6318/02
WyrokETPCz2009-07-28ECLI:CE:ECHR:2009:0728JUD000631802
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy brak dostępu do adwokata w trakcie zatrzymania policyjnego oraz niedoręczenie opinii Prokuratora Generalnego w postępowaniu kasacyjnym naruszyły prawo do rzetelnego procesu z art. 6 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał potwierdził, że dla zapewnienia rzetelnego procesu, podejrzany musi mieć dostęp do adwokata od pierwszego przesłuchania policyjnego, chyba że istnieją wyjątkowe, uzasadnione powody ograniczenia tego prawa. Nawet w takich przypadkach, ograniczenie to nie może nieodwracalnie naruszać praw obrony, zwłaszcza gdy zeznania obciążające samego siebie, uzyskane bez obecności adwokata, stanowią podstawę skazania. Ponadto, niedoręczenie stronie opinii Prokuratora Generalnego w postępowaniu kasacyjnym narusza zasadę równości broni, będącą integralnym elementem prawa do rzetelnego procesu.Stan faktyczny
Skarżący, Zeki Bayhan, urodzony w 1976 roku, został zatrzymany 4 czerwca 1998 roku pod zarzutem przynależności do PKK i udziału w atakach bombowych. Podczas zatrzymania policyjnego, które trwało do 28 czerwca 1998 roku, skarżący nie miał dostępu do adwokata, z wyjątkiem krótkiego, dziesięciominutowego spotkania. Zeznania złożone na policji, a następnie potwierdzone przed prokuratorem i sędzią śledczym, stanowiły kluczowy dowód w sprawie. Skarżący został skazany przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa (DGM) na dożywocie, a wyrok ten został utrzymany przez Sąd Kasacyjny, który nie doręczył skarżącemu opinii Prokuratora Generalnego ani nie przeprowadził rozprawy.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Uznaje skargę za dopuszczalną w części dotyczącej braku dostępu do adwokata podczas zatrzymania oraz niedoręczenia opinii Prokuratora Generalnego, a w pozostałym zakresie za niedopuszczalną.
2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji w związku z art. 6 ust. 3 lit. c) z powodu braku dostępu skarżącego do pomocy prawnej podczas zatrzymania.
3. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu niedoręczenia opinii Prokuratora Generalnego.
4. Zasądza na rzecz skarżącego 1 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 000 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków, płatne w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, powiększone o odsetki ustawowe.
5. Oddala pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL
AVRUPA
DE L’EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
DÖRDÜNCÜ DAĐRE
ZEKĐ BAYHAN -TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no:6318/02)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Temmuz 2009
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (6318/02) no’lu davanın nedeni (T.C. vatandaꢀı)
Zeki Bayhan’ın (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 22 Haziran 2001 tarihinde
Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa Đnsan
Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran, Đzmir Barosu avukatlarından T. Aslan tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
DAVANIN KOꢁULLARI
Baꢀvuran 1976 doğumludur ve Hakkari’de ikamet etmektedir.
Baꢀvuran, Đzmir polisi tarafından 4 Haziran 1998 tarihinde PKK1 üyesi olduğu ve bu örgüt
adına bombalı saldırı eylemlerine karıꢀtığı ꢀüphesiyle diğer altı kiꢀiyle birlikte tutuklanmıꢀtır.
Baꢀvuran ve diğer ꢀüpheliler polise verdikleri ifadelerde kendilerine isnad edilen suçları kabul
etmiꢀlerdir. ꢁüpheliler gözaltında tutulduğu sırada polis, birçok soruꢀturma gerçekleꢀtirmiꢀ,
olay yerlerini incelemiꢀ ve baskınlar düzenlemiꢀ, bulunan patlayıcı madde ve ateꢀli silahlara
el koymuꢀ, olay yeri incelemeleri ve baskınlar sırasında ele geçirilen patlayıcılar ile diğer
maddi deliller hakkında bilirkiꢀi raporları almıꢀ, ꢀüphelileri yüzleꢀtirmiꢀ, fotoğraf üzerinden
kimlik tespitleri yapmıꢀ, baꢀvuranın el yazısı için grafoloji uzmanına danıꢀmıꢀ ve son olarak
patlayıcılar üzerinde parmak izi analizleri yapmıꢀtır. Haziran 1998 tarihinde baꢀvuran, saat 11 ile 11 :10 arasında avukatıyla görüꢀmüꢀtür.
Tutanaklara göre, avukat kendisine haklarını hatırlatarak bir ihtiyacı olup olmadığını sormuꢀ
ve baꢀvuran buna olumsuz cevap vermiꢀtir.
Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet savcısı (« Cumhuriyet savcısı » – « DGM»)
tarafından 29 Haziran 1998 tarihinde dinlenen baꢀvuran, yasadıꢀı örgüt bünyesindeki
faaliyetlerini anlatmıꢀ ve üç bombalı saldırı eylemini organize ve finanse ettiğini
kabullenmiꢀtir. Gözaltı sırasında verdiği ifade hakkında sorgulanan baꢀvuran, savcıya
söylediklerini aynen doğrulamıꢀtır. Baꢀvuran, baꢀka yorum yapmaksızın gözaltı sırasında
yapılan soruꢀturmaları kabul etmiꢀtir.
Aynı gün, DGM nöbetçi hakimi önüne çıkarılan baꢀvuran, Cumhuriyet savcısına verdiği
ifadeyi tekrarlamıꢀtır. Hakim, baꢀvuranın tutuklanmasına karar vermiꢀtir.
Baꢀvuran, ne Cumhuriyet savcısı önünde ne nöbetçi hakim önünde kötü muameleden söz
etmiꢀtir. Temmuz 1998’de Cumhuriyet savcısı, Devletin toprak bütünlüğünü bozmaya çalıꢀtıkları ve
yasadıꢀı bir örgüte yardım ve yataklık ettikleri gerekçesiyle baꢀvuran ile diğer altı kiꢀi
hakkında eski Türk Ceza Kanunu’nun 125 ve 169. maddelerinde belirtilen suçlar kapsamında
cezalandırılmaları istemiyle dava açmıꢀtır.
1. Kürdistan Đꢀçi Partisi, yasadıꢀı silahlı bir terör örgütü.
DGM önünde görülen on bir duruꢀmada sanıkların savunmaları dinlenmiꢀtir. Baꢀvuran,
yalnızca iki duruꢀmada hazır bulunmuꢀ ve diğerlerine katılmayı reddetmiꢀtir. 15 Haziran 1999
tarihinde görülen duruꢀmada, baꢀvuranın kendisine isnad edilen suçları kabul ettiği ve
saldırıları nasıl organize ve finanse ettiğini anlattığı sekiz sayfalık savunma yazısı
okunmuꢀtur. Baꢀvuran, gözaltı sırasında verdiği ve bazı örgüt üyelerinin isimlerini zikrettiği
ifadesini zorla ve iꢀkence altında elde edildiğini ileri sürerek reddetmiꢀtir.
Diğer sanıklar bombalı saldırılara katıldıklarını kabul ederken, yasadıꢀı örgütle olan
bağlantılarını inkâr etmiꢀlerdir.
Bir askeri ve iki sivil hakimden oluꢀan DGM heyeti, 15 Haziran 1999 tarihinde görülen
duruꢀma sonrasında, baꢀvuranı yasadıꢀı bir örgüte üye olmak ve patlayıcı üretmekten suçlu
bularak eski Türk Ceza Kanunu’nun 168. ve 264. maddeleri gereğince otuz yıl hapis cezasına
mahkûm etmiꢀtir. Mahkeme karar gerekçesinde, baꢀvuran ve diğer sanıkların yargılamanın
her aꢀamasında verdikleri ifadeleri, olay yerinde ele geçirilen patlayıcılarla ilgili tutanak ve
bilirkiꢀi raporlarını ve ilgili ꢀahıslar gözaltındayken gerçekleꢀtirilen tüm soruꢀturmaları
dikkate aldığını bildirmiꢀtir. ve 22 Haziran 1999 tarihlerinde, Anayasa ve Devlet güvenlik mahkemeleriyle ilgili yasada
gerekli değiꢀiklikler yapılarak, askeri yargıçlar DGM bünyesinden çıkarılmıꢀtır. ꢁubat 2000 tarihinde Yargıtay, ilk derece mahkemesinin baꢀvuran ve diğer üç sanıkla ilgili
kararını bozmuꢀtur. Yargıtay kararı bozma gerekçesinde, sanıklara isnad edilen suçların eski
Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi alanına girdiğini kaydetmiꢀtir.
DGM, 8 Haziran 2000 tarihinde avukatları tarafından temsil edilen baꢀvuran ve diğer
sanıkların savunmalarını dinlemiꢀtir. Baꢀvuran, okunan savunma metninde bombalı saldırıları
finanse ettiğini ve gerçekleꢀtirdiğini yinelemiꢀtir. Bu duruꢀma sonrasında DGM, baꢀvuranı
eski Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi gereğince ölüm cezasına mahkûm etmiꢀ ve daha
sonra cezayı ömür boyu hapse çevirmiꢀtir. Mahkeme bu kararda da, ilk mahkûmiyet
kararındaki delil unsurlarının dikkate alındığını bildirmiꢀtir.
Yargıtay, 18 Aralık 2000 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını baꢀsavcının, baꢀvurana
tebliğ edilmeyen, görüꢀü doğrultusunda onamıꢀtır. Yargıtay, aralarında baꢀvuranın avukatının
da bulunduğu bazı avukatların duruꢀmaya mazeret belirtmeksizin katılmadıklarını tespit
etmesi, bir diğerinin de mazeretini reddetmesi üzerine, bir duruꢀma yapmanın da gerekli
olmadığına hükmetmiꢀtir.23 Ocak 2001 tarihinde Yargıtay kararı, ilk derece mahkemesi
kâtipliğinde bulunan dava dosyasına eklenmiꢀtir.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, yargılamanın ilk bölümünde bünyesinde askeri bir yargıç bulunması dolayısıyla
DGM’nin bağımsız ve tarafsız olmadığını iddia etmektedir.
Daha sonra baꢀvuran, gözaltının dördüncü gününe kadar bir avukat yardımından
yararlanmadığından ꢀikâyetçi olmakta ve mahkemelerin kendisini yalnızca gözaltı döneminde
yapılan soruꢀturmalara dayanarak mahkûm ettiklerini ileri sürmektedir.
Baꢀvuran ayrıca, tutuklu bulunduğu cezaevi ile yargılandığı DGM arasındaki uzak mesafe
dolayısıyla savunma hakkının çiğnendiğini iddia etmektedir.
Son olarak baꢀvuran, Yargıtay baꢀsavcısının tebliğnamesinin kendisine tebliğ edilmediğinden
ve Yargıtay önünde bir duruꢀma yapılmadığından ꢀikâyetçi olmaktadır.
Baꢀvuran, AĐHS’nin 6. maddesinin 1 ve 3. paragraflarına atıfta bulunmaktadır.
A. Gözaltı sırasında avukatın bulunmaması
Hükümet, baꢀvuranın gözaltı süresinin sona ermesini müteakiben altı ay içerisinde
baꢀvurusunu sunmadığını, bu nedenle altı aylık süreye uyulmadığını ileri sürmekte ve
AĐHM’nin bu ꢀikâyeti reddetmesini istemektedir.
Hükümet, esasen baꢀvuranın 28 Haziran 1998 tarihinde avukat yardımından faydalandığını,
Cumhuriyet savcısı ve nöbetçi hakim tarafından dinlenmeden önce avukatıyla görüꢀtüğünü,
bu sorgulamada kendisine isnad edilen suçlamaları kabul ettiğini, avukatının hazır bulunduğu
DGM önünde de aynı suçlamaları kabullendiğini, tüm yargılama boyunca savunmasını
özgürce sunma ve gözaltı sırasında verdiği ifadelere itiraz etme imkânının bulunduğunu ileri
sürmektedir.
Hükümet, Türk hukukunda, gözaltı sırasında alınan ifadelerin ꢀartlarıyla ilgili iddiaların,
baꢀka delillerle desteklenmediği takdirde, dikkate alınmadığını eklemektedir. Hükümet, bu
noktada, baꢀvuranın polise verdiği ifadelerin savcı ve hakim önünde de doğrulandığını, DGM
önünde avukatının yanında sunulan savunmada tekrarlandığını ve bu ifadelerin diğer
sanıkların verdikleri ifadelerle uyuꢀtuğunu hatırlatmaktadır.
Hükümet, gözaltı sonrasında verilen tıbbi raporda hiçbir yara izine rastlanmadığını ve zaten
baꢀvuranın da savcı ve hakim önünde böyle bir iddiada bulunmadığını, bu nedenle ilgili
ꢀahsın baskı altında zorla ifade verdiği iddiasının hiçbir dayanağı olmadığını kaydetmektedir.
Baꢀvuran, gözaltı sırasında verdiği ifadenin avukatının bulunmadığı bir ortamda ve iꢀkence
altında elde edildiğini ileri sürmektedir. Baꢀvuran, gözaltı sonrasında düzenlenen tıbbi
raporun güvenilirliğini reddetmekte ve Cumhuriyet savcısı, nöbetçi hakim ve DGM önünde
kötü muameleye maruz kaldığı iddialarını dile getirdiğini ve bu yargı organları önünde gözaltı
sırasında alınan ifadesini ve bu dönemde yapılan tüm soruꢀturmaları kabul etmediğini ileri
sürmektedir.
Baꢀvuran, gözaltı sırasında verdiği ifadelerin ve yapılan soruꢀturmaların mahkûmiyetinde
dikkate alınan yegâne deliller olduğunu iddia etmektedir. Baꢀvuran, tüm soruꢀturma iꢀlemleri
bittikten sonra avukat yardımı aldığını öne sürmekte, bu hakkından da sınırlı bir ꢀekilde
yararlandığını, zira avukatla görüꢀmesinin polislerin bulunduğu bir ortamda ve sadece on
dakika sürdüğünü, bu nedenle avukatıyla kendisine isnad edilen suçlar ile delil unsurları
hakkında özgürce konuꢀamadığını eklemektedir.
AĐHM, 18 Aralık 2000 tarihli Yargıtay kararının AĐHS’nin 35. maddesinin 1. paragrafı
anlamında iç hukuktaki nihai karar tarihi olduğu kanaatindedir (Türkiye aleyhine Ek ve ꢁıktaꢀ
davası, no 6058/02 ve 18074/03, prg. 9, 17 ꢁubat 2009). Bu karar metni, DGM katipliğinde
bulunan dava dosyasına eklenmiꢀ ve 23 Ocak 2001 tarihinde tarafların kullanımına
sunulmuꢀtur. Baꢀvuru bu tarihten itibaren altı aylık süre dahilinde sunulduğundan AĐHM,
Hükümetin altı aylık süreyle ilgili bu iddiasını reddetmektedir.
AĐHM yapılan ꢀikayetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan
yoksun olmadığını ve baꢀka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını kaydetmektedir. Bu
itibarla, baꢀvurunun kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.
Bu alanda uygulanan genel ilkeler için AĐHM yerleꢀik içtihadına atıfta bulunmaktadır
(Türkiye aleyhine Salduz davası [GC], no 36391/02, prg. 50-55, 27 Kasım 2008). AĐHM
konuyla ilgili olarak, adil yargılanma hakkının yeterince “uygulanabilir ve etkili” olabilmesi
için, 6. maddenin 1. paragrafı uyarınca, kural olarak, her davanın kendine has koꢀulları
ıꢀığında bu hakkın kısıtlanması için zorunlu sebepler olmadıkça, ꢀüpheliye, polis tarafından
ilk kez sorgulanmasından itibaren avukata eriꢀim hakkı sağlanmasının gerekli olduğunu
hatırlatmaktadır. Avukat eriꢀiminin sağlanmamasına istisnai olarak zorunlu sebeplerin
gerekçe gösterilmesi durumunda bile, böylesi bir kısıtlama - gerekçesi ne olursa olsun -
sanığın 6. madde tarafından güvence altına alınan haklarına halel getirmemelidir.
Avukat eriꢀimi sağlanmayan sanığın polise ifade verirken kullandığı kendini suçlayıcı
ifadelerin bilahare mahkûmiyet dayanağı olarak kullanılması durumunda, prensip olarak,
sanığın haklarına telafi edilemeyecek ꢀekilde zarar verilmiꢀ olur (Salduz, ilgili bölüm,
prg. 55).
Mevcut davada, 3842 sayılı Kanun’un 31. maddesi uyarınca, baꢀvuran Devlet Güvenlik
Mahkemelerinin yetki alanına giren suçlardan birini iꢀlemekle itham edildiği için gözaltı
sırasında avukata eriꢀim hakkı kısıtlanmıꢀtır. Bunun sonucunda, ilgili ꢀahıs, polise ifade
verirken ve suçluluğunun belirlenmesi için yapılan soruꢀturmalar sırasında avukata eriꢀim
hakkından yararlanamamıꢀtır.
AĐHM, baꢀvuranın mahkûm edilmesinin önemli ölçüde gözaltı sırasında verdiği ifadeye ve
aynı dönemde yapılan soruꢀturmalara dayandırıldığını, oysa ki baꢀvuranın o dönemde henüz
bir avukat yardımı almadığını not etmektedir.
Buna mukabil baꢀvuranın Cumhuriyet savcısı, nöbetçi hakim ve DGM önünde kendisine
yöneltilen suçlamaları kabul ettiği bir gerçektir. Bu konuda AĐHM, Cumhuriyet savcısı ve
nöbetçi hakime ifade vermeden önce ilgili ꢀahsa avukatıyla görüꢀme izni verildiğini ve DGM
önünde de avukatının hukuki yardımından yararlandığını kaydetmektedir.
Bununla birlikte, dava dosyasından anlaꢀıldığına göre, tüm soruꢀturmalar, baꢀvuranın
Cumhuriyet savcısı ve nöbetçi hakim önünde ifade vermesinden önce gerçekleꢀtirilmiꢀtir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi gördüğü dava kapsamında herhangi bir ek soruꢀturmaya gerek
duymamıꢀtır.
Yukarıda elde edilen bilgiler ıꢀığında AĐHM, baꢀvuranın polis tarafından gözaltında tutulduğu
sırada bir avukat yardımı almamasının savunma haklarını telafi edilemeyecek ꢀekilde
etkilediği sonucuna varmaktadır.
Dolayısıyla, mevcut davada AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı 3c) paragrafı ile bağlantılı
olarak ihlal edilmiꢀtir.
B. Yargıtay Baꢀsavcısı’nın yazılı görüꢀ bildirisinin tebliğ edilmemesi
AĐHM, yapılan ꢀikayetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan
yoksun olmadığını ve baꢀka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını kaydetmektedir. Bu
itibarla baꢀvurunun kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.
AĐHM, baꢀvuranın ꢀikâyetine benzer bir ꢀikâyeti daha önce incelediğini ve baꢀsavcının
tebliğnamesinin niteliği ve baꢀvurana, buna cevaben yazılı görüꢀ bildirme imkânının
tanınmaması dolayısıyla AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafının ihlâl edildiği sonucuna
vardığını hatırlatmaktadır (bakınız, diğerleri arasından, Türkiye aleyhine Göç davası [GC],
no 36590/97, prg. 55, CEDH 2002-V, ve Türkiye aleyhine Kömürcü davası, no 77432/01,
prg. 18-20, 22 Haziran 2006).
AĐHM, mevcut davayı inceledikten sonra, Hükümetin bu davada farklı bir sonuca varmaya
yetecek nitelikte inandırıcı hiçbir delil veya argüman sunmadığını kaydetmektedir.
Sonuç olarak, AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı ihlâl edilmiꢀtir.
C. AĐHS’nin 6. maddesine dayandırılan diğer ꢀikâyetler
Yargıtay önünde duruꢀma yapılmadığı yönündeki ꢀikâyetle ilgili olarak AĐHM, Yargıtay’ın
davanın esası hakkında değil yalnızca hukuk kurallarının yorumlanmasıyla ilgili bir karar
verdiğini ve ilk derece mahkemesinde kamuya açık bir duruꢀma yapıldığını not etmektedir.
Bu yüzden, Yargıtay önünde kamuya açık bir duruꢀma yapılmaması, 6. maddenin öngördüğü
ꢀekilde yargının adilliğini lekeleyecek nitelikte değildir (Đsveç aleyhine Ekbatani davası, 26
Mayıs 1988, prg. 31, seri A no 134).
DGM’nin bağımsız ve tarafsız olmadığı yönündeki ꢀikâyetle ilgili olarak ise AĐHM, davaya
temyizden sonra bakan DGM’nin yalnızca sivil hakimlerden oluꢀtuğunu ve bu hakimlerin
dava nedenini oluꢀturan tüm olgu ve hukuk unsurlarını incelediğini kaydetmektedir. Bu ikinci
inceleme sırasında DGM, askeri yargıcın bulunduğu birinci incelemede uygulanan hukuki
iꢀlemleri yenilemiꢀ ve böylece baꢀvuran ile diğer sanıkların savunmalarını dinlemiꢀtir.
Yargılamanın bütününe bakan ve baꢀvuranın ꢀikâyetine dayanak olarak herhangi bir argüman
sunmadığını dikkate alan AĐHM, davanın sonuçlanmasından önce askeri hakimin yerine sivil
hakimin gelmesinin, baꢀvuranın kendisini mahkûm eden mahkemenin bağımsızlığı ve
tarafsızlığına iliꢀkin makul kaygılarını yeteri kadar ortadan kaldırdığı kanaatine varmaktadır
(bakınız, diğerleri arasından, Türkiye aleyhine Göçmen davası, no 72000/01, prg. 64, 17 Ekim
2006, ve Türkiye aleyhine Özkan ve Adıbelli davası, no 18342/02, prg. 48, 9 Ocak 2007).
AĐHM, son olarak, baꢀvuranın tutuklu kaldığı Nazilli cezaevi ile davasının görüldüğü Đzmir
Devlet Güvenlik Mahkemesi arasındaki mesafenin 160 km. olduğunu tespit etmektedir.
Öncelikle baꢀvuranın ulusal mahkemeler önünde böyle bir ꢀikâyette bulunmadığını hatırlatan
AĐHM, üstelik cezaevi ile DGM arasındaki mesafenin savunmasını hazırlamasında engel
teꢀkil ettiği yönündeki bu ꢀikâyetini herhangi bir delil unsuruyla desteklemediğini
kaydetmektedir.
Bunun sonucunda, sözkonusu ꢀikâyetler açıkça dayanaktan yoksun bulunduğundan, AĐHS’nin
35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
II. AĐHS’NĐN DĐĞER MADDELERĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, DGM önünde yapılan yargılamalarla hukuk mahkemeleri önünde yapılan
yargılamaların farklı olduğunu ileri sürmekte ve AĐHS’nin 14. maddesi anlamında bir
ayrımcılığa maruz kaldığını iddia etmektedir.
Baꢀvuran ayrıca, Yargıtay kararının kendisine tebliğ edilmemesi dolayısıyla AĐHS’nin 34.
maddesinde öngörülen bireysel itiraz hakkının engellendiğini ileri sürmektedir.
AĐHM, bu ꢀikâyetleri sunulduğu ꢀekliyle ve yerleꢀik içtihadının ıꢀığında incelemiꢀtir. Elinde
bulunan tüm unsurları dikkate alan AĐHM, (Türkiye aleyhine Gerger davası [GC], no
24919/94, prg. 69, 8 Temmuz 1999, ve Türkiye aleyhine Đrfan Güler davası (karar), no
49391/99, 23 Haziran 2001) mevcut davada AĐHS’nin 14. maddesi tarafından teminat altına
alınan hakların ihlâl edilmediği kanaatine varmıꢀtır.
Bunun sonucunda, sözkonusu ꢀikâyetler açıkça dayanaktan yoksun bulunduğundan, AĐHS’nin
35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuran, 21.500 Euro maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmaktadır.
Hükümet, sözkonusu iddialara itiraz etmektedir.
AĐHM, tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi tazminat arasında bir illiyet bağı görememekte
ve sözkonusu talebi reddetmektedir.
Buna karꢀın hakkaniyete uygun olarak, AĐHM, baꢀvurana, 1.000 Euro manevi tazminat
ödenmesine hükmetmektedir.
AĐHM, mevcut davadakine benzer koꢀullarda, en uygun telafi yönteminin, baꢀvuranın talep
etmesi halinde, AĐHS’nin 6/1 maddesinin gerekliliklerini karꢀılayacak ꢀekilde yeniden
yargılanması olacağı kanaatindedir (sözü edilen Salduz).
B. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢀvuran, ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu yargılama masraf ve giderleri
için 2.650 Euro talep etmektedir. Baꢀvuran, avukatlık ücret makbuzunu belge olarak
sunmaktadır.
Hükümet, sözkonusu miktara itiraz etmektedir.
AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran gerçekliğini, gerekliliğini kanıtladığı makul
miktarlardaki yargı giderlerinin geri ödemesini elde edebilir. Mevcut davada sahip olduğu
unsurları ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne alan AĐHM, baꢀvurana, masrafların
tamamı için 1.000 Euro ödenmesinin uygun olacağı kanaatindedir.
C. Gecikme faizi
AĐHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı
orana üç puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenmesine hükmetmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvurunun, gözaltı sırasında avukatın hazır bulunmaması ve Yargıtay Cumhuriyet
Baꢀsavcısı’nın görüꢀünün baꢀvurana tebliğ edilmemesi kapsamında yapılan ꢀikayete
iliꢀkin kısmının kabuledilebilir, geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. Gözaltı sırasında baꢀvuranın avukat yardımından yararlanamaması nedeniyle
AĐHS’nin 6/3 c) maddesi ile birlikte AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın görüꢀünün tebliğ edilmemesi nedeniyle AĐHS’nin
6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, Savunmacı
Devlet tarafından baꢀvurana aꢀağıdaki miktarların ödenmesine;
i) her türlü vergiden muaf tutularak 1.000 Euro (bin Euro) manevi tazminat
ii) her türlü vergiden muaf tutularak 1.000 Euro (bin Euro) yargılama masraf ve gideri
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç
puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve
3. paragraflarına uygun olarak 28 Temmuz 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
8
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło