60262/00
WyrokETPCz2005-11-22ECLI:CE:ECHR:2005:1122JUD006026200
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy skład Sądu Bezpieczeństwa Państwa (DGM) z udziałem sędziego wojskowego naruszał prawo do niezależnego i bezstronnego sądu, gwarantowane przez art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał stwierdził, że obecność sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa (DGM), który orzekał w sprawie skarżącej, obiektywnie uzasadniała obawy skarżącej co do bezstronności i niezależności tego sądu. Trybunał wielokrotnie orzekał w podobnych sprawach, że sądy o takim składzie nie spełniają wymogów art. 6 ust. 1 Konwencji, zwłaszcza w sprawach dotyczących przestępstw związanych z bezpieczeństwem narodowym. W konsekwencji, DGM nie mógł być uznany za niezależny i bezstronny sąd w rozumieniu Konwencji.Stan faktyczny
Skarżąca, Ebru Demir, obywatelka turecka urodzona w 1976 roku, została aresztowana 22 stycznia 1996 roku w Ankarze w ramach operacji przeciwko nielegalnej organizacji DHKP/C. Została oskarżona o członkostwo w organizacji terrorystycznej i pomoc jej. Po przesłuchaniach, w tym przed prokuratorem i sędzią DGM, została zwolniona. Później, w 1997 roku, prokurator DGM wniósł przeciwko niej dodatkowy akt oskarżenia, a DGM nakazał jej aresztowanie. 17 września 1998 roku DGM, w składzie z sędzią wojskowym, skazał skarżącą na trzy lata i dziewięć miesięcy więzienia za pomoc nielegalnej organizacji. Wyrok został utrzymany w mocy przez Sąd Kasacyjny 7 lutego 2000 roku. Skarżąca skorzystała z warunkowego zwolnienia na mocy ustawy nr 4616.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Uznał skargę za dopuszczalną.
2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu braku bezstronności i niezależności Sądu Bezpieczeństwa Państwa w Ankarze.
3. Stwierdził, że nie ma potrzeby badania innych zarzutów na podstawie art. 6 Konwencji.
4. Stwierdził, że samo niniejsze orzeczenie stanowi wystarczające zadośćuczynienie za szkody niemajątkowe.
5. Zasądził na rzecz skarżącej kwotę 1 500 (tysiąc pięćset) euro tytułem kosztów i wydatków, płatną w lirach tureckich po kursie wymiany obowiązującym w dniu płatności, powiększoną o odsetki za zwłokę.
6. Oddalił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
EBRU DEMİR - TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no:60262/00)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG KASIM 2005
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde
kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
__________________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 60262/00 başvuru no’lu davanın nedeni,
Türk vatandaşı Ebru Demir’in (Başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) 17
Temmuz 2000 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesi’nin (AİHS)
34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran, Ankara Barosu avukatlarından E.
Büyükçulha tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR doğumlu başvuran Rize’de ikamet etmektedir.
Başvuran 22 Ocak 1996 tarihinde Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele
Şubesi polisleri tarafından, diğer sekiz kişi ile beraber yasadışı örgüt DHKP/C’ye düzenlenen
operasyon çerçevesinde yakalanmıştır. Sözkonusu kişiler, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 168
ve 169. maddelerinin öngördüğü yasadışı örgüt üyesi olma ve örgüte yardım ve yataklık
yapma suçlarıyla itham edilmişlerdir.
Başvuran, gözaltı sırasında, DHKP/C’nin üniversitelerdeki kolu olan yasal örgüt
AYÖDER adına faaliyetler yürüttüğünü belirtmiştir.
Başvuran 2 Şubat 1996 tarihinde, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM)
Cumhuriyet Başsavcısı tarafından dinlenmiştir. Başvuran Cumhuriyet Başsavcısı önünde
gözaltında verdiği ifadesini yinelemiştir.
Aynı gün başvuran DGM yedek hakimi huzuruna çıkarılmıştır. Başvuran yedek hakim
huzurunda, DHKP/C mensubu olmadığını belirtmiş ancak o dönemde Buca Cezaevi’nde
meydana gelen olayları protesto etmek amacıyla düzenlenen gösteri ve toplantılara katıldığını
kabul etmiştir. DGM Yedek hakimi başvuranı dinledikten sonra, tutuksuz yargılanmak üzere
serbest bırakılmasına karar vermiştir.
Cumhuriyet Başsavcısı 16 Şubat 1996 tarihli iddianameyle, DHKP/C mensubu
oldukları gerekçesiyle yakalanan beş kişi aleyhinde kamu davası açmıştır. Ancak, delil
yetersizliğinden başvuran ve diğer kişiler hakkında takipsizlik kararı vermiştir.
DGM 3 Aralık 1996 tarihli kararla, beş ortak sanık hakkında karar vermiş ve TCK’nın
168. maddesi gereğince hapis cezasına çarptırmıştır. Verilen sözkonusu kararda, DGM
başvuranı yetkili savcılığa sevk etmeye karar vermiştir.
Cumhuriyet Başsavcısı 11 Mart 1997 tarihinde, başvuranı TCK’nın 168§2 ve 3713
sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddeleri gereğince DHKP/C’ye mensup olmakla
suçladığı ek iddianameyi vermiştir.
DGM 15 Mayıs 1997 tarihinde, başvuranın tutuklu yargılanmasına karar vermiştir.
Giresun Ağır Ceza Mahkemesi istinabe aracılığıyla başvuranın ifadesini almıştır.
Başvuran hakkında yapılan bütün suçlamaları reddetmiştir.
İki hukuk ve bir askeri hakimden oluşan DGM 17 Eylül 1998 tarihinde, TCK’nın 169
ve 3713 sayılı Kanunu’nun 5. maddeleri gereğince sözkonusu yasadışı örgüte yardım ve
yataklık etmekten başvuranı üç yıl dokuz ay hapis cezasına çarptırmıştır.
DGM başvuranın suçluluğunu ortaya koymak için cezai yargılamanın değişik
aşamalarında alınan ifadeleri ve sözkonusu yasadışı örgüte mensup oldukları gerekçesiyle
mahkum edilen diğer beş kişinin ifadelerini gözönüne almıştır.
Yargıtay 7 Şubat 2000 tarihinde, 17 Eylül 1998 tarihli kararı onamıştır. Nisan 2000 tarihinde, başvuranın yaptığı düzeltme başvurusu Yargıtay Savcısı
tarafından kabul edilmemiştir.
Hükümet, başvuranın 9 Ocak 2001 tarihinde sunulan talebinin ardından 4616 sayılı
Kanun’un uygulanmasıyla şartlı salıvermeden faydalanmıştır.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHS’NİN 6§1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, kendisini mahkum eden DGM’nin, bir yandan bünyesinde bir askeri hakim
bulundurması diğer yandan delil ikamesi şeklinden dolayı özellikle delil unsuru olarak
gözaltında alınan ifadesinin kullanılması nedeniyle, kendisine hakkaniyete uygun yargılamayı
garanti eden “tarafsız ve bağımsız bir mahkeme” olamayacağını iddia etmektedir. Başvuran
AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
A. Kabul edilebilirlik Hakkında
Hükümet AİHM’yi öncelikle başvuruyu AİHS’nin 35. maddesi gereğince iç hukuk
yollarının tüketilmemesi gerekçesiyle reddetmeye davet etmektedir. Hükümet’e göre,
başvuran önce 11 Mart 1997 tarihinde suçlu ilan eden, daha sonra 17 Eylül 1998 tarihinde
mahkum eden DGM hakimlerinin azledilmelerini isteyebilirdi.
Ayrıca Hükümet AİHM’yi, DGM’nin oluşumuna ilişkin şikayeti AİHS’nin 35.
maddesinde öngörülen altı ay koşuluna uymadığı gerekçesiyle reddetmeye davet etmektedir.
Hükümet, DGM’nin tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olmasına ilişkin şikayet
hakkındaki iç nihai kararın, aynı mahkeme tarafından verilen karar olduğunu ileri
sürmektedir. Bu bakımdan Hükümet, Yargıtay’ın sözkonusu şikayet hakkında karar verme
ehliyetinin olmadığını savunmakta ve dolayısıyla temyiz başvurusu sözüedilen durumun
düzeltilmesi için etkin iç hukuk yolunu oluşturmamaktadır. Hükümet buradan başvuranın
başvurusunu DGM kararının ardından, yani 17 Eylül 1998 tarihinden itibaren altı ay içinde
yapması gerektiği sonucunu çıkarmaktadır. Oysa Hükümet başvurunun 17 Temmuz 2000
tarihinde yapıldığını vurgulamaktadır.
Buna ek olarak Hükümet, AİHS’nin 34. maddesinde öngörüldüğü şekliyle, başvuranın
mağdur sıfatına itiraz etmektedir. Hükümet TCK’nın 169. maddesinde öngörülen cezalarda
dahil olmak üzere bazı hapis cezalarının on yıl indirimini öngören kısmi affa ilişkin 4616
sayılı Kanun’un 21 Aralık 2000 tarihinde kabul edilmesinin ardından başvuranın 15 Ocak tarihinde, hiçbir zarara uğramadan şartlı salıverildiğine dikkati çekmektedir.
AİHM iç hukuk yollarının tüketilmemesi ve altı ay koşuluna uyulmamasına ilişkin
itirazlar hakkında, Özel (sözüedilen karar, § 25) ve Özdemir-Türkiye (no: 59659/00, § 26, 6
Şubat 2003) davalarında yapılan benzeri itirazları reddettiğini hatırlatmaktadır. AİHM daha
önce vardığı bu sonuca aykırı bir karar vermek için bir gerekçe görmemekte ve dolayısıyla
sözkonusu iki itirazı reddetmektedir.
AİHM, başvuranın mağdur sıfatı hakkında konuya ilişkin yerleşik içtihadını
hatırlatmaktadır. Bir başvuran lehinde verilen karar ya da alınan tedbir, ancak ulusal
mahkemeler açıkça ya da özü bakımından AİHS’nin ihlalini kabul edip daha sonra telafi
ederse başvuranın “mağdur” sıfatının ortadan kaldırılması için ilke olarak yeterli olur (Bkz.
Öztürk-Türkiye, no: 22479/93, § 73, AİHM 1999-VI ve mutatis mutandis, Osman Özçelik ve
diğerleri-Türkiye (karar), no: 55391/00, 1 Haziran 2004).
Bu durumda, AİHM, elinde bulunan dosyadaki belgeleri gözönüne alarak, sözkonusu
ertelemenin, kendi içinde cezai mahkumiyet kararını ortadan kaldırmak ve buna bağlı cezaları
sona erdirme gibi kendiliğinden bir etkisi bulunan adli mekanizma oluşturmamaktadır.
Dolayısıyla Hükümet’in başvuranın mağdur sıfatının bulunmamasına ilişkin ön itirazını
reddetmek uygun olacaktır.
AİHM, içtihadından çıkan kriterler ışığında (Bkz. özellikle Çıraklar-Türkiye, 28 Ekim tarihli karar, 1998-VII) ve elinde bulunan unsurların tümünü gözönüne alarak,
başvurunun esastan incelenmesi gerektiğine kanaat getirmektedir. AİHM ayrıca, başvurunun
başka hiçbir kabul edilemezlik gerekçesiyle ters düşmediğine kanaat getirmektedir.
B. Esas Hakkında
1. DGM’nin tarafsız ve bağımsız olması hakkında
AİHM, bu durumda ortaya çıkan sorunlara benzer sorunları birçok kez irdelemiş
AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (Bkz. sözüedilen Özel, §§33-34 ve
sözüedilen Özdemir, §§35-36).
AİHM, mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in, sözkonusu durumu farklı bir sonuca
ulaştırabilecek ne bir olay ne de bir delil sunduğuna kanaat getirmektedir. AİHM, “milli
güvenliğe” ilişkin suçlardan DGM önüne çıkarılan başvuranın, aralarında askeri hakimin de
bulunduğu mahkeme heyeti önüne çıkmaktan çekinmesinin anlayışla karşılanacağını
saptamaktadır. Bu nedenden dolayı, başvuran, DGM’nin bu türden davalara ters düşen
değerlendirmelerle haksız yere yönlendirilmelerine izin vermesinden haklı olarak
çekinmektedir. Böylece, bu mahkemenin tarafsızlığı ve bağımsızlığı hakkında başvuran
tarafından duyulan şüphelerin objektif olarak kanıtlandığı düşünülebilir (Incal-Türkiye, 9
Haziran 1998 tarihli karar, 1998-IV, s. 1573, §72 in fine).
AİHM, başvuranı yargılayıp mahkum ettiği sırada DGM’nin, 6§1 maddesi uyarınca
tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmadığı sonucuna varmaktadır.
2. Ceza muhakemeleri usulünün hakkaniyeti hakkında
Hükümet bir ihlalin bulunmadığını ileri sürmektedir.
AİHM, benzer davalarda, tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olduğu ortaya
konulan bir mahkemenin, her olasılıkta, kendi yargısına tabi kişilere hakkaniyetli bir yargı
sağlayamayacağı hükmüne varıldığını hatırlatmıştır.
AİHM, başvuranın tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından dinlenme hakkının
ihlal edilmesi sonucu gözönünde bulundurulursa, işbu şikayeti incelemeye gerek olmadığı
kanaatine varmıştır (Bkz. özellikle sözüedilen, Çıraklar, s.3074, §§ 44-45, delillerin ikame
şekli ve gözaltı ifadesi hakkında bkz. diğerleri arasında Akkaş-Türkiye, no: 52665/99, § 22-23, Ekim 2003).
II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran 21.000 Yeni Türk Lirası (YTL) [12.110 Euro] tutarında maddi zarara
uğradığını iddia etmektedir. Bu meblağ, mahkumiyeti ve mahkumiyet kararının adli sicil
kaydına geçmesinin, kendisinin ücretli bir iş yapmasını engellemediği durumda, başvuranın
kazanabileceği asgari ücrete göre hesaplanmıştır.
Başvuran ayrıca 100.000 YTL [57.670 Euro] tutarında maddi tazminat ödenmesini
istemektedir.
Hükümet bu iddialara itiraz etmekte ve istenilen miktarları aşırı bulmaktadır.
İddia edilen maddi zarara ilişkin olarak AİHM, AİHS’ye aykırılık mevcut
olmadığında, DGM önünde sonuçlanan yargılama usulünün sonucu üzerinde değerlendirmeye
gitmez. Sonuç olarak başvurana bu bağlamda tazminat verilmesine gerek yoktur (Bkz.
Findlay-İngiltere, 25 Şubat 1997 tarihli karar, 1997-I, s.284, § 85).
İddia edilen manevi zarara gelince AİHM, dava şartlarında, tespit edilen ihlalin
hakkaniyetli bir tatmin oluşturduğuna dikkati çekmektedir (sözüedilen Çıraklar, s. 3074,
§49).
AİHM, Öcalan-Türkiye kararında (no: 46221/99, § 210 in fine, AİHM 2005-) bir
kimse bu davada olduğu gibi AİHS’nin gerekli kıldığı tarafsızlık ve bağımsızlık koşullarını
yerine getirmeyen bir mahkeme tarafından mahkum edildiğinde, sözkonusu kişinin isteği
üzerine yeni bir davanın ya da yargılamanın yeniden başlatılması, tespit edilen ihlalin telafi
edilmesi için ilke olarak en uygun yol teşkil ettiğini hatırlatmaktadır. Ancak AİHM bu davada
başvuranın, 4616 sayılı Kanun uyarınca şartlı salıverilmeden faydalandığını gözardı
etmemektedir.
B. Masraf ve Harcamalar
Başvuran AİHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 4.227,59 YTL [2.438,05
Euro] istemektedir. Başvuran hiçbir kanıt sunmamaktadır.
AİHM, konu hakkında elinde bulunan unsurlar ve içtihadını gözönünde bulundurarak,
yapılan bütün masraflar için 1.500 Euro tutarının başvurana ödenmesinin uygun olacağına
kanaat getirmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Ankara DGM’nin tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olması nedeniyle AİHS’nin 6§1
maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHS’nin 6. maddesine göre yapılan diğer şikayetleri incelemeye gerek olmadığına;
4. Mevcut kararın tek başına manevi tazminat için yeterli olduğuna;
5. a) Bu kararın, AİHS’nin 44§2 maddesine göre kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet’in,
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak başvurana masraf ve harcamalar
için 1.500 (bin beş yüz ) Euro ödemesine;
b) Belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için, yukarıda
belirtilen tutara, Avrupa Merkez Bankası’nın kredi faiz oranına yüzde üç puan eklenmek
suretiyle gecikme faizi uygulanmasına;
6. Hakkaniyete uygun tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve 22 Kasım 2005 tarihinde, İçtüzüğün 77.
maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
6
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło