6291/05

WyrokETPCz2009-07-16ECLI:CE:ECHR:2009:0716JUD000629105

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skarżący był poddany nieludzkiemu lub poniżającemu traktowaniu podczas zatrzymania przez policję, naruszając art. 3 Konwencji? Czy władze krajowe przeprowadziły skuteczne dochodzenie w sprawie zarzutów złego traktowania, zgodnie z art. 3 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał stwierdził naruszenie art. 3 Konwencji w aspekcie materialnym, ponieważ skarżący doznał obrażeń podczas przebywania pod kontrolą państwa, a rząd nie przedstawił wiarygodnego wyjaśnienia ich pochodzenia, co rodzi silne domniemanie odpowiedzialności państwa. W aspekcie proceduralnym, Trybunał uznał, że dochodzenie krajowe było nieskuteczne z powodu szeregu uchybień, w tym powierzchownych raportów medycznych, braku prób identyfikacji podejrzanych oraz zaniechania przesłuchania kluczowych świadków. Te niedociągnięcia uniemożliwiły ustalenie odpowiedzialności i sprawiły, że dochodzenie nie spełniało wymogów skuteczności wynikających z art. 3 Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżący, Bülent Yananer, został zatrzymany 24 lipca 2004 roku przez policję w Bodrum pod zarzutem wymuszenia i gróźb. Twierdził, że podczas zatrzymania był poddany torturom i złemu traktowaniu, w tym biciu i kopaniu. Początkowe badanie lekarskie nie wykazało obrażeń, ale kolejne, przeprowadzone dwa dni później, ujawniło siniaki na plecach i pod okiem. Skarżący złożył skargę karną przeciwko funkcjonariuszom policji, jednak prokuratura odmówiła wszczęcia postępowania, a jego odwołanie zostało odrzucone przez sąd krajowy.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę za dopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 3 Konwencji w aspekcie materialnym i proceduralnym. 3. Stwierdził, że nie ma potrzeby odrębnego rozpatrywania skarg na podstawie art. 6 i 13 Konwencji. 4. Zasądził na rzecz skarżącego 10 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe. 5. Odrzucił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   A V R U P A   OF E U R O P E   KONSEYİ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   YANANER – TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 6291/05)   KARAR   STRAZBURG   Temmuz 2009   NĐHAĐ   16/10/2009   Đꢀbu karar ꢀekli düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 6291/05 no’lu davanın nedeni, T.C. vatandaꢀı   Bülent Yananer’in (“baꢀvuran”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne, 13 Ocak 2005   tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleꢀme’nin (“AĐHS”)   34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (“AĐHM”) önünde, Đzmir Barosu   avukatlarından M. Đꢀeri tarafından temsil edilmiꢀtir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuran 1976 doğumludur ve Bodrum’da ikamet etmektedir. Baꢀvuran, olayların   yaꢀandığı sırada bir otelin müdürlüğünü yapmaktaydı.   Belirtilmeyen bir tarihte, zorla para aldıkları ve tehditte bulundukları iddiasıyla   baꢀvuran ile birlikte diğer üç kiꢀi hakkında polise ꢀikayette bulunulmuꢀtur.   Temmuz 2004 tarihinde, diğer üç kiꢀi ile birlikte baꢀvuran, Bodrum Đlçe Emniyet   Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Grup Amirliği’nde görevli polis memurları   tarafından yakalanarak gözaltına alınmıꢀtır. Ayrıca, yakalandıkları sırada baꢀvuranın   kullandığı araçta bir miktar eroin bulunmuꢀtur.   Aynı gün saat 08.00’de baꢀvuran tarafından imzalanan ꢀüpheli sanık hakları formuna   göre, adli yardım ve sessiz kalma hakkı dahil olmak üzere baꢀvuran haklarından haberdar   edilmiꢀtir. Ancak, baꢀvuran söz konusu haklarından feragat etmiꢀtir.   Aynı gün saat 20.30’da, baꢀvuran iki polis memuru tarafından sorgulanmıꢀ ve   aleyhindeki suçlamaları reddetmiꢀtir.   Baꢀvuran, baꢀvuru formunda Mehmet ve Soner adlı iki polis memuru tarafından   sorgulandığı sırada iꢀkenceye maruz kaldığını iddia etmiꢀ, ancak herhangi bir ayrıntıdan   bahsetmemiꢀtir.   Baꢀvuran, 28 Nisan 2005 tarihinde, AĐHM Sekretaryası’nın özel talebi üzerine,   gözaltındayken polis memurları tarafından maruz bırakıldığını iddia ettiği çeꢀitli kötü   muamele ꢀekillerini ayrıntılarıyla anlattığı yaklaꢀık on bir sayfa uzunluğunda bir mektup ibraz   etmiꢀtir. Baꢀvuran, özellikle, yakalanma sırasında göğsüne ꢀiddetli bir yumruk atıldığını;   karakola geldikten sonra gözlerinin bağlandığını, ellerinin kelepçelendiğini, yüzüstü yere   yatırılarak bacaklarının havaya kaldırılmasının söylendiğini, kalçasına tekme atıldığını,   ayaklarını yere indirdiğinde ise kafasına vurulduğunu; sorgulama sırasında polislerden biri   sağ bacağını çekerken diğerinin sırtına bastırdığını iddia etmiꢀtir. Bu sırada, testislerinin   sıkıldığını, sırtına tekme atıldığını ve baskı uygulandığını ileri sürmüꢀtür. Cumhuriyet Savcısı   huzuruna çıkarılmadan birkaç saat önce baꢀvurana Soner amirin geleceği söylenmiꢀ ve   baꢀvuran saatlerce rahatsız bir pozisyonda oturtularak bekletilmiꢀtir. Bu kiꢀi baꢀvuranın   yüzünü ve çenesini yumruklamıꢀ, dizlerine tekme atmıꢀtır. Baꢀvuran, Soner, Mehmet,   Bayram, Osman, Tolga ve diğer üç polis memurunun iddia konusu kötü muameleden sorumlu   olduğunu ileri sürmüꢀtür.   Baꢀvuran, 25 Temmuz 2004 tarihinde, Bodrum Devlet Hastanesi’nde Ü.E. adlı doktor   tarafından muayene edilmiꢀ ve vücudunda herhangi bir yara izine rastlanmamıꢀtır.   Baꢀvuran, aynı gün, Bodrum Sulh Hukuk Mahkemesi’nde Cumhuriyet Savcısı ve   hakim huzuruna çıkartılmıꢀtır. Bodrum Sulh Hukuk Mahkemesi hakimi baꢀvuranın   tutuklanmasına karar vermiꢀtir.   Temmuz 2004 tarihinde, baꢀvuranın avukatı, baꢀvuranın gözaltı sırasında ciddi bir   ꢀekilde iꢀkenceye maruz bırakıldığını iddia ederek Bodrum Cumhuriyet Savcılığı’na suç   duyurusunda bulunmuꢀ ve baꢀvuranı sorgulayan polis memurlarının yargılanmasını talep   etmiꢀtir. Baꢀvuranın avukatı, baꢀvuranın sağ gözünün altında ve sırtında morluklar olduğunu   iddia ederek, psikiyatrik ve tıbbi muayeneden geçmesi için baꢀvuranın acilen bir hastaneye   sevk edilmesini talep etmiꢀtir. Ancak, dilekçede iddia konusu kötü muameleye iliꢀkin   herhangi bir ayrıntıya yer verilmemiꢀtir.   Baꢀvuran, 27 Temmuz 2004 tarihinde, Bodrum Devlet Hastanesi’nde iki doktor   tarafından muayene edilmiꢀtir. Dr. M.A., baꢀvuranın sırtının alt kısmında uzunlamasına beꢀ   veya altı adet ekimozlu bölge tespit etmiꢀ ve baꢀvurana üç gün iꢀ göremez raporu vermiꢀtir.   M.A., raporunda, bir soru iꢀaretiyle birlikte, baꢀvuranın iꢀkenceden ꢀikayetçi olduğunu   kaydetmiꢀtir. Baꢀvuran, aynı gün göz doktoru E.T. tarafından muayene edilmiꢀ ve sağ   gözünün altında ekimoz saptanmıꢀtır. Bunun sonucunda baꢀvurana üç gün iꢀ göremez raporu   verilmiꢀtir.   Ağustos 2004 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, baꢀvuranı sorgulayan iki polis   memurunun ifadesini almıꢀtır. Polis memurları, ifadelerinde, baꢀvuranın sorgusu sırasında   diğer iꢀ arkadaꢀlarının da yanlarında bulunduklarını itiraf etmiꢀlerdir. Ancak, iꢀ arkadaꢀlarının   görevlerini suiistimal etmediklerini ileri sürmüꢀlerdir.   Ağustos 2004 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı baꢀvuranın ifadesini almıꢀtır.   Baꢀvuran, sorgulama sırasında, organize suçlarla mücadele grup amiri Mehmet K.’nin gözleri   kapalı ve kelepçeliyken kendisine diz çöktürdüğünü ve vurduğunu ifade etmiꢀtir. Mehmet K.,   ayrıca baꢀvuranı tehdit etmiꢀ ve talep etmesine rağmen baꢀvurana avukat yardımı sağlamayı   reddetmiꢀtir. Baꢀvuran, kötü muamelede bulunanların resmi olarak kendisini sorgulayan polis   memurları değil, Mehmet K. ve Soner adlı amirler olduğunu ifade etmiꢀtir. Baꢀvuran, ayrıca,   tıbbi muayene için hastaneye giderken yanında iki polis memuru olduğu için korktuğunu ve   herhangi bir yarasının bulunmadığını söyleyerek doktoru yanlıꢀ yönlendirdiğini iddia etmiꢀtir.   Ağustos 2004 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, sanık polis memuru Mehmet K.’nın   ifadesini almıꢀtır. Mehmet K. aleyhindeki suçlamaları reddetmiꢀtir. Mehmet K., organize   suçlarla mücadele grup amiri olduğunu ve aleyhinde yapılan çeꢀitli soruꢀturmalar nedeniyle   baꢀvuranı tanıdığını ifade etmiꢀtir. Sanık, ayrıca, Soner adlı tek polis memurunun Đlçe   Emniyet Müdürlüğü grup amiri olduğunu ve iddia konusu olayın yaꢀandığı sırada bu kiꢀinin   karakolda olmadığını ileri sürmüꢀtür.   Aynı gün, Cumhuriyet Savcısı, baꢀvuranı muayene eden doktorların ifadesini almıꢀtır.   Dr. Ü.E., diğer hususlar meyanında, 25 Temmuz 2004 tarihinde baꢀvuranı muayene   ettiği sırada kötü muamele izine rastlamadığını ve baꢀvuranın kendisine herhangi bir   ꢀikayetinin olmadığını söylediğini ifade etmiꢀtir. Doktor, ayrıca, baꢀvuranı muayene ettiği acil   serviste ayrı bir odalarının olmaması nedeniyle muayene sırasında yanlarında bulunmayan   polis memurlarının kendilerini görebildiklerini ifade etmiꢀtir. Ancak, doktor baꢀvuranın bu   durumla ilgili korku veya rahatsızlık duyduğuna dair herhangi bir izlenim edinmediğini iddia   etmiꢀtir.   Dr. M.A., diğer hususlar meyanında, baꢀvuranın kötü muamele konusunda ꢀikayetçi   olduğunu ve sırtındaki morlukları gösterdiğini ifade etmiꢀtir. Ancak, morlukların kötü   muameleden kaynaklanıp kaynaklanmadığını belirleyemedikleri için M.A. baꢀvuranın   ꢀikayetinin yanına soru iꢀareti koyduğunu ifade etmiꢀtir.   Dr. E.T., diğer hususlar meyanında, baꢀvuranın genel durumunun iyi olduğunu   belirtmiꢀtir. E.T. jandarmaların muayeneye gelmeden önce baꢀvuranın kendisini sağa sola   vurduğunu söylediklerini duyduğunu ileri sürmüꢀtür. Doktor, baꢀvuranın sağ gözünün altında   hafif bir ekimoz saptandığını ancak herhangi bir ꢀiꢀlik bulunmadığını ifade etmiꢀtir. Doktor,   bu bağlamda, morarmanın yaklaꢀık on güne kadar sürebileceği ve kiꢀinin kendinden   kaynaklanabileceği için söz konusu ekimozun ne zaman oluꢀtuğunu bilemeyeceğini ileri   sürmüꢀtür.   Aynı gün, baꢀvuranın avukatı Cumhuriyet Savcılığı’na dilekçe vererek baꢀvurana kötü   muamelede bulunan polis memurlarının bulunmasını talep etmiꢀtir. Avukat, dilekçesinde,   baꢀvuranın daha önce Mersin Emniyet Müdürlüğü’nde görev yapmıꢀ bir emniyet amiri olan   Soner ile soyadının Kuzu olması muhtemel Mehmet adlı polis memurları tarafından iꢀkenceye   maruz bırakıldığını iddia etmiꢀtir. Bu polis memurları baꢀvuranın baꢀına ve vücuduna rastgele   vurmuꢀlardır. Sorgulama sırasında, yedi polis memuru baꢀvuranı yere yatırmıꢀ, baꢀvuranın   sırtını ve belini tekmelemiꢀ ve spor ayakkabılarıyla baꢀvuranın sırtına tırmanmıꢀlardır.   Ayrıca, baꢀvuran küfre maruz kalmıꢀ ve gözleri bağlanmıꢀtır. Baꢀvuranın avukatı, ayrıca,   içine kapanan ve korkaklaꢀan baꢀvuranın psikiyatrik muayene için hastaneye gönderilmesini   talep etmiꢀtir.   Ağustos 2004 tarihinde, baꢀvuranın ifadelerini göz önünde bulunduran Cumhuriyet   Savcısı, baꢀvuranı sorgulayan S.A. ve S.G. adlı polis memurları hakkında kovuꢀturma   yapılmamasına karar vermiꢀtir. Baꢀvuranın gözaltı öncesi ve sonrasındaki çeliꢀkili ifadelerini,   tutumunu ve doktorların ifadelerini göz önünde bulunduran Cumhuriyet Savcısı, organize   suçlarla mücadele grup amiri Mehmet K. ile ilgili olarak, ek sağlık raporlarındaki bulguların   Mehmet K.’nin sorumlu tutulduğu kötü muameleden kaynaklandığını gösterecek herhangi bir   delil bulunmadığı sonucuna varmıꢀtır. Bu nedenle, Cumhuriyet Savcısı, Mehmet K. hakkında   kovuꢀturma yapılmamasına karar vermiꢀtir.   Eylül 2004 tarihinde, baꢀvuran, Cumhuriyet Savcısı’nın kararına itiraz etmiꢀtir.   Baꢀvuran, diğer hususlar meyanında, Mehmet ve Soner adlı polis memurlarının kendisine   iꢀkence yaptıklarını, baꢀına ve vücuduna rastgele vurduklarını iddia etmiꢀtir. Daha sonra, yedi   polis memuru baꢀvuranı yere yatırarak sırtını ve belini tekmelemiꢀtir.   Eylül 2004 tarihinde, Aydın Ağır Ceza Mahkemesi, baꢀvuranın itirazını   reddetmiꢀtir.   Bu arada, baꢀvuran Bodrum Đlçe Emniyet Müdürlüğü’nde görevli polis memurları   hakkında disiplin kovuꢀturması baꢀlatılmasını talep etmiꢀ, ancak baꢀvuranın bu talebi   reddedilmiꢀtir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, gözaltında bulunduğu sırada kötü muameleye maruz kaldığı ve makamların   ꢀikayetlerine iliꢀkin etkili bir soruꢀturma yapmadıkları konusunda ꢀikayetçi olmuꢀ ve bu   ꢀikayetlerini AĐHS’nin 3. maddesine dayandırmıꢀtır.   A. Kabuledilebilirlik   Hükümet, AĐHS’nin 35/1 maddesinde öngörülen iç hukuk yollarının tüketilmesi   kuralının yerine getirilmemesi nedeniyle, AĐHM’den baꢀvurunun reddini talep etmiꢀtir.   Hükümet, baꢀvuranın hukuk veya idare mahkemelerine dava açarak maruz kaldığını iddia   ettiği zararın tazminini talep edebileceğini iddia etmiꢀtir.   AĐHM, önceki davalarda Hükümet tarafından öne sürülen iddianın aynısını inceleyip   reddettiğini hatırlatır (Nevruz Koç / Türkiye, no. 18207/03; Eser Ceylan / Türkiye, no.   14166/02). AĐHM, söz konusu davada, bu kararından ayrılmasını gerektirecek herhangi bir   özel koꢀul bulunmadığı kanaatindedir. Sonuç olarak, AĐHM, Hükümet’in ön itirazını   reddeder.   AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca baꢀvuranın ꢀikayetinin açıkça dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle ꢀikayet kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esas   Hükümet, baꢀvuranın kötü muamele iddialarının dayanaktan yoksun olduğunu ileri   sürmüꢀ ve yerel makamların çeꢀitli giriꢀimlerine atıfta bulunarak söz konusu davaya iliꢀkin   etkili bir soruꢀturma yapıldığını iddia etmiꢀtir.   Baꢀvuran iddialarını sürdürmüꢀtür.   AĐHM, sağlık durumu iyi bir ꢀekilde gözaltına alınan bir bireyin serbest bırakıldığında   yaralı olması durumunda, Devletin bu yaraların nedenine iliꢀkin makul bir açıklama getirmek   ve mağdurun iddialarının doğruluğuna -özellikle bu iddialar sağlık raporlarlarıyla   desteklenmiꢀse- gölge düꢀüren kanıtlar ileri sürmek yükümlülüğü taꢀıdığını hatırlatır. Aksi   takdirde, AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca açık bir sorun ortaya çıkacaktır (Selmouni / Fransa,   no. 25803/94; 18 Aralık 1996 tarihli Aksoy-Türkiye kararı, Hüküm ve Karar Raporları 1996-   VI; 27 Ağustos 1992 tarihli Tomasi / Fransa kararı; 4 Aralık 1995 tarihli Ribitsch / Avusturya   kararı).   AĐHM, delilleri değerlendirirken, genellikle “makul ꢀüphenin ötesinde” kanıt   standardını uygulamaktadır (Avꢀar / Türkiye, no. 25657/94). Ancak böyle bir kanıt yeterince   güçlü, açık ve anlamlı çıkarımların veya çürütülemeyen benzer karinelerin varlığı ile ortaya   konabilir (18 Ocak 1978 tarihli Đrlanda / Birleꢀik Krallık kararı). Ayrıca, söz konusu olaylar,   ꢀahsın gözaltında kendi kontrollerinde olduğu sırada, tamamıyla veya büyük oranda   yetkililerin bilgisi dahilinde gerçekleꢀmiꢀse, gözaltı sırasında meydana gelen yaralanmalarla   ilgili güçlü maddi karineler ortaya çıkacaktır. Tatminkar ve ikna edici bir açıklama getirme   yükümlülüğünün yetkililere ait olduğu söylenebilir (Salman / Türkiye, no. 21986/93).   AĐHM, söz konusu davada, baꢀvuranın yakalanmasının ardından sağlık   muayenesinden geçmediğini gözlemlemektedir. AĐHM, ayrıca, gözaltı sonrasında hazırlanan   sağlık raporunda baꢀvuranın bu süre içerisinde kötü muameleye maruz kaldığını gösteren   herhangi bir delil bulunmadığını kaydeder. Ancak, AĐHM, baꢀvuranın bir baꢀka doktor   tarafından görülme talebi üzerine gözaltının sona ermesinden iki gün sonra muayene   edildiğini ve muayeneyi gerçekleꢀtiren doktorların bazı fiziksel bulgulara rastladığını   gözlemlemektedir. AĐHM, raporda ekimozların rengine ve büyüklüğüne iliꢀkin detaylara yer   verilmemesine rağmen, bu fiziksel bulguların en azından baꢀvuranın sırtının tekmelendiği ve   yüzüne vurulduğu iddialarıyla örtüꢀtüğünü gözlemlemektedir.   AĐHM, bu bağlamda, Hükümet’in, 27 Temmuz 2004 tarihli sağlık raporunda   kaydedilen yaralanmaların nasıl gerçekleꢀtiğine dair herhangi bir açıklama yapmadığını   gözlemlemektedir. AĐHM, dava koꢀullarının tamamını ve bütün bu süre boyunca devlet   makamlarının kontrolü altında bulunan baꢀvuranda görülen yaralanmaların sebebine iliꢀkin   Hükümet’in makul bir açıklama yapmamasını göz önünde bulundurarak, söz konusu   yaralanmaların Hükümet’in sorumlu olduğu kötü muamele sonucu oluꢀtuğu sonucuna varır.   AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesinin, makamların “savunulabilir” olan ve “makul ꢀüphe   uyandıran” kötü muamele iddialarını incelemesini gerektirdiğini hatırlatır (Ay / Türkiye, no.   30951/96). AĐHM içtihadı tarafından tanımlanan etkililiğe iliꢀkin asgari standartlar,   soruꢀturmanın bağımsız, tarafsız, kamu denetimine açık olmasını ve yetkili makamların örnek   bir titizlik ve çabuklukla hareket etmelerini gerektirir (Çelik ve Đmret / Türkiye, no. 44093/98).   AĐHM, ayrıca, AĐHS’de yer alan hakların teorik ve aldatıcı değil, uygulanabilir ve etkili   olduğunu hatırlatır. Dolayısıyla, bu tür davalarda, etkili bir soruꢀturma sorumluların   belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlar nitelikte olmalıdır (Orhan Kur / Türkiye, no.   32577/02).   AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca, baꢀvuranda görülen yaralanmalardan   Savunmacı Devlet’in sorumlu olduğu sonucuna varmıꢀtır. Bu sebeple, etkili bir soruꢀturma   yapılmıꢀ olması gerekmektedir.   AĐHM, sözkonusu davada, Cumhuriyet Savcılığı tarafından vakit kaybetmeden   baꢀvuranın iddialarına iliꢀkin soruꢀturma yapıldığını gözlemlemektedir. Cumhuriyet   Savcısı’nın S.A., S.G. ve Mehmet K. hakkında kovuꢀturma baꢀlatılmamasına yönelik   kararının Ağır Ceza Mahkemesi tarafından onaylanması ile söz konusu soruꢀturma sona   ermiꢀtir. Soruꢀturma sırasında, baꢀvuranın iddialarının doğruluğunun tespiti için ek sağlık   raporları istenmiꢀ ve Cumhuriyet Savcısı baꢀvuranın, ꢀüpheli polis memurlarının ve baꢀvuranı   muayene eden doktorların ifadesini almıꢀtır.   Ancak, AĐHM, Cumhuriyet Savcısı’nın soruꢀturmayı yapma ꢀeklinde eksiklikler   olduğunu, bu eksikliklerin de soruꢀturmanın etkinliğini etkilediğini gözlemlemektedir. AĐHM,   ilk olarak tutukluların kötü muamele iddiasında bulunduğu durumlarda, adli muayenelerin   tutuklu hakkında yapılan soruꢀturmalarda hayati önem taꢀıdığını hatırlatır (Salmanoğlu ve   Polattaꢀ / Türkiye, no. 15828/03). AĐHM, bu bağlamda, AĐHM’ye sunulan sağlık raporlarının   ayrıntılara yer vermediğini ve AĐHM’nin kötü muameleye iliꢀkin davaları incelerken göz   önünde bulundurduğu Avrupa Đꢀkencenin ve Đnsanlık Dıꢀı veya Onur Kırıcı Ceza veya   Muamelenin Önlenmesi Komitesi’nin önerdiği standartları ve BMMYK’ye sunulan Đꢀkence   ve Diğer Zalimane, Đnsanlık Dıꢀı, Aꢀağılayıcı Muamele veya Cezaların Etkili Biçimde   Soruꢀturulması ve Belgelendirilmesi Đçin El Kılavuzu’nda (“Đstanbul Protokolü”) belirtilen   esasları yerine getirmediğini kaydeder (Batı ve Diğerleri, yukarıda kaydedilen). AĐHM,   Avrupa Đꢀkencenin ve Đnsanlık Dıꢀı veya Onur Kırıcı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi   Komitesi’nin bütün muayenelerin polis memurlarının duyamayacağı ve tercihen   göremeyeceği ꢀekilde yapılması gerektiği yönündeki standardını hatırlatır. Ayrıca, her tutuklu   tek baꢀına muayene edilmeli ve tutuklunun ifadeleri, doktorun tespitleri ve bu muayenenin   sonuçları doktor tarafından resmi olarak kaydedilmelidir (Akkoç, yukarıda kaydedilen;   Mehmet Eren / Türkiye, no. 32347/02). Ayrıca, doktorun fiziksel bulgularla kötü muamele   arasındaki olası bir iliꢀkiyle ilgili görüꢀ bildirmesi AĐHM tarafından aranan bir ꢀarttır   (Mehmet Emin Yüksel / Türkiye, no. 40154/98). Söz konusu davada, tıbbi raporlar üstünkörü   bir ꢀekilde hazırlanmıꢀtır; örneğin, yaraların boyutundan, renginden veya fiziksel bulgular ile   baꢀvuranın ifadeleri arasındaki olası bir iliꢀkiden bahsedilmemiꢀtir. Ayrıca, baꢀvuran, en   azından bir seferinde, polis memurlarının isterlerse muayene odasını görebileceği koꢀullarda   muayene edilmiꢀtir. Bu durum yukarıda belirtilen Avrupa Đꢀkencenin ve Đnsanlık Dıꢀı veya   Onur Kırıcı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesi’nin standartlarının açık bir ihlalini   oluꢀturmaktadır.   AĐHM, ikinci olarak, baꢀvurandan hiçbir ꢀekilde, polis fotoğraflarına bakarak veya   kimlik tespit çalıꢀmasına katılarak, sanıkların kimliğini tespit etmesinin istenmediğini   kaydeder. Baꢀvuranın Mehmet ve Soner diye bahsettiği kiꢀilerin kimliklerinin tespiti veya   olayların yaꢀandığı sırada bu kiꢀilerin karakolda bulunduklarına ve görevlerine dair   iddialarının doğru olup olmadığının belirlenmesi için herhangi bir ciddi giriꢀimde   bulunulmamıꢀtır. Üçüncü olarak, Cumhuriyet Savcısı, o gün görevde olan diğer polis   memurlarının, baꢀvuranı muayeneye götüren polis memurlarının, baꢀvuran ile birlikte   yakalanan diğer kiꢀiler veya olayların yaꢀandığı gün karakolda bulunan kiꢀiler gibi olası   görgü tanıklarının ifadesini almamıꢀtır. AĐHM’ye göre, dava dosyasında kesin bir tıbbi delil   bulunmadığından, söz konusu ifadeler, 27 Temmuz 2004 tarihli sağlık raporlarında   kaydedilen yaralanmalarının sebebine ıꢀık tutabilir, baꢀvuranın iddialarını kanıtlayabilir veya   çürütebilirdi.   AĐHM, yukarıda anlatılanlar ıꢀığında, söz konusu soruꢀturmanın AĐHS’nin 3.   maddesinde öngörülen soruꢀturmanın esaslı ve etkili olması koꢀulunu yerine getirdiğinin   söylenemeyeceği kanaatindedir.   Bu nedenle, AĐHS’nin 3. maddesi esas ve usul bakımından ihlal edilmiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 6. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, ayrıca, makamların kötü muamele iddialarına iliꢀkin etkili bir soruꢀturma   yapmamalarının, sorumlu kiꢀilerin cezalandırılmasını veya bu kiꢀiler aleyhinde hukuk davası   açılmasını imkansız kıldığı konusunda ꢀikayetçi olmuꢀ ve bu ꢀikayetini AĐHS’nin 6. ve 13.   maddelerine dayandırmıꢀtır.   AĐHM, bu ꢀikayetlerin yukarıda incelenenlerle ilintili olmaları nedeniyle aynı ꢀekilde   kabuledilebilir olduklarını kaydeder.   Ancak, dava olaylarını, tarafların ifadelerini ve 3. maddenin usul bakımından ihlal   edildiği yönündeki tespitini göz önünde bulunduran AĐHM, sözkonusu baꢀvuruda ortaya   konan temel hukuki sorunu incelediği kanaatindedir. Bu nedenle, AĐHM, baꢀvuranın   AĐHS’nin 6. ve 13. maddeleri uyarınca yaptığı ꢀikayetlerle ilgili olarak ayrıca karar vermesine   gerek olmadığı sonucuna varır (Kamil Uzun / Türkiye, no. 37410/97; K.Ö. / Türkiye, no.   71795/01; Juhnke / Türkiye, 52515/99 ve Mehmet Eren, yukarıda kaydedilen).   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun   bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   Baꢀvuran, manevi tazminat olarak 15,000 Euro talep etmiꢀtir. Baꢀvuran, ayrıca,   Türkiye Barolar Birliği’nin ücret cetveline atıfta bulunarak, AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu   yargılama masraf ve giderleri için 1,000 Euro talep etmiꢀtir.   Hükümet bu miktarlara itiraz etmiꢀtir.   AĐHM, manevi tazminat talebiyle ilgili olarak, baꢀvuranın tek baꢀına AĐHM tarafından   tespit edilen bir ihlalle telafi edilemeyecek düzeyde sıkıntı görmüꢀ olabileceği kanaatindedir.   Söz konusu davada tespit edilen ihlalin niteliğini göz önünde bulunduran AĐHM, hakkaniyete   uygun olarak, baꢀvurana 10,000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar verir.   AĐHM, yargılama masraf ve giderlerine yönelik taleple ilgili olarak, AĐHM   Đçtüzüğü’nün 60. maddesi uyarınca baꢀvuranın yargılama masraf ve giderlerine iliꢀkin   destekleyici herhangi bir belge sunmadığını belirterek bu baꢀlık altında herhangi bir ödeme   yapılmamasına karar verir.   Son olarak, AĐHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi   kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenmesini uygun   görmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE   1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. AĐHS’nin 3. maddesinin esas ve usul bakımından ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 6. ve 13. maddeleri uyarınca yapılan ꢀikayetlerin ayrıca incelenmesine   gerek olmadığına;   4. (a)AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten   itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na   çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet   tarafından baꢀvurana manevi tazminat olarak 10,000 Euro (on bin Euro) ödenmesine;   (b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin   yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal   kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   5. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiꢀtir.   Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragrafları gereğince 16 Temmuz 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   9

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło