63878/00
WyrokETPCz2005-04-26ECLI:CE:ECHR:2005:0426JUD006387800
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy skład Sądu Bezpieczeństwa Państwa (DGM) z udziałem sędziego wojskowego naruszył prawo do niezawisłego i bezstronnego sądu, gwarantowane przez art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że obecność sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa (DGM) w postępowaniu karnym przeciwko cywilowi, oskarżonemu o przestępstwa związane z bezpieczeństwem państwa, obiektywnie uzasadniała obawy skarżącego co do niezawisłości i bezstronności sądu. Trybunał wielokrotnie stwierdzał, że tego typu skład sądu nie spełnia wymogów art. 6 ust. 1 Konwencji, ponieważ cywil oskarżony o przestępstwa terrorystyczne może zasadnie obawiać się, że sędzia wojskowy będzie kierował się pozaprawnymi względami, co podważa zaufanie do wymiaru sprawiedliwości.Stan faktyczny
Skarżący, Seyfettin Balçık, obywatel turecki, został aresztowany w marcu 1998 r. i oskarżony o przynależność do PKK oraz zabójstwo trzech osób. Został przesłuchany przez prokuratora DGM, a następnie tymczasowo aresztowany przez sędziego DGM. W czerwcu 1999 r. DGM, w skład którego wchodził sędzia wojskowy, skazał skarżącego na dożywocie na podstawie art. 125 tureckiego kodeksu karnego. Wyrok został utrzymany w mocy przez Sąd Kasacyjny w grudniu 1999 r., a wniosek o jego sprostowanie został odrzucony w lutym 2000 r.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Uznał skargę za dopuszczalną.
2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji w związku z brakiem bezstronności i niezawisłości Sądu Bezpieczeństwa Państwa w Diyarbakır.
3. Uznał, że nie ma potrzeby badania pozostałych zarzutów na podstawie art. 6 Konwencji.
4. Stwierdził, że samo stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające zadośćuczynienie za szkodę niemajątkową.
5. Oddalił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
BALÇIK - TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no:63878/00)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG NİSAN 2005
İŞLEMLER
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 63878/00 başvuru no’lu davanın nedeni,
Türk vatandaşı Seyfettin Balçık’ın (Başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) Haziran 2000 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesi’nin
(AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
OLAYLAR
Başvuran, 1957 doğumludur ve Bursa’da ikamet etmektedir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Başvuran, 3 Mart 1998 tarihinde, İstanbul Polisi tarafından sahte kimlik
bulundurmaktan yakalanarak İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltına alınmıştır. Başvuran
yasadışı örgüt olan PKK üyesi olmak ve 1993’de Silvan’da üç kişiyi öldürmekle suçlanmıştır.
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Başsavcısı 5 Mart 1998
tarihinde başvuranı bu iki suçlama hakkında sorgulamıştır. Başvuran sözkonusu örgüte üye
olmadığını ileri sürmüş ve yasadışı hiçbir faaliyete karışmadığını belirtmiştir.
Başvuran aynı gün, İstanbul DGM’ye çıkarılmış ve hakim başvuranın tutuklanmasına
karar vermiştir. Başvuran, Cumhuriyet Başsavcısı’nın aldığı ifadeyi yinelemiştir.
Daha sonra başvuran Diyarbakır’a nakledilmiştir.
Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcısı, 26 Mart 1998 tarihinde verdiği
iddianameyle başvuran aleyhine ceza davası açmış ve Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 125.
maddesinin uygulanmasını istemiştir.
Başvuran 20 Ekim 1998 tarihli duruşmada, üç kişinin öldürüldüğü yerde, Silvan’da
olduğunu belirtmiştir. Ancak, bu cinayeti işleyen kişilerin yakınında bulunmasına rağmen,
sözkonusu adam öldürme olayına karışmadığını belirtmiştir. Şubat 1999 tarihli duruşmada, iki tanık dinlenmiştir. Birincisi R.T., suç teşkil eden
olaylar konusunda bir bilgisinin bulunmadığını belirtmiştir. Fiili gerçekleştiren kişi olarak
başvuranı daha önce teşhis eden ikinci tanık A.Z., yüzlerini seçemediği iki kişinin üzerlerine
ateş ettiğini gördüğünü belirtmiştir. Sorgulama aşamasında alınan ifadesinde, başvuranın
ismini fiili işleyen kişi olarak andığını, zira olaydan iki hafta önce kendini Seyfettin Balçık
olarak tanıtan bir kişinin kendisini aradığını savunmuştur. Ancak kesin olarak bu kişiyi teşhis
edemeyeceğini bildirmiştir.
Biri askeri hakim olmak üzere üç hakimden oluşan DGM, 15 Haziran 1999 tarihinde,
PKK faaliyetleri çerçevesinde işlenen kasten adam öldürme olayı faillerinden biri olduğu
gerekçesiyle, başvuranı, TCK’nın 125. maddesi gereğince ömür boyu hapis cezasına
çarptırmıştır. DGM, başvuranın suçluluğunu oluşturmak amacıyla diğerlerinin yanısıra,
tutuklama tutanağını, bilirkişi raporunu ve diğer cezai usul işlemleri ile beraber aleyhinde
başlatılan işlemler çerçevesinde alınan tanık ifadelerini gözönünde bulundurmuştur.
Yargıtay, 22 Aralık 1999 tarihinde alınan 8 Aralık 1999 tarihli kararla, başvurana veya
avukatına tebliğ edilmeyen 15 Haziran 1999 tarihli kararı onamıştır. Şubat 2000 tarihinde, başvuranın yaptığı kararın düzeltilmesi başvurusu Yargıtay
Savcısı tarafından kabul edilmemiştir.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, bir taraftan kendisini mahkum eden DGM’nin, bünyesinde bir askeri hakim
bulundurması ve diğer taraftan gözaltı sırasında avukatın bulunmayışı nedeniyle, kendisine
hakkaniyete uygun yargılamayı garanti eden “tarafsız ve bağımsız bir mahkeme”
olamayacağını iddia ederek AİHS’nin 6§§ 1 ve 3 c) maddesinin ihlal edildiğini ileri
sürmüştür.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
Hükümet, AİHM’yi, AİHS’nin 35. maddesine uygun olarak altı ay kuralına
uyulmamasından dolayı DGM’nin oluşumuna ilişkin başvuruyu reddetmeye davet etmektedir.
Hükümet, DGM’nin bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun olmasına ilişkin şikayet
konusundaki iç nihai kararın yine aynı mahkeme tarafından verilen karar olduğunu
savunmaktadır. Bu bakımdan, Hükümet, olaylar sırasında, DGM’nin yapısı ulusal mevzuata
bağlı olduğu sürece, ne DGM’nin ne de Yargıtay’ın bu başvuru hakkında karar verme
ehliyetinin bulunmadığını ileri sürmüştür. Hükümet buradan başvuranın, iç başvuru yollarının
etkisizliğinin farkına vardığı andan itibaren, yani DGM’nin karar tarihi olan 15 Haziran 1999
tarihi itibariyle altı ay içinde başvurusunu yapması gerektiği sonucuna varmaktadır. Oysa,
başvurunun 12 Haziran 2000 tarihinde yapıldığının altını çizmektedir. Hükümet, argümanına
dayanak olarak AİHM’nin içtihadına atıfta bulunmaktadır (diğerleri arasında, İpek-Türkiye
(karar), no: 39706/98, 7 Kasım 2000 ve Göztok-Türkiye (karar), no: 35830/97, 6 Şubat 2001).
AİHM, daha önce benzeri bir itirazı Özdemir-Türkiye kararında reddettiğini
hatırlatmaktadır (no: 59659/00, § 26, 6 Şubat 2003). AİHM, daha önceki vardığı sonuca aykırı
bir karar almak için hiçbir gerekçe görememekte ve dolayısıyla Hükümet’in itirazını
reddetmektedir.
AİHM, içtihadından çıkan kriterler ışığında (Bkz. özellikle, Çıraklar-Türkiye, 28 Ekim tarihli karar, 1998-VII) ve elinde bulunan unsurların tümünü gözönüne alarak
başvurunun esastan incelenmesi gerektiğine kanaat getirmektedir. Sonuç itibariyle AİHM,
başvurunun hiçbir kabul edilemezlik gerekçesine aykırı düşmediği sonucuna varmaktadır.
B. Esas hakkında
1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin tarafsızlığı ve bağımsızlığı hakkında
AİHM, bu davada ortaya çıkan sorunlara benzer sorunların ortaya çıktığı davaları bir
çok kez incelemiş ve AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Bkz. sözü
edilen Özel kararı, §§33-34 ve Özdemir-Türkiye, no:59659/00, §§35-36, 6 Şubat 2003).
AİHM, mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in, sözkonusu durumu farklı bir sonuca
ulaştırabilecek ne bir olay ne de bir delil sunduğuna kanaat getirmektedir. TCK’nın
öngördüğü suçlar hakkında DGM’ye çıkarılan başvuranın, aralarında askeri hakimin de
bulunduğu mahkeme heyeti önüne çıkmaktan çekinmesinin anlayışla karşılanacağını
saptamaktadır. Bu nedenden dolayı, başvuran, DGM’nin bu türden davalara ters düşen
değerlendirmelerle haksız yere yönlendirilmesine izin vermesinden haklı olarak
çekinmektedir. Böylece, bu mahkemenin tarafsızlığı ve bağımsızlığı hakkında başvuran
tarafından duyulan şüpheler objektif olarak kanıtlandığı varsayılabilir (Incal-Türkiye, 9
Haziran 1998 tarihli karar, 1998- IV, S.1573, §72 in fine).
AİHM, başvuranı yargılayıp mahkum ettiğinde DGM’nin, AİHS’nin 6§1 maddesi
uyarınca tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmadığı sonucuna varmaktadır.
2. Ceza muhakemeleri usulünün hakkaniyeti hakkında
Hükümet ihlalin bulunmadığını iddia etmektedir.
AİHM, benzeri davalarda tarafsız ve bağımsız olmadığı ortaya konulan mahkemenin
yargıya tabi kişilere hakkaniyete uygun yargılamayı garanti edemeyeceğini hatırlatır.
AİHM, başvuranın davasının tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından görülmesi
hakkının ihlal edildiği sonucuna varıldığı gözönünde bulundurulduğunda, işbu şikayetin
incelenmesinin gerekli olmadığı kanaatindedir (Bkz. Çıraklar-Türkiye, 28 Ekim 1998 tarihli
karar, 1998-VII,s.3074, §§ 44-45).
II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
AİHS’nin 41. maddesi gereğince,
Başvuran, rakam belirtmeksizin maddi ve manevi zarara uğradığını iddia etmektedir.
Başvuran, Komisyon organları ve/veya ulusal mahkemeler önünde yapılan masraf ve
harcamaların tazmin edilmesini talep etmemektedir ve benzeri bir sorun re’sen incelemeyi
gerektirmemektedir (Bkz. Colacioppo-İtalya, 19 Şubat 1991 tarihli karar, seri A no: 197-D,
s.52, §16).
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.
İddia edilen maddi zarara ilişkin olarak AİHM, AİHS’ye aykırılık mevcut
olmadığında, DGM önünde sonuçlanan yargılama usulünün sonucu üzerinde değerlendirmeye
gitmeyecektir. Sonuç olarak bu bağlamda başvuranın zararının tazmin edilmesine gerek
yoktur (Bkz. Findlay-İngiltere, 25 Şubat 1997 tarihli karar, 1997-I, s.284, § 85).
İddia edilen manevi zarara gelince, AİHM, dava şartlarında, tespit edilen ihlalin
hakkaniyetli bir tatmin oluşturduğu kanaatindedir (sözü edilen Çıraklar kararı, s. 3074, §49).
AİHM, bir başvuran hakkında verilen mahkumiyetin, 6§1 maddesine göre tarafsız ve
bağımsız olmayan bir mahkeme tarafından verildiği sonucuna vardığında, prensip olarak,
tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından başvuranı zamanında yeniden yargılamanın, en
uygun tazminin olacağı kanaatindedir (sözüedilen Gençel, § 27).
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,
1.Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2.Diyarbakır DGM’nin tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olmasına ilişkin
şikayet hakkında AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine;
3.AİHS’nin 6. maddesine göre yapılan diğer şikayetlerin incelenmesinin gerekli
olmadığına;
4.Mevcut kararın tek başına manevi tazminat için yeterli olduğuna;
5.Hakkaniyete uygun tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve 26 Nisan 2005 tarihinde, İçtüzüğün 77. maddesinin ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło