve F tipi cezaevlerine naklinden sorumlu 874 jandarmayı kapsamaktadır.   Baꢀvuranların da aralarında bulunduğu bazı tutukluların furgonla nakledilmeleri sırasında   meydana gelen olaylarla ilgili ꢀikâyetlerin bu dosyada yer aldığı anlaꢀılmaktadır.   Ancak, Ümraniye savcılığı 4 Mart 2004 tarihinde bu 874 jandarma hakkında takipsizlik kararı   almıꢀtır. Bu karar için itiraz yolunun açık olmasına rağmen kimse bu yola baꢀvurmamıꢀtır.   3. Kocaeli cezaevi personeliyle ilgili soruꢀturmaların sonucu (dosya no 2001/106)   Mayıs 2001 tarihinde savcılık tarafından dinlenen Keser, daha önceki ifadesini yinelemiꢀ   ve copla yapılan fiili livata sonucu rektumunun günlerce kanadığını ileri sürmüꢀtür. Bay   Keser, operasyondan bir ay sonra Adli Tıp Kurumunda tekrar muayene edildiğini, ancak bu   muayeneyle ilgili rapor hakkında herhangi bir bilgiye sahip olmadığını iddia etmiꢀtir. Đlgili   ꢀahıs son olarak, bir yüzleꢀtirme yapılırsa yoklama sırasında kendisini döven gardiyanları   teꢀhis edebileceğini ifade etmiꢀtir.   Temmuz 2001 tarihinde Kandıra savcılığı, « davacıların iddiaları dıꢀında, kamu davası   açmayı gerektirecek herhangi bir kanıt veya ipucu bulunmadığı » gerekçesiyle 2001/106 sayılı   davayla ilgili (yukarıdaki ilgili paragrafın son bölümü) takipsizlik kararı vermiꢀtir.   Ceza Muhakemesi Usulü Kanunu’nun (CMUK) 164. maddesi gereğince itiraz yolunun   kullanılabilmesi için sözkonusu takipsizlik kararının « davacılara » tebliğ edilmesi   gerekmektedir.   Cezaevi idaresi, 18 Temmuzda bu kararı davacı mahkumlara elden tebliğ etmiꢀtir. Kömürcü   tebligatı kabul ederken, Keser reddetmiꢀtir.   Kasım 2001 tarihinde, Avukat Kırdök bizzat Kandıra savcılığına giderek söz konusu kararı   öğrenmiꢀtir.   Avukat Kırdök, özellikle copla yapılan fiili livata iddiasının tıbbi bir uzman tarafından kontrol   edilmediğini ve Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen ikinci raporun, tutukluların Kocaeli   cezaevine konulurken çekilen fotoğraflarının ve video kayıtlarının dosyada yer almadığını   gerekçe göstererek, 15 Kasım günü Sakarya Ağır Ceza Mahkemesi baꢀkanı önünde Keser   adına itiraz baꢀvurusunda bulunmuꢀtur.   Đtiraz baꢀvurusunu alan mahkeme baꢀkanı, 21 Mayıs 2002 tarihinde kararını vermiꢀtir.   Baꢀkan, itirazın yalnızca Keser adına değil yine Avukat Kırdök tarafından temsil edilen   Kömürcü adına da yapıldığını kabul ederek, itirazın « gecikmiꢀ ve mesnetsiz » olduğu   sonucuna varmıꢀ ve itirazı reddetmiꢀtir.   D. Baꢀvuranlar aleyhine açılan davanın sonucu   Mart 2001 tarihinde Üsküdar Cumhuriyet Savcısı, 19 Aralık 2000 tarihinde meydana gelen   ayaklanma sırasında bir astsubayın ateꢀli silahla, iki mahkûmun yakılarak öldürülmesi ve dört   jandarmanın yaralanmasıyla ilgili olarak baꢀvuranların da aralarında bulunduğu 397 mahkum   hakkında iddianame hazırlamıꢀtır. Daha sonra astsubayın vücudu üzerinde yapılan otopsiye   göre, jandarmanın kullandığı silahtan çıkan bir merminin sekerek isabet etmesi sonucu öldüğü   anlaꢀılmıꢀtır.   Keser 15 Ekim 2001 tarihinde ve Kömürcü ise 8 Eylül 2004 tarihinde tahliye edilmiꢀlerdir.   AĐHM, halen Üsküdar Ağır Ceza Mahkemesi önünde görülmekte olduğu sanılan bu   yargılamanın sonucu hakkında bilgilendirilmemiꢀtir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 3 VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   A. Đhtilafın konusu   Baꢀvuranlar, AĐHS’nin 3 ve 13. maddeslerine atıfta bulunarak, Kocaeli F tipi cezaevine   nakilleri sırasında ve sonrasında maruz kaldıkları kötü muameleden, suç duyurularıyla ilgili   olarak yürütülen soruꢀturmaların etkisizliğinden ve konuya iliꢀkin ꢀikayetlerini sunmak için   etkili bir baꢀvuru yolunun bulunmadığından ꢀikâyetçi olmaktadırlar.   Hükümet bu iddiaları reddetmektedir.   AĐHM, baꢀvuranların 3. maddeyle bağlantılı olarak 13. madde hükümlerine uygun bir maddi   tazminat yolunun yokluğundan yakınmamaları dolayısıyla, söz konusu ꢀikâyetin AĐHS’nin   13. maddesi bakımından incelenmesine gerek olmadığı kanaatine varmaktadır (bakınız,   özellikle, Türkiye aleyhine Fahriye Çalıꢀkan davası, no 40516/98, prg. 45, 2 Ekim 2007, ve   Türkiye aleyhine Ölmez davası, no 39464/98, prg. 67, 20 ꢁubat 2007). Dolayısıyla AĐHM,   mevcut davadaki ꢀikâyetleri yalnızca 3. maddenin maddi ve usule iliꢀkin bölümleri   bakımından inceleyecektir.   B. Tarafların argümanları   1. Kabuledilebilirlik hakkında   a) Hükümet   Hükümet ilk olarak, Keser’in dul eꢀinin ölen kocası adına AĐHS’ne atıfta bulunarak herhangi   bir hak   talep edemeyeceğini, zira bu hakların kiꢀiden kiꢀiye aktarılamayacağını   savunmaktadır.   Hükümet ikinci olarak, iç hukuktaki itiraz yollarının dört dalda tüketilmediğini ileri   sürmektedir :   Önce, baꢀvuranlar Kocaeli F tipi cezaevinde görevli personnel hakkındaki takipsizlik kararına   yasal süre içerisinde itiraz etmedikleri için bu itirazları reddedilmiꢀtir; bu nedenle AĐHM’nin   içtihadı anlamında « iç hukukta öngörüldüğü ꢀekil ve sürede » bir itiraz yolunun kullanıldığı   söylenemez. Bu konuyla ilgili olarak Hükümet, takipsizlik kararının baꢀvuranlara elden tebliğ   edilmesinin CMUK’un 164. maddesine uygun ve yeterli olduğunu belirtmektedir.   Davaya konu olan cezaevi operasyonunu yöneten jandarma personeliyle ilgili olarak   Hükümet, baꢀvuranların bu konuda açılan davada müdahil taraf oluꢀturmadıklarını ve   dolayısıyla iç hukuk yolunu tüketme kuralına riayet etmiꢀ sayılamayacaklarını ve üstelik   Avukat Kırdök tarafından yapılan suç duyurusunun söz konusu operasyonla ilgili olmadığını   ileri sürmektedir.   Her hal ve karda, bahsi geçen yargılama halen görülmekte olduğuna göre, bu baꢀvuru   zamanından önce sunulmuꢀtur.   Baꢀvuranların furgonla nakledilmesinden sorumlu görevlilere karꢀı yürütülen yargılama   konusunda ise Hükümet, verilen takipsizlik kararının itiraza açık olduğunu, ancak   baꢀvuranların bu yolu kullanmadığını hatırlatmaktadır.   Hükümet son olarak, Anayasanın 125. maddesine ve özel yetkili mahkeme kovuꢀturmalarına   iliꢀkin 2577 sayılı yasanın 13. maddesine atıfta bulunarak, baꢀvuranların uğradıkları zararın   tazmin edilmesi için hukuki yollara baꢀvurabileceğini ve hatta yasadıꢀı eylemlere maruz   kalmıꢀ kiꢀilerin tazmin edilmesini öngören Borçlar Kanunu hükümleri çerçevesinde dava   açabileceklerini savunmaktadır.   Yukarıdaki olgular çerçevesinde Hükümet, baꢀvuranların kullanmayı hiç denemedikleri   hukuk yollarının etkisiz olduğunu ileri sürmelerinin doğru bir davranıꢀ olmadığı   kanaatindedir.   b) Baꢀvuranlar   Baꢀvuranlar Türkiye aleyhine Aksoy davası kararına atıfta bulunmakta (18 Aralık 1996, prg. 3,   Karar ve hükümlerin derlemesi 1996-VI) ve davanın bu arada vefat eden Keser’in eꢀi   tarafından takip edilmesinde bir sakınca bulunmadığını savunmaktadır.   Takipsizlik kararının CMUK’un 164. maddesine uygun bir ꢀekilde tebliğ edilip edilmediği   konusunda baꢀvuranlar, bu hükmün, bir avukat tarafından takip edilen davalarda tüm   tebligatların o avukata yapılmasını öngören 7201 sayılı tebligat yasasının 11. maddesi   ıꢀığında değerlendirilmesi gerektiğini savunmaktadır.   Askeri personelle ilgili halen devam eden yargılama hakkında ise baꢀvuranlar, bu davada   zanlıların adalet önüne ancak üç yılda çıkarılabildiğini ve davacıların dinlenmesi için de beꢀ   yıldan fazla bir sürenin gerektiğini; üstelik, çok sayıda zanlı olduğu dikkate alındığında bu   kamu davasının onlarca yıl süreceğini ve büyük bir ihtimalle de zamanaꢀımına uğrayacağını   ileri sürmektedir. Dolayısıyla, baꢀvuranlara göre sonucu ꢀimdiden belli olan bu yargılamanın   bitmesini beklemek meseleye bir çözüm getirmeyecektir.   Son olarak baꢀvuranlar, Hükümetin atıfta bulunduğu hukuk yollarının bu ve buna benzer   ꢀikâyetler için uygun ve etkili olmadığını iddia etmektedir.   2. Esas hakkında   a) Hükümet   Hükümet, baꢀvuranların « zorla saçlarının kazınmasından », « Đstiklâl marꢀını söylemeye   zorlanmalarından » ve « yoklama sırasında gardiyanlar tarafından dövülmelerinden »   ꢀikâyetçi olduklarını gözlemlemektedir.   Bu konuda hükümet, saç kesimi ve yoklama iꢀlemlerinin cezaevi ortamında hijyen ve düzenin   sağlanması amacıyla alınan önlemler olduğunu belirtmektedir. Hükümete göre, baꢀvuranların   Đstiklâl marꢀını söylemeye zorlandıkları ve yoklama sırasında gardiyanlar tarafından   dövüldükleri yönündeki diğer ꢀikâyetleri, hiçbir dayanağı olmayan soyut iddialardan ibarettir.   Hükümet, dava dosyasındaki unsurlarda AĐHS’nin 3. maddesi hükümlerine ters düꢀen bir   uygulamanın mevcudiyetini gösteren herhangi bir kanıt belgesinin bulunmadığını   kaydetmektedir.   Baꢀvuranların Kocaeli cezaevine nakilleri sırasında ve daha sonra meydana gelen olaylarla   ilgili olarak Hükümet, isyan bastırma operasyonu bittikten sonra düzenlenen 23 Aralık 2000   tarihli doktor raporunda yer alan yara izlerine atıfta bulunmaktadır. Hükümet, söz konusu yara   izlerinin ancak 19 ile 23 Aralık 2000 tarihleri arasında Üsküdar cezaevinde meydana gelen   olaylara ait olabileceğini ileri sürmektedir.   Hükümete göre, baꢀvuranların AĐHS’nin 3. maddesine dayandırdıkları ꢀikâyetler   « savunulabilir » değildir ve Kandıra savcılığı tarafından yürütülen soruꢀturmalarda bu   iddiaları destekleyen herhangi bir somut delil bulunmamaktadır.   b) Baꢀvuranlar   Baꢀvuranlar, AĐHS’nin 3. maddesindeki mutlak yasağa atıfta bulunmakta ve cezaevi   ortamında « bir ayaklanma giriꢀiminde » bulunmuꢀ olsalar dahi, isyan bastırıldıktan sonra bu   hükme ters düꢀen uygulamalara maruz bırakılmalarının haklı bir tarafı olmayacağını   savunmaktadır.   Mevcut davada, üç gün boyunca aç kaldıklarını ve göz yaꢀartıcı gaz bombasına maruz   bırakıldıklarını belirten baꢀvuranlar, jandarmalar cezaevine girdiğinde zaten güçlerinin   tükenmiꢀ olduğunu, dolayısıyla hiçbir karꢀılık vermediklerini, buna rağmen operasyon   bittikten sonra Kocaeli cezaevine götürülene kadar dövülüp aꢀağılandıklarını iddia etmektedir.   Hükümete cevap olarak baꢀvuranlar, yoklama sırasında kendini tanıtmak istemeyen bir   tutukluya karꢀı verilecek disiplin cezasının herhalde onlarca gardiyan tarafından saldırıya   uğramak olmadığını savunmaktadır.   Mevcut davada yürütülen soruꢀturmalarla ilgili olarak Avukat Kırdök, Keser’i kendisini   döven gardiyanlarla yüzleꢀtirilmesini ve Kömürcü’yü aꢀağılayan video görüntüleri hakkında   bilirkiꢀi raporu istemeyi reddeden soruꢀturma yetkililerini eleꢀtirmektedir. Avukat ayrıca,   mevcut davada düzenlenen tıbbi raporların yüzeysel olduğunu ve Birleꢀmiꢀ Milletler Đstanbul   Protokolü’ne uymadığını, buna rağmen savcılığın daha detaylı yeni raporlar istemediğini iddia   etmektedir (Batı ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 100)   C. AĐHM’nin takdiri   1. Kabuledilebilirlik hakkında   a) Bayan Keser’in mağdur sıfatı   AĐHM, Hükümetin savunmasını merhum Keser’in haklarının « devredilemez» olmasına   dayandırdığını gözlemlemektedir. Oysa, mevcut davada böyle birꢀey söz konusu olamaz, zira   genel ilkeye göre, bir baꢀvuran, davası görülürken vefat ederse mirasçıları onun ardılları   olarak iddia edilen ihlâlin « mağdurları » olma sıfatını alabilirler (Belçika aleyhine Deweer   davası, 27 ꢁubat 1980, prg. 37, seri A no 35). Dolayısıyla Keser’in dul eꢀi, AĐHS’nin 34.   maddesi anlamında mağdur sıfatına ve bugün itibariyle de baꢀvuran sıfatına haiz olduğunu   iddia edebilir. Bununla birlikte, pratik nedenlerden dolayı AĐHM, ölen kiꢀiyi « baꢀvuran »   olarak tanımlamaya devam edecektir (Romanya aleyhine Dalban davası [GC], no 28114/95,   prg. 1, CEDH 1999-VI, ve Türkiye aleyhine Çakar davası, no 42741/98, prg. 2, 23 Ekim   2003).   b) Đç hukuk yollarının tüketilmesi   Hükümetin ileri sürdüğü kabuledilemezliğe iliꢀkin savların ilk bölümüyle ilgili olarak AĐHM,   bir itirazın ꢀekil yönünden reddedildiği durumlarda iç hukuk yollarının tamamen tüketilmiꢀ   olmadığını kabul etmektedir, zira AĐHM’nin önüne getirilen ꢀikâyetlerin daha önce « iç   hukukun öngördüğü ꢀart ve süreler dahilinde » ulusal mahkemelerde yargılanmıꢀ olması   gerekmektedir (bakınız, diğer birçok dava arasından, Fransa aleyhine Fressoz ve Roire davası   [GC], no 29183/95, prg. 37, CEDH 1999-I).   Bu bağlamda, Sakarya Ağır Ceza Mahkemesi baꢀkanının 21 Mayıs 2002 tarihli kararında   itiraz baꢀvurusunu gecikmiꢀ olduğu gerekçesiyle reddettiği doğrudur. Baꢀkan, aynı zamanda   kötü muamele iddialarının da mesnetsiz olduğunu bildirmiꢀtir. O halde, baꢀvuranların   itirazının esastan incelendiği (Almanya aleyhine Evelyn Voggenreiter davası (karar), no   47169/99, 28 Kasım 2002, Moldovya aleyhine Mitopolia Basarabiei Exarhatul Plaiurilor ve   diğerleri davası (karar), no 45701/99, 7 Haziran 2001, ve Đsviçra aleyhine Huber davası,   no 12794/87, 9 Temmuz 1988 tarihli Komisyon kararı, Kararlar ve raporlar, no 57, sayfa 266)   ve iç hukuk yollarının AĐHS’nin 35. maddesi anlamında tüketildiği kabul edilmelidir.   Bu itibarla AĐHM, kabuledilemezliğe iliꢀkin itirazların bu kısmını reddetmektedir.   Đsyan bastırma operasyonunu yöneten askerlerle ilgili olan ve baꢀvurunun « zamanından   önce » yapıldığını savunan iddianın ikinci kısmı için AĐHM, söz konusu ceza yargılamasının   etkinliğinin incelenmesiyle ilgili bir sorun olduğunu gözlemlemektedir. Öte yandan,   baꢀvuranlar, Hükümetin argümanına karꢀı çıkmıꢀ olmakla birlikte, esasen adı geçen askeri   personele yönelik bir suçlamaları bulunmamaktadır.   Ayrıca AĐHM, Hükümetin baꢀvuranların müdahil taraf oluꢀturmadıkları yönündeki argümanı   hakkında, belgeler aksini gösterdiği cihetle karar vermeye gerek kalmadığı kanaatindedir.   Kısacası AĐHM, muhteviyatı kalmayan kabuledilemezliğe ilikin itirazın bu kısmını da   reddetmektedir.   Baꢀvuranların cezaevine furgonla nakledilmelerinden sorumlu olanlar ve diğer görevlilerle   ilgili üçüncü kısma gelince AĐHM, Hükümetin atıfta bulunduğu itiraz yolunun, Türk hukuk   sisteminde yeraldığı ꢀekliyle, AĐHS’nin 35. maddesi bakımından tüketilecek nitelikte   olduğunu yinelemektedir (bakınız, Türkiye aleyhine Kanlıbaꢀ davası, no 32444/96, 28 Nisan   2005, Türkiye aleyhine Epözdemir davası, no 57039/00, 31 Ocak 2002, ve Türkiye aleyhine   ꢁen davası, no 41478/98, 30 Nisan 2002 kararları ve karar metinlerinde yeralan referanslar).   Aslında, buna benzer birçok davada, bu itiraz yolunun kullanılması sonucunda suçlanan   görevliler hakkında bir adli soruꢀturma baꢀlatıldığı tespit edilmiꢀtir (bakınız, örneğin, Türkiye   aleyhine Toktaꢀ davası (karar), no 38382/97, 5 Mart 2002).   Elbette ki, dosyadaki unsurlar Ümraniye savcılığı tarafından 4 Mart 2004 tarihinde alınan   takipsizlik kararının baꢀvuranlara ve/veya Avukat Kırdök’e tebliğ edilip edilmediğini kontrol   etme imkânı sunmamaktadır. Bununla birlikte, bu kiꢀiler hiçbir zaman aksini iddia etmemiꢀ   ve davanın bu safhasında itiraz yolunun kendileri için neredeyse eriꢀilmez olduğunu   savunmamıꢀlardır. Tüm bu unsurları dikkate alan AĐHM, kabuledilemezliğe iliꢀkin itirazın bu   kısmını kabul etmektedir.   Son olarak iddianın dördüncü kısmıyla ilgili olarak AĐHM, Anayasa’nın 125. maddesinde   öngörülen baꢀvuru yolunun - tanımı gereği - idarenin objektif sorumluluğuna dayalı   olduğundan faillerin tespit edilmesine gerek kalmadan yalnızca bir tazminata   hükmedilmesiyle sonuçlanabileceği cihetle AĐHS’nin 3. maddesi bakımından tüketilmesi   uygun bir baꢀvuru yolu olmadığı kanaatindedir (bakınız, diğerleri arasından, ꢁahmo, ilgili   bölüm, ve Türkiye aleyhine Özkur ve Göksungur davası (karar), no 37088/97, 7 Aralık 1999).   Zaten, mevcut davada yürütülen soruꢀturmaların daha ileride incelenecek olan adli   soruꢀturmanın etkinliği konusundan bağımsız olarak, ilgili ꢀahısların Kocaeli F tipi cezaevi   personeli tarafından kötü muameleye maruz kalıp kalmadıklarına açıklık getirmediği   gözlemlenmektedir. Dolayısıyla baꢀvuranlar, idari ve/veya adli mahkemeler önünde tazminat   elde etmeye yarayacak sağlam bir dayanağa sahip değillerdi, zira bu yargılamaların herbirinde   devlet görevlileri tarafından kötü muameleye maruz kaldıklarını ispatlamaları gerekecekti   (ibidem, ve Türkiye aleyhine Oğraꢀ ve diğerleri davası (karar), no 39978/98, 7 Mayıs 2002).   Tüm bu olgular çerçevesinde, isyan bastırma operasyonunu yürüten jandarmalar aleyhinde   açılan davada baꢀvuranlar dinlenmiꢀ olsalardı dava hangi yöne giderdi sorusuna cevap   aramanın bir faydası olmayacaktır. Üstelik mevcut davada bu jandarmalar açıkça   suçlanmamaktadır.   Sonuç olarak AĐHM, baꢀvuranların cezaevine furgonla nakledilme koꢀullarıyla ilgili   baꢀvuruyu kabuledilemez ilan ederken, Hükümetin kabuledilemezliğe iliꢀkin diğer itirazlarını   reddetmektedir.   2. Esas hakkında   a) Genel ilkeler   AĐHM, özgürlüğünden mahrum edilen bir kimseye karꢀı, fiziki güç kullanımı gerektirmeyen   bir davranıꢀı sonucunda fiziki güç kullanılmasının insanlık onuruna karꢀı yapılmıꢀ bir saldırı     olduğunu ve ilke olarak terörizmle ya da organize suçla mücadele gibi en zor koꢀullarda ve   hatta toplum hayatını tehdit eden kamusal tehlike oluꢀtuğu durumlarda dahi AĐHS’nin 3.   maddesiyle mutlak bir ꢀekilde güvence altına alınmıꢀ hakkın ihlalini teꢀkil ettiğini   hatırlatmaktadır (Türkiye aleyhine Gömi ve diğerleri davası, no 35962/97, prg. 71-72, 21   Aralık 2006, Fransa aleyhine Selmouni davası [GC], no 25803/94, prg. 95 ve 99, CEDH   1999-V, ve Türkiye aleyhine Tekin davası, 9 Haziran 1998, prg. 52 ve 53, Derleme 1998-IV).   Özellikle Devlet yetkililerinin ve görevlilerinin kontrolü altındaki kiꢀilerin – örneğin polis   veya askeri operasyonlar sırasında - yaralanması halinde, ispat yükümlülüğü ; dolayısıyla   aleyhinde uygun yöntemlerle ve ikna edici ꢀekilde sunulan iddiaları, özellikle de sözkonusu   yetkili ve görevliler olayların tam olarak nasıl meydana geldiğini bildiklerinden ve baꢀvuran   tarafın iddialarını doğrulayacak ya da reddedecek gerekli tüm bilgilere eriꢀme imkanına sahip   olduğundan Savunmacı Hükümet’e aittir (Türkiye aleyhine Mansuroğlu davası, no 43443/98,   prg. 77-78, 26 ꢁubat 2008, ve metinde yeralan referanslar).   Bu ilkeler ıꢀığında AĐHM, 19 ile 23 Aralık 2000 tarihleri arasında Üsküdar cezaevinde   gerçekleꢀen isyan bastırma operasyonu sırasında güvenlik güçleri ile tutuklu ve mahkumlar   arasında ꢀiddetli çatıꢀmalar meydana geldiğini hiç kimsenin inkâr etmediğini   gözlemlemektedir. Yine bu olaylar sırasında Devletin yetki ve sorumluluğu altında bulunan   Kömürcü ve Keser’in yaralandıkları konusunda da ihtilaf bulunmamaktadır. AĐHM ayrıca,   dosyada baꢀvuranlardan biri veya diğerinin söz konusu isyanda aktif rol aldığını ve/veya   güvenlik güçlerine saldırdığını gösteren herhangi bir delilin bulunmadığını tespit etmektedir.   Oysa, 23 Aralık 2000 tarihinde Kocaeli F tipi cezaevinin üç doktoru tarafından düzenlenen   tıbbi raporlarda, Kömürcü’nün boyun bölgesinde hiperemi, sağ kolu üzerinde iki paralel   ekimoz ve dizinde kan birikimi, Keser’in sırtında geniꢀ ekimozlar, kalçasının sol dıꢀ tarafında   bir ekimoz ve sağ baldırında sıyrıklar bulunduğu kaydedilmiꢀtir.   Her ne kadar bu raporlarda istirahat verildiği belirtilmiyorsa da Đstanbul savcılığı   baꢀvuranların yedi gün istirahat aldıklarını bildirmektedir. AĐHM, bu sonucun Adli Tıp   Kurumu’nun Đstanbul savcılığına ilettiği kesin raporlarda yeraldığı, ancak bunun baꢀvuranlara   bildirilmediği kanaatindedir.   Her ne olursa olsun, ꢀayet 3. maddeye konu olabilecek düzeyde ciddiyet arzeden bir kötü   muamele söz konusu ise (Đtalya aleyhine Labita davası [GC], no 26772/95, prg. 120, CEDH   2000-IV, ve Gömi ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 76), baꢀvuranların iddialarını çürütmek ve   olayları delilleriyle birlikte ortaya koyarak yaralanmaların kaynağına iliꢀkin makul bir izahta   bulunmak Hükümet’in görevidir (bakınız, diğer bir çoğu arasından, Selmouni, ilgili bölüm,   prg. 87).   Furgonla nakil esnasında meydana gelen olaylarla ilgili olan ve kabuledilemez ilan edilen   ꢀikâyetler dıꢀında, önüne getirilen diğer iddiaların – Avukat Kırdök’ün yaptığı suç duyuruları   örneğinde olduğu gibi –iki olay serisi halinde incelenebileceğini vurgulayan AĐHM,   bunlardan birincisinin ilgili ꢀahısların Kocaeli cezaevine gelmeleriyle baꢀlayan ve hücreye   yerleꢀtirilmelerine kadar devam eden olaylar ve ikincisinin ise yoklama sırasında cezaevi   gardiyanlarının baꢀvuranları kasten dövdüğü yönündeki iddialar olduğunu kaydetmektedir.   Oysa Hükümet, baꢀvuranların vücudunda görülen yaraların kesin olarak Üsküdar cezaevinde   yürütülen operasyon sırasında meydana geldiğini savunmaktadır. Hükümet bu savunmayı   yaparken, mevcut davada baꢀvuranları mağdur eden olayların meydana geliꢀ koꢀullarının     değerlendirilmesini istemekte ve bu davranıꢀların isyanı bastırmak ve cezaevinde görevli   gardiyanların hayatlarını korumak için « mutlak gerekli» olduğunu ve bu amaca göre   « oratılı » sayılacağını ileri sürmektedir (yukarıdaki ilgili paragraf – farklı olaylar için,   bakınız, örneğin, Ceyhan Demir ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 97 ve 100, ve Gömi ve   diğerleri, ilgili bölüm, prg. 77).   b) Birinci seri olaylar   Bu bağlamda AĐHM, mevcut dava dosyasında bulunan tek tıbbi kanıtın baꢀvuranlar furgonla   nakledildikten sonra Kocaeli cezaevinin üç doktoru tarafından düzenlenen 23 Aralık 2000   tarihli rapor olduğunu hatırlatarak, Hükümetin bu savına katılmadığını kaydetmektedir.   Hükümet, ilgili ꢀahısların isyan bastırma operasyonu bittikten hemen sonra doktor   muayenesinden geçirildiklerini kanıtlayamamaktadır. Dolayısıyla, yaraların söz konusu isyan   sırasında meydana geldiğini kesin dille söylemek mümkün değildir.   AĐHM, baꢀvuranların tutarlı ifadelerine ve dosyadaki unsurlara bakarak, ilgili ꢀahısların   Kocaeli F tipi cezaevi içerisinde Devletin sorumluluğunu taꢀıdığı ve AĐHS’nin 3. maddesinde   yasaklanan insanlık dıꢀı ve onur kırıcı sayılabilecek bir dizi ꢀiddete maruz kaldıkları kanaatine   varmaktadır.   Bunun akabinde, vakit kaybetmeden Keser’in cop yardımıyla tecavüze uğradığı, testislerinin   ezildiği ve falakaya yatırıldığı iddialarına yönelmek gerekmektedir.   Gerçekten de, bu baꢀvuranla ilgili yegâne tıbbi rapor bu tür iꢀkencelerin yapıldığını gösteren   herhangi bir bulgu içermediğinden, söz konusu iddialar bu haliyle dayanaktan yoksun gibi   görünmektedir. Bununla birlikte, aslında « savunulabilir » olan ve hem Kocaeli savcılığının   hem Sakarya Ağır Ceza Mahkemesi baꢀkanının bilgisine sunulan bu durumun, yetkili kiꢀilerin   kötü muamele iddialarına karꢀı atalet içinde kalmalarından kaynaklanmadığından emin olmak   gerekir (yukarıdaki ilgili paragraf – Türkiye aleyhine Gürü Toprak davası, no 39452/98, prg.   43, 20 ꢁubat 2007, ve Labita, ilgili bölüm, prg. 131).   Bu bakımdan AĐHM, 3. madde kapsamında savunulabilir olan kötü muamele iddiaları   karꢀısında, yetkili makamların pozitif yükümlülüklerin bir parçası olarak « resmi ve etkili bir   soruꢀturma » yürütmeleri gerektiğini kaydeden yerleꢀik içtihadına atıfta bulunmaktadır   (bakınız, diğer bir çok dava arasından, Fransa aleyhine Slimani davası, no 57671/00, prg. 30   ve 31, CEDH 2004-IX, Bulgaristan aleyhine Assenov ve diğerleri davası, 28 Ekim 1998, prg.   102, Derleme 1998-VIII, ve Aksoy, ilgili bölüm, prg. 95-98).   Bu bağlamda AĐHM, yetkili makamların söz konusu olaylarla ilgili delilleri elde etmek   amacıyla, mağdurun iddialarıyla ilgili detaylı ifadelerine, görgü tanıklarının beyanlarına,   bilirkiꢀi raporları ile yaraları detaylı bir ꢀekilde açıklayan ve nedenini ortaya koyan ek sağlık   raporlarına baꢀvurması gerektiğini bir kez daha hatırlatmaktadır. Zira, yaraların nedenini veya   sorumlularını ortaya koyacak nitelikteki soruꢀturmalar yapılmadığı takdirde bu normlar yerine   getirilmemiꢀ olacaktır (bakınız, örneğin, mutatis mutandis, Batı ve diğerleri, ilgili bölüm, prg.   in fine, ve Türkiye aleyhine Kanlıbaꢀ davası, no 32444/96, prg. 40, 8 Aralık 2005)Bu   ilkeler ıꢀığında AĐHM, Kocaeli savcılığının Bay Keser’in yazılı suç duyurusunu 26 Aralık   tarihinde, yani mevcut davada ꢀikâyet edilen üç olayın meydana geldiği tarihten üç gün   sonra aldığını kaydetmektedir Bu hassas noktada, baꢀvuranın tecavüz edildiği, testislerinin   ezildiği ve falakaya yatırıldığı iddialarının doğru olup olmadığını ortaya koymak amacıyla   tıbbi muayeneler yapılması gerekirdi, zira soruꢀturma makamları da gayet iyi bilirler ki,     üzerinden belli bir süre geçtikten sonra bu tür saldırıların fiziksel belirtileri kaçınılmaz olarak   azalacak ve kesin tarih belirlemek imkânsızlaꢀacaktır.   Oysa soruꢀturma yetkilileri, bu alanda sahip oldukları yetkilere rağmen (Türkiye aleyhine   Aydın davası, 25 Eylül 1997, prg. 104 son bölüm, Derleme 1997-VI), bu yönde herhangi bir   adım atmamıꢀlardır.   Ayrıca AĐHM, Hükümetin ihtilaf konusu soruꢀturmanın baꢀvuranın ꢀikâyetini destekler   mahiyette bir unsur bulunmaması nedeniyle baꢀvuran lehine sonuçlanmadığı yönündeki savını   kabul etmemektedir. Bunun nedeni ise, daha ziyade, kötü muameleye maruz kalan kimselerin   Devlet görevlileri karꢀısında korumasız olduklarını ortaya koyacak böylesi unsurları araꢀtırma   niyetinin olmayıꢀıdır (bakınız, kıyasen, Mansuroğlu, ilgili bölüm, prg. 120).   c) Đkinci seri olaylar   Đkinci seri olaylar, baꢀvuranların yoklama sırasında gardiyanlar tarafından dövülerek   yaralandıkları iddialarını kapsamaktadır.   AĐHM, Kocaeli cezaevi gardiyanları hakkında 23 Aralık 2000 tarihinden sonraki bir döneme   ait iddiaları değerlendirmek için elinde inandırıcı herhangi bir unsur bulunmadığını   kaydetmektedir. Bununla birlikte, bu olayların soruꢀturma yetkililerine gerektiği gibi   iletildiğini dikkate alan AĐHM, devletin sorumluluğuna iliꢀkin tespitte bulunmasını imkansız   kılan bu durumun sorumluluğunun bu yetkililere atfedilip atfedilemeyeceğinin araꢀtırılması   gerektiği kanaatine varmaktadır.   Kocaeli cezaevi personeli hakkında yürütülen yargılamayla ilgili olarak AĐHM, yapılan   soruꢀturmaların AĐHS’nin 3. maddesindeki hükümleri yerine getirme açısından yeteri kadar   derinlemesine ve etkin olmadığı kanaatine varmaktadır.   Gerçekten de, dava dosyasından anlaꢀıldığına göre, suç duyurusunda bulunulduktan sonra,   soruꢀturma yetkilileri adli tıp delillerini toplamak veya sorumlu oldukları iddia edilen devlet   görevlilerini tespit etmek için herhangi bir çaba göstermemiꢀlerdir. Ayrıca, gardiyanlarla   hiçbir yüzleꢀtirme yapılmaması ve hatta bunların hiçbir zaman sorgulanmaması oldukça   dikkat çekicidir. Oysa savcı, hem sorumluları tanıyabileceğini ifade eden Keser (bu noktada,   bakınız Labita, ilgili bölüm, prg. 134) için hem AĐHS’nin 3. maddesi gereğince « resen »   yapılması zorunlu iꢀlemler olduğundan Kömürcü için bu tür önlemleri alabilirdi.   Bu gözlemler, ihtilaflı soruꢀturmanın ikinci seri olaylarda da etkili bir ꢀekilde yürütülmediğini   ortaya koymaktadır.   d) Sonuç   Yukarıdaki tüm unsurları göz önüne alan AĐHM, iki baꢀvuranın Kocaeli F tipi cezaevine   kabul edilmeleri sırasında insanlık dıꢀı ve onur kırıcı davranıꢀlara maruz kaldıklarını tespit   etmekte ve bu suretle AĐHS’nin 3. maddesinin maddi yönden ihlâl edildiği sonucuna   varmaktadır.   AĐHM’in kanaatine göre, mevcut davada bir taraftan Bay Keser’in iddia ettiği tecavüz,   testisleri ezme ve falaka olaylarıyla ilgili ve diğer taraftan iki baꢀvuranın birlikte iddia ettikleri   Kocaeli cezaevi gardiyanları tarafından uygulanan ꢀiddet ve yaralama olaylarıyla ilgili   soruꢀturmaların etkisiz olması dolayısıyla aynı hüküm, usul yönünden de çiğnenmiꢀtir.     II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Manevi tazminat   Mevcut davada manevi tazminat olarak, Avukat Kırdök, Kömürcü adına 20.000 Euro,   müteveffa Keser’in hak sahipleri adına 30.000 Euro talep etmektedir.   Hükümet, iç hukukla sağlandığı halde tazminat davası açmayan baꢀvuranların, bu konuda   AĐHM önünde hak ileri süremeyeceklerini savunmaktadır. Ayrıca Hükümet, sözkonusu   taleplerin aꢀırı olduğu kanaatindedir.   AĐHM, iç hukukun tüketilmesi kuralının AĐHS’nin 41. maddesine uygulanmadığını   hatırlatmaktadır (Guzzardi- Đtalya, 6 Kasım 1980 ve Bozano-Fransa, 2 Aralık 1987).   Hakkaniyete uygun olarak, AĐHM, Kömürcü’ye 6.000 Euro ve müteveffa Keser’in hak   sahiplerine 12.000 Euro manevi tazminat ödenmesi gerektiği kanaatindedir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Avukat Kırdök, Keser’in AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu yargılama masraf ve giderleri için 200   TL’si kırtasiye masrafları olmak üzere 15.000 TL ödenmesini talep etmektedir. Bu bağlamda,   Avukat Kırdök, çalıꢀma saatleri dökümünü, imzalı bir ücret makbuzunu ve Hatun Keser ile   imzalanan avukatlık sözleꢀmesini belge olarak sunmaktadır.   Hükümet, 200 TL saat ücreti ile hesaplanan avukatlık ücretinin aꢀırı ve mesnetsiz olduğunu   ifade etmektedir.   AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran gerçekliğini, gerekliliğini kanıtladığı makul   miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Mevcut davada, sahip olduğu unsurları ve   yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne alan AĐHM, tüm masraflar için Keser’in eꢀi Hatun   Keser’e 5.000 Euro ödenmesinin makul olacağı kanaatindedir.   C. Gecikme faizi   AĐHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı   orana üç puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenmesine hükmetmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM,   1. Oybirliğiyle, baꢀvuranların furgondaki nakil koꢀulları kapsamında yapılan ꢀikayetin   kabuledilemez olduğuna;   2. Oyçokluğu ile Kocaeli Cezaevinden konulacakları cezaevine kadar baꢀvuranların   nakilleri sırasında meydana gelen ilk seri olaylar kapsamındaki ꢀikayetlerin   kabuledilebilir,ve oybirliğiyle, baꢀvurunun geri kalan kısmının kabuledilebilir   olduğuna;   3. Bire karꢀı altı oyla baꢀvuranlar açısından AĐHS’nin 3. maddesinin esas bakımından   ihlal edildiğine;     4. Oybirliğiyle, baꢀvuranlar açısından AĐHS’nin 3. maddesinin usul bakımından ihlal   edildiğine;   5. Oybirliğiyle,   a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay   içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere,   Savunmacı Devlet tarafından aꢀağıdaki miktarların ödenmesine:   i)   her türlü vergiden muaf tutularak Kömürcü’ye 6.000 Euro (altı bin Euro) ve   müteveffa Keser’in hak sahipleri adına Hatun Keser’e 12.000 Euro (on iki bin   Euro) manevi tazminat   ii)   her türlü vergiden muaf tutularak Hatun Keser’e 5.000 Euro (beꢀ bin Euro)   yargılama masraf ve gideri   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç   puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   6. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve   3. paragraflarına uygun olarak 23 Haziran 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   Mevcut karar ekinde, AĐHS’nin 45. maddesinin 2. paragrafı ve Đçtüzüğün 74. maddesinin   2. paragrafına uygun olarak Yargıç Sajo’nun kısmi ayrık oy görüꢀü bulunmaktadır.   15

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło