61648/00

WyrokETPCz2006-06-13ECLI:CE:ECHR:2006:0613JUD006164800

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy udział sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa oraz inne uchybienia proceduralne naruszyły prawo skarżących do rzetelnego procesu przed niezależnym i bezstronnym sądem, zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że Sąd Bezpieczeństwa Państwa, który skazał skarżących, nie był niezależny i bezstronny. Kluczowe było to, że choć sędzia wojskowy został zastąpiony sędzią cywilnym w późniejszej fazie, to zmiana ta nastąpiła dopiero na końcowym etapie procesu, a wcześniejsze czynności procesowe z udziałem sędziego wojskowego nie zostały należycie powtórzone przez skład cywilny. Trybunał powołał się na swoje wcześniejsze orzecznictwo, zgodnie z którym udział sędziego wojskowego w czynnościach procesowych, które pozostają ważne w dalszym toku sprawy, podważa zaufanie do rzetelności całego procesu. W konsekwencji, naruszono prawo do sądu niezależnego i bezstronnego z art. 6 ust. 1 Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżący, Firat Kutal i Volkan Uğraş, zostali aresztowani w 1998 roku i oskarżeni o udział w demonstracji oraz wspieranie PKK. Zostali przesłuchani bez adwokata, a ich zeznania, które później odwołali, zostały użyte jako dowód. Sąd Bezpieczeństwa Państwa (DGM) początkowo orzekał w składzie z sędzią wojskowym. Po zmianie konstytucji, sędzia wojskowy został zastąpiony sędzią cywilnym, ale dopiero na końcowym etapie procesu. Skarżący zostali skazani na dwa lata i sześć miesięcy więzienia za pomoc nielegalnej organizacji PKK, a wyrok został utrzymany w mocy przez Sąd Kasacyjny, gdzie skarżącym nie doręczono opinii prokuratora generalnego.
Rozstrzygnięcie
Trybunał uznał skargę w pozostałym zakresie za dopuszczalną. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu braku niezależności i bezstronności Sądu Bezpieczeństwa Państwa w Izmirze. Uznał, że nie ma potrzeby rozpatrywania pozostałych zarzutów dotyczących art. 6 i 14 Konwencji. Stwierdził, że samo stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające zadośćuczynienie za szkodę niemajątkową. Zasądził od Rządu na rzecz skarżących 1 500 Euro tytułem kosztów i wydatków oraz oddalił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   KUTAL VE UĞRAŞ - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no: 61648/00)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Haziran 2006   İşbu karar AİHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli   bazı düzeltmelere tabi olabilir.   __________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (61648/00) başvuru no’lu davanın nedeni bu   ülke vatandaşı olan Firat Kutal ve Volkan Uğraş’ın (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları   Mahkemesi’ne (AİHM) 5 Haziran 2000 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin   (AİHS) Temel İnsan Haklarını güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu   başvurudur.   Başvuranlar, İzmir Barosu avukatlarından T. Aslan tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   Başvuranlar 1982 doğumludurlar. Davanın açıldığı sırada, başvuranlar sırasıyla Muş   ve Buca cezaevlerinde tutulmaktaydılar.   Kasım 1998 tarihinde, başvuranlar yakalanmış ve İzmir Terörle Mücadele Şubesine   bağlı polislerce gözaltına alınmışlardır. Başvuranlar, Abdullah Öcalan’ın yakalanmasını   protesto etmek amacıyla 17 Kasım 1998 tarihinde düzenlenen bir gösteriye katılmakla   suçlanmışlardır.   ve 28 Kasım 1998 tarihlerinde başvuranların sırasıyla ifade tutanakları   hazırlanmıştır. Bu ifadelerde başvuranlar dava konusu gösteriye katıldıklarını, PKK   (Kürdistan İşçi Partisi) ve Abdullah Öcalan lehinde slogan attıklarını ve de Molotov kokteyli   attıklarını kabul etmişlerdir.   Kasım 1998 tarihinde, F. Kutal avukatıyla görüşmüştür.   Aralık 1998 tarihinde, başvuranlar, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet   Savcısı tarafından dinlenmişler ve kendilerine isnat edilen suçları reddederek gözaltında   verdikleri ifadelerin içeriğini reddetmişlerdir.   Aynı gün, başvuranlar, geçici olarak tutuklanmaları emrini veren Devlet Güvenlik   Mahkemesi yedek hakiminin önüne çıkarılmışlardır.   Aralık 1998 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, başvuranları ve diğer on sekiz kişiyi   yasadışı bir örgüt olan PKK’ya yardım etmekle suçlamıştır. Cumhuriyet Savcısı, bu kişilerin   Türk Ceza Kanunu’nun 169. maddesi ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası’nın 5. maddesi   uyarınca mahkum edilmelerini talep etmiştir.   Ocak, 25 Şubat, 25 Mart ve 11 Mayıs 1999 tarihlerinde, Devlet Güvenlik   Mahkemesi biri askerlik mesleğinden olan üç hakimle oturum düzenlemiştir. Bu duruşmalar   sırasında, Devlet Güvenlik Mahkemesi özellikle sanıkların ve sanık avukatların dinlenmesine   başlamıştır. Başvuranlar kendilerine isnat edilen suçları ve gözaltında hazırlanan tutanakların   içeriğini inkar etmiştir.   Mayıs tarihinde, AİHM sonraki duruşma tarihini 22 Haziran 1999 olarak   belirlemiştir.   Haziran 1999 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Anayasa’nın 143. maddesini   değiştirmiş, askeri görevlileri Devlet Güvenlik Mahkemelerinin hem karar hem de savcılık   makamlarının oluşumunun dışında tutmuştur. 22 Haziran 1999 tarihinde Devlet Güvenlik   Mahkemelerine ilişkin yasaya aynı yönde değişiklikler getirilmiştir.   Haziran 1999 tarihinde, Anayasa değişikliğine ve yeni bir oturum düzenlenmesinin   imkansızlığına ilişin bir tutanak hazırlanmıştır. Sonuç olarak, bir sonraki duruşmanın tarihi 17   Ağustos 1999 olarak belirlenmiştir.   Ağustos 1999 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi üç sivil hakimden oluşan bir   oturum düzenlemiştir. Devlet Güvenlik Mahkemesi, oturumundaki değişikliği göz önünde   bulundurarak duruşma tutanaklarının ve Cumhuriyet Savcısının esasa ilişkin iddianamelerinin   okunmasına başlamış ve de sanıklarla sanık avukatlarının savunmalarını dinlemiştir.   Bu duruşmanın sonunda, Devlet Güvenlik Mahkemesi, Türk Ceza Kanunu’nun 169.   maddesi ve 3713 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca, başvuranların yasadışı PKK örgütüne   yardım etmekten suçlu bulunmasına hükmetmiştir. Olaylar sırasında başvuranlar küçük   olduğundan, Devlet Güvenlik Mahkemesi, Türk Ceza Kanunu’nun 55 § 3 maddesi uyarınca   başvuranların cezasının üçte birini indirmiş ve böylece onları iki yıl altı ay süreli hapis   cezasına mahkum etmiştir.   Daha sonra, başvuranlar bu kararın bozulması için temyize gitmiş ve Yargıtaydan   duruşma talebinde bulunmuşlardır.   Ekim 1999 tarihinde, Yargıtay Başsavcısı, itiraza ilişkin başvuranlara iletilmediği   öne sürülen görüşünde, Yargıtayı ilk derece mahkemesinin kararını onamaya davet etmiştir.   Mart 2000 tarihinde, Yargıtay, başvuranların avukatının duruşmaya katılmadığını   ve bunun için hiçbir mazeret göstermediğini tespit etmiştir. Daha sonra, Yargıtay dosya   hakkında karar vererek ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.   Nisan 2000 tarihinde, Yargıtayın karar belgesi Devlet Güvenlik Mahkemesi   Kalemindeki dava dosyasına eklenmiş ve böylece tarafların erişimine sunulmuştur.   HUKUK AÇISINDAN   I.   AİHS’İN 14. MADDESİYLE İLİŞKİLİ OLARAK 6. MADDESİNİN İHLAL   EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuranlar bir yandan davanın bir bölümü sırasında askeri hakimin davaya katılımı   öte yandan sivil hakimlerin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na bağımlı olmasından   dolayı, kendilerini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin kendilerine   adil yargılama garanti edebilecek bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığını iddia   etmektedirler.   Bununla beraber, başvuranlar, gözaltı sırasındaki ifadelerinin aleyhte delil olarak   kullanılmasına itiraz etmektedirler ve gözaltı sırasında avukat yardımından   faydalanmadıklarını ileri sürmektedirler. Bu bağlamda, başvuranlar, savunma haklarına ilişkin   olarak Umumi Hukuk kurallarına kıyasla daha elverişsiz usül kurallarına tabi kılındıklarını ve   bu şekilde ayrımcılıktan mağdur olduklarını düşünmektedirler.   Öte yandan, başvuranlar, Yargıtayda dava görülürken, Başsavcının görüşünün   kendilerine iletilmemesi nedeniyle adil yargılanmanın gerekliliklerinin yerine getirilmediğini   iddia etmektedirler.   Başvuranlar, AİHS’in 14. maddesiyle ilişkili olarak 6 §§1 ve 3 maddelerinin ihlal   edildiğini ileri sürmektedirler.   Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.   A. Kabuledilebilirlik hakkında   AİHM, AİHS’in 35 § 3 maddesi uyarınca bu şikayetlerin belirgin olarak kötü   temellendirilmediklerini tespit etmiştir. Öte yandan, AİHM, bu şikayetlerin hiçbir   kabuledilemezlik engeline takılmadıklarını belirtmektedir. Bu durumda şikayetlerin   kabuledilebilir olduğunu ifade etmek uygundur.   B. Esas hakkında   1. Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkında   Hükümet, anayasa değişikliğiyle, Devlet Güvenlik Mahkemesinin oturumunda   bulunan askeri hakimin yerine sivil bir hakim getirildiğini ve sözkonusu kararın Devlet   Güvenlik Mahkemesinin bu yeni bileşimini oluşturan hakimlerce verildiğini hatırlatmaktadır.   Bu bağlamda, Hükümet 17 Ağustos 1999 tarihli duruşma sırasında, Devlet Güvenlik   Mahkemesinin sadece sivil nitelikli bir oturum düzenlediğini, savcının iddianamesini   yenilemiş olduğunu ve başvuranların savunmalarını sunacak fırsatları olduğunu belirtmiştir.   Bundan dolayı, başvuranların bu yargılamanın tarafsız ve bağımsız olmadığına ilişkin   şikayetlerinin mesnetsiz olduğu ortaya çıkmaktadır. Hükümet bu hususa ilişkin Sevgi Yılmaz-   Türkiye (62230/00 no’lu, 20 Eylül 2005 tarihli karar) kararına atıfta bulunmuştur.   Başvuranlar bu açıklamalara itiraz etmişlerdir.   AİHM, başvuranların ilk başta, biri askeri olan üç hakimden oluşan bir Devlet   Güvenlik Mahkemesinin önüne çıkarıldıklarını tespit etmiştir. Bu dava sırasında, Anayasanın   143. maddesinin 18 Haziran 1999 tarihli 4388 sayılı Kanunla değiştirilmesinin akabinde,   askeri hakimler Devlet Güvenlik Mahkemelerinin oluşum yapısından çıkarılarak yerlerine   sivil hakimler getirilmiştir. Başvuranların davasında adı geçen askeri hakimin de yerine aynı   şekilde sivil hakim getirilmiştir.   Bu durumda, bir ceza davası sırasında askeri bir hakimin sivil bir hakimle   değiştirilmesi davada ileri sürülen kurumsal problemi çözmek için yeterli değildir : davanın   bütününün düzenliliğine ilişkin mevcut şüphelerin değişimden sonra yeterince bertaraf   edildiğinin somutlaşmış olması gerekir (Öcalan – Türkiye, 46221/99 sayılı karar ve Ceylan –   Türkiye, 68953/01 sayılı karar). Böylece her durum için, ilk önce giriş niteliğindeki   muamelelerle esasa ilişkin muameleler arasında bir ayrım yaparak askeri hakimin katılımıyla   benimsenen adli muamelelerin niteliğinin incelenmesi, daha sonra esasa ilişkin muamelelerin   askeri hakimin sivil hakimle değiştirilmesinden sonra usulüne uygun olarak yenilenip   yenilenmediğinin kontrol edilmesi gerekir (Öcalan).   Olayda, dosyadaki belgelerin incelenmesi sonucunda, AİHM, Devlet Güvenlik   Mahkemesinin oluşumunun değişmesinin uyuşmazlık davasının ancak son aşamalarında   meydana geldiğinin altını çizmektedir. Böylece, Devlet Güvenlik Mahkemesinin sadece sivil   hakimlerden oluşan oturumunun ancak başvuranların mahkumiyet kararının okunması   sırasında meydana geldiği ortaya çıkmaktadır. O ana kadar, Devlet Güvenlik Mahkemesi   esasa ilişkin duruşmalara katılan ve sivil hakimlerce yinelenmeyen adli muameleleri   benimseyen askeri bir hakimin eşliğinde oturum düzenlemiştir.   Oysa ki AİHM, Öcalan kararında Büyük Dairenin “ askeri bir görevli, ilgili ceza   duruşması içinde daha sonra geçerli olarak kalan bir veya daha fazla adli muamelenin   benimsenmesinde yer alırsa, sanık makul olarak davanın bütünün düzenliliğine ilişkin şüphe   duyabilir. Böylece, askeri bir hakimin, sivil bir kişinin yargılandığı duruşmada, duruşmanın   içeriğinin bir parçası olan bir adli muameleye katılmış olması davanın bağımız ve tarafsız bir   mahkeme tarafından görüldüğü izlenimini davanın bütününü için ortadan kaldırmaktadır.   Bu nedenle, AİHS’nin 6 § 1 maddesi ihlal edilmiştir.   2. Davanın Devlet Güvenlik Mahkemesi ve Yargıtay önünde görülmesine ilişkin   hakkaniyet hakkında   Hükümet başvuranların sırasıyla gözaltının üçüncü ve dördüncü günü avukatlarıyla   görüşebildiklerinin altını çizmiştir. Bunun dışında, başvuranlar Devlet Güvenlik Mahkemesi   önünde süren dava boyunca bir avukat yardımından faydalanmışlardır.   AİHM, daha önce benzer davalarda, bağımsız ve tarafsız olmadığı tespit edilen bir   mahkemenin hiçbir şekilde yargılamasına tabi olan kişilere adil bir mahkeme garanti   edemeyeceği kararını verdiğini hatırlatmaktadır (bkz., özellikle, Çiraklar-Türkiye, 28 Ekim   tarihli karar).   Başvuranların davalarının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından görülmesi   haklarının ihlal edildiğinin tespitini göz önünde bulundurarak AİHM, mevcut şikayeti (gözaltı   sırasında bir avukat bulunmamasına ilişkin, bkz., diğerleri arasında, Ünal-Türkiye, 48616/99,   Kasım 2004 tarihli karar, Başsavcının görüşünün iletilmemesi hususunda, bkz. Işik-   Türkiye, 50102/99, 5 Haziran 2003 tarihli karar, savunma hakkının ilişkin ileri sürülen   ayrımcılık iddiası için, bkz. Coëme ve diğerleri-Belçika, 32492/96, 32547/96, 32548/96,   33209/96 ve 33210/96 numaralı kararlar) incelemenin gereksiz olduğuna karar vermiştir.   II.   AİHS’İN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Maddi ve manevi zarar   Başvuranlar her biri için 20 000 Euro olarak belirttikleri bir manevi zarara   uğradıklarını ileri sürmektedirler.   Hükümet görüş bildirmemektedir.   AİHM, davanın koşulları içinde, ihlal tespiti kendi başına yeterli ve adil bir tatmin   oluşturmaktadır ( Çiraklar ).   AİHM, bir kişi AİHS tarafından dayatılan bağımsızlık ve tarafsızlık şartlarını yerine   getirmeyen bir mahkeme tarafından mahkum edilince, ilgilinin talebi üzerine yeni bir dava   açılması veya davanın yeniden ele alınması aslında tespit edilen ihlali düzeltmek için uygun   bir yöntemdir (Öcalan).   B. Masraf ve harcamalar   Başvuranlar, AİHM önünde yaptıkları masraf ve harcamaların tazminini talep   etmektedirler ve avukat masraflarının 3 500 Euro olduğunu ileri sürmektedirler. Başvuranlar   hiçbir belge sunmamaktadırlar.   Hükümet görüş bildirmemektedir.   AİHM, elindeki belgeleri ve konuyla ilgili yerleşik içtihadını göz önünde bulundurarak   kendi nezdinde görülen dava için 1 500 Euro’luk miktarın makul olduğuna karar vermiş ve bu   miktarın başvuranlara birlikte verilmesine hükmetmiştir.   C. Gecikme Faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz   oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.   BU NEDENLERLE, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,   1. Davanın geri kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;   2. İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi bağımsız ve tarafsız olmadığı için AİHS’nin 6   § 1 maddesinin ihlal edildiğine;   3. Davada geçen AİHS’nin 6. maddesine ilişkin diğer şikayetlerin incelenmesine   gerek olmadığına;   4. Mevcut davanın kendi başına manevi zarar için yeterli adil bir tatmin   oluşturulduğuna;   5. a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay   içinde, ödemenin yapıldığı tarihteki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek   üzere ve miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı   Hükümet tarafından başvuranlara masraf ve harcamalar için 1 500 Euro (bin beş   yüz) ödenmesine;   b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar   Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz   oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;   6. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;   karar vermiştir.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3   maddesine uygun olarak 13 Haziran 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło