61914/00
WyrokETPCz2006-08-10ECLI:CE:ECHR:2006:0810JUD006191400
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania sądowego dotyczącego praw majątkowych naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że postępowanie sądowe, które trwało ponad 31 lat (z czego 17 lat i 3 miesiące wchodziło w zakres jurysdykcji Trybunału ratione temporis), było nadmiernie długie i naruszyło zasadę rozsądnego terminu. Pomimo złożoności sprawy wynikającej z liczby stron i charakteru sporu, Trybunał stwierdził, że nie usprawiedliwia to tak długiego czasu trwania. Zachowanie skarżącego nie było główną przyczyną opóźnień. Główną odpowiedzialność za przewlekłość ponosiły sądy krajowe, w szczególności sąd pierwszej instancji, który potrzebował około 29 lat na wydanie orzeczenia co do istoty sprawy. Trybunał podkreślił, że państwa-strony mają obowiązek zorganizować swoje systemy prawne w taki sposób, aby sądy mogły rozstrzygać sprawy w rozsądnym terminie.Stan faktyczny
Mahmut Nalbant (urodzony w 1936 r., zmarły w 2005 r., po nim skargę kontynuowała jego rodzina) złożył skargę dotyczącą przewlekłości postępowania sądowego w Turcji. Sprawa dotyczyła praw majątkowych do działki, która w 1961 r. została zarejestrowana na rzecz Skarbu Państwa. W 1972 r. Mahmut Nalbant wraz z innymi osobami wniósł sprawę do Sądu Katastralnego w Lüleburgaz, kwestionując tę decyzję. Postępowanie krajowe zakończyło się w 2004 r. ostatecznym odrzuceniem roszczeń skarżących.Rozstrzygnięcie
Stwierdza dopuszczalność skargi; stwierdza naruszenie art. 6 § 1 Konwencji; zasądza na rzecz skarżących 9 432 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 000 EUR tytułem kosztów i wydatków, powiększone o wszelkie należne podatki i odsetki za zwłokę; oddala pozostałą część żądania słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
AVRUPA
OF EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
BEꢀĐNCĐ DAĐRE
NALBANT – TÜRKĐYE
(B a ꢀvuru no. 61914/00)
KARAR
STRAZBURG Ağustos 2006
Bu karar AĐHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen ꢀartlarda kesinlik kazanacaktır.
Ancak, ꢀekle iliꢀkin değiꢀiklik yapılabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
NALBANT – TÜRKĐYE KARARI
USUL
Dava, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleꢀmesi’nin (“Sözleꢀme”) 34. maddesi
uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Mahmut Nalbant (“baꢀvuran”) isimli Türk
vatandaꢀları tarafından, 7 Ağustos 2000 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne
yapılan baꢀvurudan (no. 61914/00) kaynaklanmaktadır.
OLAYLAR
DAVA OLAYLARI
Baꢀvuru, öncelikle 1936 doğumlu, Kırklareli’de yaꢀayan Mahmut Nalbant tarafından
yapılmıꢀtı. Baꢀvuranın 28 Mart 2005’teki vefatını müteakip eꢀi ve çocukları (bundan sonra
“baꢀvuranlar” olarak anılacaklardır) 15 Ağustos 2005 tarihinde baꢀvuruyu takip etme
isteklerini ifade etmiꢀlerdir. Baꢀvuranlar sırsıyla 1943, 1961, 1963 ve 1973 doğumludur.
Selime ve Mehmet Nalbant Kırklareli’de, Münevver Bozdemir ve Havva Nalbant Tekin ise
Tekirdağ’da yaꢀamaktadır. yılında Mahmut Nalbant’ın babası Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç etmiꢀtir.
Baꢀvuranların iddiasına göre Mahmut Nalbant’ın babasına, diğer insanlarla birlikte yerleꢀmesi
için 4086 no’lu parsel tahsis edilmiꢀtir. Eylül 1961 tarihinde Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’ne bağlı Tapulama
Komisyonu bir tapulama tespiti gerçekleꢀtirmiꢀ ve Evrensekiz köyündeki arsanın (4086 no’lu
parsel) Hazine adına kaydedilmesi gerektiği kanaatine varmıꢀtır.
Belirtilmemiꢀ bir tarihte 28 ꢀikâyetçi tespit sonuçlarına itiraz etmiꢀtir. Mahmut Nalbant
bu ꢀikâyetçiler arasında yer almamıꢀtır. Baꢀvuranlar kararın Nalbant’a tebliğ edilmediğini
iddia etmiꢀlerdir. Kasım 1970 tarihinde Tapulama Komisyonu madde itibariyle yetkisizlik beyan etmiꢀ
ve davayı Kadastro Mahkemesi’ne havale etmiꢀtir. Kadastro Mahkemesi dava dosyasını
Tapulama Komisyonu’na göndermiꢀ ve 3 Eylül 1971 tarihinde Tapulama Komisyonu
baꢀvuranların itirazlarını reddetmiꢀtir. yılında Mahmut Nalbant’ın da aralarında bulunduğu yirmi altı kiꢀi (bundan sonra
“davacılar” olarak anılacaktır) Lüleburgaz Kadastro Mahkemesi’nde bir dava açarak
Tapulama Komisyonu’nun kararını iptal etmesini talep etmiꢀlerdir. Mahmut Nalbant’ın
dilekçesi 8 Ağustos 1972 tarihlidir.
Mahkemenin bilgi talebi üzerine Kırklareli Tapu ve Kadastro Müdürlüğü 20 Mayıs 1981
tarihinde, tapu kayıtlarına göre sadece üç aileye Evrensekiz köyünde iskân için arsa verilmiꢀ
olduğu ve bunların arasında davacıların bulunmadığı bilgisini iletmiꢀtir. Mayıs 1983, 7 Mayıs 1993, 23 Mayıs 1996 ve 29 Haziran 2001 tarihlerinde
mahkeme olay yeri incelemeleri gerçekleꢀtirmiꢀ, Tapu Müdürlüğü’nden bilgi ve belge
talebinde bulunmuꢀ, bilirkiꢀi raporları düzenlenmiꢀtir.
NALBANT – TÜRKĐYE KARARI Temmuz 2001 tarihinde Lüleburgaz Kadastro Mahkemesi arsanın Hazine adına
kaydedilmesine hükmederek davayı reddetmiꢀtir. Đhtilaf konusu arazinin daha önce mera
olduğu için kamuya ait olduğu ve davacıların araziyi fiilen kullanmalarının mülkiyet
getirmeyeceğini belirtmiꢀtir. Mahkeme ayrıca, davacıların arazinin kendilerine yerleꢀim için
verildiği savını destekleyen herhangi bir resmi belge bulunmadığını belirtmiꢀtir. Eylül 2001 tarihinde Mahmut Nalbant Birinci Derece Mahkemesi’nin kararına itiraz
etmiꢀtir. Dilekçesinde, yargılama süresinin uzunluğunun AĐHS’nin 6. maddesinin ihlal ettiğini
belirtmiꢀtir. Ekim 2003 tarihinde Yargıtay Birinci Derece Mahkemesinin kararını onamıꢀtır.
Yargıtay ayrıca Nalbant’ın kararın düzeltilmesi talebini de 29 Nisan 2004 tarihinde geri
çevirmiꢀtir.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuranlar hukuki iꢀlemlerin süresinin ilgili kısmı aꢀağıda çıkarılan AĐHS’nin 6 § 1
maddesinin “makul süre” zorunluluğunu aꢀmasından ꢀikâyetçi olmuꢀlardır:
“Herkes … medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar … konusunda karar verecek olan … bir
mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde … görülmesini istemek hakkına sahiptir.”
A. Kabuledilebilirlik
Hükümet, AĐHS’nin 35 § 1. maddesi bağlamında iç hukuk yolları tüketilmemiꢀ
olduğundan baꢀvurunun reddedilmesini Mahkeme’den talep etmiꢀtir. Bu yönde Hükümet,
özellikle Mahmut Nalbant’ın ꢀikâyetlerini yerel mahkemelerde dile getirmediği ve AĐHS’ye
bağlı kalmadığını öne sürmüꢀtür.
Baꢀvuranlar Hükümetin iddialarını reddetmiꢀtir. Özellikle yargılama devam ederken
Mahmut Nalbant’ın iꢀlemlerin hızlandırılması için yerel mahkemeden talepte bulunduğu ve
AĐHS’ye uyduğunu belirtmiꢀlerdir.
Mahkeme, halihazırda benzer davalarda Hükümet’in ön itirazlarını incelediğini ve
bunları reddettiğini hatırlatır (bkz. Karakullukçu – Türkiye, no. 49275/99). Mahkeme,
sözkonusu davada yukarıda anılan baꢀvurudan baꢀka bir sonuca yönelmek için sebep
görmemektedir. Dolayısıyla Hükümetin bu baꢀlık altındaki itirazlarını reddeder.
Ayrıca Mahkeme, baꢀvurunun AĐHS’nin 35 § 1 maddesi bağlamında açıkça dayanaktan
yoksun olmadığını belirtir. Baꢀvurunun kabuledilmez olduğuna dair baꢀka dayanak
bulunmamaktadır. Dolayısıyla baꢀvuru kabuledilebilir bulunmuꢀtur.
NALBANT – TÜRKĐYE KARARI
B. Esaslar
1. Dikkate alınması gereken süre
Hükümet, Türkiye’nin, Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu önünde bireysel baꢀvuru
hakkını tanıdığı 28 Ocak 1987 tarihinden sonra gerçekleꢀen iꢀlemlerin dikkate alınmasını
Mahkeme’den talep etmiꢀtir.
Baꢀvuranlar Hükümet’in talebine itiraz etmiꢀtir. Özellikle, yerel yargılamanın 1961
yılında baꢀlayıp 29 Nisan 2004 tarihinde bittiğini öne sürmüꢀlerdir.
Mahkeme yargılamanın 6 § 1 maddesinde belirtilen “makul süre” zorunluluğunu
karꢀılayıp karꢀılamadığının tespitinde dikkate alınacak sürenin Mahmut Nalbant’ın
Lüleburgaz Kadastro Mahkemesi’nde dava açtığı 8 Ağustos 1972 tarihinde baꢀlayıp
Yargıtay’ın kararın düzeltilmesi talebini reddettiği 29 Nisan 2004 tarihine kadar olduğunu
değerlendirir. Buna göre Lüleburgaz Kadastro Mahkemesi ve davayı iki kez inceleyen
Yargıtay huzurundaki yargılamalar ortalama 31 yıl 9 ay sürmüꢀtür.
Mahkemenin kararı zaman bakımından sadece Türkiye’nin, Avrupa Đnsan Hakları
Komisyonu önünde bireysel baꢀvuru hakkını tanıdığı 28 Ocak 1987’den itibaren geçen 17 yıl aylık süreyi dikkate almasına izin vermektedir. Ancak yine de sözkonusu tanımanın beyan
edildiği tarihte yargılamanın durumunu da dikkate almalıdır (bkz. ꢁahiner – Türkiye, no.
29279/95 ve Cankoçak – Türkiye, no. 25182/94 ve 26956/95). Bahsekonu tarih itibariyle
yargılama zaten 14 yıl 6 ay sürmüꢀtü.
2. Yargılamanın süresinin uygunluğu
Hükümet, davanın karmaꢀık olduğunu ve geniꢀ bir yer kaplayan arsanın mülkiyeti
hakkında ihtilaf ve bazıları yargılama süreci devam ederken vefat eden ve vârislerin yerlerine
geçtiği oldukça fazla sayıda davacıyı barındıran bir dava olduğunu ifade etmiꢀtir.
Yetkililerden kaynaklanan bir gecikme olmadığını ve yargılama süresinin uzunluğunun
mahkemeden yerinde inceleme talep eden davacıların neden olduğu birtakım aralardan
kaynaklandığını belirtmiꢀlerdir. Hükümet Mahmut Nalbant’ın duruꢀmaların bir kısmına
katılmadığı ve temsilcisinin belge ve bilgi sunmak ve yerinde inceleme masraflarını ödemek
için kimi zaman süre talep ettiğini de eklemiꢀtir. Son olarak diğer davacıların erteleme
taleplerine Mahmut Nalbant’ın itiraz etmediğini belirtmiꢀlerdir.
Baꢀvuranlar iddialarını dile getirmiꢀlerdir. Özellikle ilk duruꢀmanın 1978 yılında, yani
Mahmut Nalbant’ın dava açmasından altı yıl sonra, ilk yerinde incelemenin ise 1982 yılında
yapıldığını belirtmiꢀlerdir. Ayrıca yargılamanın uzamasında Mahmut Nalbant’a
yüklenebilecek kusur bulunmadığını ifade etmiꢀlerdir.
Mahkeme yargılama süresinin uygunluğunun davanın ꢀartları ıꢀığında ve davanın
karmaꢀıklığı, baꢀvuran ve ilgili mercilerin tutumu ve ihtilafta yer alan baꢀvuran için neyin
tehlikede olduğu kriterlerine bakılarak değerlendirilmesinin gerektiğini hatırlatır (bkz. diğer
birçok içtihat yanında Frydlender – Fransa [BD], no. 30979/96).
NALBANT – TÜRKĐYE KARARI
Mahkeme, sözkonusu davanın davacı sayısının çokluğu ve anlaꢀmazlığın niteliği
yüzünden karmaꢀık olmasına rağmen bunun tek baꢀına yargılama süresinin tamamını haklı
çıkaramayacağı kanaatindedir.
Mahkeme, bazı duruꢀmalara ve olay yeri incelemelerine katılmaması nedeniyle Mahmut
Nalbant’ın tutumunun kusurdan öteye gitmediğini belirtir ve Nalbant’ın iꢀlemlerin
uzamasında ciddi bir rolü olmadığını değerlendirir.
Yerel mercilerin tutumuna iliꢀkin olarak ise Mahkeme, Birinci Derece Mahkemesinin
kararını onadığı ve baꢀvuranın kararın düzeltilmesi talebini reddettiği dönemde aꢀırı bir
gecikme tespit etmemiꢀtir. Ancak Mahkeme, Birinci Derece Mahkemesinin esaslarla ilgili bir
karar vermesinin yaklaꢀık 29 yıl aldığı, bunun 14 yıl 6 ayının Mahkeme’nin zaman itibariyle
verdiği karar dahilinde olduğunu göz ardı edemez. Gerçekten de Mahkeme, yargılamanın
özellikle yerinde incelemeler nedeniyle, kimi zaman hava muhalefeti, kimi zaman da
davacıların katılmaması, bazı davacıların vefatı ve çeꢀitli mercilerden bilgi beklenmesi gibi
aralar yüzünden uzadığını kaydetmektedir. Ancak Mahkeme, AĐHS’nin 6 § 1 maddesinin
Taraf Devletlerin hukuki sistemlerini, mahkemelerinin davaları makul bir süre içinde
sonuçlandırmak da dahil olmak üzere sözkonusu hükmün tüm gerekliliklerini yerine getirecek
ꢀekilde tanzim etmeye zorunlu kıldığını hatırlatarak (bkz. Arvelakis – Yunanistan, no.
41354/98) yerel mahkemenin iꢀlemleri hızlandırmak için daha sıkı tedbirler
uygulayabileceğini değerlendirmektedir. Ne davanın karmaꢀıklığı ne de davacıların tutumu
davanın Birinci Derece Mahkemesi tarafından ele alınması sırasında yaꢀanan gecikmeyi
açıklamak için yeterlidir. Bu nedenle Mahkeme, gecikmeye Birinci Derece Mahkemesinin
incelemesinin neden olduğu kanaatindedir.
Sonuç olarak Mahkeme, yerel yargılamada, Mahmut Nalbant için tehlikede olan değerin
kendisi ve baꢀvuranlar için kayda değer önemi haiz olduğu görüꢀündedir.
Konu hakkındaki içtihadını dikkate alarak Mahkeme, sözkonusu davada yargılama
süresinin aꢀırı olduğu ve “makul süre” zorunluluğunu yerine getiremediği kanaatindedir.
Bu nedenle AĐHS’nin 6 § 1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI
AĐHS’nin 41. maddesine göre:
“Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
A. Tazminat
Baꢀvuranlar 3,620 Yeni Türk Lirası (YTL) (yaklaꢀık 2,276 Euro) maddi tazminat talep
etmiꢀlerdir. Bu meblağ temsil giderleri ile yerel mahkemeler ve AĐHM’de tahakkuk eden
masrafları kapsamaktadır. Baꢀvuranlar ayrıca 15,000 YTL (yaklaꢀık 9,432 Euro) manevi
tazminat talep etmiꢀlerdir.
NALBANT – TÜRKĐYE KARARI
Hükümet, baꢀvuranlar tarafından talep edilen miktarlara aꢀırı ve asılsız olduğunu
belirterek karꢀı çıkmıꢀtır. Özellikle Mahkeme önünde dördüncü baꢀvuran tarafından temsil
edildikleri için baꢀvuranların talep ettiği temsil masraflarına itiraz etmiꢀlerdir.
Mahkeme, maddi tazminat sorununun aꢀağıda belirtilen “Mahkeme Masrafları” baꢀlığı
altında ele alınmasının uygun olacağı kanaatindedir.
Mahkeme, baꢀvuranların yargılama süresinin uzunluğuyla bağlantılı olarak sıkıntı ve
hüsran gibi, sadece ihlal tespitiyle yeterince tazmin edilemeyecek manevi zarara uğramıꢀ
oldukları görüꢀündedir. Mahkeme, dava koꢀulları ve içtihadını göz önünde bulundurarak
baꢀvuranlarca talep edilen miktarın tamamının ödenmesine karar vermiꢀtir.
B. Mahkeme masrafları
AĐHM’nin içtihadına göre, baꢀvuran, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için
yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmıꢀ ise bunları geri almaya hak kazanmaktadır.
Sözkonusu davada elindeki bilgileri göz önünde bulundurarak AĐHM, bütün baꢀlıklar
altındaki masrafları karꢀılamak üzere toplam 1,000 Euro ödenmesini uygun bulmaktadır.
C. Gecikme faizi
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere
uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar
vermiꢀtir.
YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. (a) Sorumlu Devlet’in baꢀvuranlara, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın
kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden
Yeni Türk Lirası’na çevrilerek:
(i) 9,432 Euro (dokuz bin dört yüz otuz iki Euro) manevi tazminat;
(ii) Mahkeme masrafları için 1,000 Euro (bin Euro) ödenmesine;
(iii) bu miktarlar üzerine uygulanabilecek her türlü vergiyi ödemesine;
(b) Yukarıda anılan üç aylık sürenin aꢀılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için
Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan
eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;
4. Baꢀvuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine
NALBANT – TÜRKĐYE KARARI
KARAR VERMĐꢀTĐR.
Đngilizce hazırlanmıꢀ, AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 10
Ağustos 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.
Claudia WESTERDIEK
Peer LORENZEN
Yazı Đꢀleri Müdürü
Baꢀkan
6
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło