61446/00

WyrokETPCz2005-04-05ECLI:CE:ECHR:2005:0405JUD006144600

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość tymczasowego aresztowania, trwającego ponad pięć lat, bez podania wystarczających i konkretnych uzasadnień przez władze krajowe, stanowi naruszenie prawa do wolności i bezpieczeństwa osobistego, w szczególności prawa do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie lub zwolnienia na czas postępowania, zgodnie z art. 5 ust. 3 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał stwierdził naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji, ponieważ władze krajowe, a mianowicie Sąd Bezpieczeństwa Państwa, nie przedstawiły wystarczających i konkretnych powodów dla utrzymywania skarżącego w areszcie tymczasowym przez okres około pięciu lat i trzech miesięcy. Decyzje o przedłużeniu aresztu opierały się na ogólnikowych sformułowaniach, takich jak „charakter zarzucanego przestępstwa” i „stan dowodów”, bez szczegółowego wyjaśnienia, dlaczego te powody uzasadniały tak długie pozbawienie wolności. Trybunał podkreślił, że choć istnienie uzasadnionego podejrzenia jest warunkiem sine qua non aresztowania, to nie jest wystarczające do jego przedłużania, a władze krajowe muszą wykazać należytą staranność w prowadzeniu postępowania.
Stan faktyczny
Skarżący, Ali Hıdır Polat, urodzony w 1960 roku, został zatrzymany 15 marca 1996 roku w ramach operacji antyterrorystycznej przeciwko nielegalnej organizacji MLKP. 29 marca 1996 roku został przesłuchany i aresztowany pod zarzutem przynależności do tej organizacji, pomimo zaprzeczeń. Prokurator Sądu Bezpieczeństwa Państwa oskarżył go o próbę obalenia porządku konstytucyjnego. Skarżący wielokrotnie wnioskował o zwolnienie, ale jego wnioski były odrzucane przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa na podstawie ogólnikowych uzasadnień. Został zwolniony 4 czerwca 2001 roku, po około pięciu latach i trzech miesiącach aresztu tymczasowego.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał pozostałą część skargi za dopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 5 § 3 Konwencji. 3. Zasądził od Rządu pozwanego na rzecz skarżącego kwotę 4 000 EUR tytułem szkody niemajątkowej oraz 2 000 EUR tytułem kosztów i wydatków, płatne w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku. 4. Odrzucił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   ALİ HIDIR POLAT - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no: 61446 /00)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRASBOURG   Nisan 2005   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (61446/00) başvuru no’lu davanın nedeni Ali   Hıdır Polat’ın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 27 Temmuz 2000 tarihinde   Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.   Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul Barosu avukatlarından   M.A Kırdök ve M. Kırdök tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   Başvuran 1960 doğumludur. Başvurunun yapıldığı sırada Gebze (Kocaeli) Cezaevinde tutuklu   bulunmaktadır.   Mart 1996 tarihinde başvuran İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Ekiplerinin   yasadışı olduğu bilinen MLKP (Komünist Partisi Marksist-Leninist) örgütü çerçevesinde   düzenlemiş olduğu operasyon çerçevesinde tutuklanarak göz altına alınmıştır.   Mart 1996 tarihinde başvuran İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi hakimi karşısına   çıkarılan başvuranın ifadesi alınmış, sözkonusu örgüte üye olduğunu inkar eden başvuran   tutuklu yargılanmak üzere cezaevine konulmuştur.   Temmuz 1996 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı başvuranı ve   diğer on üç kişiyi anayasal düzeni silahlı eylemlerle yıkma ve yerine marksist-leninist bir   düzeni kurma eğiliminde olan yasadışı bir örgüte bağlı olma suçu ile itham etmiş, TCK’nın   168. ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddeleri uyarınca mahkumiyetini talep   etmiştir.   DGM’nin 8 Kasım 1996 tarihli duruşmasında başvuranın savunmasını dinlemiş, başvuran   hakkındaki suçlamaları reddederek serbest bırakılmasını istemiştir. Duruşma sırasında   başvuranın avukatı müvekkilinin kötü muamele gördüğünü ileri sürmüş ve tutuksuz   yargılanmasını talep etmiştir. Bu talep suçun niteliği, tutukluluk süresi ve delillerin henüz bir   araya getirilmemesi nedeniyle reddedilmiştir.   Temmuz 1997’de başvuran bir kez daha serbest bırakılmasını talep etmiş, bu talep 20   Temmuz 1998 tarihinde reddedilmiştir.   Haziran 2001’de başvuranın avukatı, itham edilen suçların işlendiği tarihte müvekkilinin   askeri hastanede tedavi olduğu dayanağında bulunarak başvuranın tutuksuz yargılanması   isteğini yinelemiştir. Duruşma sonunda Mahkeme, tutukluluk süresini ve başvuranın   durumunu göz önünde bulundurarak istinat edilen suçun genişletilebileceğine karar vermiştir.   Yargılama süreci halen devam etmektedir.   HUKUK AÇISINDAN   I. AİHS’NİN 5 § 3 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuran tutukluluk süresinin uzunluğundan yakınmakta ve AİHS’nin 5 § 3 maddesinde yer   alan zamanaşımı ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.   A. Kabuledilebilirlik üzerine   AİHM, AİHS’nin 35 § 3 maddesince yapılan şikayetin temelden yoksun olmadığı tespitinde   bulunmakta, bu şikayetin kabuledilemez bulunması için hiçbir gerekçe olmadığını   hatırlatmaktadır. Başvurunun kabuledilebilir olduğu görüşündedir.   B. Esas hakkında   Başvuran tutulu bulundurulmasının ispat edilmediğini ve hiçbir delile dayanmadığını ileri   sürmektedir. Başvuran ulusal yetkililerin tutukluluk durumunu hiçbir ayrıntılı gerekçeye   dayandırmaksızın düzenli bir biçimde gerçekleştirdiğini iddia etmektedir.   AİHM, 15 Mart 1996 tarihinde başlayan başvuranın tutukluluk halinin 4 Haziran 2001’de   salıverilmesiyle sona erdiği ve bu sürenin yaklaşık beş yıl üç ay sürdüğü tespitinde   bulunmaktadır.   Mahkeme, ilk olarak mevcut durumda, ulusal yetkililere düşen sorumluluğun tutulu bulunan   bir kimsenin göz altı süresinin makul sınırlamayı aşmaması için gerekli özeni göstermek   olduğunu hatırlatmaktadır. Bu amaçla yetkililerin olayların nedenini ortaya çıkarmaları ve   kamu yararına gerçek bir zorunluluğun varlığını ortaya koymaları veya bertaraf etmeleri,   bireysel özgürlük esasına saygılı itirazda bulunmaları ve alacakları kararlarda yetki   genişletilmesinin reddedilmesini dikkate almaları gerekir. AİHM esas itibariyle sözkonusu   kararlarda yer alan gerekçelere ve ilgili tarafından aktarılan olaylara dayanarak AİHS’nin 5 §   maddesinin ihlal edilip edilmediğini inceleyecektir (Bkz. Assenov ve diğerleri-Bulgaristan   kararı, 28 Ekim 1998, 1998-VIII, § 154).   Bu bağlamda, bir suça karışmış kimsenin suçlu olduğunu ortaya koyan gerekçeler üzerinde   durmanın olmazsa olmaz sine qua non koşulu tutukluluk halinin uygunluğudur, fakat bu her   zaman yeterli olmamaktadır; AİHM, hukuki merciler tarafından belirlenen gerekçelerin   özgürlüğün kısıtlanması bakımdan meşru olup olmadığını tespit etmek durumundadır. Bu   gerekçelerin «ilgili» ve «yeterli» olduğu hallerde, ulusal yetkililerin soruşturmanın   yürütülmesinde yeterli özeni gösterip göstermediğinin belirlenmesi gerekir (Bkz. diğerleri   arasında, Mansur-Türkiye kararı, 8 Haziran 1995, seri: A no: 319-B, § 52).   Bu durumda, dava dosyasında yer alan unsurlara göre Devlet Güvenlik Mahkemesi   başvuranın yinelediği serbest bırakılma taleplerini reddetmiş, «isnat edilen suçun niteliğini»   ve «delillerin durumunu» ifade etmeksizin, her duruşmada benzer basmakalıp ifadelerle   tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.   Fakat, «delillerin durumu» şayet suçluluğun varlığını, derecesinin ağırlığını ortaya koymaya   yetiyor ve olayların nedenlerini genel olarak açıklamaya yetiyor ise AİHM’nin gözünde   dikkate alınacak husus budur, öte yandan başvuranın bu kadar uzun bir süre tutuklu   bulundurulma nedeninin de doğrulanmasını beklemektedir (sözü edilen Mansur kararı, § 57).   IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   AİHS’nin 41. maddesinde yer alan unsurlar.   A. Zarar   Başvuran 19.000.000.000 T.L. maddi [yaklaşık 11.782 Euro] ve 15.000.000.000 T.L. manevi   [yaklaşık 9.302 Euro] tazminat talep etmektedir.   Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.   AİHM tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında bir illiyet bağı görmemekte ve   bu talebi reddetmektedir. Buna karşın hakkaniyete uygun olarak manevi zarar başlığı altında   başvurana 4.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.   B. Masraf ve harcamalar   Başvuran yargılama masrafları için 200.000.000 TL. [124 Euro] ve avukatlık ücreti ve diğer   harcamalar için 6.750.000.000 TL. [4186 Euro] talep etmektedir.   Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.   AİHM, mahkemenin bu yöndeki yerleşik içtihadına göre bir başvuranın yalnızca talep ettiği   miktarın makul, gerekli ve gerçekliğini desteklediği ölçüde yapmış olduğu masraf ve   harcamalarının karşılandığını ifade etmektedir. Bu durumda, Mahkemenin bu doğrultudaki   kriterleri ve sunulan deliller ışığında, AİHM nezdinde yapmış olduğu harcamalara dair   başvurana 2.000 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.   C. Gecikme faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı % 3 'lük bir faiz   oranının uygulanacağını belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,   1. Başvurunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna ;   2. AİHS’nin 5 § 3 maddesinin ihlal edildiğine;   3. a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek KDV, pul, harç ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru   üzerinden T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin başvurana 4.000 (dört bin) Euro   manevi tazminat ve masraf ve harcamalar için 2.000 (iki bin) Euro ödemesine ;   b) Ödemenin öngörülen süre içerisinde yapılmaması durumunda, sözkonusu sürenin bittiği   tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Hükümetin, Avrupa Merkez Bankasının o   dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faizi uygulamasına;   4. Adil tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine ;   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3 maddelerine   uygun olarak 5 Nisan 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło