6289/02

WyrokETPCz2006-12-05ECLI:CE:ECHR:2006:1205JUD000628902

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy cenzura i zatrzymywanie korespondencji więźnia, w tym listów do adwokata i artykułu do gazety, stanowiły naruszenie prawa do poszanowania korespondencji (art. 8 Konwencji), a także czy istniał skuteczny środek odwoławczy w tej sprawie (art. 6 i 13)?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że ingerencja w korespondencję skarżącego, choć miała podstawę prawną w prawie krajowym, nie była "konieczna w społeczeństwie demokratycznym". Stwierdził, że kontrola korespondencji więźniów, w tym z adwokatami, wymaga szczególnych gwarancji i może być uzasadniona jedynie w przypadku nadużycia, zagrożenia bezpieczeństwa więzienia lub treści przestępczych. W tej sprawie Trybunał podkreślił brak niezależnej kontroli sądowej nad decyzjami o cenzurze (decyzje podejmowała komisja dyscyplinarna, a nadzór prokuratora był niewystarczający) oraz brak odpowiednich gwarancji przeciwko nadużyciom, co czyniło ingerencję nieproporcjonalną.
Stan faktyczny
Skarżący, Fazıl Ahmet Tamer, więzień w Turcji, był przenoszony między więzieniami. Wielokrotnie skarżył się prokuratorowi i Ministerstwu Sprawiedliwości na warunki więzienne. Administracja więzienna uniemożliwiła mu wysłanie listów do adwokata i artykułu do gazety "Radikal" oraz listów do przyjaciela. Artykuł, zatytułowany "F tipi cezaevleri ve hukuk", został zniszczony przez komisję dyscyplinarną jako "niepożądany" na podstawie art. 147 Regulaminu Zakładów Karnych. Odwołania skarżącego do prokuratora i sądu karnego zostały odrzucone.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: stwierdza dopuszczalność skargi dotyczącej naruszenia art. 8 Konwencji w zakresie korespondencji z adwokatem i artykułu do gazety; stwierdza niedopuszczalność pozostałych części skargi dotyczącej art. 8 oraz skargi dotyczącej art. 10; stwierdza naruszenie art. 8 Konwencji; stwierdza, że nie ma potrzeby odrębnego rozpatrywania skarg dotyczących art. 6 i 13 Konwencji; zasądza skarżącemu 2 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 500 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków; oddala pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĠ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   FAZIL AHMET TAMER - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no: 6289/02)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Aralık 2006   İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek   olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   ____________________________________________________________________________________________   © T.C. DıĢiĢleri Bakanlığı, 2006. Bu gayriresmi çeviri, Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları   Genel Müdür Yardımcılığı (AKGY) tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı, AKGY’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (6289/02) başvuru no’lu davanın nedeni bu ülkenin   vatandaşı Fazıl Ahmet Tamer’in (başvuran) 21 Haziran 2001 tarihinde Avrupa İnsan Hakları   Mahkemesi’ne Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış   olduğu başvurudur. Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul   barosu avukatlarından O.Ersoy tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   doğumlu başvuran İstanbul’da ikamet etmektedir.   Başvuran 19 Aralık 2000 tarihinde mahkum olduğu Bayrampaşa cezaevinden Edirne F tipi   cezaevine nakledilmiştir.   Başvuran 12, 13, 16, 19 ve 27 Şubat 2001 tarihlerinde Cumhuriyet Savcısı’na birçok defa   mektup göndererek cezaevi koşullarından şikayetçi olmuştur.   Başvuran 16 Şubat 2001 tarihinde cezaevi koşullarına değin şikayetlerini Adalet Bakanlığı’na   iletmiştir.   Mart 2001 tarihinde başvuran Tekirdağ F tipi cezaevine nakledilmiştir.   Başvuran 29 Mart 2001 tarihinde Tekirdağ Cumhuriyet Savcısı’na yazmış olduğu mektupla   cezaevi yönetiminin avukatına yazdığı mektubun, yayımlanmasını istediği makale için   Radikal gazetesinin editörüne yayımlanmak üzere gönderdiği yazının ve arkadaşına yazdığı   mektupların gönderilmesine izin vermediği şikayetinde bulunmuştur. Başvuran bu bağlamda   savunma, iletişim ve görüş alışverişinde bulunma haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.   Başvuran 30 Mart 2001 tarihinde cezaevi yönetimine yazdığı bir yazı ile avukatı ile   yazışmasının engellenmesinin ve Radikal gazetesine göndermiş olduğu mektubun yerine   ulaştırılmamasının haberleşme, düşünce ve ifade özgürlüklerinin ihlali anlamına geldiğinden   şikayetçi olmuştur.   Başvuran 16 Nisan 2001 tarihinde Tekirdağ Cumhuriyet Savcısı’na hitaben yazdığı mektupla   ziyaret hakkının kısıtlandığından ve ailesinin kendisine getirdiği kitapların cezaevi yönetimi   tarafından engellendiğinden yakınmıştır.   Cumhuriyet Savcısı 24 Nisan 2001 tarihinde cezaevi yönetimi ile istişarelerde bulunarak   sözkonusu kitaplarla ve 139 sayfalık belgeyle ilgili olarak bir soruşturma yapılmasına gerek   olmadığına karar vermiştir.   Cezaevi disiplin kurulu 27 Nisan 2001 tarihinde başvuranın Radikal gazetesi için kaleme   aldığı «F tipi cezaevleri ve hukuk» başlıklı makaleyi kamuoyu nezdinde hapishane imajını   bozan «sakıncalı» bir yazı olarak değerlendirmiş ve yazının Ceza ve tevkif evleri   yönetmeliğinin 147. maddesine uygun olarak imha edilmesine karar vermiştir.   Başvuran 3 Mayıs 2001 tarihinde Tekirdağ Cumhuriyet Savcılığı’na şikayette bulunmuş, aynı   gün Cumhuriyet Savcılığı’nın 24 Nisan 2001 tarihli muhakemenin meni kararına karşı   Tekirdağ Ağır ceza mahkemesinde itirazda bulunmuştur.   Ağır ceza mahkemesi 28 Mayıs 2001 tarihinde bu talebi reddetmiştir.   Başvuran 30 Mayıs 2001 tarihinde şartlı olarak salıverilmiştir.   Başvuran hakkında açılan ceza davası halen sürmektedir.   Ceza ve tevkif evleri müdürlüğü 22 Mayıs 2006 tarihinde Cumhuriyet Savcılığına göndermiş   olduğu bir yazı ile 21 Aralık 2000 ve 3 Mart 2001 tarihleri arasında başvurana gelen veya   ondan giden hiçbir mektubun disiplin kurulu kararıyla imha konusu olmadığını ifade etmiştir.   HUKUK AÇISINDAN   I. AĠHS’NĠN 8. MADDESĠ’NĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA   Başvuran mektuplarının ve günlük bir gazetede yayımlanmasını istediği bir makalenin elde   tutulmasından ve sansürlenmesinden şikayetçi olmakta, bu noktada AİHS’nin 8. ve 10.   maddelerine atıfta bulunmaktadır.   AİHM, haberleşme alanında ifade özgürlüğünün AİHS’nin 8. maddesi ile güvence altına   alındığını hatırlatmaktadır (Bkz. Silver vd.-Birleşik Krallık kararı, 25 Mart 1983). AİHM bu   şikayetin bu madde başlığı altında incelenmesi gerektiği görüşündedir.   Hükümet başvuranın iddialarına itirazda bulunmaktadır.   A. Kabuledilebilirlik üzerine   Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle AİHM’den başvuranın şikayetlerini   reddetmesi talebinde bulunmakta, bu bağlamda disiplin kurulu kararlarının Cumhuriyet   Savcısı önünde bir başvuru kaynağını oluşturduğunu, başvuranın bu yola müracaat etmeyi   ihmal ettiğini savunmaktadır. Hükümet bu doğrultuda Ali Koç-Türkiye kararına göndermede   bulunmaktadır ((karar), no: 39862/02, 1 Şubat 2005). Hükümet ayrıca yasal hükümler   gereğince mahkumların mektuplarının cezaevi yönetimi tarafından kontrol edilebildiğini,   fakat kamu yetkililerine gönderilenlerin bu tür bir denetimden muaf olduğunu belirtmektedir.   Başvuranın Cumhuriyet Savcısı’na göndermiş olduğu mektuplar yerine ulaştırılmıştır.   Başvuran bu sava karşı çıkmaktadır.   AİHM dava dosyasında yer alan delillerin okunmasından başvuranın Cumhuriyet Savcısı’na   şikayetlerini dile getiren pek çok mektubu yazdığı saptamasında bulunmaktadır. Aynı şekilde,   Cumhuriyet Savcısı’nın muhakemenin men’i kararının ardından başvuran yetkili   mahkemelerde bu karara itirazda bulunmuştur. Bunun yanı sıra, olayların meydana geldiği   dönemde ceza infazı hakkındaki Kanun’un yürürlükte bulunmaması nedeniyle başvuranın bu   mahkeme derecesinde başvuruda bulunma olanağı yoktu (Ali Koç kararı ile karşılaştırınız).   Hükümetin itirazı kabul edilememektedir.   Başvuranın Cumhuriyet Savcısı’na göndermiş olduğu birçok mektubun cezaevi yönetimi   tarafından yerine ulaştırılmadığı iddiası ile ilgili olarak AİHM, öncelikli olarak mahkumların   mektuplarının kontrol edilmesini düzenleyen yönetmeliğin hükümleri gereğince resmi   organlara gönderilen mektupların kontrolden muaf tutulduğunu hatırlatmaktadır. AİHM buna   ilave olarak dava dosyasında başvuranın Cumhuriyet Savcısı ile yazışmasının cezaevi   yönetimi tarafından engellendiğini ve/veya uygulamadaki yönetmelik hükümlerinin ihlal   edilerek resen bu yazının muhatabına ulaştırılmadığını gösterir somut hiçbir unsura   rastlanılmadığı tespitini yapmaktadır. Şikayetin bu kısmı dayanaktan yoksun bulunmaktadır   ve AİHS’nin 35 §§ 3. ve 4. maddelerinin uygulanması uyarınca reddedilmelidir.   AİHM son olarak, başvuranın yakınları ile yazışmasının kısıtlandığı şikayetinin çok genel   olduğunu ve ilgilinin bu konuya hiçbir açıklık getirmediğini hatırlatmaktadır. Dava   dosyasından bu şikayetinin hiçbir surette temellendirilmediği anlaşılmaktadır. Yapılan   şikayetin bu bölümünün dayanaktan yoksun bulunması nedeniyle AİHS’nin 35 §§ 3. ve 4.   maddeleri gereğince reddedilmesi gerekmektedir.   AİHM, başvuranın şikayetinin geri kalan kısmının AİHS’nin 35 § 3. maddesi doğrultusunda   temelden yoksun olmadığı tespitini yapmaktadır. Şikayetin kabuledilemezliği hakkında hiçbir   gerekçe yer almamaktadır. Dolayısıyla şikayet kabuledilmelidir.   B. Esas hakkında   1. Bir müdahalenin varlığı   AİHM, başvuranın mektubunun yerine ulaştırılmamasının AİHS’nin 8 § 2. maddesi uyarınca   haberleşme hakkına saygı gösterilmesine yönelik bir müdahalenin olduğu hususunda taraflar   arasında bir ihtilafa yer verilmediğini not etmektedir.   AİHM bu noktayı değerlendirmeye alacaktır.   2. Müdahalenin doğrulanması   Benzer bir müdahale şayet «yasa ile öngörülmüş» değilse, 2. paragraf bakımından bir veya   birden fazla meşru amacı taşımıyor, üstelik «demokratik bir toplum için gereklilik»   oluşturmuyor ise 8. maddenin ihlalini teşkil etmektedir (Bkz. özellikle, Calogero Diana-İtalya   kararı, 15 Kasım 1996).   a) «MeĢru bir amacı» izleyen «yasa ile öngörülen» bir müdahale   AİHM sözkonusu müdahalenin cezaevleri kurumlarında bulunan bir hükümlünün   yazışmalarının ön bir denetimden geçirilmesini öngören 647 sayılı Ceza İnfaz Kurumları ile   Tevkif evlerinin Yönetimine ve Cezaların İnfazına Dair Tüzüğün 147. maddesine dayandığını   not etmektedir. Bu maddenin hükümleri uyarınca disiplin kurulunun kararının ardından bir   hükümlüye gelen veya ondan giden, «sakıncalı» addedilen her mektubun akışı kesilebilir,   mektup kısmen sansürlenebilir veya imha edilebilir.   Müdahalenin bu açıdan iç hukukta yasal dayanağı vardı.   Bu müdahalenin öngörülebilirliği ve meşruluğuna gelince, gerekliliği konusunda vardığı   sonuç ışığında AİHM bu sorular üzerinde durmayı yersiz görmektedir (10. madde ile ilgili   Çetin vd.-Türkiye kararı, no: 40153/98 ve 40160/98, 11. madde açısından Çetinkaya-Türkiye   kararı, no: 75569/01, 27 Haziran 2006).   b) «Demokratik bir toplum için gereklilik»   Hükümet olayların meydana geldiği dönemde başvuranın bir terör örgütü mensubu olması   nedeniyle yüksek güvenlikli bir hapishanede mahkum bulunması çerçevesinde sözü edilen   müdahalenin zorunlu olduğunu savunmaktadır. Bu müdahale cezaevlerindeki düzeni ve   güvenliği sağlamaya yöneliktir. Hükümet, bir gazeteye gönderilen ve imha edilen mektubun   asılsız bilgilerle cezaevi yönetimini kamuoyu nezdinde karalama amacını taşıdığını ifade   etmektedir.   Başvuran yazmış olduğu hiçbir mektubun terörist örgütleri övmek ve cezaevi düzenini   bozmak amacını taşımadığını öne sürmekte, ayrıca Hükümetin iddialarının aksine bahse konu   dönemde terör örgütü mensubu olma suçuyla mahkum edilmediğini, yalnızca soruşturma   kapsamında yer aldığını belirtmektedir.   AİHM, gereklilik kavramının sosyal bir ihtiyacı karşılamayı ve özellikle izlenen meşru   amacın orantılılığını kapsadığını hatırlatmaktadır. Bu bağlamda, AİHM hükümlülerin   mektuplarının bazı kontrollerden geçirilmesinin olağan zorunluluklar ve makul gerekçeli   mahkumiyetlerde AİHS ile çakışmadığını kabul etmektedir. Genel olarak, benzer bir denetimi   hoş görülebilir bir önlem olarak kabul etmek için bir hükümlü açısından bu mektupların kimi   kez dış dünya ile tek bağlantıları olduğunu unutmamak gerekir (Bkz. Campbell-Birleşik   Krallık kararı, 25 Mart 1992).   Bir hükümlünün yasal temsilcisi ile olan haberleşmesinin denetiminin mahkeme yerleşik   içtihadında (Bkz. diğerleri arasında sözü edilen Campell kararı ve Golder-Birleşik Krallık   kararı, 21 Şubat 1975) yer aldığı hususundan hareket eden AİHM, bir avukat ile irtibat   kurmanın nihayetinde AİHS’nin 8. maddesi gereğince özel bir haktan istifade etmek   olduğunun altını çizmektedir. Böylelikle, bir hükümlüden avukatına giden veya ondan gelen   bir mektubun okunmasına yetkililerin bu durumun kötüye kullanıldığına, mektubun içeriğinin   cezaevi kurumunun güvenliğine bir tehdit oluşturduğuna, ya da başka bir açıdan suç   oluşturduğuna kanaat getirdiklerinde izin verilebilir. «Makul» gerekçeler kavramı olayların   bütününe bağlı olup, özel iletişim kanalının kötüye kullanıldığının yansız olarak   gözlemlenmesinden edinilen bilgilerle ve olaylarla değerlendirilmektedir.   Her ne şekliyle olursa olsun müdahalenin gerekli olduğunun incelenmesi kapsamında,   haberleşme hangi sistemle gözetlenilirse gözetlensin, AİHM suiistimallere karşı yeterli   güvencelerin mevcut olduğuna ikna olmak durumundadır (Bkz. Zirovnicky-Çek Cumhuriyeti   kararı, no: 46170/99, 6 Ocak 2004 ve Erdem-Almanya kararı, no: 38321/97).   Bir hükümlü ile avukatı arasındaki haberleşmenin gizliliği ile birlikte AİHM, cezaevleri   kurumlarında bulunan bir hükümlünün yazışmalarının ön bir denetimden geçirilmesini   öngören 647 sayılı Ceza İnfaz Kurumları ile Tevkif evlerinin Yönetimine ve Cezaların   İnfazına Dair Tüzüğün 144. maddesinde yer alan esasları not etmektedir. Aynı tüzüğün 147.   maddesine göre disiplin kurulunun kararının ardından bir hükümlüye gelen veya ondan giden,   «sakıncalı» addedilen her mektubun akışı kesilebilir, mektup kısmen sansürlenebilir veya   imha edilebilir. Bu hükümde yer alan tek istisna resmi kurumlarla olan yazışmaların bu   kapsam dışında yer almasıdır.   Bu bağlamda AİHM, Hükümetin başvuranın avukatı ile olan yazışmalarının kontrolden   geçirilmesine ve kimi kez sansürlenmesine ilişkin gerekçelere bir açıklık getirmediğini   gözlemlemektedir. Başvuranın bir gazeteye gönderdiği mektupla ilgili olarak, AİHM daha   önce de ifade ettiği üzere «yetkililerin hor görmesine dikkat çekmek», «cezaevi yönetimi   yetkililerine hakaret içeren sözler sarf etmek» gibi unsurları içeren şahsi mektupların   engellenmesi «demokratik bir toplum için gereklilik» oluşturmamaktadır. AİHM   yayımlanması istenen yazılar ve cezaevi personeli hakkındaki iddiaların yasaklanması ile   ilgili olarak aynı sonuca varmakta, bu sonuçtan farklı olabilecek hiçbir gerekçe   görmemektedir.   AİHM bu başvuruda mektupların açılıp olası bir sansürünün veya engellenmesinin bağımsız   bir yargıç tarafından değil disiplin kurulu kararıyla gerçekleştirildiğini gözlemlemektedir.   Üstelik sözü edilen dönemde cezaevi yönetimi ve disiplin kurulunun yapmış oldukları   kontrollerin ve kısıtlamaların yalnızca Cumhuriyet Savcısı’nın denetiminde olduğu   görülmektedir. Oysa, Ceza İnfaz Kurumları ile Tevkif evleri haberleşme yönetmelikleri   hükümlerinde Cumhuriyet Savcısı’nın bu açıdan denetim yetkisinin genişletilebileceğine dair   bir ibare mevcut değildir.   AİHM, ayrıca dava dosyasındaki delillerin incelenmesinden gazeteye yönelik mektubu   engelleyen ve cezaevi yönetimine geri gönderen Cumhuriyet Savcısı’nın denetim yetkisini   kullanması hususunda çekinceli davrandığını saptamaktadır. Haberleşme kontrolünü   düzenleyen yönetmelik hükümlerinin bu eksiliği giderecek hiçbir garanti vermediği açıkça   ortadadır.   Böylelikle, başvuranın iletişim sağlaması üzerindeki denetimin yoğunluğu ve suiistimallere   karşı yerinde ve yeterli güvencelerin bulunmayışı göz önünde bulundurulduğunda, AİHM   haberleşme hakkına bir müdahalede bulunulduğuna, bu müdahalenin orantısız olduğuna ve   «demokratik bir toplum için gereklilik» arz etmediğine itibar etmektedir.   AİHM, bu durumda AİHS’nin 8. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.   II. AĠHS’NĠN 10. MADDESĠ’NĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA   Başvuran mahkumiyeti sırasında erişim sağlayabileceği iletişim araç-gereçlerine (basın,   radyo, televizyon) getirilen kısıtlamaların niteliğinden ve sayısından şikayetçi olmakta ve   AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.   Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır.   AİHM başvuranın bu iddiaya açıklık getirmediği ve bu bağlamda şikayetini hiçbir surette   gerekçelendirmediği tespitini yapmaktadır. Başvuranın şikayetinin bu bölümü dayanaktan   yoksun bulunmaktadır ve AİHS’nin 35 §§ 3. ve 4. maddelerinin uygulanmasına istinaden   reddedilmesi gerekmektedir.   III. AĠHS’NĠN 6. VE 13. MADDELERĠ’NĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA   AİHS’nin 6. ve 13. maddelerine atıfta bulunan başvuran cezaevi yönetimine karşı yapmış   olduğu farklı şikayetlerin ardından bu iddialarını öne sürecek etkili başvuru yolundan yoksun   bulunduğundan yakınmaktadır.   Hükümet bu noktada itiraz etmektedir.   AİHM bu şikayetlerin yukarıda incelenen şikayetle ilintili olduğunu ve kabuledilmesi   gerektiğini hatırlatmaktadır.   Bu doğrultuda AİHM, başvuranın önceki şikayetlerini müteakip yetkili mercilerin   eksikliklerine değin şikayetleri ve bunlara karşı etkili başvuru imkanının bulunmayışı   hususunun AİHS’nin 8. maddesi çerçevesinde incelendiğine ve ayrıca incelenmesine gerek   olmadığına kanaat getirmektedir (Bkz. Covezzi ve Morselli-İtalya kararı, no: 52763/99, 9   Mayıs 2003).   IV. AĠHS’NĠN 41. MADDESĠ’NĠN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Başvuran 30.000 Euro maddi ve 60.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.   Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.   AİHM, ihlal tespiti kararı ile öne sürülen maddi zarar arasında hiçbir illiyet bağı   bulunmadığından bu talebi reddetmektedir. Bununla birlikte, hakkaniyete uygun olarak   başvurana manevi zarar için 2.000 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.   B. Masraf ve harcamalar   Başvuran AİHM nezdinde yapmış olduğu masraf ve harcamalar için 10.181,30 Euro talep   etmektedir.   Hükümet bu miktara itirazda bulunmaktadır.   AİHM, sunulan deliller ve mahkemenin yerleşik içtihadından doğan kıstaslar ışığında yargı   giderleri için başvurana 1.500 Euro ödenmesine karar vermiştir.   C. Gecikme faizi   Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı   faiz oranına 3 puanlık bir artış eklenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĠHM, OYBĠRLĠĞĠYLE,   1. Başvuranın AİHS’nin 8. maddesine yönelik şikayetinden başka, Cumhuriyet Savcısı’na ve   yakınlarına göndermiş olduğu mektupların yerine ulaştırılmaması ve AİHS’nin 6. ve 13.   maddeleri hakkındaki şikayetlerin kabuledilebilir, bunun dışında kalan şikayetlerin   kabuledilemez olduğuna;   2. AİHS’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;   3. AİHS’nin 6. ve 13. maddeleri hakkındaki şikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek   olmadığına;   4. a) AİHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek ve her türlü vergiden muaf   tutulmak suretiyle Savunmacı Hükümetin başvurana manevi zarar için 2.000 (iki bin) Euro ve   yargı giderleri için 1.500 (bin beş yüz) Euro ödemesine;   b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez   Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faizin   uygulanmasına;   5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMĠġTĠR.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.   maddelerine uygun olarak 5 Aralık 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.   8

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło