6178/04
WyrokETPCz2009-07-07ECLI:CE:ECHR:2009:0707JUD000617804
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy długotrwałe tymczasowe aresztowanie i przewlekłość postępowania karnego naruszyły prawa skarżącego wynikające z art. 5 ust. 3 i art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
W odniesieniu do art. 5 ust. 3, Trybunał uznał, że uzasadnienia sądów krajowych dla przedłużania tymczasowego aresztowania skarżącego, trwającego ponad siedem lat, były niewystarczające i miały charakter stereotypowy. Pomimo istnienia poważnych poszlak winy i ryzyka ucieczki, nie mogły one same w sobie usprawiedliwić tak długiego okresu pozbawienia wolności. Co do art. 6 ust. 1, Trybunał stwierdził, że postępowanie karne, trwające ponad trzynaście lat i wciąż niezakończone, przekroczyło rozsądny termin, co stanowiło naruszenie prawa do rzetelnego procesu.Stan faktyczny
Skarżący, İhsan Akyaz, urodzony w 1971 roku, został aresztowany 27 kwietnia 1996 roku i oskarżony o przynależność do PKK. Był tymczasowo aresztowany przez ponad siedem lat, do 10 grudnia 2003 roku. Twierdził, że był torturowany podczas zatrzymania, czemu zaprzeczył w sądzie, odwołując swoje zeznania złożone na policji. W 2008 roku został skazany przez Sąd Karny w Stambule na dożywotnie więzienie za działania przeciwko integralności terytorialnej Turcji. Jego apelacja jest w toku przed Sądem Kasacyjnym. Skarga dotycząca tortur została odrzucona w postępowaniu krajowym z powodu przedawnienia.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Uznał skargi dotyczące długości tymczasowego aresztowania i przewlekłości postępowania za dopuszczalne, a pozostałe za niedopuszczalne.
2. Stwierdził naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji.
3. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji.
4. Zasądził na rzecz skarżącego 12 500 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 500 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków.
5. Oddalił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL
AVRUPA
DE L’EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
AKYAZ - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 6178/04)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Temmuz 2009
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
düzeltmelere tabi olabilir.
____________________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları
Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmıꢀ olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam
olarak belirtilmiꢀ olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koꢀulu ile Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa
Konseyi ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla
alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (6178/04) no’lu davanın nedeni (T.C. vatandaꢀı)
Đhsan Akyaz’ın (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 9 Ocak 2004 tarihinde Đnsan
Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa Đnsan Hakları
Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu avukatlarından
F. Karakaꢀ Doğan tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
DAVANIN KOꢁULLARI
A. Baꢀvuran hakkında açılan dava
Baꢀvuran 1971 doğumludur. Nisan 1996 tarihinde yakalanarak gözaltına alınan baꢀvuran PKK mensubu olmakla
suçlanmıꢀtır. Mayıs 1996 tarihinde bir hekim tarafından muayene edilen baꢀvuranın vücudunda darp ya
da yara izine rastlanılmamıꢀtır.
Baꢀvuran 9 Mayıs 1996 tarihine dek gözaltında kalmıꢀ ve hakkında yapılan bütün suçlamaları
kabul etmiꢀtir.
Baꢀvuran gözaltı süresinin sonunda bir hekim tarafından muayene edilmiꢀ ve hakkında sağlık
raporu düzenlenmiꢀtir.
Baꢀvuran aynı gün Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı
tarafından dinlenmiꢀtir. Adı geçen iꢀkenceye maruz kaldığını ileri sürerek meydana gelen
olayları ve polise vermiꢀ olduğu ifadeleri inkâr etmiꢀtir.
Baꢀvuran aynı gün DGM nöbetçi hakimi karꢀısına çıkarılmıꢀ, burada savcıya verdiği ifadesini
teyit etmiꢀtir. Hakim baꢀvuranın tutuklanmasına karar vermiꢀtir.
DGM Cumhuriyet Savcısı 28 Mayıs 1995 tarihli iddianame ile baꢀvuranı ülke bütünlüğü
aleyhine eylemler gerçekleꢀtirmekle itham etmiꢀ, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 125.
maddesinin uygulanmasını talep etmiꢀtir.
Baꢀvuran DGM’ye verdiği 12 Mayıs 1996 tarihli bir dilekçe ile serbest bırakılmasını talep
etmiꢀ, özellikle suçsuz olduğunu ve gözaltı sırasında iꢀkenceye maruz kaldığını iddia etmiꢀtir.
Baꢀvuranın bu talebi 10 Haziran 1996 tarihinde reddedilmiꢀtir.
Aralarında askeri bir hakimin de yer aldığı üç hakimden oluꢀan DGM önündeki dava 8
Ağustos 1996 tarihinde baꢀlamıꢀtır. Avukatı aracılığıyla temsil edilen baꢀvuran aleyhinde
yapılan bütün suçlamaları reddederek gözaltında iꢀkence yapıldığını yinelemiꢀtir.
Haziran 1997 tarihinde DGM 5. Dairesi baꢀvuranın davasının 4. Daire tarafından incelenen
bağlantılı bir adam öldürme davasıyla birleꢀtirilmesini kararlaꢀtırmıꢀtır.
TBMM 18 Haziran 1999 tarihinde Anayasa’nın 143. maddesinde değiꢀikliğe giderek
DGM’lerde ve Savcılıklar bünyesinde hazır bulunan askeri hakimlerin varlığına son vermiꢀtir. Haziran 1999 tarihinde aynı doğrultuda DGM’lere iliꢀkin Kanun da değiꢀtirilmiꢀtir. Netice
itibarıyla baꢀvuranın davasına katılan askeri hakimin yerini sivil hakim almıꢀtır.
Hakimler 29 Mayıs 2000 tarihinde baꢀvuranla ilintili iki davanın birleꢀtirilmesine karar
vermiꢀtir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi otuz sekiz duruꢀma gerçekleꢀtirmiꢀtir. Baꢀvuranın tutukluluk
hali gerek dava dosyası gerekse duruꢀmaya göre her ay resen incelenmiꢀtir. Baꢀvuranın
avukatı tarafından yapılan serbest bırakılma talepleri «isnat edilen suçun ciddiyeti»,
«kanıtların durumu», «ilk tutukluluk tarihi» ve «firar riski» gibi kıstaslar dikkate alınarak
sistemli olarak reddedilmiꢀtir.
Baꢀvuran tutukluluk süresinin uzunluğu dikkate alınarak 10 Aralık 2003 tarihinde serbest
bırakılmıꢀtır.
Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin 16 Haziran 2004 tarih ve 5190 sayılı Kanun ile
feshedilmesinin ardından dava Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiꢀtir. Mart 2008 tarihinde Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi baꢀvuranı Türkiye’nin ülke
bütünlüğünün parçalamasını tahrik eden eylemler gerçekleꢀtirmekten suçlu bulmuꢀ ve
TCK’nın 125. maddesi uyarınca adı geçeni müebbet hapis cezasına çarptırmıꢀtır.
Baꢀvuran avukatı aracılığıyla 24 Mart 2008 tarihli karara karꢀı temyize gitmiꢀtir.
Taraflardan edinilen bilgilere göre yargılama halen Yargıtay’da derdesttir.
B. Baꢀvuran tarafından gözaltından sorumlu polisler hakkında yapılan iꢀkence ꢀikayeti
Đꢀkenceye maruz kaldığını öne süren baꢀvuran 3 Haziran 2003 tarihinde gözaltından sorumlu
polisler hakkında ꢀikayette bulunmuꢀtur.
Fatih Cumhuriyet Savcısı iꢀkence suçlarının önlenmesine iliꢀkin TCK’nın 243. maddesinde
öngörüldüğü üzere bu türden iꢀlenen suçlara karꢀı asgari beꢀ yıla kadar hapis cezasının
verilebileceğini, yine bu Kanun’un 102. maddesinde davanın beꢀ yıl içinde zamanaꢀımına
uğradığını hatırlatarak muhakemenin men-i kararı vermiꢀtir. Temmuz 2003 tarihinde baꢀvuran avukatı aracılığıyla muhakemenin men-i kararına
itirazda bulunmuꢀtur. Ekim 2003 tarihinde Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi, uygulamanın yürürlükteki usuli
iꢀlemlere ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle bu itirazı reddetmiꢀtir.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 5/3 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
AĐHS’nin 5/3 maddesine atıfta bulunan baꢀvuran, yedi yıl yedi aydan fazla süren tutukluluk
süresinin uzunluğundan ꢀikayetçi olmaktadır.
Hükümet 9 Mayıs 1996 tarihinde baꢀlayıp 10 Aralık 2003 tarihinde sona eren baꢀvuranın
tutukluluk süresinin aꢀırı olmadığını savunmaktadır. Hükümet ulusal mahkemelerin iꢀlenen
suçun niteliği, kanıtların durumu, firar riski ve kamu yararını göz önüne alarak olayların
meydana geldiği dönemde iç hukukta uygulanan hükümlere uygun ꢀekilde baꢀvuranın
tutukluluk halinin devamına karar verdiklerini ifade etmektedir.
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde ꢀikayetin dayanaktan yoksun olmadığını
kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle ꢀikayet kabuledilebilir niteliktedir.
AĐHM davanın esası ile ilgili olarak, baꢀvuranın sözkonusu tutukluluk döneminin 27 Nisan tarihinde baꢀlayıp serbest bırakıldığı 10 Aralık 2003 tarihinde sona erdiğini not
etmektedir. Bu süre yedi yıl yedi ay on beꢀ gündür.
AĐHM, AĐHS’nin 5/3 maddesine yönelik bir ihlal olup olmadığını , ilgili tarafından serbest
kalabilmek için yapılan baꢀvurularda ihtilafa mahal vermeyen olaylara dayalı olarak ve ilgili
kararlarda yer alan gerekçeler temelinde tespit edecektir. (Bkz. Assenov ve diğerleri-
Bulgaristan kararı, 28 Ekim 1998).
Bu bağlamda, hakimlerin bir gerekçe göstermeksizin neredeyse benzer hatta basmakalıp
ifadelerle baꢀvuranın tutukluluk halinin devamına karar verdikleri gözlenmektedir. Delil
unsurlarından suça iliꢀkin ciddi göstergelerin mevcut olduğu ve devam ettiği anlaꢀılmaktadır.
Genel olarak ilgili etkenler olmasına rağmen, mevcut davada bunlar, tek baꢀına, baꢀvuranın
tutukluluk süresinin bu denli uzun olmasını haklı çıkarmamaktadır (Bkz. Ali Hıdır Polat-Türkiye
kararı, no: 61446/00, 5 Nisan 2005).
AĐHM, hakimler tarafından benimsenen gerekçelerin «yerinde» ve «yeterli» olmadığı
kanısındadır. Bu itibarla, baꢀvuranın davasının görülmesi konusunda gerekli özenin gösterilip
gösterilmediği meselesi üzerinde durulmasına gerek yoktur. (Bkz. sözü edilen Ali Hıdır Polat,
Kesikkulak-Türkiye kararı no: 7263/04, 8 Ocak 2009 ve Mahmut Yaman-Türkiye kararı no:
33631/04, 20 Ocak 2009).
Bu koꢀullar çerçevesinde, baꢀvuranın tutukluluk süresinin uzunluğu dikkate alındığında, AĐHM
AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
II. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran yargılamanın uzunluğu nedeniyle AĐHS’nin 6/1 maddesinde öngörülen makul süre
ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
Hükümet bu iddiaya karꢀı çıkmaktadır.
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde ꢀikayetin dayanaktan yoksun olmadığını
kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle ꢀikayet kabuledilebilir niteliktedir.
AĐHM davanın esası ile ilgili olarak dikkate alınması gereken dönemin 27 Nisan 1996
tarihinde baꢀladığını ve dava sürecinin ulusal mahkemeler önünde halen sürdüğünü
gözlemektedir. Đki dereceli mahkemede görülen bu süre on üç yıldan fazladır. AĐHM bu
baꢀvuruya konu edilen benzer ꢀikayetleri ortaya koyan baꢀvuruları daha önce de incelediğini,
bu konudaki yerleꢀik içtihadından ileri gelen kıstaslar ıꢀığında «makul süre» ilkesinin ihlal
edildiği sonucuna vardığını hatırlatır (Bkz. diğer birçokları arasında Pelissier ve Sassi-Fransa
kararı no: 25444/94). Mevcut baꢀvuruda daha önce benimsenen bu kararın dıꢀına çıkılmasını
gerektirecek bir durumun sözkonusu olmadığını kaydeden AĐHM, aynı gerekçelerle AĐHS’nin
6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
III. AĐHS’NĐN DĐĞER MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
AĐHS’nin 3., 6/1 ve 13. maddelerine atıfta bulunan baꢀvuran gözaltı sırasında iꢀkenceye maruz
kaldığını ve sorumlu polislerin mutlak bir cezasızlıktan yararlandığını iddia etmektedir.
AĐHM yapılan bu ꢀikayetleri incelemiꢀtir. AĐHM öne sürülen olaylar ve yapılan ꢀikayet
arasında geçen süre ve baꢀvuranın -avukatı aracılığıyla temsil edilmesine karꢀın- uzun bir
dönem boyunca konuya yeterli ihtimamı göstermediği dikkate alındığında baꢀvurunun bu
bölümünün gecikmeli yapıldığına ve AĐHS’nin 35/1 ve 4 maddelerine dayalı olarak altı aylık
süre ꢀartına uyulmadığı gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğine itibar etmektedir (Bkz. mutatis
mutandis, Hasan Aksakal no: 70285/01, 11 Ekim 2007, Aydın vd. no: 46231/99, 26 Mayıs
2005, Kıniꢀ kararı, no: 13635/04, 28 Haziran 2005 ve Üçak ve Kargılı-Türkiye kararı no:
75527/01 ve 11837/02, 28 Mart 2006).
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
Baꢀvuran 25.000 Euro manevi tazminat, 5.000 Euro maddi tazminat ve yargılama gider ve
masrafları için 7.000 Euro talep etmektedir. Baꢀvuran kanıtlayıcı belge niteliğinde posta
makbuzları ile avukatlık sözleꢀmesini sunmaktadır.
Hükümet bu miktarlara karꢀı çıkmaktadır.
Tespit edilen ihlal ile öne sürülen maddi tazminat arasında herhangi bir illiyet bağı
bulunmadığından AĐHM bu talebi reddetmektedir. AĐHM buna karꢀılık, baꢀvurana
hakkaniyete uygun olarak 12.500 Euro manevi tazminat ve tüm yargılama masraf ve giderleri
için 1.500 Euro ödenmesini uygun görmektedir. AĐHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez
Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini
ifade etmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1.Baꢀvurunun tutukluluk süresine ve yargılamanın uzunluğuna iliꢀkin bölümünün
kabuledilebilir, bunun dıꢀında kalanların kabuledilemez olduğuna;
2. AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;
3. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru
üzerinden TL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından;
i. baꢀvurana 12.500 (on iki bin beꢀ yüz) Euro manevi tazminat ödenmesine;
ii. yargılama masraf ve giderleri için baꢀvurana 1.500 (bin beꢀ yüz) Euro ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 7 Temmuz 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
6
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło