60011/00

WyrokETPCz2006-04-18ECLI:CE:ECHR:2006:0418JUD006001100

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy obecność sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa (DGM) naruszyła prawo do bezstronnego i niezawisłego sądu z art. 6 ust. 1 Konwencji, oraz czy przewlekłość postępowania karnego naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał potwierdził swoje wcześniejsze orzecznictwo, zgodnie z którym obecność sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa (DGM) w sprawach dotyczących bezpieczeństwa narodowego narusza zasadę bezstronności i niezawisłości sądu z art. 6 ust. 1 Konwencji, budząc uzasadnione obawy u skarżących. W kwestii przewlekłości postępowania, Trybunał uznał, że choć skarżący przyczynili się do opóźnień w pierwszej instancji, to dwuipółletni okres bezczynności w postępowaniu odwoławczym przed Sądem Kasacyjnym, bez przekonującego uzasadnienia ze strony rządu, stanowił naruszenie rozsądnego terminu, zwłaszcza że skarżący byli w areszcie.
Stan faktyczny
Skarżący, Tamer Tanrıkulu i Mehmet Zeki Deniz, zostali aresztowani w 1994 roku w Turcji pod zarzutem naruszenia integralności terytorialnej państwa. Byli sądzeni przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa (DGM), w którego skład wchodził sędzia wojskowy. Po początkowym skazaniu i uchyleniu wyroku przez Sąd Kasacyjny, DGM ponownie skazał ich na dożywocie. Postępowanie, w tym dwuipółletni okres bezczynności przed Sądem Kasacyjnym, trwało prawie sześć lat.
Rozstrzygnięcie
stwierdza, że skargi oparte na art. 6 Konwencji są dopuszczalne, a pozostała część skargi jest niedopuszczalna; stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu braku bezstronności i niezawisłości Sądu Bezpieczeństwa Państwa w Izmirze; stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu przewlekłości postępowania; stwierdza, że nie ma potrzeby rozpatrywania pozostałych skarg opartych na art. 6 Konwencji.

Pełny tekst orzeczenia

C O N S E I L D E   L ' E U R O P E   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   TANRIKULU VE DENĐZ - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no:60011/00)   KARARININ ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   NĐSAN 2006   Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde   kesinleꢀecek olup ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 60011/00 baꢀvuru no’lu davanın nedeni,   Türk vatandaꢀı Tamer Tanrıkulu ve Mehmet Zeki Deniz’in (Baꢀvuranlar) Avrupa Đnsan   Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 5 Haziran 2000 tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları ve Temel   Özgürlükleri Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ oldukları baꢀvurudur.   Baꢀvuranlar, Đzmir Barosu avukatlarından T. Fırat tarafından temsil edilmektedirler.   OLAYLAR   Baꢀvuranlar sırasıyla 1972 ve 1965 doğumludurlar.   Baꢀvuranlar, 10 ꢁubat 1994 tarihinde Đzmir Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele   ꢁubesi polisleri tarafından yapılan operasyonun ardından yakalanarak gözaltına alınmıꢀlardır.   Baꢀvuranlar, 23 ꢁubat 1994 tarihinde Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM)   Cumhuriyet Baꢀsavcısı tarafından dinlenmiꢀler ve daha sonra sorgu hakimi önüne   çıkarılmıꢀlardır. Sorgu hakimi baꢀvuranların tutuklu yargılanmasına karar vermiꢀtir.   Cumhuriyet Baꢀsavcısı 10 Haziran 1994 tarihli iddianameyle, Türk Ceza Kanunu’nun   (TCK) 125. maddesinde öngörülen Devlet’in toprak bütünlüğüne zarar verme suçuyla itham   etmiꢀtir.   Baꢀvuranlar ve diğer yirmi beꢀ sanık aleyhindeki cezai usul iꢀlemleri Đzmir DGM   önünde baꢀlatılmıꢀtır.   Tanrıkulu, 11 Ekim 1994 tarihinde DGM’ye sunduğu savunmasında PKK adına   faaliyetlerde bulunduğunu kabul etmiꢀtir.   Baꢀvuranlar, 31 Ağustos 1995 tarihinde esas hakkındaki savunmalarını sunmuꢀlardır.   DGM, 10 Haziran 1994 ile 18 Ekim 1995 tarihleri arasında on bir duruꢀma yapmıꢀ ve   bu duruꢀmalarda sanıkların ifadelerini almıꢀtır. DGM tanıkları da dinleyerek dosyayı   tamamlamıꢀtır. Baꢀvuranlar, 2 Temmuz, 11 Ekim ve 10 Kasım 1994 ile 7 ꢁubat, 25 Mart, 2   Mayıs, 15 Haziran ve 31 Ağustos 1995 tarihlerindeki duruꢀmalara katılmamıꢀlardır. Aynı   zamanda DGM, baꢀvuranların avukatının talebi üzerine savunmanın hazırlanması amacıyla   süre tanımıꢀtır.   Đki sivil ve bir askeri hakimden oluꢀan DGM, 18 Ekim 1995 tarihinde Tanrıkulu’yu   TCK’nın 125. maddesi uyarınca ömür boyu ve Deniz’i ise silahlı çete mensubu olma suçunu   öngören TCK’nın 168§2 maddesi uyarınca on iki yıl altı ay hapis cezasına çarptırmıꢀtır.   DGM, verilen cezaları gözönüne alarak sanıkların tutukluk halinin devamına karar vermiꢀtir.   Yargıtay, Tanrıkulu’nun katılmadığı duruꢀmadan sonra, 16 Haziran 1998 tarihinde   iddianamenin sanıklara okunmadan karar alındığı gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin   kararını bozmuꢀtur. Yargıtay ayrıca Deniz konusunda, mahkumiyet kararının savunmasını   hazırlamak için ek süre tanınmaksızın alındığına kanaat getirmiꢀtir. Oysa yargılama sırasında   aleyhindeki kanıtlar değiꢀmiꢀtir.   DGM, daha sonraki dönemde dokuz duruꢀma gerçekleꢀtirmiꢀ ve bu duruꢀmalar   sırasında sanıkların ifadelerini almıꢀtır. Böylece DGM dosyayı tamamlamıꢀtır.   Đki sivil ve bir askeri hakimden oluꢀan DGM, 24 Mart 1999 tarihinde, her iki   baꢀvuranı da TCK’nın 125. maddesi uyarınca ömür boyu hapis cezasına çarptırmıꢀtır. DGM,   gerekçelerinde, yargılamanın değiꢀik aꢀamalarında alınan ifadeler, yakalama ve tutuklama   tutanakları, olay yeri tespit tutanakları ve diğer kiꢀilerden alınan ifadeler gibi bir dizi uygun   delillere dayanmıꢀtır. Aynı ꢀekilde bu kanıtlar arasında, yargılamanın farklı aꢀamalarında   alınan Tanrıkulu’nun ifadeleri de yer almaktadır. Bu ifadeler hazırlık soruꢀturması sırasında   alınan ifadeleri kısmen onaylamaktadır.   Yargıtay, 26 Ocak 2000 tarihinde, baꢀvuranların avukatının hiçbir gerekçe   göstermeksizin duruꢀmaya katılmadığını tespit etmiꢀtir. Yargıtay daha sonra dosya hakkında   karar vermiꢀ ve ilk derece mahkemesinin verdiği kararı onamıꢀtır. Aynı gün Yargıtay kararı   açıklanmıꢀtır.   Baꢀvuranlar yargılamanın bütün aꢀamalarında avukat tarafından temsil edilmiꢀlerdir.   HUKUK AÇISINDAN   I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuranlar, kendilerini yargılayan ve mahkum eden DGM’nin, bünyesinde askeri bir   hakimin bulunması nedeniyle “tarafsız ve bağımsız” bir mahkeme olamayacağını iddia   etmektedirler.Ayrıca baꢀvuranlar sorgu sırasında avukat yardımından faydalanamadıklarından   ꢀikayetçi olmaktadırlar. Son olarak baꢀvuranlar, ulusal mahkemeler önündeki yargılama   süresinin uzun olduğunu ileri sürmektedirler. AĐHM, bu ꢀikayetleri AĐHS’nin 6§1 ve 3 –c   maddesi çerçevesinde inceleyecektir.   Hükümet bu sava itiraz etmektedir.   A. Kabuledilebilirlik Hakkında   AĐHM, bu ꢀikayetlerin AĐHS’nin 35§3 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun   olmadıkları sonucuna varmaktadır. Ayrıca AĐHM, bu ꢀikayetlerin hiçbir kabuledilemezlik   gerekçesine ters düꢀmediğini belirtmektedir. Dolayısıyla ꢀikayetleri kabuledilebilir ilan etmek   uygun olacaktır.   B. Esasa Dair   1. DGM’nin tarafsız ve bağımsız olması hakkında   AĐHM, bu durumda ortaya çıkan sorunlara benzer sorunları (DGM’nin tarafsızlığı)   birçok kez irdelemiꢀ ve AĐHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiꢀtir (Bkz. Özel-   Türkiye kararı, no: 42739/98 ve Özdemir-Türkiye kararı, no: 59659/00).   AĐHM, mevcut davayı incelemiꢀ ve Hükümet’in sözkonusu durumu farklı bir sonuca   ulaꢀtırabilecek ne bir olay ne de bir delil sunduğuna kanaat getirmektedir. AĐHM, “milli   güvenliğe” iliꢀkin suçlardan DGM önüne çıkarılan baꢀvuranların, aralarında askeri hakimin de   bulunduğu mahkeme heyeti önüne çıkmaktan çekinmelerinin anlayıꢀla karꢀılanacağını   saptamaktadır. Bu nedenden dolayı baꢀvuranlar, DGM’nin bu türden davalara ters düꢀen   değerlendirmelerle haksız yere yönlendirilmelerine izin vermesinden haklı olarak   çekinmektedirler. Böylece, bu mahkemenin tarafsızlığı ve bağımsızlığı hakkında baꢀvuranlar   tarafından duyulan ꢀüphelerin objektif olarak kanıtlandığı düꢀünülebilir (Incal-Türkiye, 9   Haziran 1998 tarihli karar).   AĐHM, baꢀvuranları yargılayıp mahkum ettiği sırada DGM’nin 6§1 maddesi uyarınca   tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmadığı sonucuna varmaktadır. Dolayısıyla bu hüküm   ihlal edilmiꢀtir.   2. Sorgu Sırasında Avukatın Bulunmayıꢀı   Hükümet ihlalin bulunmadığını ileri sürmektedir.   AĐHM, benzer davalarda tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olduğu ortaya   konulan bir mahkemenin, her olasılıkta, kendi yargısına tabi kiꢀilere hakkaniyetli bir yargı   sağlayamayacağı hükmüne varıldığını hatırlatmıꢀtır.   AĐHM, baꢀvuranların tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından dinlenme   haklarının ihlal edilmesi sonucu gözönünde bulundurulursa, AĐHS’nin 6. maddesine göre   yapılan diğer ꢀikayeti incelemeye gerek olmadığına kanaat getirmektedir (Bkz. son olarak   Yılmaz ve Durç-Türkiye, no: 57172/00).   3. Yargılamanın Süresi Hakkında   Hükümet, ilgili kiꢀilerin sayısı ve soruꢀturmanın zorlukları nedeniyle davanın   karmaꢀıklık arz ettiğini ileri sürmektedir. Hükümet, baꢀvuranların ulusal mahkemeler   önündeki birçok duruꢀmaya katılmayarak yargılamanın uzamasına neden olduklarını   savunmaktadır. Ayrıca baꢀvuranların avukatı DGM önünde birçok kez sürenin uzatılması   talebinde bulunmuꢀtur. Hükümet, yetkili adli makamların tutumu konusunda ise, çok sayıda   sorgulama yapıldığı dikkate alındığında soruꢀturmada faaliyetsiz geçirilen hiçbir dönemin   bulunmadığını vurgulamaktadır. Yargıtay’daki yargılama da itinayla yürütülmüꢀtür.   Baꢀvuranlar, Hükümet’in savlarına itiraz etmektedirler.   Gözönüne alınması gereken dönem, 10 ꢁubat 1994 tarihinde baꢀvuranların   yakalanmasıyla baꢀlamıꢀ ve Yargıtay’ın mahkumiyet kararını onadığı 26 Ocak 2000 tarihinde   sona ermiꢀtir. Böylece, sırasıyla iki kez baꢀvurulan iki dereceli yargılama yaklaꢀık beꢀ yıl on   bir ay sürmüꢀtür.   AĐHM, yargılama süresinin makul olma niteliğinin dava koꢀullarından yola çıkılarak   ve içtihadının yer verdiği davanın karmaꢀıklığı, baꢀvuranın ve yetkili makamların tutumunun   yanısıra ilgililer için davanın taꢀıdığı önem gibi kriterler gözönüne alınarak değerlendirildiğini   hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasında Frydlender-Fransa, no: 30979/96).   Hükümet’le beraber AĐHM de, toprak bütünlüğüne zarar verildiği konusunda davanın   kesin bir karmaꢀıklık arz ettiği kanaatindedir. Aynı ꢀekilde, soruꢀturmanın ve DGM önündeki   yargılamanın itina gösterilmeden yürütüldüğünü düꢀündürecek hiçbir unsur bulunmamaktadır.   Buna karꢀın AĐHM, Yargıtay önündeki ilk yargılama konusunda aynı düꢀüncede değildir. Zira   bu yargılama yaklaꢀık olarak iki yıl sekiz ay sürmüꢀtür.   AĐHM, baꢀvuranların tutumu konusunda ise, uzun süre duruꢀmalara katılmamalarının   ilk derece mahkemesi önündeki yargılamanın yavaꢀlamasına neden olduğunu not etmektedir.   Bu bağlamda AĐHM, baꢀvuranların tutumlarının, 6§1 maddesinde belirtilen makul sürenin   geçilip geçilmediği sorusuna cevap vermek için gözönüne alınması gereken ve Devlet’in   sorumlu tutulamayacağı nesnel bir olgu oluꢀturduğunu hatırlatmaktadır (Bkz. 23 Eylül 1998   tarihli I.A.-Fransa kararı ve 15 Temmuz 1982 tarihli Eckle-Almanya kararı).   Ancak, baꢀvuranlar ilk derece mahkemesi önündeki yargılamada olacak bazı   gecikmelerden kısmen sorumlu tutulsa da, bu durum özellikle Yargıtay önündeki dava konusu   yargılamanın süresini haklı kılmamaktadır. Sonuç olarak, 18 Ekim 1995 tarihli DGM   kararından sonra Yargıtay kararını verene kadar yaklaꢀık iki yıl sekiz ay geçmiꢀtir. Bu süre   zarfında da adli muamele yapılmamıꢀtır. AĐHM, Hükümet’in bu süre hakkında ikna edici   hiçbir açıklama getirmediğini not etmektedir. Oysa AĐHM, 6§1 maddesinin, mahkemelerin   özellikle makul süreye iliꢀkin yükümlülük gibi bütün yükümlülüklerini yerine getirmelerini   sağlayacak ꢀekilde Sözleꢀmeci Devletlerin adli sistemlerinde düzenlemeler yapmalarını   gerektirdiğini hatırlatmaktadır (Bkz. özellikle Djaid-Fransa, no: 38687/97). Bu ivedilik   zorunluluğu baꢀvuranlar için büyük önem taꢀımaktaydı. Zira baꢀvuranlar iç hukuk   bakımından tutuklu idiler.   AĐHM, davanın karmaꢀıklığı ve baꢀvuranların tutumu tek baꢀına temyizdeki yargılama   süresini haklı göstermek için yeterli olmadığı sonucuna varmıꢀtır. Dolayısıyla AĐHS’nin 6§1   maddesi ihlal edilmiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 14 VE 34. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuranlar, AĐHS’nin 14. maddesini ileri sürerek, ulusal mevzuatın DGM’ler   önündeki yargılamayı normal ceza mahkemeleri önündeki yargılamadan farklı bir ꢀekilde   düzenlediğini iddia etmektedirler. Ayrıca baꢀvuranlar, AĐHM’ye baꢀvurmalarının   engellendiğine kanaat getirmektedirler. Zira Yargıtay tarafından verilen 26 Ocak 2000 tarihli   karar kendilerine hiçbir zaman tebliğ edilmemiꢀtir. Bu bakımdan baꢀvuranlar AĐHS’nin 34.   maddesini ileri sürmektedirler.   AĐHM, 14. maddeye dayanılarak yapılan ꢀikayet konusunda, ülke bütünlüğüne zarar   verici faaliyetlerin yürütülmesinin Türk yasa koyucusu tarafından “terör” eylemi olarak   nitelendirilen ciddi bir suç olarak değerlendirildiğini tespit etmektedir. AĐHM, DGM’lerin   yapısı ve usul iꢀlemlerine iliꢀkin 2845 sayılı Kanun’un “terör” suçuyla itham edilen her   kiꢀinin, özellikle cezaların infazı ve gözaltı rejimi konusunda müꢀterek hukuka göre daha az   elveriꢀli bir muameleye tabi olmasını öngördüğünü belirtmektedir. Dava konusu ayrımcılık   farklı gruplar arasında değil, yasa koyucunun verdiği öneme göre farklı suç çeꢀitleri arasında   mevcuttur. Dolayısıyla bu davada AĐHS’ye aykırı olacak bir “ayrımcılık” olduğu sonucuna   varmak için hiçbir unsur bulunmamaktadır (Bkz. mutatis mutandis, Gerger-Türkiye, no:   24919/94).   Yargıtay kararının tebliğ edilmemesi nedeniyle 34. maddeye dayanılarak yapılan   ꢀikayet konusunda ise AĐHM, bu mahkemenin verdiği kararların tebliğ edilmesinin Türk   hukukunda öngörülmediğini hatırlatmaktadır. Bir baꢀvuran Yargıtay kararından ancak bu   kararın dava dosyasına konularak davaya bakan ilk derece mahkemesine geri   gönderilmesinden sonra haberdar olmaktadır. Böylece karar, verilen cezanın infazı   konusundaki belgenin tebliğ edilmesinden sonra tarafların bilgisine sunulur (Bkz. Seher   Karataꢀ-Türkiye, no: 33179/96). Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun (CMUK) 324. maddesi   gereğince Yargıtay kararının ilke olarak duruꢀma sonunda veya bu duruꢀmayı takip eden hafta   içinde açıklandığını hatırlatmak uygun olacaktır.   AĐHM bu davada, baꢀvuranların ve avukatlarının Yargıtay kararının açıklandığı   duruꢀmaya katılmadıklarını belirtmektedir. Baꢀvuranlar ulusal mahkemeler önündeki   yargılama sırasında avukatları tarafından temsil edilmiꢀ ve AĐHM önündeki yargılamada da   temsil edilmektedirler. Oysa avukatlarının, Yargıtay kararlarının tebliğ edilmemesi gibi ulusal   mahkemelerdeki uygulamaları ve CMUK’un 324. maddesinin içeriğini bildikleri varsayılır   (Bkz. Kutal ve Uğraꢀ-Türkiye, no: 61648/00 ve Güler-Türkiye, no: 49391/99).   Buradan bu ꢀikayetlerin açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucu çıkmaktadır.   Dolayısıyla bu ꢀikayetler AĐHS’nin 35§3 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmelidirler.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA,   Baꢀvuranlar, kendilerine tanınan süre zarfında hiçbir adil tazmin talebinde   bulunmamıꢀlardır. Dolayısıyla AĐHM bu açıdan baꢀvuranlara herhangi bir ödeme yapılmasına   gerek olmadığına kanaat getirmiꢀtir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE;   1. AĐHS’nin 6. maddesine dayanılarak yapılan ꢀikayetler konusunda baꢀvurunun   kabuledilebilir, geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;   2. Đzmir DGM’nin tarafsız ve bağımsız olması nedeniyle AĐHS’nin 6§1 maddesinin ihlal   edildiğine;   3. Yargılama süresi nedeniyle AĐHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine;   4. AĐHS’nin 6. maddesine dayanılarak yapılan diğer ꢀikayetlerin incelenmesine gerek   olmadığına;   Karar vermiꢀtir.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve 18 Nisan 2006 tarihinde, Đçtüzüğün 77.   maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło