63315/00

WyrokETPCz2010-01-05ECLI:CE:ECHR:2010:0105JUD006331500

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy brak dostępu do adwokata podczas przesłuchań policyjnych i prokuratorskich, na podstawie których oparto skazanie, naruszył prawo do rzetelnego procesu sądowego z art. 6 ust. 1 w związku z art. 6 ust. 3 lit. c Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał stwierdził, że skazanie skarżącego opierało się na jego zeznaniach uzyskanych w areszcie bez obecności adwokata, w których przyznał się do bycia liderem organizacji TKEP/L. Mimo że skarżący później wycofał te zeznania, a prawo krajowe wymagało powtórzenia zeznań przed sędzią, sąd krajowy uznał je za dowód. Trybunał podkreślił, że prawo do pomocy prawnej powinno być zapewnione od pierwszego przesłuchania policyjnego, chyba że istnieją wyjątkowe, uzasadnione powody, a nawet wtedy ograniczenie to nie może naruszać praw gwarantowanych przez art. 6. Wykorzystanie zeznań obciążających uzyskanych bez adwokata, zwłaszcza gdy stanowią one jedyny lub decydujący dowód, nieodwracalnie narusza prawa obrony. Dodatkowo, Trybunał zauważył, że sąd krajowy oparł się również na zeznaniach innych oskarżonych, którzy również wycofali swoje zeznania, oraz na zeznaniach świadków, których skarżący nie miał możliwości przesłuchać.
Stan faktyczny
Skarżący, Musa Karataş, urodzony w 1956 roku, odbywa karę dożywotniego pozbawienia wolności w więzieniu Kocaeli. Został zatrzymany 24 października 1997 roku w Stambule pod zarzutem członkostwa w nielegalnej organizacji TKEP/L. Twierdził, że był torturowany i zmuszony do podpisania zeznań pod przymusem. Lekarze stwierdzili u niego obrzęk i ograniczenie ruchomości w nadgarstkach. Skarżący został skazany na karę śmierci (zamienioną na dożywocie) przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Stambule 19 kwietnia 2000 roku, a wyrok został utrzymany przez Sąd Kasacyjny 19 marca 2001 roku.
Rozstrzygnięcie
1. Jednogłośnie: skarga dotycząca prawa skarżącego do pomocy prawnej jest dopuszczalna. 2. Większością głosów: skarga na podstawie art. 3 Konwencji jest niedopuszczalna. 3. Jednogłośnie: pozostała część skargi jest niedopuszczalna. 4. Jednogłośnie: stwierdza się naruszenie art. 6 ust. 1 w związku z art. 6 ust. 3 lit. c Konwencji. 5. Jednogłośnie: (a) Zasądza się na rzecz skarżącego 2 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 2 000 EUR tytułem kosztów i wydatków, pomniejszone o 715 EUR otrzymane w ramach pomocy prawnej od Rady Europy, płatne w lirach tureckich po kursie wymiany w dniu płatności, wolne od wszelkich podatków i potrąceń, w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku. (b) Odsetki za zwłokę będą naliczane według stopy równej krańcowej stopie kredytowej Europejskiego Banku Centralnego powiększonej o trzy punkty procentowe. 6. Jednogłośnie: pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia zostają oddalone.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF E U R O P E   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   DÖRDÜNCÜ DAĐRE   MUSA KARATAꢀ – TÜRKĐYE   (B a ꢀvuru no. 63315/00)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Ocak 2010   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir.   ꢁekli düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 63315/00 no’lu davanın nedeni, Musa Karataꢀ   (“baꢀvuran”) adlı T.C. vatandaꢀının, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 25 Eylül 2000   tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (“Avrupa   Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin - AĐHS”) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Hukuki yardım verilen baꢀvuran Đstanbul Barosu avukatlarından Özcan Kılıç   tarafından temsil edilmiꢀtir.   OLAYLAR   DAVANIN OLAYLARI   doğumlu baꢀvuran Kocaeli cezaevinde müebbet hapis cezasını çekmektedir.   A. Giriꢁ   Davanın olayları taraflar arasında ihtilaflıdır. Baꢀvuranın sunduğu ꢀekliyle olaylar B   baꢀlığı altında özetlenmiꢀtir. Hükümet’in olaylara iliꢀkin görüꢀleri C baꢀlığı altında   verilmiꢀtir. Tarafların sundukları yazılı belgeye dayalı deliller D baꢀlığı altında sunulmuꢀtur.   B. Baꢁvuranın olaylara iliꢁkin görüꢁü   Baꢀvuran 24 Ekim 1997 tarihinde, Đstanbul'da Terörle Mücadele ꢁubesine bağlı   polisler tarafından eꢀi, 11 yaꢀındaki oğlu, kardeꢀi, kardeꢀinin eꢀi ve arkadaꢀı ile birlikte yasa   dıꢀı TKEP/L (Türkiye Komünist Emek Partisi) örgütüne üye olmak ꢀüphesiyle gözaltına   alınmıꢀtır. Baꢀvuran gözaltında bulunduğu sırada iꢀkenceye eꢀdeğer kötü muameleye maruz   kaldığını ve baskı altında ifade imzalamaya zorlandığını iddia etmiꢀtir.   Baꢀvuran 27 Ekim 1997 tarihinde doktora götürülmüꢀtür. Doktor baꢀvuranın her iki   bileğinde ꢀiꢀlik, sağ el bileğinde hareket kısıtlılığı ve sol el bilekte hassasiyet gözlemlemiꢀtir.   Ekim 1997 tarihinde, baꢀvuran, diğer ꢀüphelilerle beraber Đstanbul Devlet Güvenlik   Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı’na gönderilmiꢀtir. Baꢀvuran polise verdiği ifadenin   doğruluğunu kabul etmemiꢀtir. Ayrıca iꢀkenceye maruz kaldığını iddia etmiꢀ, kendisine   yapılan muamelenin ayrıntılarını vermiꢀtir. Cumhuriyet Savcısı’ndan kendisine kötü   muamelede bulunan polisler hakkında soruꢀturma baꢀlatmasını istemiꢀtir.   Baꢀvuran aynı gün bir adlı tıp uzmanı tarafından muayene edilmiꢀtir. Doktor   baꢀvuranın bilekleriyle parmaklarının belirli hareketleri yapamadığını kaydetmiꢀtir.   Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı baꢀvuranın kötü muamele   iddialarına iliꢀkin soruꢀturma yürütülmesini istemiꢀtir. Fatih Cumhuriyet Savcısı,   belirlenemeyen bir tarihte, Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi’nde görevli   polisler hakkında soruꢀturma baꢀlatmıꢀtır. Savcı 3 ꢁubat 1998 tarihinde polisler hakkında delil   yetersizliğinden dava açılmaması kararı vermiꢀ, soruꢀturma sona ermiꢀtir. Beyoğlu Ağır Ceza   Mahkemesi 17 Mayıs 2000 tarihinde baꢀvuranın karara itirazını reddetmiꢀtir.   Baꢀvuran belirlenemeyen bir tarihte Kandıra cezaevine nakledilmiꢀtir. Nakil sırasında   askerlerin kötü muamelesine uğradığını iddia etmiꢀtir.   Baꢀvuranın avukatı 16 ꢁubat 2001 tarihinde baꢀvuranı Kandıra cezaevinde ziyaret   etmiꢀtir. Cezaevi yetkilileri, avukatın, baꢀvuranın itirazına iliꢀkin belgeleri, bu belgelerin   öncelikle cezaevi yetkilileri tarafından incelemek üzere sunulmasını reddetmesi nedeniyle   baꢀvurana vermesini engellemiꢀlerdir.   C. Hükümet’in olaylara iliꢁkin görüꢁleri   Baꢀvuran 24 Ekim 1997 tarihinde TKEP/L’nin faaliyetlerine iliꢀkin bir soruꢀturma   kapsamında polislerce yakalanmıꢀtır. Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele   ꢁubesi’nde (sic) gözaltına konulmuꢀtur. Baꢀvuranın TKEP/L’nin genel sekreteri olduğu tespit   edilmiꢀtir.   Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı 25 Ekim 1997 tarihinde baꢀvuranın   gözaltı süresinin 28 Ekim 1997 tarihine dek uzatılması yetkisi vermiꢀtir. Đstanbul Devlet   Güvenlik Mahkemesi hakimi 28 Ekim 1997 tarihinde baꢀvuranın gözaltı süresini 31 Ekim   tarihinde dek uzatmıꢀtır.   Haseki Hastanesi’nde görevli doktor 27 Ekim 1997 tarihinde baꢀvuranı muayene   etmiꢀtir. Baꢀvuran 31 Ekim 1997 tarihinde Adli Tıp Kurumu’nda bir kez daha muayene   edilmiꢀtir.   Polis 29 Ekim 1997 tarihinde baꢀvuranın ifadesini almıꢀtır. Đstanbul Devlet Güvenlik   Mahkemesi 19 Nisan 2000 tarihinde baꢀvuranı müebbet hapis cezasına çarptırmıꢀtır.   Baꢀvuranın mahkumiyeti 19 Mayıs 2001 tarihinde Yargıtay tarafından onanmıꢀtır.   D. Tarafların sundukları yazılı belgeye dayalı deliller   Đzleyen bilgiler, tarafların sundukları belgelerden alıntılanmıꢀtır.   1. Baꢀvuranın yakalanıp gözaltına alınması   Ekim 1997 tarihinde düzenlenen yakalama tutanağına göre, Đstanbul Emniyet   Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi’nde görevli polis memurları, istihbarat raporlarına göre   hakkında arama emri çıkartılan baꢀvuranın Đstanbul Moda’da yaꢀadığı adresi tespit   etmiꢀlerdir. Polisler adrese gittiklerinde, baꢀvuranın dairesinin bulunduğu binayı terk eden bir   ꢀahsı görmüꢀlerdir. Polisler ꢀahıstan kimliğini göstermesini istemiꢀlerdir. Bunun üzerine ꢀahıs   kaçmaya baꢀlamıꢀ, kovalamaca sonucu altı polis memuru tarafından yakalanmıꢀtır. ꢁahıs   polis arabasına bindirilmiꢀ, polisler “ꢀahsı arabaya bindirmek için zor kullanmıꢀlardır”. ꢁahsın   üzerinde Sedat Kılıç adına düzenlenmiꢀ bir kimlik bulunmuꢀtur.   Polisler ꢀahsı emniyet müdürlüğüne götürmüꢀler, burada sorgulamıꢀlardır. Yakalanan   ꢀahsın baꢀvuran olduğu, Sedat Kılıç adına düzenlenmiꢀ kimliğin de sahte olduğu anlaꢀılmıꢀtır.   Ceplerinde iki anahtar bulunmuꢀtur. Baꢀvuran, anahtarların N.P. adındaki kadınla paylaꢀtığı   eve ait olduğunu iddia etmiꢀtir. Polis baꢀvuranı bu daireye götürmüꢀ, burada, inter alia, bir   silah, kurꢀunlar, karbon sülfür gazı tüpü haznesi, sol içerikli dergiler, kitaplar ve 400 ABD   Doları bulmuꢀtur.   Ekim 1997 tarihinde Đstanbul Haseki Hastanesi acil servisinde görevli doktorun   düzenlediği adli tıp raporunda izleyen ifade yer almıꢀtır:   “Sağ el bilekte ꢀiꢀlik, sağ el bilekte hareket kısıtlılığı, sol el bilekte ise hafif ꢀiꢀlik ve hassasiyet…”   Ekim 1997 tarihinde iki polis memuru - hala gözaltında olan - baꢀvurandan on iki   sayfalık ifade almıꢀlardır. Baꢀvuran bu ifadede, inter alia, TKEP/L’nin genel sekreteri   olduğunu ifade etmiꢀtir.   Ekim 1997 tarihinde, baꢀvuran, baꢀvuranın kardeꢀi, kardeꢀinin eꢀi ve M.A.A.   adındaki ꢀahsın avukatları bulunmaksızın ifadeleri alınmıꢀtır. Bu ifadeler, karakolda, yukarıda   belirtilen tüm ꢀahıslar aynı odada bulunduğu sırada, yüzleꢀme esnasında alınmıꢀtır. Baꢀvuran   “yasadıꢀı silahlı TKEP/L örgütünün lideri olduğunu”, “M.A.A., kardeꢀi ve kardeꢀini eꢀinin de   bu örgütün üyesi olduklarını” ifade etmiꢀtir. Baꢀvuranın kardeꢀi ve M.A.A., baꢀvuranın   TKEP/L’nin lideri olduğunu ifade etmiꢀtir. Aynı gün baꢀvurana, bazı ꢀahısların fotoğrafları   gösterilmiꢀ, baꢀvuran bu ꢀahısların TKEP/L üyesi olduklarını ifade etmiꢀtir.   Baꢀvuran, gözaltı süresinin bitimi olan 31 Ekim 1997 tarihinde, Đstanbul Devlet   Güvenlik Mahkemesi Savcılığı’na nakledilmiꢀtir. Savcıya ayrıca polisin düzenlediği ve   soruꢀturma sırasında toplanan bilgiyi sunan bir rapor gönderilmiꢀtir. Bu rapordan, 24 Ekim   tarihinde baꢀvuranın eꢀi ile N.P. adlı bir kadının da gözaltına alındığı anlaꢀılmaktadır.   Baꢀvuranın kardeꢀinin de aralarında bulunduğu diğer altı kiꢀi 26 Ekim 1997 tarihinde   tutuklanmıꢀtır.   Aynı gün Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı baꢀvuranın ifadesini almıꢀtır.   Avukatı olmayan baꢀvuran, inter alia, gözaltındayken kendi isteğiyle ifade vermediğini ifade   etmiꢀtir. Aralarında kollarından askıya alınma yöntemleri de dahil olmak üzere kötü   muameleye uğramıꢀtır. Ayrıca polis memurları baꢀvuranın hayalarını sıkmıꢀ, küfretmiꢀlerdir.   Baꢀvuran ayrıca TKEP/L üyesi olduğunun doğru olduğunu ancak bu örgütün hiçbir zaman   lideri olmadığını belirtmiꢀtir. TKEP/L içinde bazı eylemlerde yer almasına karꢀın, bu   eylemlerin hiçbirine ꢀiddet veyahut silah karıꢀmamıꢀtır. Silah da dahil olmak üzere,   soruꢀturma esnasında ele geçirilen eꢀyaların kendisine ait olduklarını, diğer ꢀüphelilerin   bunlarla ilgisi olmadığını belirtmiꢀtir. Baꢀvuran ayrıca savcıdan kötü muameleden sorumlu   polis memurları hakkında soruꢀturma açılmasını talep etmiꢀtir.   Devlet güvenlik mahkemesinde görevli hakim, aynı gün baꢀvurandan, avukatı   bulunmadığı halde, yine ifade almıꢀtır. Baꢀvuran o gün savcıya verdiği ifadenin içeriğinin   doğru olduğunu ifade etmiꢀtir. 29 Ekim 1997 tarihinde kendisinden alınan on iki sayfalık   ifadenin içeriğinin, savcıya verdiği ifadeyle çeliꢀtiği suretiyle, doğru olmadığını belirtmiꢀtir.   Kardeꢀini, kardeꢀinin eꢀini ve M.A.A.’yı gözaltında gördüğünü ancak polislere, fotoğrafları   gösterilen ꢀahısları tanımadığını söylediğini belirtmiꢀtir.   Baꢀvuranın kardeꢀi ve aynı gün görevli hakimin sorguladığı geri kalan tutuklular,   herhangi yasadıꢀı bir örgüt üyesi olduklarını kabul etmemiꢀlerdir.   Görevli hakim cezai dava açılmasını askıya alarak, baꢀvuranın cezaevine   gönderilmesine karar vermiꢀtir.   Ekim 1997 tarihinde baꢀvuran ve diğer sekiz kiꢀi Đstanbul Adli Tıp Enstitüsü’nde   muayeneden geçirilmiꢀ ve bir rapor düzenlenmiꢀtir. Rapora göre, baꢀvuran “sağ el bileğinde   esneklik kaybı, sağ el parmak hareketlerinde kısıtlılık, sol elinin dıꢀ yüzünde iğne batması ve   uyuꢀma hissinden” ꢀikayetçi olmuꢀtur. Raporda ayrıca “Haseki Hastanesi’nin düzenlediği   rapora göre [baꢀvuranın] belirli el ve bilek hareketlerini yapamadığı” ifade edilmiꢀtir.   “Ortopedik patoloji” saptanmamıꢀtır. Bu rapora göre, M.A.A.’nın da aralarında bulunduğu iki   sanık hayalarında ağrıdan ꢀikayetçi olmuꢀlardır.   2. Baꢀvuranın kötü muamele ꢀikayetlerine iliꢀkin soruꢀturma   Savcılık belirlenemeyen bir tarihte Đstanbul Fatih Cumhuriyet Savcılığı’na bir yazı   göndermiꢀ, baꢀvuranın kötü muamele ꢀikayetine iliꢀkin “gerekli tedbirlerin alınmasını” talep   etmiꢀtir. Yukarıda bahsedilen iki raporun birer suretiyle, baꢀvuranın kötü muamele ꢀikayetini   belirttiği ifade de Savcı’nın yazısına eklenmiꢀtir. Bu yazı Fatih Savcısı’na 12 Aralık 1997   tarihinde ulaꢀmıꢀtır.   Fatih Savcısı 16 Aralık 1997 tarihinde Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele   ꢁubesi’nden baꢀvuranı gözaltında sorgulayan polislerin kimliklerini belirlemesini istemiꢀtir.   Fatih Savcısı 13 Ocak 1998 tarihinde H.Y. ve K.Ç. adındaki polisleri sorgulamıꢀ, H.Y.   baꢀvuranın sorgulamasına katıldığını kabul etmiꢀ, ancak kötü muamelede bulunduğunu kabul   etmemiꢀtir.   K.Ç. baꢀvuranın yakalanmasında görev yaptığını ifade etmiꢀtir. K.Ç.’ye göre baꢀvuran   gözaltına alınmaya karꢀı koymuꢀ, birkaç polis baꢀvuranı kontrol altına alabilmek için yere   yatırmak zorunda kalmıꢀtır. Baꢀvuran elleri kelepçelenip polis arabasına bindirildikten sonra,   kelepçeleri çıkarıp kaçmaya yeltenmiꢀtir. Gözaltında baꢀvurana kötü muamelede   bulunulmamıꢀtır. Baꢀvuran kendi isteğiyle ifade vermiꢀ, örgütle iliꢀkisi olduğunu inkar   etmiꢀtir. K.Ç. ayrıca tıbbi raporlarda ortopedik patoloji saptanmadığını ifade etmiꢀtir.   Fatih Savcısı 3 ꢁubat 1998 tarihinde baꢀvuranın kötü muamele iddialarına iliꢀkin   kimse hakkında dava açılmamasına karar vermiꢀtir. Fatih Savcısı’na göre baꢀvuranın kendi   “soyut iddiaları”ndan baꢀka, dava açılmasını haklı çıkaracak delil bulunmamaktadır. Baꢀvuran   belirlenemeyen bir tarihte savcının dava açılmaması kararına itiraz etmiꢀtir.   Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi 17 Mayıs 2000 tarihinde baꢀvuranın itirazını   reddetmiꢀtir. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı ꢀöyledir: “Baꢀvuranın muayenesine iliꢀkin   raporun içeriğiyle ilgili olarak, ꢀüphelilerin savunma argümanları ile savcının dava açmama   kararındaki gerekçeye dayanarak, itiraz reddedildi.”   3. Baꢀvuranın yargılanması ve mahkumiyeti   Bu esnada, 3 Aralık 1997 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet   Savcısı bir iddianame sunmuꢀ, baꢀvuranı, o tarihte yürürlükte olan TCK’nın 146/1 maddesi   kapsamındaki suçu iꢀlemekle itham etmiꢀ, idam cezasına çarptırılmasını istemiꢀtir. Savcı   baꢀvuranın, TCK’nın 146/1 maddesi çerçevesinde suç olarak değerlendirilen “anayasal düzeni   bozma amacını” güden TKEP/L’nin genel sekreteri olduğunu savunmuꢀtur. Savcı ayrıca   baꢀvuranın gözaltındayken verdiği ifadesinde TKEP/L’nin lideri olduğunu kabul etmesine   karꢀın, Savcı huzurunda bunu inkar etmiꢀ, TKEP/L’nin üyesi olduğunu ifade etmiꢀtir.   Bununla beraber, Savcı’ya göre, M.A.A.’nın gözaltında verdiği ifade baꢀvuranın TKEP/L’nin   genel sekreteri olduğunu ortaya koymuꢀtur. Savcı, iddianamesinde, M.A.A.’nın savcı ve   hakim önüne çıkarıldığında, ifadeyi kabul etmediğini gözlemlemiꢀtir.   Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde (bundan böyle “ilk derece mahkemesi”   olarak anılacaktır) görülen duruꢀmalar sırasında, baꢀvuran, TKEP/L’nin lideri olduğu   iddialarının doğruluğunu inkar etmiꢀtir; örgüt üyesi olmasına karꢀın, karar mercii olmamıꢀtır.   Baꢀvuran ayrıca gözaltında iꢀkenceye maruz kaldığını ileri sürmüꢀtür. Bu ifadelerin baꢀvuran   tarafından yinelenerek inkar edildiği göz önünde bulundurulduğunda, ispat değerleri   bulunmadığı için baꢀvuran aleyhinde kullanılmaları kabul edilemez.   Baꢀvuranın kardeꢀi, ilk derece mahkemesine, gözaltında yüzleꢀme esnasında verdiği   ifadenin içeriğinin doğru olmadığını ifade etmiꢀtir.   Duruꢀmalardan biri sırasında, M.A.A., ilk derece mahkemesine gözaltında verdiği   ifadenin içeriğinin doğru olmadığını, mahkeme salonunda bulunan sanıklardan hiçbirini   tanımadığını ifade etmiꢀtir. Bu duruꢀmanın tam metin kayıtlarına göre, baꢀvuran M.A.A. ifade   verdiği sırada mahkeme salonundaydı.   Ayrıca yargılama sırasında, baꢀvuran, gözaltına alınmaya karꢀı koyduğunu kabul   etmiꢀ, kendisini silahla tehdit eden polislerle arasında arbede yaꢀandığını belirtmiꢀtir.   Polislerin giriꢀimlerine karꢀı koymak için elinden gelen her ꢀeyi yaptıysa da, etkisiz hale   getirilmiꢀtir.   Savcı 12 Mayıs 1999 tarihinde, ilk derece mahkemesine baꢀvuran hakkındaki davanın   esasına iliꢀkin nihai görüꢀünü sunmuꢀtur. Savcı, TKEP lideri olduğu gerekçesiyle baꢀka bir   davada yargılanan T.T. adlı ꢀahsın, baꢀvuranın TKEP üyesi olduğunu ancak buradan ayrılıp   TKEP/L’yi kurduğunu belirttiğini ifade etmiꢀtir. Savcıya göre T.T.’nin ifadesi baꢀvuranın   gözaltında verdiği ifadeyi desteklemiꢀtir.   Baꢀvuranın avukatı 16 Temmuz 1999 tarihinde ilk derece mahkemesinden   soruꢀturmanın kapsamını geniꢀletmesini talep etmiꢀtir. Baꢀvuranın ve diğer sanıkların   gözaltında verdikleri ifadelerin Türk hukukunda delil niteliği taꢀımadıklarını belirtmiꢀtir. Her   halükarda, bu sanıkların çoğu daha sonra ifadelerini geri çekmiꢀlerdir. Đlk derece   mahkemesinden müvekkili aleyhinde kanıt gösteren tüm bu kiꢀileri dinlenmek üzere   mahkemeye çağırmasını talep etmiꢀtir.   Đlk derece mahkemesi, aynı gün, baꢀvuranın, soruꢀturmanın kapsamının geniꢀletilmesi   talebini izleyen gerekçeyle reddetmiꢀtir: “Bu talepler zaten incelenmiꢀ ve ilgili belgeler   dosyaya konulmuꢀtur. [Baꢀvurana ait] diğer talepler davaya iliꢀkin yeni noktaları açıklığa   kavuꢀturmayacaktır.”   Baꢀvuranın avukatı, ilk derece mahkemesine 24 Ocak 2000 tarihinde sunduğu diğer   yazılı savunma dilekçelerinde, dosyadaki deliller ıꢀığında, baꢀvuranın TCK’nın 168/2   maddesinde tanımlanan bir suç olan silahlı örgüt üyeliğiyle itham edilmesinin ihtimal   dahilinde olmasına karꢀın, müvekkilinin TCK’nın 146/1 maddesinde tanımlanan suçla itham   edilmesi için hiçbir belge veyahut hukuki dayanak bulunmadığını savunmuꢀtur. Baꢀka bir   dava sırasında verilen ve müvekkilinin adının karıꢀtığı ifadeler delil teꢀkil edemez. Avukat 16   Temmuz 1999 tarihli taleplerini yinelemiꢀ, ilk derece mahkemesinden tanıkları çağırma   kararını gözden geçirmesini istemiꢀtir.   Đlk derece mahkemesi 19 Nisan 2000 tarihinde baꢀvuranı suçlu bulmuꢀtur. Mahkeme   kararında baꢀvuran ve diğer sanıkların gözaltında verdikleri ifadelere dayanmıꢀtır. Đlk derece   mahkemesine göre baꢀvuran ve diğer sanıkların gözaltında verdikleri ifadeler “açık ve   doğrudur”. Öte yandan baꢀvuranın karakoldan serbest bırakılmasından sonra savcı ve görevli   hakime verdiği ve TKEP/L’nin üyesi olduğunu ancak lideri olmadığını belirttiği ifadeler ilk   derece mahkemesi tarafından “sahte” olarak değerlendirilmiꢀlerdir. Đlk derece mahkemesine   göre, baꢀvuran ve sanıkların gözaltında verdikleri ifadeler, aynı örgüte üyelikle suçlanan diğer   kiꢀilerin ifadeleriyle beraber incelendiğinde, baꢀvuranın TKEP/L’nin lideri olduğunu ortaya   koymaktadır. Durum böyleyken, ilk derece mahkemesi TKEP/L’nin tüm eylemlerinden   baꢀvuranı sorumlu tutmanın uygun olacağı kanısına varmıꢀtır. TKEP/L’nin egemen sistemi,   ꢀiddet yoluyla, Marksist Leninist ilkelere dayalı proleter diktatörlükle değiꢀtirmeyi amaçlayan   eylemlere katılan bir örgüt olduğu kaydedildiğinde, ilk derece mahkemesi, baꢀvuranın   TCK’nın 146/1 maddesinde tanımlanan suçu iꢀlediğine karar vermiꢀ, idam cezasına   çarptırmıꢀtır. Bu ceza ömür boyu hapis cezasına çevrilmiꢀtir.   Đlk derece mahkemesi, yedi sanıktan altısını delil yetersizliğinden serbest bırakmıꢀtır.   Bu sanıkların gözaltında verdikleri ifadelerde TKEP/L üyesi olduklarını kabul etmelerine   karꢀılık, daha sonra bu ifadelerinin gerçeği yansıtmadığını ifade etmiꢀlerdir.   Baꢀvuran 21 ꢁubat 2001 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararına itiraz etmiꢀ,   tarafların eꢀitliği ilkesinin, ilk derece mahkemesinin soruꢀturmanın kapsamını geniꢀletmeyi   reddetmesi nedeniyle ihlal edildiğini savunmuꢀtur.   Mart 2001 tarihinde, duruꢀmanın ardından, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin   kararının baꢀvuranla ilgili kısmını onamıꢀ, altı sanıkla ilgili kısmını, ilk derece mahkemesinin   diğer davalardan yargılanan bazı sanıkları mahkemede dinlemeyerek, altı sanık hakkında delil   toplamaması nedeniyle bozmuꢀtur.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, Savunmacı Hükümet’in, AĐHS’nin 1. maddesinde belirlenen hak ve   özgürlükleri sağlamadığından ꢀikayetçi olmuꢀtur.   Hükümet bu argümana itiraz etmiꢀtir.   AĐHM, 1. maddenin tamamen genel bir yükümlülük içerdiğini, diğer maddelerle aynı   anda ve bunlarla bağlantılı olarak atıfta bulunulsa bile, ayrı bir ihlal konusu olabilecek bir   hüküm olarak görülmemesi gerektiğini yineler (Doğan ve Diğerleri – Türkiye, 8803-8811/02   ve 8815-8819/02). Bu nedenle bu ꢀikayetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle   AĐHS’nin 35/1 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği kanısındadır.   II. AĐHS’NĐN 3. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, gözaltındayken AĐHS’nin 3. maddesi çerçevesinde iꢀkenceye eꢀdeğer kötü   muameleye maruz kaldığından ꢀikayetçi olmuꢀtur. Aynı madde kapsamında, cezaevine nakli   sırasında kötü muameleye uğradığını iddia etmiꢀtir. AĐHS’nin 13. maddesine atıfta bulunarak,   yetkili makamların, kötü muamele iddialarına iliꢀkin etkili bir soruꢀturma yürütmediklerinden   bu nedenle kendisini etkili iç hukuk yollarından mahrum bıraktıklarından ꢀikayetçi olmuꢀtur.   AĐHM bu ꢀikayetlerin yalnızca AĐHS’nin 3. maddesi bakımından incelenmesi gerektiği   kanısındadır.   Hükümet, baꢀvuranın ꢀikayetinin iç hukuk ve idari baꢀvuru yollarını tüketmediği   gerekçesiyle kabuledilemez olarak ilan edilmesi gerektiğini savunmuꢀtur.   Ayrıca, Hükümet, baꢀvuranın kötü muameleye uğradığını kabul etmemiꢀtir. Tıbbi   raporlarda kötü muamele emaresine rastlandığına iliꢀkin ifade bulunmamaktadır. Hükümet’e   göre, baꢀvuranın bileğindeki yaralar gözaltına alınmayı reddederken oluꢀmuꢀtur. Bu   bağlamda, Hükümet, 24 Ekim 1997 tarihli yakalama tutanağına atıfta bulunmuꢀ ve polislerin   kaçmaya yeltenen baꢀvuranı kovalamak zorunda kalıp polis arabasına bindirdiklerini   belirtmiꢀtir. Hükümet, ayrıca, AĐHM’nin dikkatini, duruꢀma sırasında baꢀvuranın   yakalanmamak için direndiğini ve polislerle fiziksel mücadeleye girdiğini kabul ettiği   konusuna çekmiꢀtir.   Baꢀvuran, kötü muamele ꢀikayetine iliꢀkin cezai hukuk yollarını tüketerek iç hukuk   yollarının tüketilmesi zorunluluğunu yerine getirdiğini belirtmiꢀtir. Cumhuriyet Savcısı   tarafından yeterli bir soruꢀturma yapılmıꢀ olsaydı, kötü muamelenin ardındaki koꢀullar   netleꢀtirilebilirdi. Öte yandan, Hükümet’in atıfta bulunduğu medeni ve idari hukuk yolları,   baꢀvuranın kötü muamele ꢀikayetine iliꢀkin etkili hukuk yollarını temsil etmemiꢀtir.   Baꢀvuran, ayrıca, kötü muamele iddialarının tıbbi delillerle desteklendiğini ifade   etmiꢀtir. Baꢀvuran, gözaltından çıkar çıkmaz iddialarını adli makamlar huzurunda dile   getirmiꢀ, yargılama sırasında da iddialarını sürdürmüꢀtür. Baꢀvurana göre, Hükümet’in   yaralanmaların yakalanırken direnmesi sırasında oluꢀtuğu iddiası dayanaktan yoksundur;   çünkü baꢀvuran yakalama sırasında direnmemiꢀtir.   Baꢀvuranın AĐHS’nin 3. maddesi kapsamındaki ꢀikayetinin aꢀağıda belirtilen   nedenlerle açıkça dayanaktan yoksun olduğunu kaydeden AĐHM, bu ꢀikayetin kabuledilemez   nitelikte olduğuna karar verir. Bu nedenle, AĐHM, söz konusu ꢀikayetle ilgili olarak iç hukuk   yollarının tüketilmesi zorunluluğunun yerine getirilip getirilmediği konusunun incelenmesine   gerek olmadığı kanaatindedir.   AĐHM, yerleꢀik içtihadına göre, sağlıklı bir halde gözaltına alınan bir kiꢀinin serbest   bırakıldığında yaralı olduğu görüldüğünde, bu yaraların neden kaynaklandığına dair makul bir   açıklama yapma görevinin Devlet’e ait olduğunu, aksi halde AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca   açık bir sorunun ortaya çıkacağını hatırlatır (Tomasi / Fransa, A Serisi no. 241-A). Ayrıca,   AĐHM, özgürlüğünden mahrum bırakılan ve güç kullanımını gerektirmeyen bir tutum   sergileyen kiꢀiye karꢀı güç kullanmanın, insan onurunu zedelediğini ve prensip olarak da 3.   madde tarafından güvence altına alınan hakkın ihlalini teꢀkil ettiğini hatırlatır (Mathew /   Hollanda, no. 24919/03).   Söz konusu davada, Hükümet’in iddiasına göre, yaralanmaların oluꢀtuğu sırada   baꢀvuran henüz polis karakolunda gözaltına alınmamıꢀtı. Ancak, baꢀvuran, yakalandığı andan   itibaren polis memurlarının gözetimine girmiꢀtir. AĐHM, yukarıda anlatılanlar ıꢀığında,   baꢀvuranın yakalanmasının Devlet’in gözetimi altına girmekle eꢀdeğer olduğu kanaatine varır   (mutatis mutandis, Yasin Ateꢀ / Türkiye, no. 30949/96). Dolayısıyla, AĐHM, baꢀvuranda   görülen yaralar için makul bir açıklama yapma görevinin Devlet’e ait olduğu sonucuna varır.   Ekim 1997 tarihli sağlık raporunda, baꢀvuranın el bileklerinde ꢀiꢀlik ve hareket   kısıtlılığı tespit edilmiꢀtir. Ayrıca, 31 Ekim 1997 tarihli sağlık raporundan, baꢀvuranın “sağ el   bileğinde fleksiyon kaybından, sağ el parmaklarını hareket ettiremediğinden ve sol elinin dıꢀ   yüzünde karıncalanma ve uyuꢀukluk hissi bulunduğundan” ꢀikayet ettiği anlaꢀılmaktadır.   Sağlık raporlarında bunların dıꢀında herhangi bir yaralanmadan bahsedilmemiꢀtir.   Hükümet, baꢀvuranın bileklerindeki yaraların yakalanmamak için direndiği sırada   oluꢀtuğunu iddia etmiꢀtir. Hükümet, söz konusu açıklamasını desteklemek üzere yakalama   tutanağına ve baꢀvuranın yargılama sırasında verdiği ifadesine atıfta bulunmuꢀtur. Verdiği   ifadeye göre, baꢀvuran, yakalanmamak için fiziksel anlamda direnmiꢀ ve kelepçe takılırken ve   arabaya bindirilirken polislerle boğuꢀmuꢀtur. AĐHM, ayrıca, baꢀvuranı yakalayan polis   memurlarından birinin ifadesinin baꢀvuranın ifadesini desteklediğini kaydeder. Söz konusu   ifadeye göre, birkaç polis memuru baꢀvuranı kontrol altına alabilmek için yere doğru   yatırmıꢀtır. Kelepçelenmesine ve polis aracına bindirilmesine rağmen, baꢀvuran kelepçeleri   çıkarmaya çalıꢀmıꢀtır.   AĐHM, sağlık raporlarında kaydedilen yaralanmaların yukarıda anlatılan olaylarla   tutarlı olduğunu gözlemlemektedir. Bu bağlamda, AĐHM, ayrıca, baꢀvuranın iꢀkenceye maruz   kaldığını iddia etmek dıꢀında, baꢀvuru formunda veya görüꢀlerinde iddia konusu iꢀkenceye   iliꢀkin net bir bilgi vermediğini kaydeder. Baꢀvuranın 31 Ekim 1997 tarihinde Devlet   Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı önüne çıkartıldığında öne sürdüğü iddialarla   (kollarından asıldığı ve polisler tarafından hayalarının sıkıldığı iddiası) ilgili olarak, AĐHM,   kollardan asılma sonucunda gözle görülür yara izlerinin oluꢀmasının bekleneceği   kanaatindedir. Ancak, sağlık raporlarının hiçbirisinde bu tür bir kötü muamele sonucu   oluꢀabilecek yaralanmalardan bahsedilmemektedir. Ayrıca, diğer iki sanığın aksine, baꢀvuran   doktora hayalarında ağrı olduğundan bahsetmemiꢀtir. Bu bağlamda, AĐHM, baꢀvuranın sağlık   raporlarının doğruluğuna itiraz etmediğini, sağlık raporlarının ꢀikayetlerini veya oluꢀan   yaralanmaları tam anlamıyla yansıtmadığı veya ꢀikayetlerinin sağlık raporlarına doğru bir   biçimde kaydedilmediği iddiasında bulunmadığını kaydeder.   Yukarıda anlatılanlar ıꢀığında, sağlık raporlarında bahsedilen yaralanmaların niteliğini   ve boyutunu göz önünde bulunduran AĐHM, Hükümet’in yaralanmaların baꢀvuranın   yakalanmamak için polise direndiği sırada oluꢀtuğu yönündeki açıklamasının mantıklı olduğu   kanaatine varır. Dolayısıyla, AĐHM, baꢀvuranın tutumu nedeniyle polisin zor kullanmaya   mecbur kaldığı sonucuna varır.   Baꢀvuranın cezaevine gönderilmesi sırasında kötü muamele gördüğü iddiasıyla ilgili   olarak, AĐHM, baꢀvuranın, gerçekten böyle bir kötü muamele uygulandığını veya ulusal   düzeyde soruꢀturma yapan makamlar önünde bu yönde ꢀikayette bulunulduğunu gösteren   herhangi bir belge sunmadığını gözlemlemektedir.   Baꢀvuranın kötü muamele iddialarına iliꢀkin etkili bir soruꢀturma yapılmadığı   yönündeki ꢀikayetle ilgili olarak, AĐHM, baꢀvuranın Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet   Savcısı önünde gözaltındayken kötü muameleye maruz kaldığını iddia ettiğini   gözlemlemektedir. Cumhuriyet Savcısı, baꢀvuranın ꢀikayetlerini ve sağlık raporlarını içeren   dosyayı Fatih Cumhuriyet Savcısı’na göndermiꢀ ve soruꢀturma baꢀlatılmasını talep etmiꢀtir.   Fatih Cumhuriyet Savcısı, baꢀvuranın yakalanmasından ve sorgulanmasından sorumlu   polis memurlarının kimliklerini belirleyerek doğrudan bu kiꢀileri sorgulamıꢀtır.   Fatih Cumhuriyet Savcısı, polis memurlarının ifadelerini ve yakalama tutanağını göz   önünde bulundurarak, polis memurları hakkında takipsizlik kararı vermiꢀtir. Beyoğlu Ağır   Ceza Mahkemesi, Fatih Cumhuriyet Savcısı’nın takipsizlik kararına karꢀı baꢀvuranın açtığı   temyiz davasını incelerken, delilleri ve yapılan soruꢀturmayı değerlendirmiꢀtir.   AĐHM, söz konusu dava koꢀullarında ve elindeki deliller ıꢀığında, soruꢀturmayı   yürüten makamların bütün makul adımları attıkları ve baꢀvuranın el bileklerinde görülen   yaraların sebebini tespit etmek için titizlikle çalıꢀtıkları kanaatine varmıꢀtır. Söz konusu   makamlar tarafından varılan sonuç, gerçekten de AĐHM’nin baꢀvuranın tutumu nedeniyle   polis memurlarının zor kullanmaya mecbur kaldıkları yönündeki değerlendirmesinin temelini   oluꢀturmaktadır.   Sonuç olarak, ulusal makamlar tarafından yapılan soruꢀturma AĐHS’nin 3. maddesinde   yer alan koꢀulları yerine getirmektedir.   Yukarıda anlatılanlar ıꢀığında, baꢀvuranın AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca yapmıꢀ   olduğu ꢀikayetlerin açıkça dayanaktan yoksun olduğunu kaydeden AĐHM, bu ꢀikayetlerin   AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiğine karar verir.   III. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐALARI   Baꢀvuran, gözaltındayken ve Cumhuriyet Savcısı ile hakim önüne çıkarıldığı   sırada avukat yardımından yararlandırılmadığı konusunda ꢀikayetçi olmuꢀ ve bu ꢀikayetini   AĐHS’nin 6. maddesine dayandırmıꢀtır. Baꢀvuran, ayrıca, kötü muamele altında alınan   ifadelerine dayanılarak mahkum edildiğini ve cezaevi yetkilileri tarafından avukatının   kendisine bazı önemli belgeleri ulaꢀtırmasının engellenmesi nedeniyle savunmasını   hazırlaması için kendisine yeterli süre ve imkanın tanınmadığını iddia etmiꢀtir.   Hükümet, baꢀvuranın iddialarına itiraz etmiꢀ ve yukarıda adı geçen Dikme   davasında verilen karara atıfta bulunarak, ön soruꢀturma sırasında AĐHS’nin 6/3(c)   maddesinin uygulanma ꢀeklinin yargılamanın özelliklerine ve davanın koꢀullarına bağlı   olduğunu iddia etmiꢀtir. 6. maddenin amacının –adil yargılama- gerçekleꢀip   gerçekleꢀmediğini belirlemek için dava kapsamında yürütülen yargılamanın tamamının göz   önünde bulundurulması gerekir.   Hükümet, bu bağlamda, hem ilk derece mahkemesi önündeki ceza yargılaması   hem de Yargıtay önündeki duruꢀma sırasında baꢀvuranın bir avukat tarafından temsil   edildiğini belirtmiꢀtir.   Hükümet, ayrıca, baꢀvuranın sahte bir kimlikle yakalandığı konusuna da dikkat   çekmiꢀtir. Baꢀvuranın iki evinde de TKEP/L’ye ait bir adet silah, iki adet ꢀarjör, mermi ve   bazı belgeler bulunmuꢀtur. Baꢀvuran, bulunan bu eꢀyaların kendisine ait olduğunu ve söz   konusu örgüte üye olduğunu itiraf etmiꢀtir.   Ayrıca, TKEP/L ile ilgili olarak farklı Devlet Güvenlik Mahkemeleri önünde   yürütülen ceza yargılaması sırasında, sanıklar baꢀvuranın suçlu olduğunu ima eden ifadelerde   bulunmuꢀlardır.   Hükümet’e göre, Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne ait dava dosyasında bulunan   belge ve ifadelerin tamamı birbiriyle tutarlıdır. Hükümet, AĐHM’nin içtihadına atıfta   bulunarak, ceza yargılaması sırasında delilleri ve delillerin uygunluğunu değerlendirme   görevinin ulusal mahkemelere ait olduğunu belirtmiꢀtir. AĐHS’nin 6. maddesi, adil   yargılanma hakkını güvence altına almasına rağmen, iç hukuk bağlamında öncelikli bir konu   olan delillerin kabuledilebilirliğine iliꢀkin herhangi bir kural koymamıꢀtır.   A. Kabuledilebilirlik   Baꢀvuranın kötü muamele altında vermiꢀ olduğu ifadelere dayanılarak mahkum   edildiği yönündeki iddiasıyla ilgili olarak, AĐHM, baꢀvuranın gözaltı sırasında kötü   muameleye maruz kaldığının tespit edilmediğini kaydeder.   Baꢀvuranın avukatının temyiz davasına iliꢀkin bazı belgeleri kendisine iletmesinin   cezaevi yetkililerince engellediği yönündeki iddiasıyla ilgili olarak, AĐHM, baꢀvuranın bu   iddiayı destekleyen herhangi bir delil sunmadığını kaydeder.   AĐHS’nin 6. maddesi uyarınca yapılan ꢀikayetlerin açıkça dayanaktan yoksun   olduğunu kaydeden AĐHM, AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca bu ꢀikayetlerin reddedilmesi   gerektiğine karar verir.   Baꢀvuranın gözaltındayken ve Cumhuriyet Savcısı ile hakim önünde çıkarıldığı sırada   avukat yardımı alamadığı konusunda AĐHS’nin 6/3(c) maddesiyle bağlantılı olarak 6/1   maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu ꢀikayetle ilgili olarak, AĐHM, bu ꢀikayetin AĐHS’nin 35/3   maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydeder. Dolayısıyla, söz konusu   ꢀikayet kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esas   AĐHM, yedi gün süren (24 Ekim 1997-31 Ekim 1997 tarihleri arası) gözaltı sırasında,   baꢀvuranın polis memurları tarafından üç kez sorgulandığını gözlemlemektedir. Bu gözaltı   süreci sonunda, baꢀvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı ve hakimi   tarafından da sorgulanmıꢀtır. Söz konusu zamanda uygulanmakta olan kanun uyarınca, ön   soruꢀturma sırasında baꢀvuranın avukat yardımı talep etme hakkı bulunmamaktaydı. Bunun   sonucu olarak da, polis, Cumhuriyet Savcısı ve hakim tarafından sorgulanırken, baꢀvuran   avukat yardımından yararlanmamıꢀtır.   AĐHM, baꢀvuranın gözaltındayken sorgulanması sırasında kendini suçlayıcı ifadelerde   bulunduğunu, söz konusu ifadelerin Cumhuriyet Savcısı’nın iddianamesinde ve görüꢀlerinde   hayati önem taꢀıyan unsurlar haline geldiğini ve baꢀvuranın mahkumiyetinde önemli rol   oynadığını gözlemlemektedir.   AĐHM, ilk olarak, AĐHS’nin 6. maddesinin, davanın görüꢀülmesinden önce, ancak bu   hükümlere ilk safhalarda uymamanın davanın hakkaniyetine ciddi ꢀekilde zarar vermesinin   sözkonusu olduğu durumlarda geçerli olabileceğini hatırlatır (Salduz / Türkiye, no. 36391/02).   Ayrıca, adil yargılanma hakkının yeterince “uygulanabilir ve etkili” olabilmesi için, AĐHS’nin   6/1 maddesi, genel kural olarak, her davanın özel koꢀulları uyarınca söz konusu hakkın   sınırlandırılmasını gerektirecek zorunlu sebepler olmadıkça, ꢀüphelinin polis tarafından ilk   kez sorgulanmasından itibaren avukat yardımının sağlanmasını gerektirmektedir. Zorunlu   sebeplerin istisnai olarak avukata eriꢀim hakkının kısıtlanmasını haklı göstermesi halinde bile,   böylesi bir kısıtlama, gerekçesi ne olursa olsun, sanığın AĐHS’nin 6. maddesi tarafından   güvence altına alınan haklarına halel getirmemelidir. Sanığın polis sorgusu sırasında avukat     yardımı almaksızın kendini suçlayıcı ifadelerde bulunması ve söz konusu ifadelerin   mahkumiyeti için kullanılması halinde, savunma hakları prensip olarak telafi edilemez bir   ꢀekilde zarar görür (ibid).   Söz konusu davada, baꢀvuranın mahkumiyeti, gözaltına bulunduğu sırada avukat   yardımı almaksızın TKEP-L lideri olduğunu itiraf ettiği ifadesine dayandırılmıꢀtır. Ancak,   baꢀvuran, ceza yargılamasının sonraki bütün safhalarında söz konusu ifadesini geri almıꢀtır.   Olayların yaꢀandığı sırada yürürlükte olan Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 247.   maddesine göre polise veya Cumhuriyet Savcısı’na verilen ifadeler, eğer söz konusu   ifadelerin içinde bulunduğu sorgu kayıtları delil olarak kabul ediliyorsa, hakim önünde tekrar   edilmelidir. Söz konusu hükme rağmen, ilk derece mahkemesi baꢀvuranın itirafını delil olarak   kabul etmiꢀ ve baꢀvuranın mahkumiyetini bu ifadeye dayandırmıꢀtır. AĐHM’ye göre, söz   konusu tespit, AĐHS’nin 6/1 maddesi ile bağlantılı olarak 6/3(c) maddesinin ihlal edildiği   sonucuna varmak için tek baꢀına yeterlidir.   Bu sonuca rağmen, AĐHM, AĐHS’nin 6. maddesi ile güvence altına alınan adil   yargılanma ꢀartlarının diğer ihlallerini incelemenin uygun olacağı kanaatindedir. AĐHM, ilk   derece mahkemesinin, baꢀvuranın itirafının iki delil grubuyla desteklendiği kanaatine   vardığını gözlemlemektedir. Đlk delil grubu, diğer sanıkların, yine avukat yardımı olmaksızın,   aynı gözaltı sürecinde polise verdiği ifadelerden oluꢀmaktadır. Đkinci delil grubu ise   TKEP/L’nin üst örgütü olan TKEP’ye üye olmaktan yargılanan kiꢀilerce farklı ceza   mahkemeleri önündeki duruꢀmalar sırasında verilen ifadelerden oluꢀmaktadır.   Đlk delil grubuyla ilgili olarak, AĐHM, baꢀvuranla birlikte yargılanan diğer sanıkların,   gözaltındaki sorguları sırasında verdikleri ifadeleri sonradan geri aldıklarını ve bunun   sonucunda, ilk derece mahkemesinin, aleyhlerinde baꢀka herhangi bir delil bulunmadığını   belirterek sanıkları serbest bıraktığını gözlemlemektedir. Bununla birlikte, ilk derece   mahkemesi, baꢀvuranla birlikte yargılanan diğer sanıkların ifadelerinin baꢀvuranın itirafını   doğruladığı sonucuna varırken, sanıklar tarafından ifadelerin geri alındığını göz önünde   bulundurmamıꢀtır.   Đkinci delil grubuyla ilgili olarak, AĐHM, bütün delillerin duruꢀmada sanığın önünde   gösterilmesi gerektiğini hatırlatır. Adil yargılama, sanığın haklarına saygı gösterilmesini   gerektirmektedir. Söz konusu haklar, kural olarak, sanığın, ifadesini verdiği sırada ya da   yargılamanın daha sonraki aꢀamalarında, aleyhinde ifade veren tanığa itiraz etmesi veya   sorular sorması için yeterli ve uygun bir fırsatın verilmesini gerektirmektedir (Isgrò / Đtalya, A   Serisi no. 194-A; Lucà / Đtalya, no. 33354/96). Bunun tabii sonucu olarak, bir mahkumiyetin   sadece veya belirleyici ölçüde, sanığın soruꢀturma veya yargılama aꢀamasında sorgulama   veya sorgulatma imkanı bulamadığı bir kimsenin beyanlarına dayanması halinde, sanığın   hakları AĐHS’nin 6. maddesinin sağladığı güvencelerle bağdaꢀmayacak ölçüde kısıtlanmıꢀ   olur (Sadak ve Diğerleri / Türkiye, no. 29900/96).   AĐHM, Savunmacı Hükümet tarafından da kabul edildiği üzere, farklı duruꢀmalarda   verilen ifadelerin baꢀvuran aleyhinde kullanıldığını gözlemlemektedir. Bu husus, ilk derece   mahkemesinin kararında açıkça görülmektedir. Ayrıca, baꢀvuranın ilk derece mahkemesinden   en az iki kez talepte bulunmasına rağmen, farklı ceza mahkemeleri önünde baꢀvuran   aleyhinde ifade veren kiꢀiler, baꢀvuranın ilk derece mahkemesi önündeki duruꢀmasına   çağrılmamıꢀlardır.     AĐHM, yukarıda altı çizilen eksiklilerin, baꢀvuranın gözaltındayken ifade   verdiği sırada avukat yardımı alamamasının doğurduğu sonuçları daha da kötüleꢀtirdiği   kanaatindedir.   AĐHM, yukarıda anlatılanlar ıꢀığında, baꢀvuranın ceza yargılamasının ilk   aꢀamasında avukat yardımından yararlanamaması nedeniyle AĐHS’nin 6. maddesi tarafından   güvence altına alınan sanık haklarının kısıtlandığı sonucuna varır. Dolayısıyla, AĐHS’nin 6/1   maddesi ile bağlantılı olarak 6/3(c) maddesi ihlal edilmiꢀtir.   IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun   bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢀvuran, insanlık dıꢀı muameleye maruz bırakıldığını ve adil olmayan bir yargılama   sonucunda kötü muamele altında alınan ifadelerine dayanılarak ölüm cezasına çarptırıldığını   iddia etmiꢀtir. Baꢀvuran, iꢀkence sonucunda yaꢀadığı acı ve sıkıntı nedeniyle manevi tazminat   olarak 30,000 Euro talep etmiꢀtir.   Hükümet, baꢀvuranın talep ettiği miktara itiraz etmiꢀtir.   Benzer davalarda hükmedilen tazminat miktarlarını göz önünde bulunduran AĐHM,   hakkaniyete uygun olarak, AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlalinden doğan manevi zarar   karꢀılığında baꢀvurana 2,000 Euro ödenmesine karar verir (Salduz, yukarıda kaydedilen).   AĐHM, ayrıca, AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlali için en iyi telafi yolunun, baꢀvuranı,   mümkün olabildiğince bu maddenin ihlal edilmediği bir duruma getirmek olduğu   kanaatindedir (Salduz). AĐHM, söz konusu ilkenin bu dava için de geçerli olduğunu belirtir.   Sonuç olarak, AĐHM, en uygun telafi yolunun baꢁvuranın talep etmesi halinde AĐHS'nin   6/1 maddesinin gereklerine uygun olarak yeniden yargılanması olacağı kanaatindedir (mutatis   mutandis, Gençel / Türkiye, no. 53431/99).   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran, ayrıca, yerel mahkemeler ve AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu yargılama   masraf ve giderleri için 12,310 TL (yaklaꢀık 6,000 Euro) talep etmiꢀtir. Bu miktar, 650 TL   tutarındaki masrafları ve 11,660 TL tutarındaki avukatlık ücretini kapsamaktadır. Baꢀvuran,   taleplerini desteklemek üzere avukatının dava için kaç saat çalıꢀtığını gösteren bir çizelge   sunmuꢀtur.   Hükümet, baꢀvuranın talebine itiraz etmiꢀtir.   AĐHM’nin içtihadına göre, bir baꢀvuran gerçekliğini ve gerekliliğini kanıtladığı makul   miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM, söz konusu davada, elindeki bilgilere ve   yukarıdaki kriterlere dayanarak, Avrupa Konseyi tarafından adli yardım baꢀlığı altında verilen     Euro düꢀülerek bütün masraf ve giderler karꢀılığında baꢀvurana 2,000 Euro ödenmesine   karar verir.   C. Gecikme faizi   AĐHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına   uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM,   1. Oybirliği ile baꢀvuranın avukat yardımından yararlanma hakkına iliꢀkin ꢀikayetin   kabuledilebilir olduğuna;   2. Oy çokluğu ile AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca yapılan ꢀikayetin kabuledilemez   olduğuna;   3. Oybirliği ile baꢀvurunun geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;   4. Oybirliği ile AĐHS’nin 6/3(c) maddesi ile bağlantılı olarak 6/1 maddesinin ihlal   edildiğine;   5. Oybirliği ile,   (a)AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten   itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na   çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet   tarafından, baꢀvurana, manevi tazminat olarak 2,000 Euro (iki bin Euro), yargılama   masraf ve giderleri için Avrupa Konseyi tarafından adli yardım baꢀlığı altında verilen   Euro düꢀülerek 2000 Euro (iki bin Euro) ödenmesine;   (b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin   yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal   kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   6. Oybirliği ile adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiꢀtir.   Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragrafları gereğince 5 Ocak 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   Fatoꢀ Aracı   Nicolas Bratza   Zabıt Katibi Yardımcısı   Baꢀkan   13

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło