63354/00
WyrokETPCz2007-02-15ECLI:CE:ECHR:2007:0215JUD006335400
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy obecność sędziego wojskowego w składzie sądu bezpieczeństwa państwa, orzekającego w sprawie cywila, narusza prawo do niezawisłego i bezstronnego sądu z art. 6 ust. 1 Konwencji? Czy długość postępowania karnego (2 lata i 6 miesięcy) naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał przypomniał swoje wcześniejsze orzecznictwo, w którym konsekwentnie stwierdzał naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji w podobnych sprawach dotyczących sądów bezpieczeństwa państwa w Turcji, w których składzie zasiadali sędziowie wojskowi. ETPCz uznał, że skarżący, jako cywil sądzony przez sąd bezpieczeństwa państwa, miał uzasadnione obawy co do niezawisłości i bezstronności składu sędziowskiego, w którym zasiadał sędzia wojskowy. Obawy te były uzasadnione, ponieważ obecność sędziego wojskowego mogła niepotrzebnie wpływać na postrzeganie sądu, niezależnie od charakteru sprawy. W konsekwencji, Trybunał stwierdził naruszenie prawa skarżącego do bycia sądzonym przez niezawisły i bezstronny sąd. W odniesieniu do przewlekłości postępowania, Trybunał uznał, że okres dwóch lat i sześciu miesięcy, biorąc pod uwagę złożoność sprawy i dwukrotne rozpatrywanie jej przez sąd apelacyjny, nie był nadmierny, zwłaszcza że skarżący nie wykazał znaczących okresów bezczynności organów.Stan faktyczny
Skarżący, Aziz Canpolat, urodzony w 1950 roku, został aresztowany 11 października 1997 roku wraz z synem i pracownikiem pod zarzutem posiadania narkotyków. W jego domu i na farmie znaleziono konopie indyjskie. Został oskarżony o handel narkotykami i skazany przez Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Diyarbakır) na karę pozbawienia wolności. Wyrok był dwukrotnie uchylany przez Sąd Kasacyjny (Yargıtay) z powodu naruszenia prawa do obrony, zanim ostatecznie został utrzymany w mocy. W składzie sądu bezpieczeństwa państwa, który go sądził, znajdował się sędzia wojskowy.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza, że skarga dotycząca niezawisłości i bezstronności sądu, który osądził i skazał skarżącego, jest dopuszczalna, a pozostała część skargi jest niedopuszczalna. 2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu braku niezawisłego i bezstronnego sądu. 3. Stwierdza, że samo stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające słuszne zadośćuczynienie za szkodę niemajątkową poniesioną przez skarżącego. 4. (a) Zobowiązuje państwo pozwane do zapłaty skarżącemu kwoty 1000 EUR (tysiąc euro) tytułem kosztów i wydatków, powiększonej o wszelkie należne podatki, w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku zgodnie z art. 44 § 2 Konwencji, przeliczonej na nowe liry tureckie według kursu wymiany obowiązującego w dniu zapłaty. (b) Orzeka, że od upływu wspomnianego trzymiesięcznego okresu do dnia zapłaty, do powyższych kwot zostaną doliczone odsetki proste według stopy równej krańcowej stopie oprocentowania Europejskiego Banku Centralnego powiększonej o trzy punkty procentowe. 5. Oddala pozostałe roszczenia skarżącego o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
AVRUPA
OF EUROPE
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
ÜÇÜNCÜ DAİRE
CANPOLAT – TÜRKİYE
(Başvuru no. 63354/00)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG Şubat 2007
İşbu karar AİHS’nin 44 § 2. Maddesi’nde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek
olup, şekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.
__________________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Davanın nedeni, Türk vatandaşı Aziz Canpolat’ın (“başvuran”), İnsan Haklarının ve
Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“AİHS”) 34. Maddesi uyarınca,
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM”) 15.09.2000
tarihinde yapmış olduğu 63354/00 no’lu başvurudur.
Başvuran, Şanlıurfa Barosuna bağlı avukat M. Güzeler tarafından temsil edilmektedir.
AİHM, 31.05.2005 tarihinde başvuruyu Hükümet’e bildirmeye ve AİHS’nin 29 § 3.
Maddesi’ni uygulayarak, başvurunun kabuledilebilirliğiyle esaslarını beraber incelemeye
karar vermiştir.
OLAYLAR
I. DAVA OLAYLARI doğumlu başvuran, başvurunun yapıldığı sırada Şanlıurfa’daki Hilvan Cezaevi’nde
tutuklu bulunmaktaydı.
Başvuran, başvuranın oğlu ve çalışanlarından biri, 11.10.1997 tarihinde uyuşturucu madde
bulundurduğu ihbarının yapılması üzerine İ.Ş.’nin evinde Siverek Emniyet Müdürlüğünce
yakalanmışlardır. Başvuranın evi ve çiftliği aranmış, bir miktar hint keneviri ele geçirilmiştir.
Sanıklar 12.10.1997 tarihinde Siverek Sulh Hukuk Mahkemesi’nin huzuruna çıkarılıp,
tutuklanmışlardır.
Siverek Sulh Hukuk Mahkemesi davanın örgütlü uyuşturucu ticaretiyle ilgisi olduğu
gerekçesiyle 14.10.1997 tarihinde dava dosyasını Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi
Cumhuriyet Savcılığı’na göndermiştir.
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı 24.10.1997 tarihinde
başvuran ve diğer iki şüpheli hakkında bir iddianame hazırlamış, bu kişileri Türk Ceza
Kanunu’nun 403 § 5. Maddesi uyarınca ticaret amaçlı esrar bulundurmakla, İ.Ş.’yi ise esrar
kullanmakla suçlamıştır.
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi 26.05.1998 tarihinde başvuran ve İ.Ş.’yi suçlu
bulmuş, başvuranı üç yıl dört ay hapis cezasına çarptırmıştır.
Yargıtay 05.10.1998 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur.
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi 24.11.1998 tarihinde başvuran ve diğer sanıkları
bir kez daha suçlu bulup, altı yıl üç ay hapis cezasına çarptırmıştır.
Yargıtay 15.04.1999 tarihinde, ilk derece mahkemesinin kararını, başvuran ve sanıkların
duruşma tarihinden haberdar edilmeyerek savunma hakları gözetilmediği için bir kez daha
bozmuştur.
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi 15.06.1999 tarihinde başvuran ve diğer sanıkları
suçlu bulup, altı yıl üç ay hapis cezasına çarptırmıştır. Öte yandan hapiste bulundukları süreyi
göz önünde bulundurarak serbest bırakılmalarına karar vermiştir.
Yargıtay 20.04.2000 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
HUKUKA İLİŞKİN
1. AİHS’NİN 6 § 1. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, AİHS’nin 6 § 1. Maddesi uyarınca kendisini yargılayıp, suçlu bulan Diyarbakır
Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde askeri hakim bulunması nedeniyle adil yargılanma
hakkından yoksun bırakıldığından şikayetçi olmuştur. Ayrıca yargılanma sürecinin
uzunluğunun, AİHS’nin 6 § 1. Maddesi’nde şart koşulan “makul süre” kuralıyla uyuşmadığı
konusunda şikayetçi olmuştur. 6 § 1. Madde’nin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
“Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen
suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından
davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir...”
A. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı
1. Kabuledilebilirliğine ilişkin
Hükümet, başvuranın Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve
tarafsızlığına ilişkin şikayetinin, iç hukuk yollarını tüketmediği gerekçesiyle reddedilmesi
gerektiğini savunmuştur. Hükümet, başvuranın bu şikayeti ulusal mahkemelere götürmediğini
belirtmiştir. Başvuranların AİHM’ye yaptıkları başvuruları Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin
kararından itibaren altı ay içinde yapmaları gerektiğini savunmuştur.
AİHM, Hükümet’in benzer ön itirazlarını daha önce inceleyip reddettiklerini anımsar
(örneğin bkz. Vural – Türkiye, 56007/00; Çolak – Türkiye (no.1), 52898/99, Özel – Türkiye,
42739/98 ve Özdemir – Türkiye, 59659/00). AİHM, bu davada diğer davalarda vardığı
kararlardan sapmasını gerektirecek özel koşullar tespit etmemiştir. Dolayısıyla AİHM
Hükümet’in ön itirazlarını reddeder.
AİHM bu şikayetin AİHS’nin 35 § 3. Maddesi çerçevesinde dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeder. Ayrıca başka bakımlardan da kabuledilmez değildir. Bu nedenlerle
kabuledilebilir olarak beyan edilmelidir.
2. Esaslara ilişkin
Hükümet başvuranın Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ile ilgili
kapılacağı geçerli kuşkular için temel bulunmadığını belirtmiştir. Hükümet ayrıca askeri
hakimlerin bundan böyle bu tür mahkemelerde görev alamayacağına ilişkin 18.06.1999 tarihli
anayasa değişikliğine işaret etmiştir. Son olarak Devlet Güvenlik Mahkemelerinin 2004
yılında kapatıldığını ifade etmiştir.
AİHM, geçmişte benzer davaları incelediğini ve AİHS’nin 6 § 1. Maddesi’nin ihlal
edildiğinin tespit edildiğini kaydeder.
AİHM, bu davada farklı bir sonuca ulaşmak için neden görememektedir. Devlet Güvenlik
Mahkemesinde yargılanan bir sivil olarak başvuranın, ordu mensubu ve aynı zamanda
Muvazzaf Askeri Yargıç olan bir kimsenin mevcut bulunduğu bir heyet tarafından
yargılanması konusunda endişeli olması anlaşılabilir. Bu nedenle başvuran, örgütlü
uyuşturucu ticareti yapmaktan Devlet Güvenlik Mahkemesi önüne çıkmasına karşın,
mahkemenin davanın niteliğiyle hiçbir ilgisi bulunmayan etmenlerden gereksiz yere
etkilenmesinden endişelenmek için haklı nedenleri bulunabilir. Başka bir deyişle, başvuranın
Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun olmasından endişe
etmesinin haklı olduğu söylenebilir.
B. Yargılama sürecinin uzunluğu
Hükümet, bu davada yargılamanın uzunluğunun, davanın karmaşıklığı ve başvuranın
işlemekle suçlandığı suçun niteliği açısından makul olarak değerlendirilmesi gerektiğini
belirtmiştir.
AİHM, yargılama sürecinin 11.10.1997 tarihinde başvuranın gözaltına alınmasıyla
başladığını ve 20.04.2000 tarihinde Yargıtay’ın Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını
onamasıyla sona erdiğini kaydeder. Buna göre yargılama süreci yaklaşık olarak iki yıl altı ay
sürmüştür.
AİHM, yargılama sürecinin uzunluğunun makul olmamasının, davanın koşulları ışığında
ve AİHM’nin içtihadının belirlediği, davanın karmaşıklığı, başvuranın ve ilgili makamların
tavırları ile başvuranın kaybedecekleri gibi ölçütlere bağlı olarak değerlendirilmesi gerektiğini
yineler (diğerlerinin yanı sıra bkz. Kiper – Türkiye, 44785/98).
Yargılama sürecinin genel müddetine bakıp, davanın karmaşıklığı ve iki yargı aşamasında
incelendiği gerçeği göz önüne alındığında, AİHM bu davadaki yargılama sürecinin
uzunluğunun haddinden fazla olmadığı kanısındadır. Öte yandan başvuran, adli makamlara
addedilebilecek önemli bir durgunluk süreci gösterememiştir.
Başvurunun bu kısmının AİHS’nin 35 § 3. ve 4. Maddesi çerçevesinde açıkça dayanaktan
yoksun olması nedeniyle reddedilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.
II. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASI
AİHS’nin 41. Maddesi’nin ilgili kısmı şöyledir:
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
A. Tazminat
Başvuran maddi ve manevi tazminat olarak toplam 20.000 Euro talep etmiştir.
Hükümet başvuranın talebine itiraz etmiştir.
Maddi tazminat konusuyla ilgili olarak, AİHM ilk olarak, AİHS ihlali gerçekleşmeseydi,
Devlet Güvenlik Mahkemesi’ndeki yargılamanın sonucu konusunda tahmin yürütemeyeceği
kanısındadır (bkz. Tezcan Uzunhasanoğlu – Türkiye, 35070/97). Ayrıca başvuranın maddi
tazminat talebiyle ilgili belgelenmiş hiçbir delil sunulmamıştır. Dolayısıyla AİHM bu başlık
altında tazminat ödenmemesine karar verir.
Manevi tazminatla ilgili olarak, AİHM, ihlalin tespit edilmesinin başvuranın maruz
kaldığı manevi zarar için yeterli tazmin teşkil edeceğine karar vermiştir.
Bununla beraber, AİHM, bu davada olduğu gibi, bir kimse AİHS’nin bağımsızlık ve
tarafsızlık koşullarını yerine getirmeyen bir mahkeme tarafından mahkum edilirse, davanın
yeniden görülmesi ya da istenirse yeniden dava açılmasının, ihlali telafi etmek için uygun bir
yol olduğu kanısındadır (örneğin bkz. Öcalan – Türkiye, 46221/99).
B. Mahkeme masrafları
Başvuran AİHM önünde oluşan mahkeme masrafları için 5.000 Euro talep etmiştir.
Hükümet taleplerin aşırı ve belgelenmemiş olduğunu öne sürmüştür.
AİHM’nin içtihadına göre, mahkeme masrafları, ancak gerçekliği ve gerekliliği
kanıtlandığı ve makul bir meblağ olduğu takdirde başvurana geri ödenir (bkz. Sawicka –
Polonya, 37645/97). Bu davada, AİHM, sahip olduğu bilgiler ve yukarıda belirtilen ölçütler
ışığında, AİHM’de açılan davalar için 1.000 Euro tazminat ödenmesinin makul olduğu
sonucuna varmıştır.
C. Gecikme Faizi
AİHM, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı
marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar
vermiştir.
BU NEDENLERLE AİHM OYBİRLİĞİYLE
1. Başvuranı yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve
tarafsızlığı ile ilgili şikayetin kabuledilebilir, başvurunun geri kalanının kabuledilmez
olduğuna;
2. Başvuranın bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından yargılanmaması nedeniyle
AİHS’nin 6 § 1. Maddesi’nin ihlal edildiğine;
3. İhlalin tespit edilmesinin başvuranın maruz kaldığı manevi zarar için başlı başına yeterli
adil tazmin teşkil ettiğine;
4. (a) Sorumlu Devlet’in, mahkeme masraflarına karşılık olarak 1.000 Euro’yu (bin euro), bu
meblağa uygulanabilecek tüm vergilerle beraber, AİHS’nin 44 § 2. Maddesi’ne göre nihai
kararın verildiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden
Yeni Türk Lirası’na çevirerek, başvurana ödemesine;
(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona ermesinden, ödeme gününe kadar geçen süre
için, yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç
puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına karar vermiştir.
5. Başvuranın adil tazmin taleplerinin geri kalanını reddetmiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. Maddesi’nin 2. ve
3. fıkraları uyarınca 15 Şubat 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Santiago QUESADA
Zabıt Katibi
Boštjan M. ZUPANČIČ
Başkan
5
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 12.07.2026. · Źródło