61443/00

WyrokETPCz2005-05-31ECLI:CE:ECHR:2005:0531JUD006144300

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość aresztu tymczasowego trwającego blisko dziesięć lat, uzasadniana stereotypowymi argumentami, naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie lub zwolnienia na czas postępowania z art. 5 ust. 3 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że areszt tymczasowy jest środkiem wyjątkowym, a władze krajowe mają obowiązek zapewnić, by jego długość nie przekraczała rozsądnych granic. Stwierdził, że choć istniało uzasadnione podejrzenie, to krajowe sądy (DGM) nie przedstawiły "niezbędnych" i "wystarczających" powodów dla utrzymywania aresztu przez dziewięć lat i jedenaście miesięcy. Uzasadnienia były stereotypowe i nie odnosiły się konkretnie do sytuacji skarżącego, a ryzyko ucieczki nie może być redukowane wyłącznie do wagi zarzucanego przestępstwa.
Stan faktyczny
Skarżący, Hasan Dinler, urodzony w 1971 roku, został aresztowany 9 marca 1995 roku w Stambule za posiadanie fałszywego dowodu tożsamości. Następnie oskarżono go o członkostwo w nielegalnej organizacji THKP/C-Devrimci Sol. Był przetrzymywany w areszcie tymczasowym przez dziewięć lat i jedenaście miesięcy, do 9 lutego 2005 roku, kiedy to został warunkowo zwolniony. Władze krajowe, w tym Państwowy Sąd Bezpieczeństwa (DGM), wielokrotnie przedłużały jego areszt, posługując się stereotypowymi uzasadnieniami.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał pozostałą część skargi za dopuszczalną; 2. Stwierdził naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji; 3. Zasądził na rzecz skarżącego 6 179 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 2 000 euro tytułem zwrotu kosztów i wydatków; 4. Oddalił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   DİNLER - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no: 61443/00)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRASBOURG   Mayıs 2005   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (61443/00) başvuru no’lu davanın nedeni   Hasan Dinler’in (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna 27 Temmuz 2000 tarihinde   Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) Temel İnsan Haklarını güvence altına alan 34.   maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi   (AİHM) önünde İstanbul barosu avukatlarından M.A. Kırdök ve M. Kırdök tarafından temsil   edilmektedir.   OLAYLAR   doğumlu başvuran, başvurunun yapıldığı sırada Kocaeli Cezaevinde tutuklu   bulunmaktaydı.   _____________________________________________________________________________________________   © T.C. Dıꢀiꢀleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları Genel   Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmı olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak   belirtilmi olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması ko ulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi   ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Başvuran 9 Mart 1995 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ekiplerinin   yaptığı kimlik kontrolü sırasında sahte kimlik bulundurmaktan tutuklanmış ve gözaltına   alınmıştır.   Mart 1995’te polisler başvuranın yasadışı örgüt THKP/C-Devrimci Sol üyesi olduğunu   kabul eden sorgu tutanağı hazırlamışlardır.   Mart 1995’te başvuran İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi yetkili hakimi karşısına   çıkarılmış, burada tutuklanarak cezaevine konulmuştur.   Nisan 1995 tarihinde DGM Cumhuriyet Savcısı başvuran ile birlikte iki kişiyi anayasal   düzeni yıkmaya teşebbüs eden fiillerde bulunma suçu ile itham etmiş, TCK’nın 146 § 1. ve   sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddeleri uyarınca mahkumiyetlerini istemiştir.   Mayıs 1995’te aralarında askeri bir hakimin de yer aldığı DGM heyeti başvuranın   tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.   Temmuz 1996 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi tanık ve sanıkları dinlemiş, ilgili   kanıtların başvuranın dosyasına eklenmesine ve «işlenen suçun niteliği, kanıtların durumu ve   tutukluluk tarihi» gözönünde bulundurularak başvuranın tutukluluk süresinin uzatılmasına   karar vermiştir.   Temmuz 1999 tarihinden itibaren Devlet Güvenlik Mahkemesi sivil üyelerden oluşmuştur.   Eylül 1999 tarihli duruşmada başvuranın avukatı müvekkilinin beş yıl dokuz aydan bu   yana tutuklu olduğunu, hakkında yeterli delilin bulunmadığını ifade ederek başvuranın   salıverilmesini talep etmiştir. Mahkeme serbest bırakılma talebini işlenen suçun niteliği,   kanıtların durumu, tutukluluk süresinin uzunluğu gerekçeleri ile reddetmiştir.   Şubat ve 5 mayıs 2000 tarihlerinde başvuran ve avukatı, cezaevi kurumlarındaki koşulların   iyileştirilmesine dair 3 no’lu Protokolün uygulanmasına başvuranın avukatı ile görüşmesine   engel teşkil ettiği ve savunma haklarına kısıtlama getirdiği gerekçesiyle karşı çıkmışlardır.   Mahkeme, işlenen suçun niteliği, kanıtların durumu, tutukluluk süresi ve kararın hüküm   aşaması gibi nedenlerle başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.   Nisan-17 ekim 2003 tarihleri arasında DGM’de dört duruşma yapılmış, sanıklar ve   avukatları dinlenmiş, başvuranın avukatı müvekkilinin serbest bırakılması talebini yinelemiş   bu talep reddedilmiştir.   Şubat 2005’te Devlet Güvenlik Mahkemesi başvuranın tahliye edilmesine karar vermiştir.   Dava halen sürmektedir.   HUKUK AÇISINDAN   I. AİHS’NİN 5 § 3 MADDESİNİN İHLAL EDİLMESİNE İLİŞKİN   Başvuran tutukluluk süresinin aşırı olduğundan yakınmakta ve AİHS’nin 5 § 3 maddesinde   yer alan zamanaşımı ilkesine riayet edilmediğini ileri sürmektedir.   Hükümet bu sava karşı çıkmaktadır.   A. Kabuledilebilirlik üzerine   AİHM yapılan şikayetin AİHS’nin 5 § 3 maddesi gereğince dayanaktan yoksun bulunmadığı   tespitinde bulunmakta ve kabuledilemezliğine dair hiçbir gerekçe olmadığını hatırlatmaktadır.   Başvurunun kabuledilebilir bulunması gerekmektedir.   B. Esas hakkında   Hükümet, başvuranın tutukluluk süresinin yapılan ithamın ağırlığı, aleyhindeki şüphelere   ısrarı ve kaçma riski ile gerekçelendirildiğini savunmaktadır.   Başvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin düzenli bir biçimde ayrıntıya girmeksizin tek tip   bir gerekçe ile tutukluluk süresinin aşırı olarak uzatılmasına karar verdiğini ileri sürmektedir.   AİHM ilk olarak tutukluluk süresinin istisnai bir yapıda olduğunu ve gerekli hallerde   uzatıldığını hatırlatmaktadır (Bkz. Contrada-İtalya kararı no: 27143/95 Komisyonun 14 Ocak   tarihli kararı).   Mahkeme ayrıca böyle bir durumda ulusal makamlara gözaltı süresinin makul süre sınırlarının   aşılmamasını gözetmek düştüğünün altını çizmektedir. Bu amaçla, olayların bütününü   incelemek ve masumiyet karinesi, bireysel haklara saygı ilkesine yönelik istisna uyarınca   kamu menfaatini meşru kılan zorunluluğun varlığını bertaraf etmek ve alınan kararlarda   serbest bırakılma taleplerini reddeden kararları dikkate almak gerekir. Özellikle mevcut   kararlarda yer alan gerekçelere, ilgili tarafından yapılan başvurularda itilafa mahal vermeyen   olaylara dayalı olarak AİHM, AİHS’nin 5 § 3 maddesine yönelik bir ihlalin olup olmadığını   tespit etmek durumundadır (Bkz. Assenov ve diğerleri-Bulgaristan kararı, 28 Ekim 1998,   1998-VIII, § 154).   Bu bağlamda, bir suç işlediği gerekçesiyle tutuklanan kişiye yönelik makul şüphelerin   devamlılığının sine qua non olmazsa olmaz koşulu tutukluluk kuralına uygunluktur, fakat   kimi kez bu yeterli olmamaktadır; Mahkeme, hukuki mercilerin hürriyet hakkından yoksun   bırakmaya devam etme gerekçelerinin meşruluğunu ortaya koymak durumundadır. Bunların   «gerekli» ve «yeterli» olduğu takdirde, AİHM ulusal makamların yargı süreci boyunca yeterli   ihtimamı gösterip göstermediklerinin ayrıca belirlenmesi gerekmektedir (Bkz. diğerleri   arasında, Mansur-Türkiye kararı, 8 Haziran 1995, seri A no: 319-B, § 52).   Son olarak AİHM, kamu düzeni için özellikle tehdit oluşturduğunda tutukluluk halinin meşru   sayılmayacağını ; devamının hürriyeti bağlayan cezanın öngörülmesini sağlayamayacağını   hatırlatmaktadır (Bkz. özellikle, Letellier-Fransa kararı, 26 Haziran 1991, seri A no: 207, s.   319-B, s.21, § 51, ve I.A.-Fransa kararı, 23 Eylül 1998, 1998-VII, § 104).   AİHM, başvuranın tutukluluk süresi 9 Mart 1995 tarihinde başlamakta ve meşruten   salıverildiği 9 Şubat 2005 tarihinde sona erdiği tespitinde bulunmaktadır. Bu süre dokuz yıl   on bir aydır.   Bu bağlamda, Devlet Güvenlik Mahkemesi dava dosyasında yer alan unsurlar ışığında her   duruşmada basmakalıp olmaması için «işlenen suçun yapısı», «suçun niteliği», «kanıtların   durumu», «tutukluluk süresi», «dava dosyasının içeriği» gibi benzer ifadelerle başvuranın   serbest bırakılma taleplerini reddetmiş ve tutukluluk halinin devamına karar vermiştir. DGM,   üç defa, davanın hüküm aşamasında olduğunu, bir defa, verilen cezanın uygunluğunu ve   yalnızca iki defa başvuranın firar etme riskini vurgulamış ve son olarak gerekçe   belirtmeksizin tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.   AİHM, başvurana itham edilen suçların ve verilen cezanın ağırlığını : ölüm cezası, kabul   etmektedir.Yine de firar etme tehlikesinin sadece çarptırılan cezanın ciddiyetine   indirgenemeyeceğini (Bkz. Muller-Fransa kararı 17 Mart 1997, 1997-II, § 43) fakat tutukluluk   halini doğrulayacak ilgili tamamlayıcı kanıtların bütününe göre değerlendirilmesi gerektiğini   hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasında sözü edilen Letellier kararı, § 43).   Bunu yanı sıra, Mahkeme ulusal hakim tarafından ortaya konulan gerekçenin kısa ve   özlülüğünün altını çizerek hakimin olayların mevcut özel durumu ve başvuranın tutumu   karşısında firar riskine dair hiçbir mütalaada bulunmadığını ifade etmektedir. Tutukluluk   halinin devamına karar veren ulusal mercilerin gerekçeli kararlarında neye istinaden dokuz yıl   on bir ay süresince firar tehlikesi bulunduğunu belirtmeleri gerekir (Bkz. diğerleri arasında,   Letellier kararı, § 43, ve Zanouti-Fransa kararı, no: 42211/98, § 45, 31 Temmuz 2001).   Davanın hüküm aşamasında olduğu gerekçesine gelince, AİHM, ulusal yargı tarafından   yapılan değerlendirmenin ardından dört yıl sonra başvuran hakkındaki yargılama sürecinin   halen devam ettiği tespitinde bulunmaktadır.   Son olarak, AİHM’ye göre «delillerin durumu» ifadesi ile suça ilişkin ciddi göstergelerin   mevcut olduğu ve devam ettiği anlaşılmaktadır. Genel olarak ilgili etkenler olmasına rağmen,   mevcut davada bunlar şikayet konusu tutukluluk süresinin bu denli uzun olmasını haklı   çıkarmamaktadır. (Bkz. özellikle sözü edilen Mansur kararı, § 57, ve Demirel-Türkiye kararı, no:   39324/98, § 61, 28 Ocak 2003).   Bu nedenle AİHS’nin 5 § 3 maddesi ihlal edilmiştir.   II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   AİHS’nin 41. maddesinde yer alan unsurlar.   A. Tazminat   Başvuran maddi zarar için 22.032.000.000 TL. (yaklaşık 13.614 Euro) ve manevi zarar olarak   10.000.000.000 TL. (yaklaşık 6.179 Euro) talep etmektedir.   Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.   AİHM, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında bir illiyet bağı   bulunmadığından bu talebi reddetmiş, buna karşın hakkaniyete uygun olarak başvuranın   maruz kaldığı manevi zarara dair talep ettiği miktarın ödenmesini kararlaştırmıştır.   B. Masraf ve harcamalar   Başvuran AİHM nezdinde yapmış olduğu harcamalar için 200.000.000 TL. (yaklaşık 124   Euro) ve avukatlık ücretine dair 6.000.000.000 TL. (yaklaşık 3707 Euro) talep etmekte ve bu   harcamalara ilişkin dekontu sunmaktadır.   Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.   Mahkemenin bu yöndeki yerleşik içtihadına göre bir başvuran yapmış olduğu masraf ve   harcamaların gerçekliğini ve gerekliliğini makul oranlarda ortaya koyduğu ölçüde bu yönde   bir tazminat elde edebilir. Mevcut durumda sunulan deliller ve görüşler ışığında AİHM   hakkaniyete uygun olarak başvurana 2.000 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.   C. Temerrüt Faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı % 3 'lük bir faiz   oranının uygulanacağını belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,   1. Başvurunun kalan kısmının kabul edilebilir olduğuna;   2. AİHS’nin 5 § 3 maddesinin ihlal edildiğine;   3. a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden   T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin başvurana manevi tazminat olarak 6.179 (altı   bin yüz yetmiş dokuz) Euro ve masraf ve harcamalara dair 2.000 (iki bin) Euro’yu ödemesine;   b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez   Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faizin   uygulanmasına;   4. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3. maddelerine   uygun olarak 31 Mayıs 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło