6291/02
WyrokETPCz2006-12-21ECLI:CE:ECHR:2006:1221JUD000629102
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy brak publicznej rozprawy w postępowaniu karnym, w którym orzeczono karę grzywny, narusza prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał podkreślił, że publiczna rozprawa jest fundamentalną zasadą art. 6 ust. 1 Konwencji, chroniącą jednostki przed tajnym wymiarem sprawiedliwości i budującą zaufanie do sądów. W niniejszej sprawie skarżący nie mieli możliwości uczestniczenia w publicznej rozprawie na żadnym etapie postępowania krajowego – ani przed sądem wydającym zarządzenie karne, ani przed sądem rozpatrującym odwołanie. Sąd krajowy orzekał wyłącznie na podstawie akt sprawy, bez umożliwienia skarżącym osobistego stawiennictwa. Taki brak publicznej rozprawy w postępowaniu karnym zakończonym nałożeniem kary grzywny stanowił naruszenie prawa do rzetelnego procesu.Stan faktyczny
Skarżący, związkowcy, weszli w spór z przewodniczącym swojego związku. Zostali oskarżeni na podstawie starego tureckiego kodeksu karnego o naruszenie integralności fizycznej lub psychicznej bez zamiaru zabójstwa. Sąd Karny Magistratu w Izmirze nałożył na każdego ze skarżących grzywnę w wysokości około 80 euro w drodze zarządzenia karnego. Odwołanie skarżących do Sądu Karnego w Izmirze zostało odrzucone. Decyzja nie została formalnie doręczona, ale ich prawnik uzyskał kopię. Skarżący uiścili grzywny.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Stwierdził, że skarga jest dopuszczalna.
2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji.
3. Stwierdził, że samo niniejsze orzeczenie stanowi wystarczające zadośćuczynienie za szkodę niemajątkową poniesioną przez skarżących.
4. Oddalił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
GENÇER VE DİĞERLERİ- TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no:6291/02)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG Aralık 2006
İşbu karar AİHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli
bazı düzeltmelere tabi olabilir.
__________________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 6291/02 başvuru no’lu davanın nedeni bu ülke
vatandaşları olan Yusuf Gençer, Erdoğan İskender Ağcabay, Zeki Olkun, Recep Vurmuş ve
Ahmet Pektopal’ın (başvuranlar), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) 22 Ekim tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin Temel İnsan Haklarını güvence altına
alan 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur.
Başvuranlar, AİHM önünde İzmir Barosu avukatlarından T. Çolak ve M. Ufacık
tarafından temsil edilmektedirler.
OLAYLAR
I. DAVA KOŞULLARI
Başvuranlar sırasıyla 1964, 1971, 1956, 1969 ve 1964 doğumlu olup İzmir’de ikamet
etmektedirler. Şubat 2001 tarihinde sendikacı olan başvuranlar, üyesi oldukları sendikanın
başkanı ile uyuşmazlık yaşamışlardır.
Başvuranlar eski Türk Ceza Kanunu’nun, öldürme kastı olmaksızın kişinin ruhsal ve
fiziksel bütünlüğüne zarar verilmesini suç sayan 456 § 4. maddesi uyarınca suçlanmışlardır.
İzmir Sulh Ceza Mahkemesi 16 Mart 2001 tarihli ceza kararnamesiyle başvuranların
her birini 142.365.600 (yaklaşık 80 Euro) para cezasına mahkum etmiştir.
İzmir Asliye Ceza Mahkemesi, başvuranlar tarafından ceza kararnamesine yapılan
itirazı, iddianameye ve dosya içeriğine dayanarak 9 Nisan 2001 tarihinde reddetmiştir.
Mahkeme, kararın başvuranlara tebliğ edilmesine karar vermiştir.
Asliye Ceza Mahkemesi kararı başvuranlara tebliğ edilmemiştir. Başvuranların
avukatı, bilinmeyen bir tarihte Asliye Ceza Mahkemesi kaleminden kararın bir nüshasını
almıştır.
Başvuranlar, ceza kararnamesinin yazılı emir ile bozulması için 9 Mayıs 2001
tarihinde Adalet Bakanlığı’na başvurmuşlardır. Bu talep 12 Haziran 2001 tarihinde
reddedilmiştir.
Başvuranlar para cezasının tamamını ödemiştir.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHS’NİN 6 § 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar, mahkemede duruşma yapılmadığı ve bu nedenle duruşmalara katılma,
tanık dinletme haklarından yoksun bırakıldıklarını ve buna bağlı olarak savunma haklarından
mahrum bırakıldıklarını belirtmekte ve davalarının hakkaniyete uygun olarak görülmediğini
ileri sürmektedirler. Başvuranlar AİHS’nin 6 § 1. maddesine atıfta bulunmaktadırlar.
Hükümet bu iddialara karşı çıkmakta ve ceza kararnamesinin adil olarak görülen bir
dava sonucunda verildiğini belirtmektedir. Hükümet, çok sayıda ülkede yaygın olarak görülen
bir davanın sözkonusu olduğunu ve bunun amacının çok fazla önem arz etmeyen davalar için
yargılama usulünü basitleştirerek mahkemelerin yükünü hafifletmek olduğunu belirtmektedir.
Hükümet’e göre, Türk Hukuku’nda Asliye Ceza Mahkemesi’ne başvurarak ceza
kararnamelerine itiraz etme imkanı tanınmaktadır. Hükümet ayrıca ceza kararnamesinin,
AİHS’nin 6. maddesinin gerekliliklerine uygun olduğunu belirtmektedir.
A. Kabuledilebilirlik Hakkında
Hükümet, altı ay kuralına riayet edilmediğinden dolayı AİHM’den başvuruyu
reddetmesini talep etmektedir. Hükümet, kanun yararına temyiz başvurusunun AİHS’nin 35.
maddesi uyarınca etkili bir başvuru yolu olmadığını, altı aylık sürenin Asliye Ceza
Mahkemesi’nin kararını verdiği tarihten itibaren başladığını ve başvurunun 7 Kasım 2001
tarihinde yapıldığını belirtmektedir.
AİHM öncelikle 7 Kasım 2001 tarihinin, başvurunun yapıldığı tarih olmadığını,
başvuru dilekçesini aldığı tarih olduğunu gözlemlemektedir. Postane kaşesinden de anlaşıldığı
üzere başvuranlar 22 Ekim 2001 tarihinde başvuru dilekçelerini göndermiştir ve bu tarih
başvuru tarihi olarak kabul edilmektedir.
AİHM, ilgilinin nihai iç hukuk kararından etkili ve yeterli bir şekilde haberdar olduğu
andan itibaren altı aylık sürenin işlemeye başladığını hatırlatmaktadır. Başvuranın, nihai iç
hukuk kararından hangi tarihte haberdar olduğunu tespit etme görevi altı ay kuralına riayet
edilmediği itirazını dile getiren Hükümet’e aittir (Baghli-Fransa, no: 34374/97).
Mevcut davada, nihai iç hukuk kararını teşkil eden Asliye Ceza Mahkemesi’nin kararı,
tebliğ edilmesine karar verilmesine rağmen başvuranlara ya da avukatlarına tebliğ
edilmemiştir. Başvuranların avukatı, bilinmeyen bir tarihte Asliye Ceza Mahkemesi
kaleminden kararın bir nüshasını almıştır. Kararın tebliğ edilmesi zorunluluğunun yerine
getirilmemesi ve Hükümet’in başvuranların ya da avukatlarının mevcut başvurunun
yapılmasından altı aydan daha uzun bir zaman önce, Asliye Ceza Mahkemesi’nin kararından
haberdar olduklarını ortaya koyabilecek bir kanıt sunamaması dikkate alındığında AİHM, altı
ay kuralına riayet edildiğine kanaat getirmektedir. Sonuç itibariyle AİHM, bu konu ile ilgili
olarak dile getirilen itirazı reddetmektedir.
AİHM başvurunun, AİHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun
olmadığını tespit etmektedir. Ayrıca AİHM, başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi
bulunmadığından başvurunun kabuledilebilir bulunmasının uygun olacağı kanaatindedir.
B. Esas Hakkında
AİHM, duruşmaların halka açık olarak yapılmasının, AİHS’nin 6 § 1. maddesi ile
ifade edilen temel ilkelerden birini teşkil ettiğini hatırlatmaktadır. Aleni duruşma, kamunun
denetiminden kaçan gizli bir adalet karşısında yargılanabilir kişileri korumakta ve
mahkemelerde güvenin sağlanmasına katkıda bulunmaktadır. Adaletin sağlanması hususuna
getirdiği şeffaflıkla, 6. maddede ifade edilen, demokratik bir toplumun temel ilkeleri arasında
yer alan adil yargılanma ilkesinin yerine getirilmesine yardımcı olmaktadır (Bkz. Sutter-
İsviçre, 22 Şubat 1984, A serisi, Gautrin ve diğerleri-Fransa, 20 Mayıs 1998, Derleme
Kararlar ve Hükümler, Serre-Fransa, no: 29718/96, 29 Eylül 1999, ve Stefanelli-Saint-
Marin, no: 35396/97).
AİHM, eski Türk Ceza Kanunu’na göre davaya bakan hakimin, bazı suçlar sözkonusu
olduğunda, duruşma yapmaksızın yalnızca dosyadan hareketle ceza kararnamesi
verebileceğini not etmektedir. Asliye Ceza Mahkemesi’ne yapılan itiraz davası da, ağır ya da
hafif para cezası ya da muayyen bir meslek veya sanatın tatiline veya müsadereye hükmeden
bir ceza kararnamesine itiraz edildiği durumlarda aynı şekilde duruşma yapılmaksızın
gerçekleşmekteydi. Asliye Ceza Mahkemesi, yalnızca dosyadan ya da gerekli gördüğü
taktirde Cumhuriyet Savcısı’nın yazılı görüşünden hareketle duruşma yapmaksızın kararını
verebilmekteydi.
Mevcut davada AİHM, yargılamanın hiçbir aşamasında başvuranların ulusal
mahkemeler önünde bir duruşmaya katılma imkanına sahip olmadıklarını tespit etmektedir.
Ne ceza kararnamesini veren Sulh Ceza Mahkemesi ne de itiraz konusunda kararı açıklayan
Asliye Ceza Mahkemesi duruşma düzenlemiştir. Başvuranlar hiçbir zaman, kendilerini
yargılayan hakimlerin önüne bizzat çıkma imkanına sahip olamamışlardır.
AİHM aynı zamanda, Asliye Ceza Mahkemesi’nde duruşmanın düzenlenmemiş
olmasının Anayasa Mahkemesi tarafından ele alındığını ve Anayasa Mahkemesi’nin, bu
durumun savunma hakları ve adil yargılanma hakkı ile uyuşmadığı yönünde karar verdiğini
tespit etmektedir. AİHM bu tespiti ve yeni Ceza Kanunu’nda ve Ceza Muhakemeleri Usulü
Kanunu’nda ceza kararnameleri ile ilgili düzenlemenin bulunmuyor olmasını dikkate
almaktadır.
Sonuç olarak AİHM, başvuranların davasının, davaya bakan mahkemeler tarafından
halka açık olarak görülmemesi nedeniyle AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine karar
vermiştir.
II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A.Tazminat
Başvuranlar kendilerine verilen para cezalarını ödemek zorunda kaldıkları için maddi
zarara uğradıklarını iddia etmektedirler. Yusuf Gençer, Zeki Olkun ve Ahmet Pektopal isimli
başvuranlar ise ayrıca, sendikal faaliyetleri nedeniyle aldıkları tazminatlardan yoksun
bırakıldıklarından şikayetçi olmaktadırlar.
Başvuranlar aynı zamanda rakam belirtmeksizin manevi zarara uğradıklarını
belirtmektedirler.
Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır.
AİHM, tespit edilen eksikliklerin olmaması halinde Türk Mahkemelerinin ulaşacağı
sonucun ne olacağına dair spekülasyon yapılamayacağını belirtmekte ve başvuranlar
tarafından dile getirilen maddi tazminat talebini reddetmektedir.
AİHM ayrıca başvuranların, ihlal tespitinin telafi edebileceği bir takım manevi
zararlara uğramış olabileceklerine kanaat getirmektedir.
B. Masraf ve Harcamalar
Başvuranlar, masraf ve harcamalar için herhangi bir talepte bulunmamıştır. Bu nedenle
AİHM, bu ad altında herhangi bir ödeme yapılmasının gerekli olmadığı kanaatindedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE;
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Mevcut kararın kendisinin başvuranların uğradığı manevi zararın tazmini için başlı
başına yeterli olduğuna;
4. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine;
Karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3
maddesine uygun olarak 21 Aralık 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.
5
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło