63925/00

WyrokETPCz2005-06-16ECLI:CE:ECHR:2005:0616JUD006392500

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skazanie redaktora gazety za opublikowanie artykułu krytykującego pisarza naruszyło jego prawo do wolności słowa (art. 10 Konwencji)? Czy skład Sądu Bezpieczeństwa Państwa, obejmujący sędziego wojskowego, zapewniał bezstronny i niezawisły proces zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że ingerencja w wolność słowa skarżącego, choć przewidziana prawem i mająca na celu ochronę integralności terytorialnej, nie była "niezbędna w społeczeństwie demokratycznym". Artykuł, mimo negatywnego tonu wobec państwa, nie nawoływał do przemocy, walki zbrojnej ani nienawiści, co jest kluczowym czynnikiem. Trybunał stwierdził również, że obecność sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa, orzekającego w sprawie cywila o przestępstwa z kodeksu karnego, obiektywnie podważała bezstronność i niezawisłość sądu, naruszając tym samym prawo do rzetelnego procesu.
Stan faktyczny
Skarżący, Ahmet Ergin, redaktor gazety "Günlük Emek", opublikował 26 marca 1998 r. artykuł krytykujący pisarza Yağmura Atsıza za jego komentarze dotyczące kurdyjskich obchodów Nevruz. Prokurator Sądu Bezpieczeństwa Państwa w Stambule oskarżył skarżącego o podżeganie do nienawiści na tle rasowym i regionalnym na podstawie art. 312 § 2 tureckiego kodeksu karnego. Sąd skazał skarżącego na karę pozbawienia wolności zamienioną na grzywnę w wysokości 151 244 768 TL oraz nakazał zawieszenie wydawania gazety na siedem dni. Wyrok został utrzymany w mocy przez Sąd Kasacyjny, a skarżący uiścił grzywnę. Później, 13 listopada 2003 r., Sąd Bezpieczeństwa Państwa anulował swój wyrok na podstawie nowej ustawy.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę za dopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 10 Konwencji. 3. Stwierdził naruszenie art. 6 § 1 Konwencji z powodu braku bezstronności i niezawisłości Sądu Bezpieczeństwa Państwa. 4. Uznał, że nie ma potrzeby rozpatrywania pozostałych zarzutów na podstawie art. 6 § 3 lit. b) Konwencji. 5. Zasądził na rzecz skarżącego 2 000 euro tytułem szkody majątkowej i niemajątkowej oraz 1 500 euro tytułem kosztów i wydatków. 6. Oddalił pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   ERGİN - TÜRKİYE DA VASİ (NO:5)   (Başvuru no:63925/00)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   S T R A Z B U R G   HAZ İRAN 2005   İşbu karar AİHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde   kesinleşecektir. Şekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.   ___________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayriresmi çeviri, Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları   Genel Müdür Yardımcılığı (AKGY) tarafından yapılmış olup, Mahkeme‟yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı, AKGY‟na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   İŞLEMLER   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 63925/00 başvuru no'lu davanın nedeni, Türk   vatandaşı Ahmet Ergin'in (Başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) 25 Ağustos 1999   tarihinde, Avrupa İnsan Haklan ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesi'nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca   yapmış olduğu başvurudur. Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından K.T. Sürek tarafından temsil   edilmektedir.   OLAYLAR   DAVA KOŞULLARI   doğumlu başvuran, İstanbul'da ikamet etmektedir. Başvuran, olayların geçtiği dönemde,   Günlük Emek gazetesinin Yazı İşleri Müdürü ve Editörü idi.   Başvuran, 26 Mart 1998 tarihinde, bu gazetenin 503. sayısında "Babasının yolunda bir halk   düşmanı" başlıklı bir makale yayınlamıştır. Hasan Kızıltaş imzalı makalede, ünlü bir milliyetçinin oğlu   olan yazar Yağmur Atsız, yazdığı bir makaleden dolayı eleştirilmektedir. Eleştiri, Atsız'ın, kürtlerin   "Nevruz" kutlamaları sırasında gelişen olaylara ve bu bayramın tarihsel ve politik anlamına ilişkin   yaptığı yorum üzerinedir.   İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Başsavcısı, 30 Mart 1998 tarihli   iddianameyle, Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 312§2 maddesi gereğince, bahsigeçen makaleyi   yayınladığından dolayı, başvuranı halkı ırk ve bölge ayrımcılığına dayanan kin ve nefrete teşvik etmekle   suçlamıştır.   Başvuran, DGM önünde, yapılan suçlamaları reddederek, AİHS'nin 6 ve 10. maddelerini ileri   sürmüştür.   DGM, 14 Ekim 1998 tarihli kararla başvuranı, bir altı ay hapis ve 150.144.768 TL para cezasına   çarptırmıştır. DGM, başvuran aidiyet belgesini sunduğundan dolayı, hapis cezasını para cezasına   çevirmiştir. Sonuçta başvuran, 151.244.768 TL para cezasına çarptırılmıştır. DGM ayrıca, yedi gün   gazetenin çıkarılmasının durdurulması emri vermiştir.   Başvuran, verilen bu kararın temyizine gitmiştir. Temyiz gerekçelerinde, başvuran yeniden   AİHS'nin 6 ve 10. maddelerini ileri sürmüştür.   Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın tebliğnamesi başvurana tebliğ edilmemiştir.   Yargıtay, 11 Şubat 1999 tarihli kararla ilk derece mahkemesinde verilen kararı onamış ve ödeme   emri başvurana 13 Nisan 1999 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvuran para cezasını ödemiştir.   DGM, 13 Kasım 2003 tarihli ek kararla, yayın yoluyla işlenen suçlara yönelik kararların ve   cezaların infazının ertelenmesine ilişkin 6 Mart 2003 tarihli ve 4454 sayılı Kanun gereğince, 14 Ekim   tarihinde verilen kararı bütün sonuçları ile beraber hükümsüz olduğunu bildirmiştir.   HUKUK AÇISINDAN   I. AİHS'NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuran, hakkında verilen cezai mahkumiyet kararının, AİHS'nin 10. maddesinde öngörüldüğü   gibi ifade özgürlüğünü ihlal etmesinden şikayet etmektedir.   A. Kabul edilebilirlik hakkında   AİHM, şikayetin AİHS'nin 35§3 maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun olmadığını   saptamakta ve ayrıca, hiçbir kabuledilemezlik gerekçesiyle ters düşmediğini ortaya koymaktadır.   Dolayısıyla şikayeti kabuledilebilir ilan etmek uygun olacaktır.   B. Esas hakkında   AİHM, dava konusu mahkumiyet kararının, 10§ 1 maddesinin güvence altına aldığı başvuranın   ifade özgürlüğü hakkına müdahale oluşturmasının taraflar arasında ihtilaf konusu olmadığını   kaydetmiştir. Üstelik müdahalenin kanun tarafından öngörüldüğüne ve 10§2 maddesi bakımından toprak   bütünlüğünün korunması gibi yasal amaç güttüğüne itiraz edilmemektedir (Bkz. 4 Haziran 2002 tarihli   Yağmurdereli-Türkiye karan, no: 29590/96, §40). AİHM, bu değerlendirmeyi benimsemiştir. Buna   karşın uyuşmazlık, bu müdahalenin "demokratik bir toplumda gerekli" olup olmadığı sorusuna   dayanmaktadır.   Hükümet, makale, PKK faaliyetlerini ulusal kurtuluş faaliyetleri olarak tanımladığı sürece ve   Türk toplumunda farklı gruplar arasında şiddet ve kine kaçınılmaz olarak teşvik eden bölücü propaganda   sözkonusu olduğundan dolayı, başvuran hakkında verilen mahkumiyet kararının demokratik toplumda   gerekli olduğunda ısrar etmektedir.   AİHM, geçmişte mevcut davada olduğu gibi bir çok davada ortaya çıkan buna benzer sorunları   irdelemiş ve AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiği kanaatine varmıştır (Bkz. Özellikle Ceylan-Türkiye,   no: 23556/94, §38, 1999-IV, Öztürk-Türkiye, no: 22479/93, §74, 1999-VI, İbrahim Aksoy, §§80, Kavkın,   §39, 23 Eylül 2003 ve Kızılyaprak-Türkiye, no: 27528/95, §43, 2 Ekim 2003).   AİHM, içtihat kararları ışığında mevcut davayı incelemiş ve Hükümet'in, sözkonusu durumu   farklı bir sonuca ulaştırabilecek ne bir olay ne de bir delil sunduğuna kanaat getirmiştir. AİHM, suç   unsuru makalelerde kullanılan ifadelere ve makalelerin yayımlandığı duruma önem vermiştir. Bu   bağlamda, göreceği davanın bulunduğu koşullan ve özellikle terörle mücadeleye bağlı zorlukları   gözönünde bulundurmuştur (Bkz. İbrahim Aksoy, §60 ve 9 Haziran 1998 tarihli Incal-Türkiye kararı,   1998-IV, s. 1568, §58).   Dava konusu makale, kürt bayramının kökeni ve bazı Türk aydınlarının bunu kendilerine mal   etmesi konusunda yapılan tartışma etrafında, basında çıkan diğer bir makalenin ve yazarın kişiliğinin   eleştirisini yapmaktadır.   AİHM, DGM'nin dava konusu makalenin halkı kin ve düşmanlığa teşvik edici ifadeler içerdiğine   kanaat getirdiğini belirtmektedir.   AİHM, başvuranın ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleyi haklı gösterecek kendi içinde yeterli   olmayan yerel mahkemelerin aldığı kararlarda bulunan gerekçeleri incelemiştir. (Bkz. Mutatis mutandis,   Sürek-Türkiye (no:4), no: 24762/94, §58, 1999-IV). AİHM, dava konusu makalede bazı ifadelerin Türk   Devleti hakkında negatif bir tablo çizerek, metne düşmanlık uyandıran bir anlam yüklese de, ne şiddet   kullanmaya, ne silahlı mücadeleye, ne de ayaklanmaya teşvik etmiş ve AİHM'nin gözünde, gözönünde   bulundurulması gereken başlıca unsur olan konuşmanın kin güden bir konuşma olmadığını   gözlemlemiştir (Bkz. a contrario, Sürek-Türkiye (no:l), no: 26682/95, §62, 1999-IV ve Gerger-Türkiye,   no:24919/94, §50, 8 Temmuz 1999).   AİHM, müdahalenin oranını belirlemek sözkonusu olduğunda, verilen cezaların niteliği ve   ağırlığının da gözönünde bulundurulması gereken unsurlar olduğunu belirtmektedir. AİHM, bu   bakımdan, başvuranın 151.244.768 TL para cezasına çarptırıldığını not etmektedir. Bun ek olarak,   Günlük Emek gazetesinin bir hafta boyunca yayınlanması yasaklanmıştır. İşbu başvurunun AİHM önüne   getirildikten sonra verilen ek kararda, DGM, kararın hükümsüz olduğunu bildirmiş ve buna bağlı bütün   sonuçları ortadan kaldırmıştır.   AİHM, başvuran lehine verilen bir kararın, ulusal merciler AİHS'nin ihlalini açıkça veya özü itibariyle   kabul ettiği ve de ihlali tazmin ettiği sürece başvuranın "mağdur" statüsünü ortadan kaldırmaya   yeteceğini not etmektedir {Amour-Fransa, 25 Haziran 1996 tarihli karar, 1996-III, s. 846, §36). Oysa bu   davada, başvuran para cezasını ödemekle kalmayıp yaklaşık beş yıl sonra ek kararın alınmasına kadar   mahkumiyet kararından doğan kısıtlamalara maruz kalmıştır. AİHM, bu koşullarda, başvuran hakkında   verilen ilk mahkumiyet kararı, demokratik toplumda gereklilik prensibiyle bağdaşmadığına kanaat   getirmektedir. Dolayısıyla AİHS'nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.   II. AİHS'NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuran, kendisini mahkum eden DGM'nin, bünyesinde bir askeri hakim bulundurması   nedeniyle, kendisine hakkaniyete uygun yargılamayı garanti eden "tarafsız ve bağımsız bir mahkeme"   olamayacağını iddia etmektedir. Ayrıca başvuran, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın tebliğnamesinin   kendisine tebliğ edilmemesinden şikayetçi olarak, AİHS'nin 6§1 ve 3 b) maddesinin ihlal edildiğini öne   sürmektedir.   A. Kabul edilebilirlik hakkında   AİHM, şikayetlerin AİHS'nin 35§3 maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun   olmadıklarını saptamakta ve ayrıca, şikayetlerin hiçbirinin kabul edilemezlik gerekçesiyle ters   düşmediğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla şikayetleri kabul edilebilir ilan etmek uygun olacaktır.   B. Esas hakkında   1. DGM'nin tarafsız ve bağımsız olması hakkında   AİHM, geçmişte de birçok defa benzer olayların meydana geldiği sözüedilen durumlarla ilgili   sorunlara benzer sorunları birçok kez incelemiş ve AİHS'nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini tespit   etmiştir (Bkz. 7 Kasım 2002 tarihli Özel-Türkiye kararı, no: 42739/98, §§33-34 ve 10 Temmuz 2001   tarihli Özdemir-Türkiye kararı, no: 59659/00, §§35-36).   AİHM, mevcut davayı incelemiş ve Hükümet'in, sözkonusu durumu farklı bir sonuca   ulaştırabilecek ne bir olay ne de bir delil sunduğuna kanaat getirmektedir. AİHM, TCK'nın öngördüğü   ve cezalandırdığı suçlardan DGM önüne çıkarılan başvuranın, aralarında askeri hakimin de bulunduğu   mahkeme heyeti önüne çıkmaktan çekinmesinin anlayışla karşılanacağını saptamaktadır. Bu nedenden   dolayı, başvuran, DGM'nin bu türden davalara ters düşen değerlendirmelerle haksız yere   yönlendirilmelerine izin vermesinden haklı olarak çekinmektedir. Böylece, bu mahkemenin tarafsızlığı   ve bağımsızlığı hakkında başvuran tarafından duyulan şüphelerin objektif olarak kanıtlandığı   düşünülebilir (sözüedilen Incal kararı, §72 in fine).   AİHM, başvuranı yargılayıp mahkum ettiği sırada, DGM'nin, 6§1 maddesi uyarınca tarafsız ve   bağımsız bir mahkeme olmadığı sonucuna varmaktadır.   2. Savcı görüşünün tebliğ edilmemesi hakkında   AİHM, benzer davalarda, tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olduğu ortaya   konulan bir mahkemenin, her olasılıkta, kendi yargısına tabi kişilere hakkaniyetli bir yargı   sağlayamayacağı hükmüne vanidığmı hatırlatmıştır.   AİHM, başvuranın tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından dinlenme hakkının ihlal   edilmesi sonucu gözönünde bulundurulursa, AİHS'nin 6. maddesine göre yapılan diğer şikayeti   incelemeye gerek olmadığı kanaatine varmıştır (Bkz. diğerleri arasında, 28 Ekim 1998 tarihli   Çıraklar-Türkiye kararı, 1998-VII, §§ 44-45).   III. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA   AİHS'nin 41. maddesi gereğince,   A. Tazminat   Başvuran, ödenen para cezası ve gazetenin yayımlanmasının ertelenmesinin sebep olduğu   kazanç kaybı için maddi tazminat olarak 10.000 Euro istemektedir. Başvuran, uğradığı manevi zarar için   10.000 Euro istemektedir.   Hükümet bu iddialar konusunda görüş bildirmemektedir.   AİHM, iddia edilen parasal kayıp konusunda, başvuranın 151.244.768 TL'lik borcunu ödediğini   saptamaktadır. Derginin yayımlanmasının ertelenmesi iddiaları konusunda, başvuran AİHS'nin 10.   maddesinin ihlal edilmesinden doğan zararın miktarının tespit edilmesini sağlayan hiçbir delil unsurunu   sunmadığı sürece, AİHM bu talebi reddetmektedir. Manevi tazminat için AİHM, ilgilinin dava   koşullarında bir takım sıkıntılar duyabileceğine kanaat getirmektedir. AİHM, başvurana uğranılan maddi   ve manevi zararlar için 2.000 Euro verilmesinin uygun olacağı kanaatindedir.   AİHM, başvuran hakkındaki mahkumiyet kararının, 6§1 maddesi bağlamında tarafsız ve   bağımsız olmayan bir mahkeme tarafından verildiği sonucuna vardığında prensip olarak en uygun   tazminin, başvuranı zamanında tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından yeniden yargılamak olacağı   kanaatindedir (sözü edilen Gencel kararı, §27).   B. Masraf vc Harcamalar   Başvuran ayrıca, ulusal mahkemeler ve AİHM'de yapılan masraf ve harcamalar için 2.000 Euro   talep etmektedir.   Hükümet bu miktarı aşırı bulmaktadır.   AİHM'nin içtihadına göre, başvuran, yaptığı masraf ve harcamaların gerçekliği, gerekliliği ve   oranlarının makul olduğu ortaya konulduğu sürece geri ödemelerini elde edebilir. Davada, elinde   bulunan unsurlar ve yukarıda belirtilen kriterleri gözönünde bulundurarak, AİHM, yapılan bütün   masraflar için 1.500 Euro'nun makul olduğuna kanaat getirerek, bu miktarın başvurana ödenmesine   hükmetmektedir.   C. Temerrüt faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı basit faize dayalı   olarak %3 'lük bir faiz oranı uygulanacağını belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,   1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;   2. AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;   3. DGM'nin tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olması nedeniyle AİHS'nin 6§1 maddesinin ihlal   edildiğine;   4. AİHS'nin 6§3 b) maddesine göre yapılan diğer şikayetlerin incelenmesine gerek olmadığına;   5.   a) Bu kararın, AİHS'nin 44§2 maddesine göre kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL'ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet'in   başvurana:   i.   maddi ve manevi tazminat için 2.000 Euro (iki bin euro)   ii.   iii.   masraf ve harcamalar için 1.500 Euro (bin beş yüz euro)   miktara yansıtılabilecek KDV ve pul, harç ve masraflarla birlikte ödemesine;   b) Belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için, yukarıda belirtilen tutara,   Avrupa Merkez Bankası'nın kredi faiz oranına yüzde üç puan eklenmek suretiyle gecikme faizi uygulanmasına;   6. Hakkaniyete uygun tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve 16 Haziran 2005 tarihinde, İçtüzüğün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları   uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 15.07.2026. · Źródło