62319/00
WyrokETPCz2005-07-15ECLI:CE:ECHR:2005:0715JUD006231900
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy skład Sądu Bezpieczeństwa Państwa, w tym obecność sędziego wojskowego, naruszył prawo skarżącego do niezawisłego i bezstronnego sądu zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że obecność sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa (DGM) budziła uzasadnione obawy co do jego niezawisłości i bezstronności. Skarżący, sądzony za przestępstwa kryminalne, miał prawo obawiać się, że sąd może wydać arbitralny wyrok oparty na pozamerytorycznych przesłankach. W konsekwencji, DGM nie spełniał wymogów "niezawisłego i bezstronnego sądu" w rozumieniu art. 6 ust. 1 Konwencji, co stanowiło naruszenie tego przepisu.Stan faktyczny
Skarżący, Feyyaz Yılmaz, został aresztowany w 1998 roku w Turcji pod zarzutem udziału w demonstracji i wspierania nielegalnej organizacji zbrojnej. Został skazany przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Izmirze, w którego skład wchodził sędzia wojskowy, na 2 lata i 6 miesięcy więzienia. Skarżący twierdził, że jego zeznania zostały wymuszone, nie miał dostępu do adwokata podczas zatrzymania, a opinia prokuratora generalnego nie została mu doręczona. Wyrok został utrzymany w mocy przez Sąd Kasacyjny.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał pozostałą część skargi za dopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu braku niezawisłości i bezstronności Sądu Bezpieczeństwa Państwa w Izmirze. 3. Uznał, że nie ma potrzeby badania pozostałych zarzutów na podstawie art. 6 Konwencji. 4. Stwierdził, że samo stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające słuszne zadośćuczynienie za szkodę niemajątkową. 5. Zasądził na rzecz skarżącego 1 500 EUR na pokrycie kosztów i wydatków. 6. Oddalił pozostałe roszczenia skarżącego o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
FEYYAZ YILMAZ - TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no:62319/00)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRASBOURG Temmuz 2005
İşbu karar AİHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup
bazı şekli düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (62319/00) başvuru no’lu davanın
nedeni, bu ülke vatandaşı Feyyaz Yılmaz’ın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne
(AİHM) 1 Haziran 2000 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi
uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde İzmir Barosu avukatlarından T.
Aslan tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR doğumlu olan başvuran İzmir’de ikamet etmektedir. Kasım 1998 tarihinde başvuran, İzmir Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele
Şubesi’ne bağlı polisler tarafından yakalanıp gözaltına alınmıştır. Başvuran 16 Kasım 1998’de
Abdullah Öcalan’ın İtalya’da yakalanmasını protesto etmek amacıyla düzenlenen gösteriye
katılmak ve adıgeçen kişiye destek vermek için slogan atmakla suçlanmıştır. Kasım 1998 tarihinde düzenlenen ifade tutanağına göre başvuran gösteriye
katıldığını ve slogan attığını kabul etmiştir. Kasım 1998 tarihinde İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet
Savcısı tarafından dinlenen başvuran, aleyhindeki suçlamaları reddetmiş ve suçsuz olduğunu
iddia etmiştir. Aynı gün İzmir DGM’ye çıkarılan başvuran hakkında tutuklu yargılama kararı
verilmiştir. Aralık 1998 tarihinde Cumhuriyet Savcısı başvuranla birlikte onyedi kişiyi,
yasadışı silahlı örgüte yardım etmekle suçlayarak Türk Ceza Kanunu’nun 169. maddesi ile sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi uyarınca mahkum edilmelerini talep
etmiştir.
İzmir DGM’de yapılan 2 Şubat 1999 tarihli duruşmada başvuran masum olduğunu ve
gözaltında kötü muameleye maruz kaldığını ileri sürmüştür. Başvuran ifadesinin baskı altında
alındığını iddia ederek içeriğini reddetmiştir. Başvuranın avukatı müvekkili aleyhine yapılan
suçlamaların TCK’nın 169. maddesine değil 3713 sayılı Kanun’un 8 §1 maddesine ilişkin
olduğunu ileri sürmüştür. Mayıs 1999 tarihinde aralarında askeri hakimin de yer aldığı İzmir DGM heyeti,
başvuranı TCK’nın 169. maddesi ile 3713 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca silahlı örgüte
yardım etmekten suçlu bulmuştur. Olayların meydana geldiği dönemde başvuran reşit
olmadığından TCK’nın 55§3 maddesi uyarınca cezası üçte bir oranında indirilmiş, sonuç
olarak iki yıl altı ay hapis cezasına çarptırılmıştır. Mahkeme ayrıca ilgili kişinin tutuklu
yargılandığı süreyi dikkate alarak salıverilmesine karar vermiştir.
Mahkeme başvuranın suçlu olduğuna hükmederken, diğer sanıkların ifade ve
tanıklıklarını, olay yeri, yüzleştirme ve kimlik teşhisi tutanaklarını ve başvuranın kendisinin
yargılama sürecinin farklı aşamalarında verdiği ifadeleri gözönünde bulundurmuştur.
Başvuranın avukatı ve İzmir DGM Cumhuriyet Savcısı sözkonusu kararı temyize
götürmüşlerdir.
Ekim 1999 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı hazırladığı tebliğnamede ilk
derece mahkemesi tarafından verilen kararın onanmasını talep etmiştir. Sözkonusu tebliğname
başvurana bildirilmemiştir.
Yargıtay 25 Ocak 2000 tarihli ve 2 Şubat 2000 tarihinde ilan edilen kararıyla ilk
derece mahkemesinin verdiği kararı onamıştır.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHS’NİN 14. MADDESİ İLE BİRLİKTE 6. MADDESİNİN İHLAL
EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran kendisini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, bir
yandan bünyesinde bir askeri hakim bulunmasından, diğer yandan ise gözaltı süresince
avukattan yararlanamadığından dolayı, kendisine adil bir yargılama sağlayabilecek “bağımsız
ve tarafsız bir mahkeme” olmadığı iddiasında bulunmaktadır.
Başvuran ayrıca, gözaltındayken kendi iddiasına göre polislerin baskı ve zorlaması
altında verdiği ifadenin aleyhinde delil olarak kullanıldığından ve genel ceza hukukunda yer
alan savunma haklarına ilişkin usullerden daha az elverişli olanlara tabi tutulduğundan şikayet
etmektedir.
Son olarak başvuran Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın tebliğnamesinin kendisine
iletilmediğinden şikayetçi olmaktadır.
Bu itibarla başvuran AİHS’nin 14. maddesiyle birlikte veya ayrı olarak ele alınmak
suretiyle 6. maddenin 1. fıkrası ile 3. fıkrasının b) bendine atıfta bulunmaktadır.
A. Kabuledilebilirlik hakkında
Hükümet AİHS’nin 35. maddesinde öngörülen altı aylık süre kuralına uyulmadığı için
AİHM’den, DGM’nin yapısına ilişkin şikayeti reddetmesini istemektedir. Hükümet,
DGM’nin bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun olduğuna ilişkin şikayet hakkında verilen iç
nihai kararın, yine aynı Mahkeme tarafından verildiğini belirtmektedir. Bu itibarla Hükümet,
olayların meydana geldiği dönemde Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yapısı iç hukuktan
kaynaklandığı için Yargıtay’ın sözkonusu şikayet hakkında hüküm vermeye yetkili
olmadığını belirtmektedir. Sonuç olarak Hükümet, başvuranın başvurusunu, iç hukuk
yollarının etkisiz olduğunu anladığı andan, yani İzmir DGM’nin kararını verdiği 11 Mayıs tarihinden itibaren altı ay içinde yapmış olması gerektiğini ileri sürmektedir. Oysa
başvuru belirtilen tarihten altı ay geçtikten sonra yapılmıştır.
AİHM benzer bir itirazı Özdemir-Türkiye (no: 59659/00, § 26, 6 Şubat 2003)
davasında reddettiğini hatırlatır. Mahkeme önceki kararından ayrılmasını gerektirecek hiçbir
gerekçe görmediğinden Hükümet’in bu itirazını reddetmiştir.
AİHM, içtihatlarından doğan kriterler ışığında (bkz., Çıraklar-Türkiye, 28 Ekim 1998,
Derleme Hükümler ve Kararlar 1998-VII) ve elindeki mevcut unsurların tümü gözönüne
alındığında başvurunun esastan incelenmesi gerektiği kanaatine varmıştır. AİHM başvuruda
bunun dışında hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi ile karşılaşılmadığını tespit etmiştir.
B. Esas hakkında
1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı Hakkında
AİHM daha önce buna benzer şikayetlerin dile getirildiği birçok dava incelediğini ve
bunların AİHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlali yönünde sonuçlandığını ortaya koymaktadır (bkz.
adıgeçen Özel, § § 33-34, ve Özdemir-Türkiye no:59659,§§ 35-36, 6 Şubat 2003).
AİHM mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in davayı farklı şekilde sonuçlandıracak
hiçbir olgu ve delil sunmadığı kanaatine varmıştır. AİHM, Ceza Kanunu’nda öngörülen
suçlardan ötürü Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanan başvuranın, aralarında asker
kökenli bir hakimin yer aldığı mahkeme önüne çıkma konusunda endişe duymasının
anlaşılabilir olduğu kanısındadır. Dolayısıyla başvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin
davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ışığında sebepsiz bir yargı kararı almasından haklı
olarak kaygı duymaktadır. Bu nedenle başvuranın, bu yargı merciinin tarafsız ve bağımsız
olmadığı yönündeki şüphelerinin, nesnel bir biçimde haklı gerekçelere dayandığı kabul
edilebilir (Incal –Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Derleme 1998-IV, s. 1573, § 72).
AİHM, başvuranları yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin
AİHS’nin 6 § 1 maddesinde öngörülen bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taşımadığı
sonucuna varmıştır.
2. Ceza Yargılamasının Adilliği Hakkında
Hükümet bir ihlalin varlığına itiraz etmektedir.
AİHM, daha önceki benzer davalarda da dile getirildiği üzere, tarafsızlıktan ve
bağımsızlıktan yoksun bir mahkemenin, hiçbir surette, yargı yetkisi altındaki kişilere adil ve
hakkaniyete uygun bir yargılama süreci temin edebileceğinin varsayılamayacağını hatırlatır.
Başvuranın, davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde görülmesi hakkının
ihlal edildiği tespiti ışığında, AİHM, mevcut şikayeti incelemeye gerek olmadığı kanaatine
varmıştır (bkz. diğerleri arasında, Çıraklar kararı, s. 3074, §§ 44-45; Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısı’nın tebliğnamesinin tebliğ edilmemesi konusunda, bkz. Işık-Türkiye, no: 50102/99,
§§ 38-39, 5 Haziran 2003; gözaltında alınan ifadenin dikkate alınması konusunda, bkz.,
diğerleri arasında, Akkaş-Türkiye, no: 52665/99, §§ 22-23, 23 Ekim 2003; gözaltı süresince
avukatın bulunmayışı konusunda, bkz., özellikle, Serdar Özcan-Türkiye, no: 55427/00, 8
Nisan 2004, ve Ünal-Türkiye, no: 48616/99, 10 Kasım 2004; savunma haklarında ayrımcılık
yapıldığı iddiası konusunda, bkz., özellikle, Coeme ve diğerleri-Belçika, no: 32492/96,
32547/96, 32548/96, 33209/96 ve 33210/96, § 108, CEDH 2000-VII, ve Peker–Türkiye, no:
53014/99, § 26, 23 Ekim 2003).
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Maddi ve Manevi Tazminat
Başvuran 10.000 Euro değerinde manevi zarara uğradığını iddia etmektedir.
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmıştır.
İddia edilen manevi zarara ilişkin olarak AİHM, mevcut dava koşullarında ihlal
tespitinin, adil tazmin için başlı başına yeterli olduğu kanaatine varmıştır (Çıraklar kararı, s.
3074, § 49).
AİHM mahkumiyet kararının Sözleşme’nin 6 § 1 maddesine göre tarafsız ve bağımsız
olmayan bir mahkeme tarafından verildiği sonucuna vardığında, prensip olarak en uygun
tazminin, başvuranın gecikmeksizin tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından yeniden
yargılanması olacağı kanaatindedir (Gençel kararı, § 27).
B. Masraf ve harcamalar
Başvuran masraf ve harcamalar için 2.500 (ikibin beşyüz) Euro tazminat talebinde
bulunmaktadır. Başvuran bu harcama miktarını kanıtlayıcı hiçbir belge sunmamıştır.
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
Mahkemenin bu konudaki içtihadı ve mevcut unsurlar doğrultusunda AİHM,
başvurana tüm masraflar için 1.500 (bin beşyüz) Euro ödenmesinin makul olduğuna karar
vermiştir.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz
oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun geri kalanının kabuledilebilir olduğuna,
2. İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme
niteliğinden yoksun bulunması nedeniyle AİHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHS’nin 6. maddesine dayanan diğer şikayetlerin incelenmesine gerek
görülmediğine;
4. Mevcut kararın kendisinin manevi zararın adil tazmini için yeterli olduğuna;
5. a) AİHS’nin 44§2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere ve miktara
yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı Devlet tarafından
başvurana, masraf ve harcamalar için 1.500 (bin beşyüz) Euro ödenmesine;
(b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç
puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
6. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3
maddesine uygun olarak 15 Temmuz 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.
6
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło