61908/00

WyrokETPCz2006-09-21ECLI:CE:ECHR:2006:0921JUD006190800

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy długość tymczasowego aresztowania (ponad 6 lat i 6 miesięcy) oraz przewlekłość postępowania karnego (ponad 10 lat i 7 miesięcy) naruszyły prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie i prawo do wolności osobistej, zgodnie z art. 5 ust. 3 i art. 6 ust. 1 Europejskiej Konwencji Praw Człowieka?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że długość tymczasowego aresztowania skarżącego, trwającego ponad sześć lat i sześć miesięcy, była nadmierna, ponieważ sądy krajowe uzasadniały jego przedłużanie jedynie ogólnikowymi sformułowaniami, takimi jak „charakter przestępstwa, stan dowodów i długość aresztowania”, bez wskazania konkretnych i wystarczających powodów. Podkreślono, że sama powaga zarzutów nie może uzasadniać ryzyka ucieczki, a „stan dowodów” nie może usprawiedliwiać tak długiego pozbawienia wolności. Ponadto, Trybunał stwierdził, że postępowanie karne, które trwało ponad dziesięć lat i siedem miesięcy w jednej instancji, było przewlekłe i naruszyło prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie, biorąc pod uwagę brak wystarczających działań ze strony władz krajowych.
Stan faktyczny
Skarżący, Mehmet Güneş, został zatrzymany 16 lipca 1993 r. pod zarzutem członkostwa w nielegalnej organizacji i posiadania fałszywego dowodu tożsamości. 30 lipca 1993 r. został tymczasowo aresztowany. Akt oskarżenia wniesiono 15 września 1993 r. Skarżący był przetrzymywany w areszcie do 25 stycznia 2000 r., czyli przez ponad 6 lat i 6 miesięcy. Postępowanie karne przed Państwowym Sądem Bezpieczeństwa w Stambule, w którym odbyło się 36 rozpraw, zakończyło się 17 lutego 2004 r. umorzeniem z powodu przedawnienia, co oznacza, że trwało ponad 10 lat i 7 miesięcy.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdził, że pozostała część skargi jest dopuszczalna. 2. Stwierdził naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji. 3. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 4. Orzekł, że pozwane państwo ma zapłacić skarżącemu, w terminie trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, następujące kwoty, przeliczone na liry tureckie według kursu z dnia płatności: a. 9 000 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe. b. 1 500 euro tytułem zwrotu kosztów i wydatków. c. wszelkie podatki, które mogą być należne od powyższych kwot. 5. Orzekł, że od upływu trzymiesięcznego terminu do dnia zapłaty, do powyższych kwot zostaną doliczone odsetki proste w wysokości równej krańcowej stopie procentowej Europejskiego Banku Centralnego powiększonej o trzy punkty procentowe. 6. Oddalił pozostałą część roszczeń skarżącego o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

ღꢀ ꢁ ꢀღ   ღꢀ   ღ * * __________   COUNCIL   OF EUROPE   ꢁ ꢀ   ꢁ ꢀ $9583$ꢀ   ღꢀ ꢂꢀ ꢁ ꢀ .216(<ò   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   ÜÇÜNCÜ DAİRE   MEHMET GÜNEŞ - TÜRKİYE   (Başvuru no. 61908/00)   KARAR   STRAZBURG   Eylül 2006   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   B ı ı k a r a r A Î H S 'n i n 4 4 § 2 m a d d e s i n d e b e l i r t i l e n ş a r t l a r d a k e s i n l i k k a z a n a c a k t ı r . A n c a k , şekle   ilişkin değişiklik yapılabilir.   USUL   Dava, İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesinin (“Sözleşme”) 34. maddesi   uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, bir Türk vatandaşı olan Mehmet Güneş (“başvuran”)   tarafından, 23 Temmuz 2000 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan   başvurudan (no. 61908/00) kaynaklanmaktadır.   Başvuran, İstanbul Barosu’na bağlı avukat E. Kanar tarafından temsil edilmiştir.   OLAYLAR   Başvuran 1951 doğumludur ve Türkiye’de yaşamaktadır.   T em m uz 1993 tarihinde, başvuran, T D P (T ürkiye D evrim P artisi) isim li yasa dışı   bir örgüte üyelik ve sahte kimlik kartı bulundurmak şüphesiyle İstanbul Emniyet Müdürlüğü   Terörle Mücadele Şubesi polis memurlarınca gözaltına alınmıştır. 30 Temmuz 1993 tarihine   kadar gözaltında tutulmuştur.     Temmuz 1993 tarihinde, başvuran hakim önüne çıkarılmış ve hakim tutuklu   yargılanmasını emretmiştir. Herhangi bir ifadenin altına imza atmadığını ve polis nezaretinde   bulunduğu sürede kötü muameleye maruz bırakıldığını iddia etmiştir.   Eylül 1993 tarihinde, İstanbul D evlet G üvenlik M ahkem esi C um huriyet B aşsavcısı,   Ceza Kanunu’nun 168 § 1. maddesi uyarınca başvuranı yasadışı bir örgüte üyelikle suçlayan   bir iddianame sunmuştur.   O c a k 20Ö0 t a r ih i n d e , b a ş v u r a n s e rb e s t bı ra k ıl m ı ş t ır .   6 T e m m u z 1 9 9 3 v e 2 5 O c a k 2 0 0 0 ta rih le ri a ra sın d a , İsta n b u l D e v le t G ü v e n lik   Mahkemesi otuz altı duruşma düzenlemiştir. Başvuran, birkaç kez tutuksuz yargılanma   talebinde bulunmuştur. Delillerin durumunu göz önünde bulunduran İstanbul Devlet Güvenlik   Mahkemesi, 25 Ocak 2000 tarihine kadar her seferinde başvuranın talebini reddetmiştir.   Maıt 1996 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, Adli Tıp Kurumu’ndan,   yazılı delil olarak sunulan belgelerin, başvuran ve onunla birlikte suçlanan M.A.A. isimli kişi   tarafından düzenlenip düzenlenmediğine dair inceleme yürütmesini talep etmiştir.   7 Ş u b at 2 0 0 4 tarih in e k ad ar, ilk d erece m ah k em esi, A d li T ıp K u ru m u ’n u n k o n u y a   ilişkin raporunu beklemek ve M.A.A. isimli şahısın tutuklu bulundurulduğu hapishaneye   ilişkin bilgi edinmek amacıyla duruşmaları ertelemiştir.   7 Ş u b a t 2 0 0 4 ta rih in d e , İs ta n b u l D e v le t G ü v e n lik M a h k e m e s i, C e z a K a n u n u ’n u n 1 0 2   ve 104. maddeleri uyarınca kanuni zamanaşımı süresinin dolmuş olması gerekçesiyle   başvuran hakkındaki cezai işlemlerin sona ermesi kararını vermiştir.   HUKUK   I . A İ H S ’N İ N 5 § 3 . M A D D E S İ N İ N İ H L A L E D İ L D İ Ğ İ İ D D İ A S I   Başvuran, tutuklu yargılanma süresinin, AİHS’nin 5 § 3. maddesinde öngörülen   “makul süre” şartını aştığı konusunda şikayetçi olmuştur. Sözkonusu maddenin ilgili bölümü   şöyledir:   “B u m ad d en in l.c fık rasın d a ö n g ö rü len k o şu llara u y arın ca y ak alan an v ey a tu tu lu   d u r u m d a b u l u n a n h e r k e s [ i ı ı ] . . . ma k u l b i r s ü r e i ç i n d e y a r g ı l a n m a y a v e y a adl i   k o v u ş t u r m a s ı r a s ı n d a s e r b e s t b ı r a k ı l m a y a h a k k ı v a r d ı r . S a l ı v e r i l m e , i l g i l i n i n   d u r u ş m a d a h a z ı r b u l u n m a s ı n ı s a ğ l a y a c a k b i r t e m i n a t a b a ğ l a n a b i l i r . ”   Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir.   A. Kabuledilebilirlik   AİHM, bu şikayetin, AÎHS’nin 35 § 3. maddesi anlamı dahilinde temelsiz olmadığını   kaydetmiştir. Ayrıca, başka açılardan da kabuledilmez olmadığını belirtmiştir. Dolayısıyla,   kabuledilebilir bulunmalıdır,   B . E s a s l a r   Hükümet, Devlet Güvenlik Mahkemesinin, başvuranın tutuklu yargılama süresini   haksız olarak uzatmamış olduğunu ileri sürmüştür. Başvurana yöneltilen suçlama ciddi   niteliktedir ve başka bir suç işlemesini veya kaçmasını önlemek açısından da tutuklu   yargılanması gereklidir. Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranın kaçmasına veya delilleri ve   izleri yok etmesine dair yüksek riski göz önünde bulundurmuştur. Başvuranın tutuklu   yargılama süresinin devamında gerçek kamu yararı bulunmaktadır; zira ona yöneltilen   suçlama ciddi niteliktedir.   Başvuran, tutuksuz yargılama taleplerini reddederken İstanbul Devlet Güvenlik   Mahkemesinin “suçun niteliği, delillerin durumu ve tutukluğun süresi”ne dayandığını ancak   başvuranın delilleri yok etme veya kaçma ihtimaline deyinmediğini iddia etmiştir. Başvuran,   tutuklu yargılanmasının devamına ilişkin olarak İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi   tarafından öne sürülen gerekçelerin yeterli olmadığını ileri sürmüştür.   AÎHM, sözkonusu bir davada sanığın tutuklu yargılanma süresinin makul süreyi   aşmamasını sağlama görevinin öncelikle ulusal yargı makamlarına düştüğünü yinelemektedir.   Bu amaçla, masumiyet karinesi ilkesine bağlı kalarak, kişisel özgürlüğe saygı kuralına   uymamayı haklı çıkaran gerçek bir kamu yararı gereğinin mevcudiyetini destekleyen veya   çürüten delilleri incelemeli ve bunları serbest bırakılma başvurularına ilişkin kararlarında   ortaya koymalıdırlar. AİHM, AİHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edilip edilmemiş olduğu   hususunda bir karara varırken esas olarak sözkonusu kararlarda belirtilen nedenler ve   itirazlarında başvuran tarafından ortaya konan saptanmış gerçekleri temel almalıdır (bkz.   Assenov ve Diğerleri - Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar).   Yakalanan kişinin bir suç işlemiş olduğuna ilişkin makul şüphenin devamı,   tutululuğun devamının geçerliliği için mutlaka aranılan bir koşuldur ancak, belirli bir süre   soma yeterli olmamaktadır. AİHM bu durumda adli makamlarca öne sürülen diğer   gerekçelerin, kişinin özgürlüğünden mahrum bırakılmasını haklı çıkarmaya devam edip   etmediğini tespit etmelidir (bkz., diğer kararların yanı sıra, Ilijkov - Bulgaristan, no.   33977/96, § 77, 26 Temmuz 2001 ve Labita - İtalya [BD], no. 26772/95, §§ 152-153, AÎHM   2000-IV).   AÎHM, sözkonusu davada, gözönüne alınacak sürecin, 16 Temmuz 1993 tarihinde   başladığını ve başvuranın serbest bırakıldığı tarih olan 25 Ocak 2000 tarihinde sona erdiğini   belirtmiştir. Böylece, bu süre altı yıl ve altı aydan fazla sürmüştür. Bu süre zarfında, İstanbul   Devlet Güvenlik Mahkemesi, “suçun niteliğini, delillerin durumunu ve tutukluluk süresini göz   önünde tutarak” gibi klişe ifadeler kullanarak başvuranın tutuklu yargılanma süresini   uzatmıştır.   AİHM, başvurana yüklenen suçun ciddiyetini ve ilgili cezanın katılığını göz önüne   almaktadır. Ancak, AÎHM, kaçma tehlikesinin, yalnızca cezanın katılığı temelinde   değerlendirilemeyeceğini; ancak, ya böyle bir tehlikenin varlığım doğrulayabilecek ya da bu   tehlikeyi tutuklu yargılanmayı haklı çıkarmayacak kadar önemsiz gösterebilecek, diğer ilgili   ek unsurlar açısından incelenmesi gerektiğini hatırlatır (bkz., Muller - Fransa, 17 M art 1997   tarihli karar, Letellier - Fransa, 26 H aziran 1991 tarihli karar). B u bağlam da, A ÎH M , yerel   mahkemenin başvuranların tutuklu yargılanma süresini uzatmaya ilişkin kararlarında, bu   şekilde yeterli gerekçelerin mevcut olmadığını kaydeder.   ( Son olarak, genellikle “delillerin durumu” ifadesi, ciddi suç göstergelerinin   mevcudiyeti ve devamlılığı hususunda ilgili bir etken olsa dahi, sözkonusu davada bu ifade,   tek başına, başvuranların şikayette bulunduğu gözaltı süresinin uzunluğunu haklı gösteremez   (bkz., yukarıda anılan, Letellier, Tornası ~ Fransa, 27 A ğustos 1992 tarihli karar; Mansur -   Türkiye, 8 H aziran 1995 tarihli karar; Demirel - Türkiye, no. 39324/98, 28 O cak 2003).   Yukarıda belirtilen değerlendirmeler, AİHM’nin, ilk derece mahkemesinin basmakalıp   muhakemesi gözönüne alındığında, başvuranın altı yıl, altı ay ve on bir günden fazla süren   tutuklu yargılanma süresinin haklı çıkarılabileceğinin gösterilmemiş olduğu sonucuna varması   için yeterlidir.   Dolayısıyla, AİHS’nin 5 § 3. maddesi ihlal edilmiştir.   II. AİHS’NİN 6 § 1. MADESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuran, işlemlerin süresinin, AİHS’nin 6 § 1. maddesinde öngörülen “makul süre”   şartına uymadığı konusunda şikayetçi olmuştur. Sözkonusu maddenin ilgili kısmı şöyledir:   “Herkes ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan ... bir   mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde ... görülmesini istemek hakkma sahiptir.”   Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir.   A. Kabuledilebilirlik   AİHM, bu şikayetin, belirlenmesi esaslarının incelenmesine bağlı olan, AİHS   bağlamında ciddi hukuki ve olgusal konular ortaya koyduğu kanısındadır. Dolayısıyla, AÎHM,   başvurunun bu kısmının, AİHS’nin 35 § 3. maddesi anlamı dahilinde, temelsiz olmadığı   sonucuna varmıştır. Kabuledilmez olduğuna karar vermek için başka bir sebep görülmemiştir.   B . E s a s l a r   Hükümet, davanın süresinin aşırı olmadığım ve ulusal makamların konuda bir ihmali   olmadığım ileri sürmüştür. Delil toplamadaki güçlükler göz önüne alındığında dava karmaşık   yapıdadır. İlk derece mahkemesi, yazılı delil olarak sunulan belgelerin başvuran tarafından   düzenlenip düzenlenmediğine dair incelemeye ilişkin Adli Tıp Kurumu raporunu beklemiştir.   AİHM, göz önüne alınacak sürecin, başvuranın gözaltına alındığı tarih olan 16   Temmuz 1993 tarihinde başladığını ve İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, Ceza   Kanunu’nun 102 ve 104. maddeleri uyarınca kanuni zamanaşımı süresinin dolmuş olması   gerekçesiyle başvuran hakkındaki cezai işlemlerin sona ermesi kararını verdiği tarih olan 17   Şubat 2004 tarihinde bittiğini kaydetmiştir. İşlemler bir yargı kademesinde yaklaşık olarak on   yıl yedi ay sürmüştür.   AİHM, işlemlerin süresinin makuİiyetinin, dava olayları ışığında ve davanın   karmaşıklığı, başvuranın ve ilgili makamların tutumu kriterlerine atfen değerlendirilmesi   gerektiğini yinelemektedir (bkz., diğerlerinin yanı sıra, Peîissıer ve Sassi - Fransa [BD],   25444/94).   Kendisine sunulan tüm verileri inceleyen ve konuya ilişkin içtihadını göz önünde tutan   AİHM, sözkonusu davada işlemlerin süresinin haddinden fazla olduğu ve “makul süre”   şartına uymadığı kararını vermiştir.   Dolayısıyla, 6 § 1. madde ihlal edilmiştir.   II. AVRUPA   İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİNİN   41. MADDESİNİN   UYGULANMASI   AİHS’nin 41. maddesi şöyledir:   “M ahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, M ahkeme, gerektiği   takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Başvuran, 45.000 Euro maddi tazminat talep etmiştir. Ayrıca, toplam 25.700 Euro   manevi tazminat talep etmiştir.   Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.   Başvuran tarafından talep edilen maddi tazminata ilişkin olarak, AİHM, başvuranın   talebini doğrular bir belge sunmadığını belirtmiştir. Dolayısıyla, AÎHM, başvuranın maddi   tazminat talebini reddetmiştir.   Manevi tazminata ilişkin olarak, AİHM, başvuranın, bir miktar sıkıntıya maruz kalmış   olabileceğini değerlendirmiştir. Dava olaylarını ve içtihadını göz önünde bulunduran AİHM,   b u b a ş l ı k a l t ı n d a b a ş v u r a n a 9 . 0 0 0 E u r o t a z m i n a t ö d e n m e s i n e k a r a r v e r m i ş t i r .   B. Mahkeme Masrafları   Başvuran, ayrıca, yerel mahkemelerde ve AİHM’de yapılan mahkeme masraflarına   karşılık 10.542 Euro talep etmiştir.   Hükümet, ancak zorunlu olarak ve gerçekten yapılan mahkeme masraflarının   ödenebileceğini belirtmiştir. Bu bağlamda, Hükümet, başvuran ve temsilcisinin mahkeme   masraflarım gösteren belgeler sunmamış olduklarını ileri sürmüştür.   ( Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadına göre, başvuran, ancak mahkeme   masraflarının zorunlu olarak ve gerçekten yapıldığı ve miktarının makul olduğu kanıtlandığı   durumda mahkeme masraflarının ödenmesi hakkına sahiptir. Bu davada, sahip olduğu   bilgileri ve yukarıda belirtilen kriterleri göz önünde tutan AİHM, başvurana, mahkeme   masraflarına karşılık 1.500 Euro tazminat ödenmesine karar vermiştir.   C . G e c i k m e f a i z i   AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasinın kısa vadeli kredilere   uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun   olduğuna karar verir.   B U S E B E P L E R L E , A İH M O Y B İR L İĞ İ İL E   1. Başvurunun kalanının kabuledilebilir olduğuna;   . A Î H S ’ n i n 5 § 3 . m a d d e s i n i n i h l a l e d i l d i ğ i n e ;   3. A İH S ’nin 6 § 1. m addesinin ihlal edildiğine;   . (a ) S o ru m lu D e v le t’in , b a şv u ra n a , a şa ğ ıd a k i m ik ta rla rı, A İH S ’n in 4 4 § 2 . m a d d e si   uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme günündeki kur   üzerinden Yeni Türk Lirasina dönüştürmek üzere ödemesine:   (i) 9.000 Euro (dokuz bin Euro) manevi tazminat;   (ii) 1.500 Euro (bin beş yüz Euro) mahkeme masrafları;   (iii) yukarıdaki miktarlara tabi olabilecek her türlü vergi;   (b) yukanda belirtilen üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için   yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankasinın o dönem için geçerli faizinin üç puan   fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;   . B a ş v u r a n ın a d il ta z m in ta le b in in k a la n ın ın r e d d in e   K A R A R V E R M İŞ T İR .   İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüziiğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi   uyarınca 21 Eylül 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.   Vincent BERGER   Yazı İşleri Müdürü   Bostjan M. ZUPANCIC   Başkan   ( . 6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 12.07.2026. · Źródło