61442/00;61445/00

WyrokETPCz2005-05-31ECLI:CE:ECHR:2005:0531JUD006144200

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy nadmiernie długi areszt tymczasowy skarżących naruszył ich prawo do wolności i bezpieczeństwa osobistego, w szczególności do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie lub zwolnienia na czas postępowania, zgodnie z art. 5 ust. 3 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał stwierdził naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji, ponieważ areszt tymczasowy skarżących trwał odpowiednio około 7 lat i 7 miesięcy oraz 6 lat i 9 miesięcy, zanim zapadł wyrok pierwszej instancji. Trybunał uznał, że uzasadnienia sądów krajowych dla przedłużania aresztu, takie jak "charakter przestępstwa", "stan dowodów" czy "ryzyko ucieczki", były zbyt ogólne i niewystarczające do usprawiedliwienia tak długiego pozbawienia wolności. Ponadto, Trybunał krytycznie ocenił przebieg postępowania krajowego, wskazując na liczne zmiany w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa (27 razy) oraz prokuratorów (18 razy), co prowadziło do powtarzania czynności procesowych i znacząco spowalniało sprawę, a opóźnienia te nie mogły być przypisane skarżącym.
Stan faktyczny
Skarżący, Fatma Acunbay i Muzaffer Acunbay, zostali aresztowani w latach 1992-1993 pod zarzutem przynależności do nielegalnej organizacji TKP/ML-TİKKO i udziału w działaniach zbrojnych. Muzaffer został oskarżony o zbrojne porwanie samochodu, a Fatma o posiadanie fałszywej tożsamości. Oboje zostali skazani na karę śmierci (dla Fatmy zamienioną na dożywocie) przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa (DGM) w czerwcu 2000 roku. Wyrok ten został uchylony przez Sąd Kasacyjny w maju 2001 roku. Oboje skarżący zostali zwolnieni z aresztu w lipcu 2001 roku z powodu ciężkiej choroby (zespół Wernickego-Korsakowa), a postępowanie przed DGM nadal trwało.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał pozostałą część skarg za dopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji. 3. Zasądził na rzecz Fatmy Acunbay 5 500 EUR, a na rzecz Muzaffera Acunbay 6 000 EUR tytułem szkody niemajątkowej. 4. Zasądził na rzecz skarżących łącznie 2 000 EUR na pokrycie kosztów i wydatków, pomniejszone o 701 EUR otrzymanej pomocy prawnej. 5. Orzekł, że odsetki ustawowe będą naliczane od zasądzonych kwot. 6. Oddalił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

C O N S E I L D E   L ' E U R O P E   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ACUNBAY - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 61442/00 ve 61445/00)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRASBOURG   Mayıs 2005   Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek   olup ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   ____________________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel   Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak   belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (61442/00 ve 61445/00) baꢀvuru no’lu   davanın nedeni Fatma Acunbay ve Muzaffer Acunbay’ın (baꢀvuranlar) Avrupa Đnsan Hakları   Komisyonuna 27 Temmuz 2000 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesinin (AĐHS) Temel   Đnsan Haklarını güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul barosu   avukatlarından M.A. Kırdök ve M. Kırdök tarafından temsil edilmektedirler.   OLAYLAR   I. OLAYLARIN MEVCUT KOꢀULLARI   Baꢀvuranlar sırasıyla 1968 ve 1969 doğumlu olup baꢀvurunun yapıldığı sırada Ümraniye   (Đstanbul) Cezaevinde tutuklu bulunmaktaydılar.   1. Muzaffer Acunbay hakkında yürütülen süreç   Kasım 1992 tarihinde Muzaffer Acunbay, silahla otomobil gasp etme suçu ile Đstanbul   Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi ekipleri tarafından tutuklanarak gözaltına   alınmıꢀtır.   Kasım 1992’de polisler baꢀvuranın ifadesini almıꢀ ve aynı gün tutuklama tutanağı   hazırlamıꢀlardır. Baꢀvuran yasadıꢀı örgüt TKP / ML-TĐKKO (Türkiye Komünist Partisi /   Marksist Leninist- Türkiye Đꢀçi Köylü Kurtuluꢀ Ordusu) üyesi olduğunu ve bu örgüt adına   çeꢀitli silahlı eylemlere katıldığını kabul etmiꢀ ve ayrıca ayrıldığı eꢀi Fatma Acunbay’ın da   örgüt bünyesinde yer aldığını beyan etmiꢀtir.   Kasım 1992’de Kocaeli Cumhuriyet Savcısı, Kocaeli Asliye Ceza Mahkemesi’nden   baꢀvuranın tutuklu yargılanması talebinde bulunmuꢀ, baꢀvuran aynı gün cezaevine   konulmuꢀtur.   ꢁubat 1993’te Cumhuriyet Savcısı, baꢀvuranın da aralarında bulunduğu yedi kiꢀiyi,   TCK’nın 146 § 1. maddesi uyarınca yasadıꢀı bir örgüte yardım ve yataklık etmek ve Türkiye   Cumhuriyeti Anayasal düzenini silah zoruyla yıkmaya teꢀebbüs etmek suçu ile itham etmiꢀ ve   mahkumiyetlerini (ölüm cezası) istemiꢀtir.   Nisan 1993-12 Ağustos 1994 tarihleri arasında, aralarında askeri bir hakimin de yer aldığı   Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) heyeti on bir duruꢀma gerçekleꢀtirmiꢀ, yedisinde yeni   yapısıyla toplanmıꢀ, mahkeme heyetinin her değiꢀikliğinde duruꢀma iddianamesi yeniden   okunmuꢀtur.   Eylül ve 31 Ekim 1994 tarihlerinde DGM yeni yapısıyla Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın   baꢀkanlığında toplanmıꢀtır. Duruꢀmalar boyunca Mahkeme heyeti, mağdurları ve görgü   tanıklarını dinlemiꢀ ve adres tespitlerinin yapılmasını talep etmiꢀtir. DGM, iꢀlenen suçun   niteliğini, kanıtların durumunu ve tutukluluk halini göz önünde bulundurarak tutukluluk   halinin devamına karar vermiꢀtir.   ꢁubat 1995’te Devlet Güvenlik Mahkemesi yeni yapısıyla toplanmıꢀ ve Cumhuriyet   Baꢀsavcısı’nın görüꢀüne istinaden adı geçenlerin tutukluluk hallerinin devamına karar   vermiꢀtir.   Mart 1995’ten 27 Mart 1996’ya dek DGM yeni yapısıyla dokuz duruꢀma gerçekleꢀtirmiꢀ,   Mayıs 1995’te davanın baꢀka bir mahkemede süren davayla birleꢀtirilmesine ve iꢀlenen   suçun niteliği, kanıtların durumu ve tutukluluk halini göz önünde bulundurarak tutukluluk   halinin devamına karar vermiꢀtir.   2. Fatma Acunbay hakkında yürütülen süreç   Eylül 1993 tarihinde Fatma Acunbay sahte kimlik bulundurma ve yasadıꢀı örgüt TKP/ML-   TIKKO (Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist- Türkiye Đꢀçi Köylü Kurtuluꢀ Ordusu)   üyesi olma suçları ile Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi ekipleri   tarafından tutuklanarak gözaltına alınmıꢀtır.   Eylül 1993 tarihinde ifadesine baꢀvurulan baꢀvuran sözü edilen örgütün üyesi olduğunu ve   bu örgütün eylemlerine katıldığını itiraf etmiꢀtir.   Eylül 1993’te baꢀvuran Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmiꢀ ve aynı gün Devlet   Güvenlik Mahkemesi yetkili hakimi karꢀısına çıkarılmıꢀtır. Baꢀvuran burada hakkında yapılan   iddiaları reddetmiꢀtir, adı geçen ayrıca adli tıp kurumunda sağlık kontrolünden geçirilmiꢀ,   vücudunda herhangi bir ꢀiddet izine rastlanılmadığı belirtilmiꢀtir.   Kasım 1993 tarihinde Cumhuriyet Savcısı baꢀvuranla birlikte dört kiꢀiyi yasadıꢀı bir örgüte   yardım ve yataklık etmek ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasal düzenini silah zoruyla yıkmaya   teꢀebbüs etmek suçu ile itham etmiꢀ ve TCK’nın 146 § 1. ve 3713 sayılı Terörle Mücadele   Kanunu’nun 5. maddeleri uyarınca mahkumiyetlerini istemiꢀtir.   Mart 1996’da Devlet Güvenlik Mahkemesi iki dava dosyasının birleꢀtirilmesini   kararlaꢀtırmıꢀtır.   3. Birleꢀik süreç   Haziran 1996 tarihinden 20 ꢁubat 1998 tarihine dek DGM, on iki duruꢀma yapmıꢀ,   Mahkeme bunlardan yedisinde yeni yapısıyla toplanmıꢀtır. Bu dönem boyunca Mahkeme   özellikle mağdur tarafların ve görgü tanıklarının beyanlarını ve baꢀvuranların da yer aldığı   sanıkların ifadelerini ve avukatlarının savunmalarını dinlemiꢀtir. 27 Ağustos 1997’de   Mahkeme’ye iki tutuklunun cezaevinden firar ettikleri bilgisi ulaꢀmıꢀtır.   Her duruꢀmada DGM, Cumhuriyet Savcısının görüꢀlerine dayalı olarak, iꢀlenen suçun   niteliğini, kanıtların durumunu ve tutukluluk halini göz önünde bulundurarak tutukluluk   halinin devamına karar vermiꢀtir. 22 Ekim 1997’de yapılan ithamlara dair gerekçelere ve firar   etme olasılığına dayanarak adı geçenlerin tutukluluk süresinin uzatılmasına karar vermiꢀtir.   Haziran 1998’den 17 Mart 1999’a kadar DGM, beꢀ duruꢀma düzenlemiꢀ, bu süre sonunda   bir kez daha benzer gerekçelerle tutukluluk halinin devamına karar vermiꢀtir.   Mayıs ve 22 Aralık 1999 tarihlerinde dört duruꢀma yapılmıꢀ, 28 Temmuz’da DGM heyeti   tamamıyla sivil hakimlerden oluꢀmuꢀ ve heyet sanıkların ve avukatlarının savunmalarını   dinlemiꢀtir. 26 Mayıs ve 28 Temmuz’da DGM davanın hüküm aꢀamasında olduğunu ifade   etmiꢀtir.   Haziran 2000 tarihli duruꢀmada, baꢀvuranların avukatları 17 Ocak 2000 tarihli Protokolün   yürürlüğe girmesinin ardından cezaevlerinde bulunan hükümlülerin savunma haklarına   kısıtlamalar getirildiği gerekçesiyle müvekkillerinin savunmalarını tam olarak yerine   getiremeyeceklerini iddia etmiꢀlerdir. DGM, bu duruꢀmada baꢀvuranları haklarında yapılan   ithamlardan suçlu bulmuꢀ ve TCK’nın 146 § 1 maddesi uyarınca ölüm cezası ile   cezalandırılmalarını talep etmiꢀtir. TCK’nın 59 § 1 maddesi gereğince baꢀvuran Fatma   Acunbay’ın cezası müebbet ağır hapis cezasına çevrilmiꢀtir.   Muzaffer Acunbay 10 Aralık 2000 tarihinde tutuklu bulunduğu Edirne F tipi Cezaevinde açlık   grevine baꢀlamıꢀtır.   Mayıs 2001 tarihinde alınan ve 30 Mayıs 2001’de tebliğ edilen kararı ile Yargıtay, Đlk   derece mahkemesinin baꢀvuranlar ve diğer on kiꢀi hakkında almıꢀ olduğu kararı bozmuꢀ ve   Devlet Güvenlik Mahkemesine göndermiꢀtir.   Temmuz 2001 tarihinde hazırlanan Adli Tıp Kurumu bilirkiꢀi raporu ile Muzaffer   Acunbay’ın yakalandığı Wernicke Korsakoff sendromu nedeniyle mahkumiyetini imkansız   kıldığı ifade edilmiꢀtir.   Temmuz 2001 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi, sağlık durumunu gözönünde   bulundurarak baꢀvuranın salıverilmesini kararlaꢀtırmıꢀtır.   Temmuz 2001’de Adli Tıp Kurumundan bir bilirkiꢀi Fatma Acunbay’ın da Wernicke   Korsakoff sendromuna yakalandığını ve mahkumiyetini sürdüremeyeceğini belirtmiꢀtir.   Sağlık durumu dikkate alınan baꢀvuran aynı gün serbest bırakılmıꢀtır.   Devlet Güvenlik Mahkemesi önündeki yargılama halen devam etmektedir.   HUKUK AÇISINDAN   I. AĐHS’NĐN 5 § 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLMESĐNE ĐLĐꢀKĐN   Baꢀvuranlar tutukluluk süresinin aꢀırı derecede uzunluğundan ꢀikayetçi olmakta ve bu   durumun AĐHS’nin 5 § 3. maddesinde yer alan zamanaꢀımı ilkesine aykırı olduğunu ileri   sürmektedirler.   Hükümet bu iddialara karꢀı çıkmaktadır.   A. Kabuledilebilirliğe dair   Hükümet, baꢀvuranların iç hukuk mercileri önünde tutukluluk sürelerine itirazda   bulunmadıklarını, CMUK’un 298. ve 299. maddelerine dayalı olarak bu duruma itiraz   edebileceklerini, yine aynı ꢀekilde 466 sayılı Kanun uyarınca mahkum edilmelerinden   kaynaklanan zararı giderecek tazminat davası açabileceklerini savunmaktadır.   Baꢀvuranlar hükmedilen cezanın ağırlığının altını çizerek -ölüm cezası- ulusal hukuk   makamlarının buna dayalı olarak mahkumiyetlerini talep etmeleri ölçüsünde meꢀruten tahliye   edilme ꢀanslarının hiç bulunmadığını ileri sürmekte ve yargılama süreci boyunca yargı   merciinin taleplerini sistemli olarak reddettiğini ve suç ortaklarının kendilerinden daha az   ceza aldıklarını gerekçe olarak göstermektedirler.   AĐHM, Mahkemenin bilinen uluslararası genel hukuk prensiplerinde de yer aldığı üzere   AĐHS’nin 35 § 1. maddesi uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmesinin ardından baꢀvuruyu   inceleyebileceğini hatırlatmaktadır. Bu kural öncelikli olarak Savunmacı Devlet’e iç hukuk   düzeninde kendi olanakları ile sözü edilen durumu giderme yetisini vermeye ve netice   itibariyle haklarında yapılan iddiaları ortadan kaldırmaya dayalıdır. Bu ilkenin otomatik bir   uygulaması olmadığı gibi kati bir yapısı da yoktur; davanın mevcut koꢀulları ıꢀığında bu   ilkeye riayet edilmesini gerekli kılar (Bkz. Van Oosterwijck-Belçika kararı, 6 Kasım 1980,   seri : A no: 40, s.18, §§ 34-35).   AĐHM, bu hükmün «belirli bir esneklik» dahilinde «aꢀırıya kaçmadan» uygulanması   gerektiğini hatırlatarak (Bkz. Cardot-Fransa kararı, 19 Mart 1991, seri: A no:200, s. 18, § 34);   ilgilinin ulusal makamlar karꢀısında öne sürdüğü ꢀikayetlerini «en azından özü itibariyle ve iç   hukukta belirtilen sürede ve koꢀullarda» AĐHM önünde dile getirmesinin yeterli olacağına   itibar etmektedir (Bkz. Castells-Đspanya kararı, 23 Nisan 1992, seri: A no: 236, s. 19, § 27, ve   Akdivar ve diğerleri-Türkiye kararı, 16 Eylül 1996, 1996-IV, §§ 65-69).   Bu bağlamda AĐHM, baꢀvuranların ꢀikayetinin iç hukuk sürecinde incelendiğini   gözlemlemekte, dava dosyasında yer alan unsurlar ıꢀığında, baꢀvuranın avukatının sanıkların   davalarının aynı türden olması nedeniyle dosyaların birleꢀtirilmesi ve genel olarak tahliye   talebinde bulunduğunu hatırlatmaktadır. Yine aynı ꢀekilde, dava dosyasının birleꢀtirilmesinin   ardından avukat, ulusal yargı makamının dikkatini sözkonusu yargı sürecinin uzunluğuna   çekmiꢀ ve netice itibariyle baꢀvuranların da yer aldığı sanıkların durumunun altını çizmiꢀtir.   Ayrıca, her duruꢀmada Devlet Güvenlik Mahkemesi, Cumhuriyet Baꢀsavcısı nezdinde   baꢀvuranların tutukluluğuna dair yetkisini sorgulamıꢀ ve sözkonusu sorunla ilgili olarak yazılı   görüꢀ istemiyle ertelenen celseler ile yasal otuz günlük sürenin dıꢀına çıkmıꢀtır. Böylelikle,   sözkonusu süreç boyunca DGM, CMUK’un 112. maddesinde öngörülen hükümler uyarınca   baꢀvuranların tutukluluk hallerinin devam edip etmeyeceğini kırk sekiz kez resmi olarak   incelemiꢀtir.   Bu koꢀullar altında AĐHM, yerel hukuk mercilerinin bu sözde aꢀırı tutukluluk süresine son   verme (Bkz. Temel ve Taꢀkın-Türkiye kararı no: 40159/98, 14 Kasım 2002) ve böylece   haklarında yapılan iddialardan kaçınma veya bu eksiklikleri giderme olanağı bulduğuna itibar   etmektedir.   sayılı Kanun’a iliꢀkin baꢀvurulara gelince, AĐHM bu hükmün, kanun dıꢀı yakalanan veya   tutuklanan kimselere tazminat verilmesini öngördüğünü –mevcut davaya yabancı mülahazalar   –ıꢀığında veya men’i muhakeme kararından yararlanan tutukluların durumuna göre ceza   verilmesine veya tahliyesine hükmettiğini hatırlatmaktadır. Mevcut durumda böyle değildir,   ilk derece mahkemesi tarafından mahkum edilen baꢀvuranlar sağlık durumları nedeniyle   meꢀruten tahliye hakkından yararlanmıꢀlardır. Bununla birlikte AĐHM, baꢀvuranların   tutukluluk kararı ile uğradıkları zararın giderilmesi için iç hukuk yollarının yokluğundan   değil, bu sürenin uzunluğundan ꢀikayetçi oldukları tespitinde bulunmaktadır.   Hükümetin sözünü ettiği baꢀvuru yoluna değin itirazlar yalnızca AĐHS’nin 5 § 5. maddesine   girdiği halde baꢀvuranların ꢀikayetleri 5 § 3. maddesi ile ilgilidir.   Bu durumda Hükümet tarafından yapılan ön itirazın reddedilmesi gerekmektedir.   B. Esas hakkında   Hükümet, iꢀlenen suçun niteliği, çokluğu, ağırlığı ve kovuꢀturma yapılan kiꢀiler dikkate   alındığında baꢀvuranlara verilen tutukluk kararının gerekli olduğunu belirtmektedir. Karar,   her türlü tekerrürü, soruꢀturma kapsamında tanıklar üzerinde baskı oluꢀturabilecek sakıncalı   her türlü gidiꢀatı önleme amaçlıdır. Öngörülen ceza baꢀvuranların, -adalet önünde   tanınmalarını belirsiz kılacak- sahte kimlik bulundurmaları ve olası firar etme teꢀebbüsleri   nedeniyledir.   Hükümet, tutukluluk süresinin davanın karmaꢀık yapısı ve iꢀlenen suçların niteliği ile   açıklanabileceğini, verilen cezanın önemi ıꢀığında hakimin davaya neden olan olayların   geliꢀimini dikkatli bir biçimde incelemesinin zorunlu olduğunu savunmaktadır. Hakkında   kovuꢀturma yapılan kiꢀi sayısı (yirmi), iꢀlenen suçların çokluğu, birbirleriyle olan bağı, birçok   kez duruꢀmalara katılmayı reddeden baꢀvuranların tutumu, mekanların çeꢀitliliği yargı   sürecinin uzama nedenidir.   Baꢀvuranlar, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin her duruꢀmada hiçbir ayrıntıya girmeksizin ve   kesin olmadan, «iꢀlenen suçun niteliği, kanıtların durumu ve sanıkların durumu» gibi   gerekçelere dayalı olarak tutukluluk halinin devamına karar verdiğini ileri sürmekte, ayrıca,   özellikle bazı tanıkların aranması ve yıllar sonunda duruꢀmaya çağrılması gibi nedenlerle   ulusal makamların yargılama sürecinin yürütülmesinde gerekli ihtimamı göstermediklerini   iddia etmektedirler.   AĐHM, AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin son kısmında öngörülen son sürenin «tutuklunun ilk   derece mercii tarafından esasa dayalı olarak itham edilmesi» olduğunu hatırlatmaktadır (Bkz.   diğerleri arasında, Labita-Đtalya kararı no: 26772/95, § 147, AĐHM 2000-IV). Bu bağlamda   AĐHM, baꢀvuran Muzaffer Acunbay’ın tutukluluk süresi 5 Kasım 1992’de ve Fatma   Acunbay’ın tutukluluk süresi ise 8 Eylül 1993’te baꢀlamıꢀ ve 12 Haziran 2000’de Devlet   Güvenlik Mahkemesi’nin vermiꢀ olduğu kararla sırasıyla yaklaꢀık yedi yıl yedi ay ve altı yıl   dokuz ay sürmüꢀtür.   Mahkeme ayrıca böyle bir durumda ulusal makamlara gözaltı süresinin makul süre sınırlarının   aꢀılmamasını gözetmek düꢀtüğünün altını çizmektedir. Bu amaçla, olayların bütününü   incelemek ve masumiyet karinesi, bireysel haklara saygı ilkesine yönelik istisna uyarınca   kamu menfaatini meꢀru kılan zorunluluğun varlığını bertaraf etmek ve alınan kararlarda   serbest bırakılma taleplerini reddeden kararları dikkate almak gerekir. Özellikle mevcut   kararlarda yer alan gerekçelere, ilgili tarafından yapılan baꢀvurularda itilafa mahal vermeyen   olaylara dayalı olarak AĐHM, AĐHS’nin 5 § 3 maddesine yönelik bir ihlalin olup olmadığını   tespit etmek durumundadır (Bkz. Assenov ve diğerleri-Bulgaristan kararı, 28 Ekim 1998,   1998-VIII, § 154).   Bu bağlamda, bir suç iꢀlediği gerekçesiyle tutuklanan kiꢀiye yönelik makul ꢀüphelerin   devamlılığının sine qua non olmazsa olmaz koꢀulu tutukluluk kuralına uygunluktur, fakat   kimi kez bu yeterli olmamaktadır; Mahkeme, hukuki mercilerin hürriyet hakkından yoksun   bırakmaya devam etme gerekçelerinin meꢀruluğunu ortaya koymak durumunda olduklarını   eklemektedir. Bunların «gerekli» ve «yeterli» olduğu takdirde, AĐHM ulusal makamların   yargı süreci boyunca yeterli ihtimamı gösterip göstermediklerinin ayrıca belirlenmesi   gerekmektedir (Bkz. diğerleri arasında, Mansur-Türkiye kararı, 8 Haziran 1995, seri A no:   319-B, § 52).   Bu çerçevede, Devlet Güvenlik Mahkemesi dava dosyasında yer alan unsurlar ıꢀığında her   duruꢀmada düzenli olarak «iꢀlenen suçun yapısı», «suçun niteliği», «kanıtların durumu»,   «tutukluluk süresi», «dava dosyasının içeriği» gibi benzer ifadelerle baꢀvuranların serbest   bırakılma taleplerini reddetmiꢀ ve tutukluluk halinin devamına karar vermiꢀtir. DGM, iki   defa, davanın hüküm aꢀamasında olduğunu, bir defa, verilen cezanın uygunluğunu ve   yalnızca iki defa baꢀvuranların firar riskini vurgulamıꢀ ve tutukluluk hallerinin devamına   karar vermiꢀtir.   AĐHM, baꢀvuranlara itham edilen suçların ve verilen cezanın ağırlığını : ölüm cezası, kabul   etmektedir.Yine de firar tehlikesinin sadece çarptırılan cezanın ciddiyetine   indirgenemeyeceğini (Bkz. Muller-Fransa kararı 17 Mart 1997, 1997-II, § 43) fakat tutukluluk   halini doğrulayacak ilgili tamamlayıcı kanıtların bütününe göre değerlendirilmesi gerektiğini   hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasında sözü edilen Mansur kararı, § 55 ).   Bunun yanı sıra, AĐHM ulusal hakimin esasa dair mütalaalarının gerekçesinde firar olasılığını   belirleyici ve yargı sürecinin bu denli uzun sürme nedenlerini belirtmediğini kaydetmektedir   (Bkz. diğerleri arasında, Letellier-Fransa kararı, 26 Haziran 1991, seri:A no:207, s. 319-B, §   52). Ayrıca dava dosyasında yer alan delillerin okunmasında ulusal yargı makamlarının yargı   süreci boyunca baꢀvuranların yargı karꢀısına çıkarılmalarında-firar etme- riski ile karꢀı   karꢀıya kaldıklarının ayırımındadır, fakat genel anlamıyla bu olasılığa atıfta bulunmak mevcut   sonucu hafifletmemektedir (Bkz. Contrada-Đtalya kararı, 24 Ağustos 1998, 1998-V, § 58).   AĐHM’ye göre «delillerin durumu» ifadesi ile suça iliꢀkin ciddi göstergelerin mevcut olduğu ve   devam ettiği anlaꢀılmaktadır. Genel olarak ilgili etkenler olmasına rağmen, mevcut davada bunlar   ꢀikayet konusu tutukluluk süresinin bu denli uzun olmasını haklı çıkarmamaktadır. (Bkz. özellikle   sözü edilen Mansur kararı, § 57, ve Demirel-Türkiye kararı, no: 39324/98, § 61, 28 Ocak 2003).   Son olarak AĐHM, Hükümetin görüꢀlerinde belirttiği sanık kiꢀilerin sayısının fazlalığı, suçun her   türlü tekerrürünü ve soruꢀturma kapsamında tanıklar üzerinde baskı oluꢀturulabilecek   sakıncalı her türlü gidiꢀatı önleme gibi tespitlerinin ulusal merciler tarafından dikkate   alınmadığını gözlemlemektedir (Bkz. sözü edilen Demirel kararı, § 61).   Sonuç itibariyle yargı sürecinin seyrinin incelenmesi gerekmektedir.   Bu çerçevede AĐHM, hakkında açılan davayı «özel ivedilik» ile inceleten tutuklu bir sanığın bu   hakkının, hakimlerin görevlerini istenilen düzeyde ifa edebilmek için gösterdikleri gayretlere zarar   vermemesi gerektiğinin bilincindedir (Bkz. Toth-Avusturya kararı, 12 Aralık 1991, seri: A   no:224, § 77). Bununla birlikte, kararların birbiri ardı sıra birleꢀtirilmesinin ardından suç   ortaklarının sayısının fazla olması, bahsekonu suçlar ve tanıkların dinlenmesi nedeniyle   baꢀvuranlar hakkında açılan dava süreci karmaꢀık bir hal almıꢀtır. Yine de bu süreçteki gecikme   baꢀvuranlara yüklenemez: adı geçenlerin bazı duruꢀmalarda bulunmayıꢀı Devlet Güvenlik   Mahkemesi’nin toplanmasına engel teꢀkil etmemiꢀ, duruꢀma tutanaklarında yer almamıꢀtır;   baꢀvuranlar ayrıca avukatları aracılığıyla temsil edilmiꢀlerdir.   Ulusal yargının tutumuna gelince, AĐHM Devlet’e düꢀen yükümlülüğün makul süre zarfında   yargı mercilerini bir araya getirmek olduğunu hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasında sözü edilen   Mansur kararı, § 68). Ulusal yargı, adaletin iyi iꢀlerliği bakımından bazı farklı aꢀamalardaki   dosyaların birleꢀtirilmesini uygun görüyorsa eğer, sözkonusu süreç Devlet Güvenlik   Mahkemesi’nin yapısındaki yirmi yedi değiꢀikliğe damgasını vurmuꢀ, her duruꢀma yeni yapıdan   oluꢀan heyetin duruꢀma tutanaklarını yeniden okumasıyla sürmüꢀtür. Bu süreç aynı zamanda   Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın on sekiz defa Savcılığa vekaleten atanmasına tanık olmuꢀtur. Her   defasında hakimlerin olduğu kadar savcıların da dava delillerini yeni baꢀtan incelemeleri ile   tekerrür eden bu değiꢀikliklerin davanın seyrini yavaꢀlattığına hiç ꢀüphe yoktur (Bkz. Yavuz-   Türkiye kararı, no: 52661/99, § 60, 13 Kasım 2003, ve mutatis mutandis, sözü edilen Muller   kararı, § 48). Bu durumda baꢀvuranların tutukluluk halleri makul süre zarfını aꢀmıꢀtır.   Bu nedenle AĐHS’nin 5 § 3. maddesi ihlal edilmiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesinde yer alan unsurlar.   A. Tazminat   Baꢀvuran Fatma Acunbay 18.000.000.000 TL [yaklaꢀık 11.162 Euro] ve baꢀvuran Muzaffer   Acunbay 20.944.000.000 TL.[yaklaꢀık 12.988 Euro] maddi tazminat talebinde bulunmaktadır.   Baꢀvuranlar ayrıca maruz kaldıkları manevi zarar için 10.00.000.000 TL. [yaklaꢀık 6.201   Euro] talep etmektedirler.   Hükümet bu miktarlara aꢀırı olduğu gerekçesiyle karꢀı çıkmakta ve AĐHS’nin 41. maddesi   uyarınca AĐHM’nin ulusal yargının Sözleꢀme’nin ihlaline yol açan sonuçları gideremediğine   kanaat getirdiğinde mağdur tarafa tazminat ödenmesine hükmettiğini hatırlatmaktadır. Ayrıca   Hükümet, ulusal hukukta bir men’i muhakeme, salıverilme veya beraat kararının   baꢀvuranların talepleri doğrultusunda tazmin yolunu açan nihai kararı baꢀlattığının altını   çizmektedir.   AĐHM, baꢀvuranların iç hukukta tazmin yolu bulamadıkları tespitinde daha önce bulunduğunu   hatırlatmaktadır. Ayrıca Mahkeme, ihlal tespiti ile öne sürülen maddi zarar arasında bir illiyet   bağı bulunmadığını ifade ederek bu talebi reddetmektedir. Buna karꢀın tutukluluk süresinin   uzunluğu baꢀvuranları manevi bakımından mağdur etmiꢀtir ve bu durum ihlal tespiti ile   giderilememektedir (Bkz. özellikle, Kudla-Polonya kararı no: 30210/96, § 165, AĐHM 2000-   XI). AĐHM, hakkaniyete uygun olarak baꢀvuran Fatma Acunbay’a 5.500 Euro ve baꢀvuran   Muzaffer Acunbay’a 6.000 Euro ödenmesini kararlaꢀtırmıꢀtır.   B. Masraf ve harcamalar   Baꢀvuranlar AĐHM nezdinde yapmıꢀ oldukları harcamalar için 200.000.000 TL [yaklaꢀık 124   Euro] ve avukatlık giderleri için 4.800.000.000 TL. [yaklaꢀık 2.976 Euro] talep etmekte, bu   doğrultuda avukatlık ücret tarifesini sunmaktadırlar.   Hükümet bu miktarları aꢀırı olarak nitelendirmektedir.   Mahkemenin bu yöndeki yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran yapmıꢀ olduğu masraf ve   harcamaların gerçekliğini ve gerekliliğini makul oranlarda ortaya koyduğu ölçüde bir   tazminat elde edebilir. Mevcut durumda sunulan deliller ve görüꢀler ıꢀığında AĐHM, Avrupa   Konseyi tarafından verilen 701 Euro’luk adli yardım düꢀülmek kaydıyla baꢀvuranlara toplam   2.000 Euro ödenmesini kararlaꢀtırmıꢀtır.   C. Temerrüt Faizi   AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3   puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvuruların kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;   2. AĐHS’nin 5 § 3 maddesinin ihlal edildiğine;   3. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden   T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin;   i.   maddi tazminat olarak Fatma Acunbay’a 5.500 (beꢀ bin beꢀ yüz) Euro ve Muzaffer   Acunbay’a 6.000 (altı bin) Euro ;   ii.   masraf ve harcamalara iliꢀkin, Avrupa Konseyi tarafından adli yardım baꢀlığı   altında verilen 701 (yedi yüz bir) Euro’luk miktar düꢀülmek suretiyle baꢀvuranlara   toplam 2.000 (iki bin) Euro ödemesine;   iii.   anılan miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;   4. Adil tazmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.   maddelerine uygun olarak 31 Mayıs 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.   10

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 15.07.2026. · Źródło