61441/00
WyrokETPCz2005-08-02ECLI:CE:ECHR:2005:0802JUD006144100
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy nadmierna długość tymczasowego aresztowania naruszyła prawo do wolności i bezpieczeństwa osobistego z art. 5 ust. 3 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że kontynuacja uzasadnionego podejrzenia jest warunkiem koniecznym, ale nie zawsze wystarczającym dla tymczasowego aresztowania. Władze krajowe muszą przedstawić „istotne” i „wystarczające” powody dla dalszego pozbawienia wolności, które muszą być konkretne i odnosić się do indywidualnych okoliczności oskarżonego. W niniejszej sprawie Państwowy Sąd Bezpieczeństwa (DGM) wielokrotnie opierał się na ogólnikowych sformułowaniach, takich jak „charakter przestępstwa”, „stan dowodów” i „długość aresztowania”, bez uwzględnienia osobistej sytuacji skarżącej (np. ciąży). Trybunał podkreślił również, że ryzyko ucieczki nie może być sprowadzane wyłącznie do wagi grożącej kary. Ponadto, liczne zmiany w składzie DGM i prokuratury, które prowadziły do wielokrotnego odczytywania protokołów, znacząco opóźniły postępowanie, co jest przypisywane państwu.Stan faktyczny
Skarżąca, Sadegül Özdemir, urodzona w 1970 roku, została aresztowana 5 listopada 1992 roku, będąc w siódmym miesiącu ciąży, przez policję w Stambule. Została oskarżona o członkostwo w nielegalnej organizacji TKP/ML-TİKKO i udział w działaniach, w tym w napadzie na piekarnię. Jej tymczasowe aresztowanie trwało około siedem lat i siedem miesięcy. W trakcie aresztowania urodziła dziecko w więzieniu. Państwowy Sąd Bezpieczeństwa (DGM) wielokrotnie przedłużał jej areszt, posługując się ogólnikowymi uzasadnieniami.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Stwierdza, że pozostała część skargi jest dopuszczalna.
2. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji.
3. Zasądza na rzecz skarżącej, w terminie trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, 6 500 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 2 000 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków, powiększone o odsetki za zwłokę.
4. Oddala pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L D E
L ' E U R O P E
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
SADEGÜL ÖZDEMĐR - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 61441/00)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Ağustos 2005
Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek
olup ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (61441/00) baꢀvuru no’lu davanın nedeni
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
T.C. vatandaꢀı Sadegül Özdemir’in (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 27
Temmuz 2000 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) Temel Đnsan Haklarını
güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur. Baꢀvuran Avrupa Đnsan
Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul barosu avukatlarından M.A. Kırdök tarafından
temsil edilmektedir.
OLAYLAR
Baꢀvuran 1970 doğumlu olup, Đzmit’te ikamet etmektedir.
Baꢀvuran 5 Kasım 1992 tarihinde yaklaꢀık yedi aylık hamileyken Đstanbul Emniyet
Müdürlüğü’ne Terörle Mücadele ꢁubesine bağlı polisler tarafından yakalanarak göz altına
alınmıꢀ, yasadıꢀı örgüt TKP/ML-TĐKKO (Türkiye Komünist Partisi / Marksist Leninist,
Türkiye Đꢀçi Köylü Kurtuluꢀ Ordusu) üyesi olmakla suçlanmıꢀtır.
Emniyet Müdürlüğü polisleri 14 Kasım 1992 tarihinde düzenledikleri soruꢀturma tutanağında
baꢀvuranın bu örgüte bağlı olduğunu ve örgüt bünyesinde eylemlere katıldığını kabul ettiğini
ifade etmiꢀlerdir. Baꢀvuran özellikle, bir ekmek fabrikası soygununa karıꢀtığını ve bunun için
silah taꢀıdığını kabul etmiꢀ, fakat silah kullandığını inkâr etmiꢀtir.
Baꢀvuran 17 Kasım 1992 tarihinde bir doktor tarafından muayene edilmiꢀ, doktor raporuna
göre hiçbir darp veya ꢀiddet izine rastlanmamıꢀtır.
Aynı gün Kocaeli Asliye Ceza Mahkemesi yetkili hakimi karꢀısına çıkarılan baꢀvuran
hakkında tutuklu yargılanma kararı verilmiꢀtir.
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) yetkili hakimi, 17 Aralık 1992’de Đstanbul
DGM Cumhuriyet Savcısı’nın talebi üzerine, iꢀlenen suçun niteliği, kanıtların durumu
gerekçeleriyle baꢀvuranın tutukluluk süresini uzatmıꢀtır.
Cumhuriyet Savcısı, 10 ꢁubat 1993 tarihinde baꢀvuranı ve diğer yedi kiꢀiyi kasten adam
öldürme, yasadıꢀı silahlı bir örgüte yardım ve yataklık etme, güvenlik güçlerine karꢀı koyma
ve anayasal düzeni değiꢀtirme giriꢀiminde bulunma suçları ile itham etmiꢀ ve TCK’nın 168 §
2. ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddeleri uyarınca baꢀvuranın
mahkumiyetini talep etmiꢀtir. Nisan 1993 tarihinden 23 Eylül 1994 tarihine dek DGM on iki duruꢀma gerçekleꢀtirmiꢀ,
bunlardan sekizinde yeni yapısıyla toplanmıꢀtır. Mahkeme’nin yeni yapısına değin her
değiꢀiklikte duruꢀma tutanakları yeniden okunmuꢀtur. Bu süreç boyunca dört kez Cumhuriyet
Savcısı değiꢀmiꢀ, sanıklar, görgü tanıkları ve avukatları tekrar tekrar dinlenmiꢀtir.
Baꢀvuranın avukatı savunmasında müvekkilinin cezaevinde doğum yaptığını hatırlatmıꢀ ve
hakkında yeterli delilin bulunmadığının altını çizerek tahliye edilmesi talebini yinelemiꢀtir.
Devam eden bu süreçte DGM, aralarında baꢀvuranın kimliğini de teꢀhis eden görgü
tanıklarının çağrılmasını, Cumhuriyet Savcısı’ndan duruꢀmaya katılmayan bazı tanıkların
adreslerinin belirlenmesini ve bu arada duruꢀma tutanaklarının okunmasını talep etmiꢀtir.
Mahkeme, 12 Ağustos’ta bu davanın diğer altı sanığın davası ile birleꢀtirilmesine karar
vermiꢀtir.
Her duruꢀma sonunda, DGM iꢀlenen suçun niteliği, kanıtların durumu ve tutukluluk tarihi
ıꢀığında sanıkların tutukluluk süresinin devamına karar vermiꢀtir.
DGM, 31 Ekim 1994 tarihinden 26 Mayıs 1995 tarihine dek beꢀ duruꢀma yapmıꢀ, bunlardan
üçünde mahkemenin yeni yapısıyla toplanmıꢀ ve her değiꢀiklikte duruꢀma tutanakları yeniden
okunmuꢀtur.
DGM, 7 Temmuz 1995 tarihinde yeni Cumhuriyet Savcısı baꢀkanlığında toplanmıꢀ, Savcı
olası bir haksızlığı önlemek bakımından baꢀvuranın meꢀruten tahliye edilmesini talep etmiꢀtir.
Bu duruꢀma sonunda, Mahkeme- karꢀı oya rağmen- iꢀlenen suçun niteliğini, kanıtların
durumunu ve tutukluluk süresini dikkate alarak oyçokluğuyla baꢀvuranın tutukluluk halinin
devamına karar vermiꢀtir. Ağustos 1995 tarihinden 8 Kasım 1996 tarihine kadar DGM, dokuz duruꢀma
gerçekleꢀtirmiꢀ, bunlardan beꢀinde yeni yapısıyla toplanmıꢀ, üç kez Cumhuriyet Savcısı
değiꢀmiꢀtir. Bu süre boyunca baꢀvuranın avukatı müvekkilinin serbest bırakılması talebini bir
çok defa yinelemiꢀ, Mahkeme yukarıda belirtilen gerekçelerle baꢀvuranın tutukluluk halinin
devamına karar vermiꢀtir.
DGM, 27 Aralık 1996’dan 24 Nisan 2000 tarihine yirmi duruꢀma düzenlemiꢀ, bunlardan on
beꢀ tanesinde yeni yapısıyla toplanmıꢀ, bu sürede tanık ve sanıkları, avukatlarını ve
baꢀvuranın avukatını dinlemiꢀtir.
DGM, 26 Mayıs ve 28 Temmuz 1999 tarihlerinde davanın hüküm aꢀamasında olduğunu
belirtmiꢀtir.
Baꢀvuranın avukatı, 17 Ocak 2000 tarihinde yürürlüğe giren protokolün cezaevlerinde
savunma haklarına yönelik bir kısıtlamayı getirdiğine itiraz ederek sözlü savunma yapmayı
reddetmiꢀtir.
Bu duruꢀma sonunda DGM, baꢀvuranı yasadıꢀı bir örgüte mensup olma ve silahlı bir soyguna
katılma suçlarından suçlu bulmuꢀ ve baꢀvuranı otuz iki yıl altı ay hapis cezasına çarptırmıꢀ,
tutuklu yargılanma süresinin bu süreden düꢀürülmesine karar vermiꢀtir. Mayıs 2001 tarihinde alınan, 30 Mayıs 2001 tarihinde tefhim edilen kararla Yargıtay, Đlk
derece mahkemesi’nin baꢀvuran ve on bir sanık hakkında vermiꢀ olduğu kararını bozmuꢀtur.
Yargıtay kararı DGM’ye bildirilmiꢀtir.
DGM, 20 Aralık 2000 tarihinde baꢀvuranın meꢀruten tahliye edilmesine karar vermiꢀtir.
Dava halen devam etmektedir.
HUKUK AÇISINDAN
I. AĐHS’NĐN 5 § 3. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLMESĐNE ĐLĐꢀKĐN
Baꢀvuran tutukluluk süresinin aꢀırı uzun olmasından ꢀikayetçi olmakta ve bu durumun
AĐHS’nin 5 § 3. maddesinde yer alan zamanaꢀımı ilkesine aykırı olduğunu ileri sürmektedir.
Hükümet bu iddiaya karꢀı çıkmaktadır.
A. Kabuledilebilirliğe dair
AĐHM, bu ꢀikayetin AĐHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca dayanaktan yoksun olmadığı tespitini
yapmakta, ayrıca baꢀvurunun kabuledilemez bulunması için hiçbir gerekçe olmadığını
hatırlatmaktadır. Bu durumda baꢀvurunun kabuledilmesi gerekmektedir.
B. Esas hakkında
Hükümet, iꢀlenen suçun niteliği, çokluğu, ağırlığı ve kovuꢀturma yapılan kiꢀiler dikkate
alındığında baꢀvuran hakkındaki tutukluk kararının gerekli olduğunu belirtmektedir. Karar,
her türlü firarı, tekerrürü ve kanıtların yok edilmesi giriꢀimlerini önleme amaçlıdır.
Hükümet, yetkili mercilerin büyük bir titizlikle davayı incelediklerini ifade etmekte,
baꢀvuranın kimi duruꢀmalara katılmayı reddederek ve duruꢀmaya sahte kimlikli bir tanığın
katılmasında ısrarcı olması ile bu sürenin uzamasına katkıda bulunduğunu eklemektedir. Aynı
ꢀekilde baꢀvuranın avukatı da savunmaya yönelik iddialarını sunmayı reddetmiꢀtir.
Baꢀvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin her duruꢀmada hiçbir ayrıntıya girmeden ve kesin
olmaksızın, «iꢀlenen suçun niteliği», «kanıtların durumu» ve «tutukluluk süresi» gibi
gerekçelere dayalı olarak tutukluluk halinin devamına karar verdiğini ve baꢀka bir gerekçe
belirtmeksizin bu süreyi aꢀırı derecede uzattığını ileri sürmektedir.
AĐHM, AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin son kısmında öngörülen sürenin «tutuklunun ilk derece
mercii tarafından esasa dayalı olarak itham edilmesi» olduğunu hatırlatmaktadır (Bkz.
diğerleri arasında, Labita-Đtalya kararı no: 26772/95, § 147, AĐHM 2000-IV). Bu bağlamda
AĐHM, baꢀvuranın tutukluluk süresinin 5 Kasım 1992 tarihinde baꢀladığını ve Devlet
Güvenlik Mahkemesi’nin 12 Haziran 2000 tarihinde vermiꢀ olduğu kararla yaklaꢀık yedi yıl
yedi ay sürdüğünü hatırlatmaktadır.
Mahkeme ayrıca, ilk olarak ulusal makamlara gözaltı süresinin makul süre sınırlarının
aꢀılmamasını gözetmek düꢀtüğünün altını çizmektedir. Bu amaçla, olayların bütününü
incelemek ve masumiyet karinesi, bireysel haklara saygı ilkesine yönelik istisna uyarınca
kamu menfaatini meꢀru kılan zorunluluğun varlığını bertaraf etmek ve alınan kararlarda
serbest bırakılma taleplerini reddeden kararları dikkate almak gerekir. Özellikle mevcut
kararlarda yer alan gerekçelere, ilgili tarafından yapılan baꢀvurularda itilafa mahal vermeyen
olaylara dayalı olarak AĐHM, AĐHS’nin 5 § 3 maddesine yönelik bir ihlalin olup olmadığını
tespit etmek durumundadır (Bkz. Assenov ve diğerleri-Bulgaristan kararı, 28 Ekim 1998,
1998-VIII, § 154).
Bu bağlamda, bir suç iꢀlediği gerekçesiyle tutuklanan kiꢀiye yönelik makul ꢀüphelerin
devamlılığının sine qua non olmazsa olmaz koꢀulu tutukluluk kuralına uygunluktur, fakat
kimi kez bu yeterli olmamaktadır; Mahkeme, hukuki mercilerin hürriyet hakkından yoksun
bırakmaya dair diğer gerekçelerin meꢀruluğunu belirlemek durumundadır. Bu gerekçelerin
«gerekli» ve «yeterli» olduğu takdirde, ulusal makamların yargı süreci boyunca yeterli
ihtimamı gösterip göstermediklerinin ayrıca bilinmesi gerekmektedir (Bkz. diğerleri arasında,
Mansur-Türkiye kararı, 8 Haziran 1995, seri A no: 319-B, § 52).
Bu çerçevede, Devlet Güvenlik Mahkemesi dava dosyasında yer alan unsurlar ıꢀığında her
duruꢀmada düzenli olarak «itham edilen suçun niteliği», «kanıtların durumu», «tutukluluk
tarihi», «tutukluluk süresi», «dava dosyasının içeriği» ve sanıkların durumu gibi benzer
ifadelerle baꢀvuranın serbest bırakılma talebini reddetmiꢀ ve tutukluluk halinin devamına
karar vermiꢀtir. DGM, iki defa, davanın hüküm aꢀamasında olduğunu, bir defa verilen cezanın
uygunluğunu ve iki defa da firar riskini vurgulamıꢀtır.
AĐHM, firar tehlikesinin yalnızca çarptırılan cezanın ciddiyetine indirgenemeyeceğini fakat
tutukluluk halini doğrulayacak ilgili tamamlayıcı kanıtların bütününe göre değerlendirilmesi
gerektiğini hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasında sözü edilen Mansur kararı, § 55).
Bununla birlikte AĐHM, ulusal yargı makamlarının – yargı süreci boyunca firar etme riski ile
karꢀı karꢀıya olduklarını – kendi yargılarına tabi sanıkların kaçma olasılığını, her defasında bu
riskin mevcut olduğunu dile getirdiklerini belirtmektedir. Mahkeme, bu tehlikenin zamanla
azalması gerektiğine (Bkz. Neumeister-Avusturya kararı, 27 Haziran 1968, seri:A no:8, s. 39,
§ 10) dikkat çekerek, ulusal hakimin esas dayanağında baꢀvuranın kiꢀisel durumuna dair özel
koꢀulları, özellikle yakın bir zamanda doğum yapacağını gözönünde bulundurmadığına itibar
etmektedir. Ulusal yargının tutuklu yargılama süresinin bu denli uzun olmasında ne tür
risklerin bulunduğunu tutukluluk gerekçelerinde açıkça belirtmesi gerekmektedir (Bkz.
diğerleri arasında, Letellier-Fransa kararı, 26 Haziran 1991, seri:A no: 207, s.319, § 43, ve
Zannouti-Fransa, no: 42211/98, § 45, 31 Temmuz 2001).
AĐHM «kanıtların durumu» ile ilgili olarak, sözkonusu yargı süreci boyunca Cumhuriyet
Savcısı’nın olası bir haksızlığı önlemek açısından baꢀvuranın meꢀruten tahliye edilmesi
talebinde bulunduğunu gözlemlemektedir. Aynı ꢀekilde, DGM bünyesinde bulunan bir hakim
üç kez baꢀvuranın tutukluluk haline itiraz etmiꢀtir. Bu bağlamda, AĐHM «delillerin durumu»
ifadesi ile suça iliꢀkin ciddi göstergelerin olabileceğini hatırlatmaktadır. Genel olarak ilgili
etkenler olmasına rağmen, mevcut davada bu durum tek baꢀına ꢀikayet konusu tutukluluk
süresinin bu denli uzun olmasını haklı çıkarmamaktadır. (Bkz. özellikle sözü edilen Mansur
kararı, § 57, ve Demirel-Türkiye kararı, no: 39324/98, § 61, 28 Ocak 2003).
AĐHM son olarak, Hükümetin görüꢀlerinde belirttiği sanık sayısının fazlalığı, suçun her türlü
tekerrürünü önleme ve soruꢀturma kapsamında tanıklar üzerinde baskı oluꢀturulabilecek
sakıncalı her türlü gidiꢀatı bertaraf etme gibi tespitlerin ulusal merciler tarafından dikkate
alınmamıꢀ göründüğünü gözlemlemektedir (Bkz. sözü edilen Demirel kararı, § 61).
Sonuç itibariyle yargın seyrinin incelenmesi gerekmektedir.
Bu çerçevede AĐHM, hakkında açılan davayı «özel ivedilik» ile inceleten tutuklu bir sanığın bu
hakkının, hakimlerin görevlerini istenilen düzeyde ifa edebilmek için gösterdikleri gayrete zarar
vermemesi gerektiğinin ayrımındadır (Bkz. Toth-Avusturya kararı, 12 Aralık 1991, seri:A no:224,
§ 77). Bununla birlikte, suç ortaklarının sayısının fazla olması, bahsekonu suçlar ve tanıkların
dinlenmesi nedeniyle baꢀvuran hakkında açılan dava kimi karıꢀıklıkları içermektedir. Yine de bu
süreçteki gecikme baꢀvurana yüklenemez: baꢀvuranın bazı duruꢀmalara katılmayıꢀı Devlet
Güvenlik Mahkemesi’nin toplanmasına engel teꢀkil etmemiꢀ, baꢀvuran ayrıca yargı süresi
boyunca avukatı aracılığıyla temsil edilmiꢀtir.
Ulusal yargının tutumu ile ilgili olarak AĐHM, Devlet’e düꢀen yükümlülüğün makul süre zarfında
yargı mercilerini bir araya getirmek olduğunu hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasında sözü edilen
Mansur kararı, § 68). Sözkonusu süreç Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin yapısındaki otuz
değiꢀikliğe damgasını vurmuꢀ, her duruꢀma yeni yapıdan oluꢀan heyetin duruꢀma tutanaklarını
yeniden okumasıyla sürmüꢀtür. Bu süreç aynı zamanda Cumhuriyet Savcısı’nın on sekiz defa
Savcılığa vekaleten atanmasına tanık olmuꢀtur. Her defasında hakimlerin olduğu kadar savcıların
da dava delillerini yeni baꢀtan incelemeleri ile tekerrür eden bu değiꢀikliklerin davanın seyrini
yavaꢀlattığına hiç ꢀüphe yoktur (Bkz. Yavuz-Türkiye kararı, no: 52661/99, § 60, 13 Kasım 2003,
ve mutatis mutandis, sözü edilen Muller kararı, § 48). Bu durumda baꢀvuranın tutukluluk hali
makul süre zarfını aꢀmıꢀtır.
Bu nedenle AĐHS’nin 5 § 3. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI
A. Tazminat
Baꢀvuran, maddi 34.000.000.000 TL. yaklaꢀık 18.702 Euro ve uğradığı manevi zarar için
15.000.000.000 TL. yaklaꢀık 8.250 Euro talep etmektedir.
Hükümet bu miktarlara karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM, ihlal kararının tespiti ile öne sürülen maddi zarar arasında hiçbir illiyet bağı
olmadığından bu talebi reddetmektedir. Buna karꢀılık, maruz kaldığı manevi zarar için
baꢀvurana 6.500 Euro ödenmesini kararlaꢀtırmıꢀtır.
B. Masraf ve harcamalar
Baꢀvuran AĐHM nezdinde yapmıꢀ olduğu harcamalar için 400.000.000 TL. yaklaꢀık 2.200
Euro, AĐHM önündeki temsil gideri için 6.000.000.000 TL. yaklaꢀık 3.300 Euro talep
etmektedir. Baꢀvuran bu yönde avukatlık giderine iliꢀkin dekontu ve avukatlık ücreti tarifesini
sunmaktadır.
Hükümet bu miktarları aꢀırı olarak nitelendirmektedir.
Mahkemenin bu yöndeki yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran yapmıꢀ olduğu masraf ve
harcamaların gerçekliğini ve gerekliliğini makul olarak ortaya koyduğu ölçüde bu yönde bir
tazminat elde edebilir. AĐHM, mevcut durumda sunulan deliller ve sözü edilen kriterler
ıꢀığında Mahkeme önündeki süreç için baꢀvurana toplam 2.000 Euro ödenmesini
kararlaꢀtırmıꢀtır.
C. Temerrüt Faizi
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3
puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvurunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna ;
2. AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
miktara yansıtılabilecek vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden
Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin baꢀvurana;
i.
ii.
iii.
manevi tazminat olarak 6.500 (altı bin beꢀ yüz) Euro ;
masraf ve harcamalara iliꢀkin 2.000 (iki bin) Euro ödemesine;
anılan miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez
Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eꢀit oranda basit faizin
uygulanmasına;
4. Adil tazmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢀTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.
maddelerine uygun olarak 2 Ağustos 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.
7
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło