60366/00

WyrokETPCz2006-10-31ECLI:CE:ECHR:2006:1031JUD006036600

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy brak dostępu skarżącej do dokumentów stanowiących podstawę decyzji o jej zwolnieniu z pracy naruszył zasadę równości broni i kontradyktoryjności, a tym samym prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że postępowanie przed Wojskowym Naczelnym Sądem Administracyjnym naruszyło prawo skarżącej do rzetelnego procesu (art. 6 ust. 1 Konwencji), ponieważ nie zapewniono jej dostępu do kluczowych dokumentów, na których oparto decyzję o jej zwolnieniu. Trybunał podkreślił, że zasada kontradyktoryjności i równości broni wymaga, aby strony miały możliwość zapoznania się z dowodami i opiniami przedstawionymi przez drugą stronę lub sąd oraz ustosunkowania się do nich. W niniejszej sprawie, dokumenty te, choć uznane za "tajne", były fundamentalne dla rozstrzygnięcia, a brak możliwości ich skomentowania przez skarżącą uniemożliwił jej skuteczną obronę. Trybunał stwierdził, że państwo nie przedstawiło żadnych argumentów uzasadniających utajnienie tych dokumentów w kontekście praw skarżącej.
Stan faktyczny
Skarżąca, Nazan Kahraman, była pielęgniarką zatrudnioną w służbie cywilnej w Wojskowej Akademii Medycznej w Turcji. W 1999 roku została zwolniona z pracy przez Wysoką Radę Dyscyplinarną Ministerstwa Obrony Narodowej pod zarzutem prowadzenia działalności ideologicznej i politycznej jako sympatyczka nielegalnej organizacji. Zaskarżyła tę decyzję do Wojskowego Naczelnego Sądu Administracyjnego, twierdząc, że zarzuty są bezpodstawne i że nie miała dostępu do dowodów w jej sprawie. Sąd krajowy oddalił jej skargę, opierając się na "tajnych" dokumentach, do których skarżąca nie miała wglądu.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji; uznał, że nie ma potrzeby rozpatrywania skargi na podstawie art. 10 Konwencji; zasądził na rzecz skarżącej 6 500 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową; zasądził na rzecz skarżącej 4 000 EUR tytułem kosztów i wydatków, pomniejszone o 715 EUR otrzymane w ramach pomocy prawnej; odrzucił pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   KAHRAMAN - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 60366/00)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Ekim 2006   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   bazı düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (60366/00) baꢀvuru no’lu davanın nedeni bu   ülke vatandaꢀı olan Nazan Kahraman (baꢀvuran) adlı kiꢀinin Avrupa Đnsan Hakları   Mahkemesi’ne (AĐHM) 6 Temmuz 2000 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin   (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Adli yardımdan faydalanan baꢀvuran AĐHM önünde, Ankara Barosu avukatlarından   A. Erdoğan tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I.   OLAYIN KOꢀULLARI   Baꢀvuran, 1974 yılında doğmuꢀtur ve Ankara’da ikamet etmektedir.   yılında, baꢀvuran, Devlet memuru statüsünde hemꢀire kariyerine baꢀlamıꢀtır.   yılında, baꢀvuran, ordunun hizmetinde çalıꢀan memur statüsüyle Gülhane Askeri Tıp   Akademisi’ne göreve verilmiꢀtir.   Nisan 1999 tarihinde, Milli Savunma Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu, yasadıꢀı   bir örgütün sempatizanı olma sıfatıyla ideolojik ve siyasi faaliyetler yürüterek kurumunun   düzenini bozduğu gerekçesiyle, baꢀvuranı memuriyetten çıkarma kararı vermiꢀtir.   Haziran 1999 tarihinde, baꢀvuran, zorunlu olarak konu hakkında yetkili olan Askeri   Yüksek Đdare Mahkemesi (“Yüksek Mahkeme”) önünde bu kararın iptal edilmesi için dava   açmıꢀtır. Baꢀvuran, kendi aleyhindeki suçlamalara itiraz etmekte, Hacı Bektaꢀ-ı Veli   derneğinin üyesi olmadığını bildirmekte (baꢀvuran bir belge sunmuꢀtu) ve yasadıꢀı bir örgüt   lehinde yasadıꢀı faaliyetler sürdürmüꢀ olduğunu reddetmektedir. Baꢀvuran suçlamaların hiçbir   açık kanıtla desteklenmediklerini ileri sürmektedir. Baꢀvuran, kamu hizmetinde çalıꢀma   hakkının kendisinin temel hakkı olduğunu ve mesleğini düzenli ve bilinçli ꢀekilde icra   ederken, hiçbir ꢀekilde keyfi olarak görevden alınmasını gerektirecek bir tutumu olmadığını   eklemektedir.   Ağustos 1999 tarihli cevabi görüꢀlerinde, Savunma Bakanlığı, ilgilinin iꢀten   çıkarılmasının titiz bir soruꢀturmaya dayandığını ve bununla ilgili belgelerin mahkemeye,   Yüksek Mahkemeye iliꢀkin 1602 sayılı Kanunun 52. maddesine uygun olarak gizlilik   kaydıyla sunulduğunu ileri sürmektedir. Memuriyetten çıkarılma, mesleğinin icrasıyla ilgili   olarak değil ama baꢀvuran, ideolojik ve siyasi faaliyetler yürüterek kurumun düzenini   bozduğu için dayatılmıꢀtır. Öte yandan, temel bir hak oluꢀturmasına rağmen, kamu   hizmetinde çalıꢀma hakkı yükümlülükleri içermektedir ki bunların kötüye kullanımı   durumunda biri de memuriyetten çıkarma olan çeꢀitli cezaları öngördüğü hatırlatılmıꢀtır.   Eylül 1999 tarihinde, baꢀvuran yeni bir savunma sunmuꢀtur. Baꢀvuran ilk önce,   askeri olmayan statüsünü vurgulayarak ve bu mahkemenin bağımsız ve tarafsız olduğuna   itiraz ederek, Yüksek Mahkemenin normal bir idari mahkeme lehine görevsiz kılınmasını   talep etmiꢀtir. Baꢀvuran daha sonra kamu düzenine zarar verecek bir tutum benimsemediğini   ve bu durumun kurumu tarafından da kabul edildiğini belirtmiꢀtir. Baꢀvuran, aynı ꢀekilde,   görüꢀleri için cezalandırıldığını ileri sürmektedir ve AĐHS’nin garanti altına aldığı   özgürlüklerin korunması hakkını vurgulamaktadır. Baꢀvuran kendisine soruꢀturma sırasında   savunma hakkının tanınmadığını beyan etmektedir. Baꢀvuran, AĐHS’nin 6, 7, 9, 10 ve 14   maddelerine atıfta bulunmaktadır.   Eylül 1999 tarihinde, baꢀvuran, memurların disiplin cezalarının affına iliꢀkin 28   Ağustos 1999 tarihli 4455 sayılı Kanunun düzenlemeleri uyarınca görevine iadesi için   Savunma Bakanlığı’na talepte bulunmuꢀtur. 25 Ekim 1999 tarihinde, Genelkurmay   Baꢀkanlığı, baꢀvuranın talebini Kanunun baꢀvurana uygulanamayacağı gerekçesiyle   reddetmiꢀtir.   Baꢀvuranın savunmalarına karꢀı 17 Eylül 1999 tarihinde verdiği cevapta, Savunma   Bakanlığı, baꢀvuranın memuriyetten çıkarılmasının mesleğinin icra edilmesiyle iliꢀkisi   olmadığı ve ilgiliye isnat edilen görüꢀler nedeniyle müdahale edildiği tezine itiraz etmektedir.   Savunma Bakanlığı, memuriyetten çıkarılmanın kaynağının bu görüꢀler nedeniyle   gerçekleꢀtirdiği pozitif eylemler olduğunu ileri sürmektedir. Savunma Bakanlığı, suç sayılan   olayın askeri idarenin yetki alanına girdiğini ve baꢀvuranın sivil statüsüne iliꢀkin bir   argümana atıfta bulunmanın haklı olmadığını eklemektedir.   Ekim 1999 tarihinde, Baꢀsavcının, 1602 sayılı Kanunun 79. maddesi uyarınca,   Yüksek Mahkeme nezdinde yaptığı talep üzerine, Yüksek Mahkeme, Savunma   Bakanlığı’ndan baꢀvuranın kiꢀisel dosyasını kendisine ulaꢀtırmasını talep etmiꢀtir. 26 Ekim   tarihinde, Genelkurmay yetkilisi, Bakanlığın 18 Ekim 1999 tarihli talebi üzerine   sözkonusu dosyayı iletmiꢀtir.   ꢁubat 2000 tarihinde, Yüksek Mahkeme, çoğunluk kararıyla baꢀvuranın   memuriyetten çıkarılma kararının iptal edilmesi talebini reddetmiꢀtir. Yüksek Mahkeme   kararında, görev uyuꢀmazlığı ile ilgili ön itirazın dava dilekçesinde veya ilk savunmalarda   ileri sürülmesi ve ilgilinin 6 Eylül 1999 tarihli savunmasında yaptığı gibi daha sonradan   yapılmaması gerektiğine karar vermiꢀtir. Bunun dıꢀında, Yüksek Mahkeme, baꢀvuranın   baꢀarılı mesleki geçmiꢀine rağmen, tanıklıklardan, üzerine “gizli” damgası vurulmuꢀ bir   zarfın içine konmuꢀ belgelerden ve de Yüksek Mahkemenin talep ettiği belgelerden   baꢀvuranın görevini yerine getirdiği sırada siyasi ve ideolojik faaliyetler yürüttüğünün ve aꢀırı   sol bir grubun üyesi olduğunun ortaya çıktığına kanaat getirmiꢀtir. Bu yüzden, memuriyetten   çıkarılma kararı Kanuna uygundu. Muhalefet ꢀerhinde, azınlık durumundaki iki hakim,   ilgiliye ve onun mesleki geçmiꢀine iliꢀkin getirilen suçlamaları destekleyecek durumda olan   kanıt yokluğunun altını çizmekteydiler.   Mayıs 2006 tarihinde, Hükümet, baꢀvuran hakkında yürütülen soruꢀturma   dosyasını AĐHM’ye iletmiꢀtir. Dosya, “komutanın görüꢀü”, “olayların raporu”, ve altı “ifade   tutanağı” gibi belgeler içermektedir. “Olayların raporu”na göre, Alanya’da (Antalya) PKK’ya   karꢀı yürütülen operasyon sırasında, baꢀvuranla aynı görevde çalıꢀan bir hemꢀirenin [ismi   silinmiꢀ olan] tutuklanmasının akabinde bir soruꢀturma yürütülmesine karar verilmiꢀtir.   Özellikle, soruꢀturma kapsamında dinlenen altı hemꢀire [isimleri silinmiꢀ olan], baꢀvuranın   alevi ve aꢀırı solcu olduğunu; bu ideolojiyi genç hemꢀireler arasında yaydığını; dini   inançlarının zayıf olduğunu çünkü Allah kavramına iliꢀkin olarak eleꢀtirel düꢀünceler ileri   sürdüğünü; klasik kitaplar ve Aziz Nesin’in kitaplarını okuduğunu; Hacı Bektaꢀ-ı Veli   Derneğinin faaliyetlerine katıldığını ve orada saz dersleri aldığını; Sivas olaylarını anma   amacıyla gerçekleꢀtirilen 2 Mayıs gösterilerine katıldığını beyan etmiꢀlerdir. Baꢀvuran,   kendisine karꢀı ileri sürülen olayları reddetmiꢀtir. Baꢀvuran, “ifade tutanağında” ne alevi ne   de aꢀırı solcu olduğunu, okumayı sevmediğini, sözkonusu Derneğin üyesi olmadığını beyan   etmiꢀtir. Aynı ꢀekilde, bir belgede, baꢀvuranın kiꢀisel dosyasında daha önce ceza aldığına dair   hiçbir ibare olmadığı belirtilmiꢀtir.   HUKUK AÇISINDAN   I.   AĐHS’NĐN 6 § 1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran, dosyada bulunan ve Askeri Yüksek Đdare Mahkemesinin kararının temelini   oluꢀturan belgelerin kendisine iletilmemesinin taraflar arsındaki dengeyi bozduğunu ileri   sürmektedir. Baꢀvurana göre, silahların eꢀitliği ilkesi ihlal edilmiꢀtir. Baꢀvuran, burada,   AĐHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiği kanaatindedir.   Hükümet görüꢀ bildirmemektedir.   1. Đlgili ilkeler   Her hukuk ve ceza davasının, usule iliꢀkin yönleri de dahil olmak üzere çekiꢀmeli bir   nitelik taꢀıması ve de taraflar arasında silahların eꢀitliğini garanti altına alması gerekmektedir:   bu, adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biridir.   Çekiꢀmelilik ilkesi uyarınca yargılanma hakkı, taraflar için, diğer tarafın oluꢀturduğu   görüꢀlerden veya sunduğu kanıtlardan haberdar olma ve bunlar hakkında tartıꢀabilme   olanağını içermektedir (bkz, diğerleri arasında, hukuki usüle iliꢀkin olarak : Vermeulen-   Belçika, 20 ꢁubat 1996 tarihli karar, Lobo Machado-Portekiz, 20 ꢁubat 1996 tarihli karar,   Nideröst-Huber-Đsviçre, 18 ꢁubat 1997 tarihli karar, Kress-Fransa, 39594/98 no’lu karar,   Yvon-Fransa, 44962/98 no’lu karar ve Prikyan ve Angelova-Bulgaristan, 44624/98 no’lu, 16   ꢁubat 2006 tarihli karar; cezai usüle iliꢀkin olarak : Brandstetter-Avusturya, 28 Ağustos 1991   tarihli, A serisi 211 no’lu karar, Fitt-Đngiltere, 29777/96 no’lu karar, ve Jasper-Đngiltere,   27052/95 no’lu, 16 ꢁubat 2000 tarihli karar).   Bu prensip, tarafların sunduğu görüꢀler ve belgeler için geçerlidir, ama bir de   Hükümet komiseri gibi bağımsız bir memur (Kress, ve, APBP-Fransa, 38436/97 no’lu, 21   Mart 2002 tarihli karar), bir idare (Krčmář ve diğerleri-Çek Cumhuriyeti, 35376/97 no’lu 3   Mart 2000 tarihli karar) veya sözkonusu kararı veren mahkeme tarafından sunulan görüꢀler ve   belgeler için de geçerlidir (Nideröst-Huber).   Aynı ꢀekilde, AĐHS’nin, her ꢀeyden önce tarafların çıkarlarını ve adaletin iyi ꢀekilde   idare edilmesini korumayı amaçlayan 6 § 1 maddesinin altını çizmek gerekir (bkz, mutatis   mutandis, Acquaviva-Fransa, 21 Kasım 1995 tarihli, A serisi 333-A no’lu karar), bunların, bir   belgenin kendilerinin yorumunu gerektirdiği kanaatinde olup olmadıklarını belirtme imkanları   olmalıdır. Özellikle, kiꢀilerin adaletin iꢀleyiꢀine güvenmesi buna bağlıdır: sözkonusu güven,   diğerleri arasında, dosyadaki her belge hakkında görüꢀ bildirebilme güvencesine   dayanmaktadır (bkz Nideröst-Huber, ve F.R.-Đsviçre, 37392/97, 28 Haziran 2001 tarihli   karar).   Öte yandan, hakim kendisi de, özellikle bir itirazı reddettiği veya re’sen ele alınan bir   gerekçeye dayanarak bir uyuꢀmazlığı çözdüğü zaman çekiꢀmelilik ilkesine uymak zorundadır   (Skondrianos-Yunanistan, 63000/00, 74291/01 ve 74292/01 no’lu, 18 Aralık 2003 tarihli   kararlar, ve Clinique des Acacias ve diğerleri-Fransa, 65399/01, 65406/01, 65405/01 ve   65407/01 no’lu, 13 Ekim 2005 tarihli kararlar).   2. Bu ilkelerin uygulanması   Davada, bir disiplin soruꢀturmasının akabinde, askeri hastanede çalıꢀan baꢀvuran, sivil   hemꢀire olarak yürüttüğü görevinden alınmıꢀtır. Đlgili tarafından yapılan iptal baꢀvurusu   Askeri Yüksek Đdare Mahkemesi tarafından reddedilmiꢀtir.   Aslında, 2 Ağustos 1999 tarihinde, cevaben verdiği savunmalar sırasında, Savunma   Bakanlığı, 1602 sayılı Kanunun 52. maddesi uyarınca idari soruꢀturma dosyasını Yüksek   Mahkemeye gizlilik kaydıyla iletmiꢀtir. Öte yandan, 26 Ekim 1999 tarihinde, 1602 sayılı   Kanunun 79. maddesi uyarınca, baꢀvuranın kiꢀisel dosyası, Baꢀkanın talebi üzerine,   Baꢀsavcının talebini takip ettiren Yüksek Mahkemeye iletilmiꢀtir. Yüksek Mahkemenin   kararından, baꢀvuranın talebinin, Savunma Bakanlığı tarafından üzerinde “gizli” damgası   taꢀıyan bir zarfın içine konmuꢀ bilgi ve belgelere ve de idari soruꢀturma kapsamında elde   edilen ifadelere dayanarak reddedildiği ortaya çıkmaktadır.   Baꢀvuran, boꢀ yere, soruꢀturma sırasında savunma hakkına saygı gösterilmemesine   itiraz etmiꢀtir.   AĐHM, bir ceza yargılama usulü kapsamında, ilgili kanıtların açığa vurulması hakkının   mutlak olmadığını söylediğini hatırlatmaktadır. Bir ceza davasında, sanığın haklarıyla   dengelenmesi gereken, milli güvenlik veya misilleme riski altında olan ꢀahitleri koruma veya   soruꢀturma metotlarını gizli tutma gerekliliği gibi karꢀılıklı çıkarlar olabilir. Bazı durumlarda,   baꢀka bir bireyin temel haklarını korumak için veya önemli bir kamu yararını korumak için   bazı kanıtları savunmanın bilgisine sunmamak gerekebilir. Bununla birlikte, AĐHS’nin 6 § 1   maddesi uyarınca, yalnızca, savunma haklarını sınırlayıcı kesinlikle gerekli olan önlemler   meꢀrudur (Van Mechelen ve diğerleri-Hollanda, 23 Nisan 1997 tarihli karar). Üstelik, sanığa   adil bir yargılanma garanti edilmek isteniyorsa, haklarının sınırlanmasıyla savunmaya   çıkarılan her zorluk hukuki makamların önünde izlenen yargılama usulüyle yeterince telafi   edilmelidir (Doorson-Hollanda, 26 Mart 1996 tarihli karar, Van Mechelen ve diğerleri, Fitt,   ve Jasper). AĐHM’e göre, bu ꢀekil ilkelerin olaya, baꢀvuran için, - ağır disiplin suçları   kayıtlarına dayalı memuriyetten çıkarılma olayı- uygulanmaları gerekir (bkz, mutatis   mutandis, Fitt).   Hükümetin, baꢀvuranın memuriyetten çıkarılmasına iliꢀkin idari yargılama usulü   sırasında soruꢀturma dosyasının açığa çıkarılmamasını haklı gösterecek hiçbir argüman   sunmadığını belirtmek gerekmektedir. Zaten, bu dosya, milli güvenliğe veya misilleme riski   altındaki tanıkları koruma veya soruꢀturma metotlarını gizli tutma gerekliliğine bağlı   zorunluluklarla bu ꢀekil bir uygulamayı haklı gösterebilecek hiçbir unsur içermemektedir. Öte   yandan, bu uygulamada, çekiꢀmelilik ilkesinin ve silahların eꢀitliği ilkesinin gereklerini yerine   getirmek için baꢀvuranın çıkarlarını korumaya uygun garantiler bulunmamaktadır (bkz,   mutatis mutandis, Fitt, ve Jasper). Aslında, uyuꢀmazlık konusu karar sadece “gizli” olarak   sınıflanmıꢀ olan soruꢀturma dosyasına dayanılarak alınmıꢀtır.   Savunma Bakanlığı tarafından iletilen belge ve bilgilerin uyuꢀmazlık sonucu hakkında   temel bir önemi olduğunu ꢀüphesizdir. Ama ilgilinin yargılama usulünde kazanmayı umduğu   ꢀey ve soruꢀturma dosyasındaki belge ve bilgilerin niteliği göz önüne alınınca, baꢀvuranın   Yüksek Mahkemenin kararını vermesinden önce bunlara cevap vermesinin imkansızlığı onun   adil yargılanma hakkını hiçe saymıꢀtır (J.J.-Hollanda, 27 Mart 1998 kararı).   Sonuç olarak, çekiꢀmelilik ilkesi ve taraflar arasındaki silahların eꢀitliği garantisine   uymak -AĐHS’nin 6 § 1 maddesi bakımından adil yargılanma hakkının temel yönlerinden biri-   baꢀvuranın, Savunma bakanlığının sunduğu bilgiler hakkında yorum yapma olanağını   gerektirmekteydi. Oysa ki, bu imkan baꢀvurana, 1602 sayılı Kanunun 52. maddesi uyarınca   dosyanın açığa çıkmasını reddetmek için verilmemiꢀtir.   AĐHM, AĐHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıꢀtır.   II. AĐHS’NĐN 10. MADESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran, memuriyetten çıkarılmasının, kiꢀisel ve siyasi inançlarına ve bazı yasal   eylemlere dayandığı gerekçesiyle, AĐHS’nin 10. maddesinin ihlalini teꢀkil ettiğinden   yakınmaktadır.   Hükümet, askeri bir kurumu seçmekle baꢀvuranın en baꢀından böyle bir yapıyı   yöneten kurallara uymayı kabul ettiğini belirtmektedir. AĐHM’in konuyla ilgili içtihadına   dayanarak, Hükümet, memur statüsünde olmasından dolayı, ilgilinin Devlete özel bir güven   ve dürüstlük bağıyla bağlı olduğunu ileri sürmektedir. Baꢀvuran, kurumun bünyesinde ve   dıꢀarısında sözkonusu faaliyetleri yürüterek bu bağı koparmıꢀtır. Hükümet, olayın durumunun   özel koꢀullarına vurgu yapmaktadır ve en yüksek askeri hiyerarꢀi üyeleriyle sıkı iliꢀki içinde   olan ve onların gizli sağlık dosyalarına ulaꢀabilen baꢀvuranın eylemlerine iliꢀkin olarak,   makamların dikkatli olmaları gerektiğinin altını çizmektedir. Öte yandan, Grigoriades-   Yunanistan (25 Kasım 1997 tarihli karar) kararındaki baꢀvurandan farklı olarak, baꢀvurana   cezai müeyyide uygulanmamıꢀtır.   Baꢀvuran, sözde inançları ve yasal, kültürel ve sosyal bazı aktivitelere katıldığı için   cezalandırıldığını ileri sürmektedir. Baꢀvuran, PKK gibi yasadıꢀı örgütlerin eylemlerine   katılım veya yardım veya bu örgüte sempati duyma ꢀeklindeki kendisine isnat edilen olayların   Türk Ceza Kanununa göre suç teꢀkil ettiğini, oysaki kendisine karꢀı hiçbir kovuꢀturma   baꢀlatılmadığını belirtmektedir. Baꢀvuran, bu askeri hastanede, meslek ahlakına değin   kurallara uyarak on yıla yakın bir süre boyunca çalıꢀtığının ve üstlerinin güvenini sarsmaya   elveriꢀli ve doğruluk gereğiyle uyumsuz hiçbir tutumu olmadığının altını çizmektedir.   Baꢀvurana göre, iç hukuktaki yargılama usulü sırasında kendisine iletilmeyen ve Yüksek   Mahkemenin karar verirken dayanak aldığı idari soruꢀturma dosyası sadece dayanaktan   yoksun suçlamalar içermektedir.   AĐHM, mevcut baꢀvuruyla ortaya konan temel hukuki sorunun, memuriyetten   çıkarılma kararının iptal edilmesi talebinin AĐHS’nin 6. maddesi uyarınca adil bir   yargılanmanın sonunda reddedilip reddedilmediğinin bilinmesine iliꢀkin olduğu   kanaatindedir. Yukarıda AĐHM’nin sonuç olarak vardığı, bu maddenin ihlal edildiği tespiti   göz önüne alınınca, AĐHM, bu ꢀikayeti ayrı olarak incelemeye gerek olmadığı kanaatindedir   (bkz, mutatis mutandis, Sadak ve diğerleri-Türkiye, 29900/96, 29901/96, 29902/96 ve   29903/96 no’lu kararlar).   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Zarar   Baꢀvuran, miktarı 50 688 Euro olarak belirlediği maddi bir zarara maruz kaldığını   iddia etmektedir. Bu miktar, baꢀvuranın iꢀsiz olduğu 14 Mayıs tarihinden 10 Kasım 1999   tarihine kadar olan dönemdeki gelir kaybına ve takip eden dönemdeki gelir farkına denk   gelecekti. Bunun dıꢀında, baꢀvuran, aynı ꢀekilde miktarını 30 000 Euro olarak belirlediği   manevi zararının tazmini talep etmektedir.   Hükümet, bu taleplere karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM, adil tazmini desteklemenin tek dayanağının davada, baꢀvuranın AĐHS’nin 6 §   maddesinin öngördüğü garantilerden yararlanamaması hususunda bulunduğunu ortaya   çıkarmaktadır. Kuꢀkusuz, AĐHM, tersi durumda davanın sonucunun ne olabileceği hakkında   yorum yapamaz. Buna karꢀılık, AĐHM, baꢀvuranın mevcut kararda belirtilen ihlal tespitinin   yeterli olmadığı bir miktar manevi zarara maruz kaldığı kanaatindedir. AĐHM, AĐHS’nin 41.   maddesinin öngördüğü gibi hakkaniyetle karar vererek, manevi tazminat adı altında 6 500   Euro ödenmesine karar vermektedir.   B. Masraf ve harcamalar   Baꢀvuran, temsil edilmesine iliꢀkin masraf ve harcamalar adı altında toplam 7 600   Euro talep etmektedir. Baꢀvuran, temsilcisiyle imzaladığı, dava kazanılması halinde, 5 000   Euro tutarındaki miktarın ödenmesini öngören ücret sözleꢀmesini sunmuꢀtur.   Hükümet, bu talebe karꢀı çıkmaktadır.   Elindeki unsurlara dayanarak karar veren AĐHM, bütün masraflar için, Avrupa   Konseyi tarafından sağlanan adli yardım adı altında ele geçen 715 Euro miktardan düꢀülmek   üzere ilgiliye 4 000 Euro ödenmesine karar vermektedir.   C. Gecikme faizi   AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç   puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.   BU NEDENLERLE, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. AĐHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;   2. AĐHS’nin 10. maddesine iliꢀkin ꢀikayetin incelenmesine gerek olmadığına;   1. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay   içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı   Hükümet tarafından baꢀvurana:   i. Manevi zarar için 6 500 Euro (altı bin beꢀ yüz Euro);   ii. Masraf ve harcamalar için, Avrupa Konseyi tarafından adli yardım olarak verilen   Euro (yedi yüz on beꢀ Euro) düꢀülerek 4 000 Euro (dört bin Euro) ödenmesine;   iii. Sözkonusu miktarların, yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutulmasına;   b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;   4. Adil tazmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   karar vermiꢀtir.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3   maddesine uygun olarak 31 Ekim 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.   8

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 12.07.2026. · Źródło